10.Bölüm: Engin Cevahiroğlu

3932 Kelimeler
Kirpiklerim birbirine yapıştırılmış gibi göz kapaklarımı zorlukla araladığımda tanımadığım bir tavan döşemesi ve avizeyle karşılaşınca rüya gördüğümü düşündüm. Bedenim günlerce deliksiz bir uykuya yatmışım da yeni uyanmışım gibi dinç hissederken alnımdaki saç tutamlarını geri atmak için uzanınca sağ elime bağlı hortumu görüp duraksadım. Başımı çevirince metal askılığı ve damarlarıma ilaç gönderen serum şişesini gördüm. Kafa karışıklığı ile gözlerimi kırpıştırırken yavaşça dirseklerimin üzerinde doğrulup üzerime örten yumuşak leylak rengi battaniyeye ittim. Uzandığım çift kişilik yatağın ortasında battaniyeden bir kozanın ortasına yerleştirilmiş narin bir kelebekmişim gibi etrafımın minik yastıklar ile çevrelendiğini gördüm. Başımı ayak uçumdan yukarıya doğru kaldırınca karşı duvardaki geniş pencereyi ve ağır dökümlü perdeleri gördüm. Gün ışığı vitraylı camlardan süzülüp dokuma halının üzerinde dans ediyordu. Sol tarafımdan bir ses gelince o tarafa döndüm. Sesin kaynağı birbiri üzerine yığılmış odunların şöminede yanarken çıkarttığı çatırtıydı. Odanın sıcak olmasına şaşmamak gerekti. Ahşap kaplama duvarları süsleyen çeşitli resimleri görünce yakından incelemek istedim. Yataktan kalkıp iki tane tek kişilik koltuğun durduğu köşede asılı olan ilk tabloya ilerlemeye niyet etmiştim ki daha sol ayağımı yere koyamadan odanın kapısı açıldı. Başımı hafifçe sağa çevirip gelene baktım. Kapıdan içeriye doğru iki adım atmış kadın beni görünce bir anda duraksadı. Şaşkınlığı birkaç saniye sürdü, hızla yüzü sevecen bir gülümseme ile şekillenirken dizlerine kadar uzanan siyah elbisesinin üzerine giydiği bej rengi hırkanın önünü çekiştirdi. ‘’Demek uyandınız.’’ ‘’Evet.’’ Sıkıca topuz yapılmış siyah saçları yüzünden hafif çekik görünen gözleriyle beni baştan aşağıya süzerken ‘’Nasıl hissediyorsunuz?’’ diye sordu. ‘’İyiyim.’’ Tek kelimelik cevaplarıma başını eğip bana yaklaştı. ‘’Lütfen geri uzanın.’’ Sözünü dinleyip rahat kozama geri yerleşirken kadın seruma uzanıp kontrol etti. Fazlasıyla sakin tepkim bana bile garip gelirken düşünemiyor gibiydim. Zihnimi zorlayıp ‘’Kimsiniz?’’ diyebildim. Kadın kocaman gülümseyip ‘’Ben kişisel hemşireniz Esma.’’ dedi. ‘’Memnun oldum.’’ Bir an duraksayıp ekledim. ‘’Sanırım.’’ Esma sözlerime pek alınmadı. ‘’Kafanız karışık olmalı, bilinciniz üç gündür pek yerinde değildi. Dinlenmeniz ve ağrılarınızı dindirmek için sizi uyutup gerekli ilaçları verdik.’’ ‘’Üç gün mü?’’ ‘’Evet. Salı günü akşamı eve geldiniz.’’ ‘’Ev?’’ Esma hevesle cevap vermeye devam etmek yerine duraksayıp gözlerini kaçırdı. ‘’En iyisi ben Cafer Bey’e haber vereyim.’’ Odadan çıkmak için harekete geçmişti ki hızla konuştum. ‘’Neden sakinim?’’ Yabancı bir yerde üç gün bilincimin kapalı olduğunu öğrenmiştim. Kişisel hemşirem vardı. Adı geçen Cafer Bey’i tanımıyordum ama zihnim çok dingindi. Panik ya da korku hissetmiyordum. Esma bana şefkatle bir bakış attı. ‘’Sakinleştirici yüzünden.’’ Kolunu kaldırıp bileğindeki gümüş renkli saate göz attıktan sonra ‘’Aslında size ilaç vermeye gelmiştim etkisi neredeyse geçmek üzere ama uyandığınız ve iyi durumda olduğunuz için gerekli değil. Hem eminim konuşmak isteyeceksiniz.’’ dedi. Sakinleştirici kullandığım ilaçlar ile kötü bir kombin yaratmaz mıydı? Aklımdan bu soru geçerken Esma beni düşüncelerim ile tanımadığım odada yalnız bırakıp dışarı çıktı. Kapı minik bir tık sesiyle ardından kapanırken neler olduğunu, buraya nasıl geldiğimi hatırlamaya çalışsam da anılarım dumandan bir şeritle perdelenmiş gibiydi. Ne zaman net bir detay yakalasam gri sise karışıyordu. Vazgeçmek yerine inat edip hatıralarımın peşine düştüm. Dakikalar geçtikçe tenimde küçük spazmlar oluşmaya, başım ağrımaya başladı. Esma’nın dediği gibi sakinleştiricinin etkisi geçerken şakaklarıma keskin bir sızı saplandı. Gözlerimi sıkıca yumup dişlerimin arasından nefes alırken gri duman dağılıp silah sesleri, tenimde patlayan tokatlar ve çığlıkları açığa çıkardı. Sol elimle göğsümü tutup öne doğru eğilirken içgüdülerim baraj kapağını yıkan su gibi çağladı. Kaçırıldım! Dövüldüm! Kaçmalıyım! Başımın içinde avaz avaz biri bağırıyor gibi hissederken aklıma Esma’nın üç gündür bu evde olduğumu söylemesi geldi. Neler olmuştu? Burası kimin eviydi? Cafer Bey’i çağıracağını söyleyen Esma gittiğinden beri neredeyse on dakika geçmişti. Annemin ölümünde parmağı olan adamın kehribar rengi gözleri ile tombul bedeni bir anda gözümün önünde canlandı. Aldığım darbelerle sersemlerken bedenime yapmak istediklerini hatırlayınca midem bulandı. Bilincime zar zor tutunurken üzerime abanan bedeni ile kriz bile geçirecek zamanım olmamıştı. Boğazımdan yükselen safrayı bastırırken düşündüm. Cafer o olabilir miydi? Beni dövüp ardından iyileştirmeye mi karar vermişti? Babamda olduğuna inandığı, benim adını bile duymadığım biblonun nerede olduğunu öğrenmek için kendime gelmemi mi beklemişti? Ense köküme bıçak saplanmış gibi bir ağrı aniden vurunca inledim. Çıkardığım ses bana başka çığlıkları hatırlatınca kalp atışlarım hızlandı. Onur neredeydi? Onu öldürmüşler miydi? Yoksa benden bilgi alana kadar sağ kalmasına izin mi vermişlerdi? Onur’u bana karşı mı kullanacaklardı? Nefesim boğazıma sıkışıp beni panik atak geçirmekle tehdit ederken odanın kapısı ikinci kez açıldı. Esma bu sefer ardında bir adamla içeriye girdi. Görüş alanıma giren uzun boylu adamı görünce ağzım şaşkınlıkla aralandı. ‘’Seni daha önce gördüm.’’ Yeşil gözleri sıcaklıkla dolu adam içtenlikle gülümseyip kapının yanına dayanmış sandalyeyi yatağımın yanına sürükledi. Ardından dudaklarından ilk kez karşılaştığımızdaki kelimeler döküldü. ‘’İzniniz var mı?’’ Çok uzak olmayan bir zamanda birlikte sahil kenarında bankta oturup sohbet ettiğim adamın yüzüne bakarken o gün sorusuna verdiğim cevabı verdim. ‘’Elbette.’’ Adam beyaz gömleğinin altında atletik olduğu belli bedenini beklenmedik bir zarafetle sandalyeye yerleştirip gömleğinin manşetlerini düzeltirken ‘’Mutluluğu bulmak sizin için epey zor değil mi?’’ dedi. Başıma gelenleri düşününce içim öfkeyle doldu. O gün üzülmek yerine mutluluğa gözlerimi dikmemi öğütleyen adamı tokatlamak istedim. Tam da bu istekle ellerimi yumuşak battaniyeye gömerken sinirle konuştum. ‘’Kimsiniz siz?’’ Tavır değişikliğimle Esma yanında dikildiği adama ‘’Sakinleştirici etkisi geçti.’’ diye bilgi verdi. Koyu sarı, geriye yatırılmış saçlarından elini geçiren adam derin bir nefes alıp ‘’Fark ettim.’’ dedi. Başını Esma’ya çevirip ‘’Mutfağa uğrayıp atıştıracak bir şeyler ve kahve istediğimi iletir misin lütfen?’’ derken sesi nazik çıksa da kişisel hemşirem olan kadını odadan kovduğu belliydi. Esma ‘’Tabii hemen hallediyorum.’’ diyerek odayı terk etti. Cafer’in yeşil gözleri yüzümde dolaşıp tepkimi yakalamaya çalışırken ‘’Ben Cafer Aytekin.’’ dedi. Bu kadarı her şeyi açıklamaya yetermiş gibi susunca kaşlarım çatıldı. Bir an önce Onur’un durumu sormak istesem de karşımdaki adamın benden ne istediğini bilmeden yapamazdım. ‘’Neresi burası?’’ ‘’Patronum Engin Bey’in evi.’’ Ben patronu ve işi hakkında soru soramadan Cafer konuşmaya devam etti. ‘’Burada güvendesin Deniz.’’ Konuşmanın siz’den sen’e geçmesini yadırgama fırsatım olamadan adamın yüz hatları çarpıldı. Yüzünden öyle nefret ve öfke dolu bir ifade vardı ki istemeden titredim. Cafer farkında olmasa gerek ki ifadesi sesine de yansırken ‘’O hayvanlar bir daha sana zarar veremeyecek.’’ dedi. ‘’Nedim Aladağlı ve adamları hak ettikleri yerdeler.’’ Kehribar gözlü, tombul adamın adının Nedim Aladağlı olduğu sonucuna varırken sordum. ‘’Beni sen mi kurtardın?’’ ‘’Evet.’’ Boğazım düğümlenirken ‘’Teşekkür ederim.’’ dedim. Bu yabancı adamın neden bana bu kadar iyi davrandığını, beni mafyanın elinden kurtardığını çözemezken gözlerim doldu. Ne olursa olsun bu adama minnettardım. Beni ölmek istememe sebep olacak bir sondan kurtarmıştı. Anneme yapmak istediklerini dile getiren adamın iğrenç sesi zihnimde hala çok tazeydi. Tırnaklarım yumuşak kumaşa daha çok gömülürken içimde endişe filizlendi. ‘’O adamlar annemi öldürdü. Onlar mafya.’’ Cafer düz bir sesle onayladı. ‘’Öyleler.’’ Ona kaçamak bir bakış attım. ‘’Size de zarar vermezler mi?’’ Cafer’in gözleri dalgınlaştı. Sesi anılarına gömülmüş bir insanın kısık fısıltısına dönüşse de dediklerini duydum. ‘’O sahneyi görüp de bir şey yapmamam imkansızdı. Öleceğimi bilsem bile hiçbir kadına sırtımı dönmem.’’ Nedim Aladağlı’nın tokatlarının izi tenimde kalmış gibi yanağımı okşayınca Cafer’in iyi bir adam olduğunu anladım. Beni o durumdan kurtarmış, iyileşmem için uğraşmıştı. Yine de kendimi ‘’Benden ne istiyorsun?’’ diye sorarken buldum. Benim için yaptıkları ile Cafer bir anda siz olmaktan çıkmıştı. Gözlerini kırpıştırıp olduğumuz ana dönerken ‘’İyi olmanı. Sadece güvende ve mutlu olmanı.’’ dedi. ‘’Neden?’’ Yutkundum. ‘’Seni tanımıyorum bile. Sen de beni tanımıyorsun. Neden kendini benim için riske atıp sonra da güvende olmamı isteyesin ki?’’ Mahcup bir gülüş dudaklarını süslerken ‘’Seni tanıyorum Deniz.’’ dedi. Gerildim. ‘’Nereden tanıyorsun?’’ Cafer sandalyesinde geriye yaslanıp eliyle çenesini sıvazladı. ‘’Uzun. Çok uzun bir hikaye. Ama sadece şunu bil yıllardır güvende olman için seni izliyordum.’’ Yüzüme yerleşen dehşeti görmüş olsa gerek ki elini aklımdan geçen düşünceleri durdurmak ister gibi havaya kaldırdı. ‘’Ben bir sapık falan değilim. Seni küçük kız kardeşim gibi görüyorum.’’ Kuruyan dudaklarımı ıslattım. ‘’Daha fazla açıklamaya ihtiyacım var.’’ Cafer bu sefer yüzünü sıvazlayıp homurdandı. ‘’Babanın ölümünden sonra annenin çabaları yüzünden eninde sonunda peşinize düşeceklerdi. Yağmur Hanım çok zeki ve başarılı bir kadındı.’’ Yüzü yumuşayıp minnetle doldu. ‘’Küçük hanımı tedavi edip ona umut olmuştu. Ama sonrasında…’’ Yüzü yeniden öfkeli ifadesini takınırken ‘’Hakkı Aladağlı ve adamları bağış balosunu basıp herkesi katletti.’’ diye kinle konuştu. ‘’Amaçları bütün aileyi ve bağlantılarını katletmekti. Neredeyse başarılı da oluyorlardı.’’ Cafer’in anlattıklarından parçaları birleştirip sonuca vardım. Annem, Ali Cevahiroğlu’nun sponsorluğunu alıp bağış balosuna katılmıştı. Kızları Füsun Cevahiroğlu’nu tedavi etmişti. ‘’Cevahiroğlu.’’ dedim. ‘’Sen onların adamısın.’’ Nedim Aladağlı’nın dediklerinin ne kadarı doğruydu? Annemin en başından beri kullandığı bağlantılar, bizi saklamayı başarması babamın iş yaptığı Ali Cevahiroğlu sayesinde miydi? Öyle olsa bile Nedim Aladağlı’nın iddia ettiği gibi annemin bir ilişkisi yoktu. Babamın ölümünden sonra asla başka bir adama kalbini açmamıştı. Cafer ‘’Evet.’’ derken dikkatle beni inceledi. On üç senenin ağırlığı omuzlarımdan beni aşağıya bastırırken ‘’Annem, Ali Cevahiroğlu yüzünden öldü.’’ dedim. ‘’O baloda olmasaydı hala yaşıyor olacaktı.’’ Yeşil gözlü adam ona tokat atmışım gibi sarsıldı. ‘’Hayır. O gece orda olmasa bile ölürdü. Balonun olduğu köşk tek basılan yer değildi.’’ O gece beni yaralayıp hayatımı yok eden adamlar başkalarının da mı canını almıştı? Gerçekten annemle ben orada olmasaydık yine de peşimize düşerler miydi? Aklımdan geçen onlarca soruyu sıralamaya çalışırken Cafer gibi yüzümü sıvazladım. ‘’Anlamıyorum. Bütün bunlar neden bizim başımıza geldi?’’ Cafer yıllardır sorduğum ama cevabını asla alamadığım soruyu cevaplayınca kalakaldım. ‘’Hilmi Saral’ın Ali Cevahiroğlu’yla iş bağlantıları vardı. Sadece işte değil, gençlik yıllarında yakın arkadaşlardı. Birbirlerine ve ailelerine çok değer verirlerdi. O yüzden baban öldükten sonra Ali Cevahiroğlu korumasını sunsa da annen ilk başta kendi ayakları üzerinde durup adalete güvendiğini söyledi.’’ Dudaklarından alaycı bir ses çıktı. ‘’Bu dünyada adalet büyük saçmalık, kimse yaptıklarının cezasını çekmiyor, kendin ezmezsen sen eziliyorsun.’’ Sözlerine itiraz edemedim. Babamın bütün emeğini kaybeden annem kendi kariyerinde de işinden olmuştu. Nedeni ise ondan daha güçlü olanların bağlantıları ve yalan iddialarıydı. Cafer konuşmaya devam etti. ‘’Ali Bey annenin düşüncelerine saygı gösterip uzaktan uzağa sizi korudu. Kısa sürede Yağmur Hanım gerçeklerin altında ezilip yardım istediğinde ise hemen el uzatıp İstanbul’a gelmenizi ve hayatınızı yeniden kurmanızı destekledi. Annenin Füsun Hanım’ı tedavi etmesinin ardından parlak zihniyle ilerlemeyi seçtiği yol çoğu kişinin önüne taş koysa da onu yıldırmadı. Düşmanlar edindi. Ali Bey sayesinde hepsinden korundu ama seneler önce o gece içimize sızan köstebekler olduğunu bilmiyorduk. Cevahiroğlu’nun korumaya yemin ettiği çok fazla can kaybedildi. Kendileri de dahil.’’ Ailem hakkında bilmediğim gerçekler tek tek sıralanırken yapabildiğim tek şey dinlemekti. Eskisi gibi annemin o gece orda olmasaydı yaşayacağını düşünüp içten içe Cevahiroğlu’nu suçlayan yanım yenilmişti. Başından beri olaylar annemle alakalı değildi. Her şey babamla başlamıştı. Kafa karışıklığı, utanç, acı içimde bir girdap gibi dönerken beni senelerdir uzaktan uzağa koruduğunu söyleyen adama baktım. Ali Cevahiroğlu ve ailesi öldüyse neden beni korumuştu? Gerçi neredeyse herkes demişti. ‘’Beni neden korumaya devam ediyorsun?’’ Gülümsedi. ‘’Patronumun emri. Gerçi benim de seçimim.’’ Kendi hakkındaki sözlerini görmezden gelip konuşurken andığı ismi dile getirdim. ‘’Engin dediğin kim?’’ ‘’Cevahiroğlu ailesinin yeni başı. Ali Cevahiroğlu’nun oğlu.’’ Kendi ailesini bir gecede kaybeden oğlan için üzüldüm. Ben o gece annemi kaybetmiştim. O ise sevdiği herkesi. Annesini, babasını, kardeşini… İstemsizce sempati duyduğum adama minnettardım. Babamın anlayamadığım iş bağlantıları yüzünden sakladığı bir eser için peşime düştüklerinde beni kurtarmalarını emretmişti. Düşünceler kafamın içinde bir yumağa dönüşürken Cafer’in sesi kulaklarımı doldurdu. ‘’Annen o gece o baloda olmasaydı, kendi canını hiçe sayıp öne atılmasaydı Engin Bey hayatta olmazdı.’’ Duyduklarım ile şok oldum. ‘’Ne?’’ Cafer’in dudaklarının kıyısına acı çizgileri yerleşirken ‘’Yağmur Hanım o gece Engin Bey’in canını kurtardı. Hem Füsun Hanım’ı hem de Engin Bey’i kendi çocukları gibi severdi. Ne olduğunu anlatmak bana düşmez ama bunu bil Deniz. Annen başka bir cana siper olurken öldü. Bir hiç için değil.’’ Annem, Engin Cevahiroğlu’nu kurtarmak için mi ölmüştü? Kırmızı elbisesi içinde peri kızı gibi olan annemin hayali gözümde canlandı. Her zaman çocukların hayatlarını kurtarmak isteyen annem, bir çocuğun hayatını kurtarmak için ölmüştü. Kaybının ağırlığı içimde azalmasa da kendi ideallerine yaşamı son bulurken bile bağlı kalmıştı. Bir çocuğun canı yanmasın diye öne atıldığından onu suçlayabilir miydim? Yanağımdan bir damla yaş süzüldü. ‘’Bilmiyordum.’’ Cafer öne doğru eğilip beni teselli etmek ister gibi elini uzatsa da son anda duraksadı. ‘’Saygımın sonsuz olduğu bir insan. Hiçbirimizin yapamadığını yapmayı başarıp Engin Bey’i kurtardı. Sana acı verdiğini, içinde kapanmayan bir yara açtığını biliyorum.’’ Bir an susup kalsa da yumruklarını dizlerine dayayıp başını eğdi. ‘’Yalvarırım bunun için Engin Bey’i suçlama. Kendisi yeterinde bunu yapıyor zaten.’’ Engin Cevahiroğlu’nun kendisini annemin ölümü için suçladığını bilmek… Ne söyleyebilirdim ki? O da daha çocuktu. Bakışlarım önüme düşerken ‘’Suçlamam.’’ dedim. Gözlerimi yüzüne kaldırdığımda adamın yüzündeki ifadeyle şaşırdım. Cafer ona dünyaları bağışlamışım gibi bana bakıyordu. ‘’Teşekkür ederim.’’ Dizlerimi kendime doğru çekip sarılırken ‘’Onun hatası değildi.’’ dedim. Yeşil gözleri kederli adamı teselli etmek için kendimi durduramadan ekledim. ‘’Senin de hatan değildi.’’ Cafer çenesini sıktıysa bile cevap vermedi. Bütün bu öğrendiklerim beni sersemletirken yüzlerce sorum olsa da Cafer’in hepsini hemen yanıtlamayacağını hissettim. Bu yüzden ailem ve o gece hakkında soru sormak yerine nefesimi dışarı verip ürkekçe başka bir soru sordum. ‘’Benimle birlikte bir adam kurtardınız mı?’’ Cafer’in bakışları kısılınca hızla konuşmaya başladım. ‘’Bağ evinde tek başıma değildim ve Onur da benimleydi… Beni götürdükleri deponun dışında olsa gerek.’’ Deponun dışındaki çığlıklar ve Nedim Aladağlı’nın parmak kırmakla ilgili sözleri aklıma gelince sertçe dudağımı ısırdım. ‘’Dışarıda ona işkence ediyorlardı.’’ ‘’Onur mu?’’ ‘’Evet. Ela gözlü, sarışın, 1.70 boylarında.’’ diye tarif edince Cafer bana dikkatle baktı. ‘’Erkek arkadaşın mı?’’ Başımı aşağı yukarı sallayıp cevabını merakla bekledim. Cafer gözlerini yumup ‘’Üzgünüm.’’ dedi. ‘’Senden başka kimse yoktu.’’ Bir an havasız kaldım. Sudan çıkmış bir balık gibi ağzım açılıp kapandı sonra kelimeler peş peşe ağzımdan döküldü. ‘’Benimle birlikte dağ evindeydi. Adamlar eve girince Onur geri döndü sanıp banyodan çıkmadım. Sonra babamın çalışma odasından ses gelip gidince beni yakaladılar ama Onur yoktu. Depoda uyandığımda da yoktu. Ama ama…’’ Nefes alıp yutkundum. ‘’Sonra dışarıdan çığlıklar geldi. Ben bana sordukları sorulara cevap veremeyince Onur’un parmaklarını kırdılar. Nedim dediğin adam emir verdi. Rasim diye bir adamı dışarı çıkıp Onur’a işkence etti.’’ İçim panikle doldu. Onur neredeydi? Cafer beni kurtarmadan önce ben baygınken birileri onu başka yere mi götürmüştü? ‘’Deniz yavaş nefes al.’’ Gözlerimi kırpıştırdım. Cafer bana endişe ile bakarken çok hızlı nefes aldığımın farkına vardım. Kendimi sakinleştirmeyi başaramadım. Aklımda beliren senaryoların hiçbiri iyi değildi. ‘’Onu başka yere mi götürdüler? Beni yeniden yakalamak için Onur’u mu kullanacaklar?’’ İç sesim acımasızca ekledi. Hala hayatta mı? Cafer sorularımı yanıtlamak yerine yeniden ‘’Yavaş nefes al, sakin ol.’’ dedi. ‘’Onu kurtarmam gerek. Benim yüzümden başı dertte. O adamlar, mafya… Babamın sakladığını düşündükleri biblo için peşimdeler. Onur’un hiçbir şeyden haberi yok. Babamın kim olduğunu bile bilmiyor o.’’ Cafer’e kocaman olmuş gözlerimle bakıp yalvardım. ‘’Yardım et bana.’’ ‘’Sen sakinleş önce.’’ Yıllar önce öğrendiğim nefes egzersizlerinden birini deneyip sakinleşmeye çalıştım. Neyse ki başarılı oldu. Ben normal hızda soluk alıp verirken Cafer yüzünü avuçlayıp homurdandı. ‘’Kahretsin, her şey karman çorman oldu.’’ ‘’Ne demek bu?’’ ‘’Aladağlılar bizim düşmanımız, senelerdir birbirimizin canına okuyoruz. Ama Engin Bey başa geçmeden önce o gece yaşananlar yüzünden Cevahiroğlu çok fazla güç kaybetti. Aileyi ayaklandırıp yeni bağlantılar kurması gerekti. Bu sırada Aladağlılar ile olan kan davası geçici bir ateşkesle duraklamıştı. Şimdiye kadar iyi idare ettik. Engin Cevahiroğlu adı yayıldı, saygı kazandı. Otoritesini sorgulayıp ufak çatışmalar ile Aladağlılar yeniden olay çıkartmaya çalışsa da Engin Bey geçiştirdi.’’ Bir anda ayağa kalkıp küfür edince yerimden zıpladım. ‘’Sikeyim, ondan emir almadan direkt depoya dalıp seni o hayvanın altında görünce kendime engel olamadım. Kafasına sıktım pezevengin.’’ Sözleriyle bedenim buz kesti. Nedim Aladağlı’yı öldürmüş müydü? Bir daha bana zarar veremeyeceğini söyleyip hak ettiği yerde derken çoktan ölüp toprak altına girdiğini mi söylemeye çalışıyordu? ‘’Onu öldürdün.’’ diyen titrek sesimle Cafer bana dönüp yeniden küfretti. ‘’Düşmansanız siz de onlar gibi misiniz?’’ Dilime kadar gelen mafya kelimesini söyleyememiştim. Cafer sandalyeye hırsla oturup bana bakarken öfkeliydi. ‘’Bizi o piçlerle aynı kefeye sakın koyma. Biz ne kadınlara ne çocuklara dokunuruz. Ellerim temiz demiyorum ama masum olanın kanı da bulaşmadı. Günaha batmamış hiçbir adama da Engin Cevahiroğlu’nun eli dokunmaz. Aksini yapmaya çalışan Cevahiroğlu adı altında barınamaz.’’ Dudaklarından dökülenleri sindirmek zordu. Beni kaçıran mafyadan kurtaran, başka bir mafya ailesiydi. Ama daha mühimi babamın mafyayla bağlantısı vardı. Annem korunmak için bu aileye sığınmıştı. Başım ağrımaya başladı. Ben neyin içine düşmüştüm böyle? Cafer’in benden bir cevap beklediğini fark edince yutkundum. ‘’Ben…’’ diye başlasam da ne diyeceğimi bilemeyip sustum. Yeşil gözleri anlayışla dolan adam ‘’Bir şey deme ama bizim kim ve ne olduğumuz belli. Seni ve aileni koruyan Cevahiroğlu adını başkalarıyla kıyaslama. Seni ne olursa olsun koruyacağımızı bil. Bizden sana zarar gelmeyeceğini bil.’’ Başımı eğip sözlerini kabul ettiğimi belli ettim. Asfaltta kayıp ses çıkaran tekerlerin sesi evin önünden gelince Cafer hızla ayağa kalkıp pencereye koştu. ‘’İti an çomağı hazırla.’’ derken sinirliydi. ‘’Ne oldu?’’ ‘’İşler hızla boka saracak.’’ Endişe ile avuçlarım terlerken ‘’Ne demek istiyorsun?’’ diye sordum. Cafer saçlarını yolmak ister gibi çekiştirirken pencereden bana döndü. ‘’Nedim Aladağlı’yı sebep göstermeden indirdim. Sana dokunmuş olması, herhangi bir kadına dokunmaya cüret etmesi o itin gebermesi için yeterli olsa da ateşkesi bozan taraf biz olduk.’’ Yatağın içinde durmayıp ayağa kalkmaya çalışırken ‘’Sebep mi? Adam öldürmek için sebep mi olur?’’ derken sesim panikle yükseldi. Cafer’i istemeden suçluyor olsam da neler döndüğünü anlayamıyordum. Şimdi ne olacaktı? Evi basıp on üç yıl önce baloda olduğu gibi herkesi öldürecekler miydi? Aklımdan geçen çılgınca düşüncelerden habersiz Cafer konuştu. ‘’Anlamıyorsun Deniz.’’ O konuda haklıydı, hiçbir halt anlamıyordum. ‘’Açıkla.’’ Yeşil gözleri gelecekte çekeceğimiz olası eziyetleri görebiliyormuş gibi kısılırken ‘’Seni çok iyi sakladık. Ailenin bağlantıları sana uzanmasın, peşine düşen olmasın diye uğraştık. Engin Cevahiroğlu ile adın anılmasın diye seni öyle iyi sakladık ki çıkıp korumamız altında olduğunu öne süremeyiz. O adamların ne kadar şerefsiz olduğunu gördün, bedel talep edecekler. İstediklerini elde etmek için her şeyi yapacaklar.’’ Bedel kelimesi zihnime saplanan keskin uçlu bir hançerdi. Kanı akan ben değilsem kim olacaktı? Onur hala onların elindeydi. Bu düşünce ile öyle dehşete düştüm ki nefesim kesildi. ‘’Onur… Onur’u kullanacaklar.’’ Cafer asabi bir sesle güldü. Sıkıntı ile yükselip alçalan göğsüne vurdu. ‘’Ben Nedim Aladağlı’yı öldürdüm. Aladağlı ailesinin başı Hakkı Aladağlı’nın kardeşini. O haysiyet yoksunu heriflerin tek iyi yapabildiği şey ailelerine sahip çıkmak.’’ ‘’Ne demeye çalışıyorsun?’’ ‘’Sevdiğin adama gelmeden önce beni ipte sallandıracaklar.’’ Yeniden bu sefer acıyla güldü. ‘’Engin Cevahiroğlu zarar görsün diye her boku yiyecekler. Aileye verdiğim zararı ortadan kaldıracak olsa şimdi çıkar kafama sıkarım.’’ Kendine olan öfkesi benim endişem ile yarışırken sonunda yataktan kalktım. Serumun bağlı olduğu kolumu çekiştirmeden ona dönerken kendisini Cevahiroğlu ailesini korumak için feda etmeye hazır olan, beni kurtaran adama korkuyla sordum. ‘’Bir yolu yok mu? Ben hayatların son bulmasına izin veremem. Bir şey yapamaz mıyım?’’ Cafer sıkıntıyla iç geçirdi. ‘’Aileden olmayan biri için mümkün değil. Aksi olsaydı Engin Bey’in her şeye gücü yeterdi. O pisliklerin elinden her canı kurtarırdı.’’ Aşağı kattan bağırış sesleri gelince Cafer kapıya ilerleyip açtı. Esma kapının önünde elindeki tepsiyle dikilirken korkudan rengi atmıştı. Cafer onu kollarından yakalayıp içeri çekerken ‘’Deniz’e sahip çık. Odada kalın.’’ diye emir verdi. Titreyen elleri ile tepsiyi yatağımın ayakucuna bırakan Esma kendi kendine mırıldandı. ‘’Engin Bey her şeyi halleder.’’ Parmağındaki yüzükten güç alıyormuş gibi onu göğsüne bastırırken ‘’Gelecek hafta nişanlım gelecek.’’ dedi. O halini görmek annemin kolyesini tutup kendimi teselli ettiğim zamanları hatırlatınca içim acıdı. Sırf Cafer beni kurtardı diye ölecek miydi? Annem bana her hayatın değerli olduğunu öğretmişti ama Nedim Aladağlı gibi bir pislik bu dünyadan temizlendi diye sevinmiştim. Yeni kabuslarımın baş rolü olacağına emin olduğum adamın ölümü içimi rahatlattığı için kötü biri miydim? Tenim buz gibi olurken daha fazla kişi ölecek diye düşündüm. Cafer beni koruduğu için Cevahiroğlu adının altında korunan başkaları ölecekti. Benim on üç sene önce kaybettiğim gibi ailesini kaybeden kaç çocuk olacaktı? Kaçı beni suçlayacak, kaçının vebali altında ezilecektim? Çığlık atmak istedim. Ben bunların hiçbirini istememiştim. Korkuyla büzülüp yatağa geri devrilmek istiyordum. Battaniyeden kozamın içine girince kötü şeyler dışarıda kalsın istiyordum. Bağ evine gittiğim gün evde kalmak yerine Onur’u ikna edip dönmüş olsaydım bunların hiçbiri olmazdı. Onur. Benim yüzümden canı yanmıştı. Onu da öldürecekler miydi? Gözlerim dolarken Esma yanıma geldi. ‘’Her şey yolunda. İyi olacağız.’’ derken sesi panikle tizleşmişti. O bile sözlerine inanmıyordu. Yemek yemem bahanesi ile kolumdaki serumu çıkarıp koluma bant yapıştırmasına izin verirken zihnimde tilkiler birbirini kovalıyordu. Bir yolu olmalıydı. Bunca cana sırtını dönmeyecek bir yol olmalıydı. Ama ne? Aşağı kattan ahşap çatırtısına benzer bir ses gelince Esma ile birlikte yerimizden sıçradık. İçimden bir ses sonraki sesin silahlara ait olacağını söylüyordu. Zihnim olayları kavrayamadım bedenim harekete geçti. Esma’nın ardımdan bağırışını görmezden gelip odadan koşarak çıktım. Koridorda yankılanan ayak seslerimle merdivenleri bulup aşağıya indim. Antredeki adamlar şaşırıp bana bakarken evin güney cephesinde kalan çift kanatlı kapısı açık odadan bir bağırış yükseldi. ‘’Ulan bok parçası! Yetim bıraktığın çocukların önüne atıp vurdururum seni!’’ Öfkeyle kükreyen sesin ardından yeniden ahşaba çarpma sesi gelince irkildim. Antrede dikilen adamlardan biri bana yaklaşıp ‘’Yukarı çıkın.’’ dediğinde ona aldırmadım. Aksine odaya doğru koştum. Beni kolumdan yakalamaya çalışan adam kıl payı ıskalayınca kapılardan geçip nefretin havadan solunduğu ortama daldım. Karşımdaki manzara korkunçtu. Odanın ortasındaki geniş masanın etrafında on beşten fazla adam vardı. Ayağa kalmış silahlarını birbirine doğrultmuş adamlar, katliamdan birkaç saniye uzakta gibiydi. Sol tarafta, duvarın dibine yığılmış Cafer’i görünce istemsizce bir ses dudaklarımdan kaçtı. Cafer’in yüzü dağılmıştı. Şakağında ve dudağındaki derin kesiklerden kan akıyordu. Sol gözü şişip kapanmıştı. Çenesinden süzülen kan beyaz gömleğini lekelerken yüzünde şimdiden morun ve yeşilin çeşitli tonları vardı. Yerdeki bedeni tekmelenmiş gibi kasılıp küçülür haldeyken bakışları bana kayınca kendisi yerine benim için korktuğunu gözlerinde gördüm. Hayır, buna izin veremezdim! Cafer’in başında elindeki muştayı çeviren adam ‘’Kimsin sen be?’’ diye bağırınca geri kaçmamak için tüm irademi kullanmam gerekti. Adamın kehribar gözleri bana dikilince midem bulandı. Kardeşine benzeyen yüz hatları da eklenince karşımdakinin Hakkı Aladağlı olduğunu anladım. Ben cevap veremeden bana en yakın duran takım elbiseli, yüzünde yara izi olan adam hareket etti. ‘’Hakkı abi sana soru sordu. Cevap ver.’’ Kolumu yakalayıp beni sürüklemek istediği bakışlarından belliydi. Ama daha bana ulaşamadan odanın diğer ucundan biri konuştu. ‘’Hele bir dene.’’ Sesi öyle otoriter çıktı ki bana uzanan adam yanmış gibi elini çekip bedenini çevirdi. O zaman masanın en ucunda ayakta olmak yerine oturmaya devam eden adamı gördüm. Üzerine tam oturan siyah gömleği ile ellerini masanın üzerine dayamıştı. Esmer teni gömleğinin açık yakasından görünürken çenesini sıkmıştı. Kirli sakalının altında dudakları hoşnutsuz bir ifade ile aşağı eğilmişti. Siyah saçları geriye doğru taranmış, keskin yüz hatlarını öne çıkarmıştı. Ama herkesin ayaktayken onun hala oturuyor olmasının sebebi ben otoriteyim diye bağıran gözleriydi. Kömür parçaları gibi kızgın gözler adamdan bana çevrilince nefesim kesildi. Karşımdaki adam kesin Engin Cevahiroğlu’ydu. Cafer inleyince gözlerimi ona çevirdim. Yüzünde bana deliymişim gibi bakan bir ifade vardı. Beni korumaya çalışmış ama ben kendi ayaklarımla sona gelmiştim. Ortamdaki gerilim statik elektrik gibi çatırdarken yeniden Engin’e gözlerimi çevirdim. Ona Engin demeliydim. Aklımdan geçen plan ödümü koparırken titrememeye çalıştım. Hakkı Aladağlı ‘’Evinden kaç kişi daha bana saygısızlık yapacak Engin. Kim bu kadın?’’ diye Engin’e sordu. Kara gözleri bende olan adam sessiz kalmayı seçince Hakkı Aladağlı’nın yüzü sinirle kızardı. ‘’Sikerim böyle işi!’’ diye bağırıp Cafer’in kaburgalarını tekmeledi. ‘’Hayır, dur!’’ diye bağırdım. ‘’O yalnızca beni koruyordu.’’ Cafer darbe yüzünden konuşamasa da gözleriyle bana susmamı söylüyordu. Ama onun yerine Engin ‘’Sus.’’ diye emretti. Aynı anda Hakkı Aladağlı bana değerimi biçer gibi bakarken Engin’i dinlemeyip konuşmaya devam ettim. Kalbim göğsümden çıkmak ister gibi atarken ‘’Aileden olana zarar vermek yasak değil mi?’’ diye sordum. Hakkı Aladağlı kahkaha attı. ‘’Öyle. Tabi Cevahiroğlu’nun ailesinden kimse kalmadı.’’ Engin masaya avucunu vurup ‘’Sözlerini iyi seç Hakkı Aladağlı.’’ derken ayağa kalktı. Silahların tetiklerindeki parmakların kasıldığını görünce bağırdım. ‘’Yanılıyorsun! Engin’in ailesi var!’’ Kel kafası parlayan mafya ailesinin lideri bana sinirle bakarken ‘’Ne saçmalıyorsun sen manyak karı?’’ dedi. Göz ucuyla Engin’in beline uzandığını görünce aceleyle dudaklarımı araladım. Odaya girdiğimden biri zihnimde dolaşan sözleri bir bomba gibi ortaya attım. ‘’Ben Engin Cevahiroğlu’nun nişanlısıyım.’’
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE