9.Bölüm: Kaçırılma

1566 Kelimeler
Başıma saplanan şiddetli ağrı ile inledim. Şakağımdan yanağıma doğru süzülüp kurumuş bir şey vardı. Saçlarım önüme geldiğinden nerede olduğumu anlayamadım. Canıma okuyan başımı parmaklarım ile ovuşturmak için elimi kaldırmak istesem de başaramadım. ‘’Demek uyandın.’’ diyen sesi duyunca kalbim bir anda hızlandı. Bu ses bağ evinde beni arkamdan yakalayan yabancıya aitti. Başımı kaldırıp kıstığım gözlerim ile adamın yüzüne baktım. Esmer teninde iki kor parçası gibi parlayan gözleri neredeyse kehribar rengiydi. Eğlendiğini belli eden gülüşünü kulağının altından başlayıp çenesine kadar inen yara izi bölüyordu. Adamın arkasından sesler gelince o tarafa dönüp çevreyi inceledim. Eski bir depoyu andıran boş bir alandaydım. Karşımdaki adamın arkasında, bir bilardo masasına eğilmiş oyun oynayan iki adam daha vardı. Bir diğeri gazete ile kaplanmış camın önündeki eski, parçalanmış koltukta oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. İncelememe bitirmemi bekliyormuş gibi karşımda ters çevirdiği sandalyede oturan adam ‘’Mekanı beğendin mi? Dekore etmek için pahalı bir iç mimar tuttum.’’ diye alayla güldü. Yutkunup ‘’Kimsiniz siz?’’ diye sordum. Adam ellerini çırptı. ‘’En sevdiğim soruyu sordun işte.’’ İri bedeni ile orantılı tombul elini havaya kaldırıp adamlarını işaret ederken ‘’Konuşursan ve istediklerimizi söylersen senin için iyi adamlarız.’’ dedikten sonra gülümsemesi yüzünden düştü. Sertleşen ifadesi ile konuşmaya devam etti. ‘’Yok ben inat edeceğim dersen o zaman senin için çok ama çok kötü adamlarız.’’ Tehdidi ile panikleyip umutsuzca kurtulmaya çalıştım. Beni bir sandalyeye ellerim arkaya gelecek şekilde bağlamışlardı. Bileklerime dolanan sert halat derimi yüzerken gözlerim doldu. Ayak bileklerime dolanan ip de eklenince bir santim bile hareket etmeyi başaramamıştım. Sesim ağlamaklı çıkarken ‘’Benden ne istiyorsunuz?’’ diye sordum. Adam yeniden gülümsedi. ‘’İşte konuşmak istediğim konu.’’ Kollarını sandalyenin sırt kısmına dayayıp bana tüm dikkatini verirken konuştu. ‘’Babanın sahip olduğu bir eser var. Kimsenin yıllardır bulamadığı bir biblo.’’ Babamın ofisinde elindeki yaldızlı bibloyu inceleyen adamı hatırladım. Depoda onu göremeyince hala bağ evinde mi diye kısa bir an düşünsem de adamın dudaklarından sözler dökülmeye devam ediyordu. ‘’Hilmi Saral’ın üzerine inceleme yazdığı, ölümünden sonra kayıplara karışan bu bibloyu babanın sakladığından herkes emindi. Her tarafın altını üstüne getirseler de ne evinde ne üniversitedeki atölyesinde bulunamadı. Bağlantılı olduğu yerler araştırıldı, iletişimde olduğu kişiler konuşmaya zorlandı ama asla yeterli bilgi yoktu.’’ Annemin senelerce babamın emekleri için savaş verip yenildiğini hatırlayınca ‘’Kimsiniz siz?’’ diye sordum. Adam hızla ayağa kalkıp sandalyesini tekmeledi. Ahşap sandalye boş alanda yüksek sesle yere çarparken adam ‘’Lafımı kesme kaltak!’’ diye bağırdı. Derin nefesler alıp gözlerim kocaman açılırken korkuyla sindim. Adam homurdanıp dövmelerle kaplı sol kolunu ovuşturdu. Ardından hiçbir şey olmamış gibi sandalyeyi kaldırıp yeniden oturup konuşmaya devam etti. ‘’Annen dişli bir kadındı.’’ Bana aşağılayan bir bakış atıp değerimin bir böcek kadar olduğunu ima ederken ‘’Ona çekmemen yazık oldu.’’ dedi. Konuşmak için cesaretimi toplayamadığımdan adam burnunda hıh sesi çıkarıp anlatmaya devam etti. ‘’Seni de alıp İstanbul’a kaçarken arkasında hiç iz bırakmamak için çok uğraştı. Babandan kalan iyi bağlantıları olduğu kesin, biz bile onu hemen bulamadık. Bu işte Cevahiroğlu’nun parmağı olduğunu, babanla en başından beri iş yaptıklarını çok geç öğrendik.’’ Adam yere tükürüp ‘’Piç kurusu.’’ derken yüzü öfkeyle çarpıldı. Annemin tesadüfen Ali Cevahiroğlu’nun kızı Füsun Cevahiroğlu’nu tedavi ettiği ardından onun özel doktoru olduğu doğruydu. Sponsorlukları sayesinde kanserli çocuklara umut olmuştu. Ama karşımda dikilen adamın dediğine göre annem en başından Ali Cevahiroğlu ile iletişime geçmişti çünkü babamı tanıyordu. Kendimi durduramadan ‘’Yalan söylüyorsun.’’ dedim. Kehribar gözleri öfkeyle bana dikildi. ‘’Bu iki etti. Bir kere daha dene de neler olacak gör.’’ Sözünü kesmemden bahsettiğini bildiğimden dudaklarımı birbirine bastırıp kaçabilecekmiş gibi geriye doğru yaslandım. Tepkimden memnun kalan adam güldü. Sessiz kalıp sözlerinin üzerimde baskı oluşturmasına izin verirken ceketinin cebinden sigara çıkarıp yaktı. Derin bir nefes alıp zehirli dumanı aramızdaki boşluğa üflerken ‘’Nerde kalmıştım? Ah doğru annen.’’ dedi. Kırklarının başında görünen adamın sarı dişleri pis bir sırıtışla ortaya çıkarken ‘’Tadına bakmamam yazık oldu.’’ dedi. İması ile midem bulanırken yüzümün renginin kaçtığına emindim. Bana alıcı gözle bakıp bacaklarını ayırıp sandalyesinde geriye doğru iyice yayıldı. ‘’Cevahiroğlu’nun iyi yaptığı bir şey varsa sıçan gibi saklanmaktır. Sıçanların yemeklerini gizlemek için ne yaptığını bilir misin?’’ Başımı hızla iki yana salladım. Sigarasından bir nefes daha çekip ‘’Her neyse.’’ dedi. ‘’Cevahiroğlu bağlantılarını, annenin varlığını, sıçtığım bağ evini de çok iyi sakladı. Kimse Gök Kubbe Liri’ ni bulamadı.’’ Sigarasının külleri pantolonuna düşünce eliyle silkelerken bahsettiği biblonun adının Gök Kubbe Liri olduğunu anladım. ‘’O aptal herif kumarhanede atıp tutuna kadar vazgeçmiştim.’’ Sigarasından son kez derin bir nefes çekip yere attı. Dumanı üflerken bana sırttı. ‘’Kim yıllar önce öldü bilinen Hilmi Saral’ın kızını da bulacağımı bilebilirdi ki?’’ Sözleri ile gerildim. On üç yıl önce annemin ölüp benim hayatta kalmayı başardığım gün davetli listesinde adım yoktu. Yine de benim baloda olduğumu bilip hastane kayıtlarının peşine düşün birileri mi olmuştu? Beni kurtaran kişi evlat edinme işleminden sonra kayıtlarla mı oynamıştı? Bulanık geçen ayların sonunda beni evlat edinen uzak akrabam ile İstanbul’u terk etmiştim. Soy ismim aynı kalsa bile nüfus kayıtlarımda ebeveyn isimlerim değiştirilmişti. Beni on sekiz yaşıma kadar soğuk mizacı ile sevgisiz büyüten Asım Saral’ı anımsamak bile istemiyordum. Sırtında bir yük olduğumu her daim hissettiren, bakışlarında her daim öfke olan adamdan bir nebze bile sevgi görmemiştim. Bu da ben büyürken insanlar ile arama mesafe koymamı daha elzem kılmış, kendimi koruma güdümle yaralarımı iyileştiremesem bile herkesi sınırlarımla uzakta tutmuştum. Annemin bundan sonra babanı unut sözlerine sıkıca tutunurken ailemle olan bağlantılarımı kökten kesmiştim. Adam ayağı ile izmariti ezerken başını yana eğip güldü. ‘’Şimdi söyle bakalım kızıl, anneciğin ölmeden önce Gök Kubbe Liri’ni bağ evine mi sakladı?’’ Bahsi geçen eserin adını ilk kez duyduğumdan söyleyecek söz bulamadım. Ben sessiz kalınca adam bağırdı. ‘’Cevap ver!’’ Gözlerim dolarken ‘’Bilmiyorum.’’ dedim. ‘’Dün gece eve bibloyu başka yere götürmek için mi uğradın? Sevgilin de ondan mı bağ evine geldi?’’ Onur’un bahsi geçince içim panikle doldu. Başımı yeniden depoda her yeri görmek için çevirsem de Onur yoktu. Uyandığımda da bağ evinde değildi. Belki de taksi bulamadığı için en yakındaki eve yürümeye karar vermiş, o sırada bu adamlar gelmişti. Benimle birlikte kaçırılmadığına göre güvende miydi? Bütün bu çılgınlığa sadece babamın bir eser üzerine yazı yazması yüzünden sürüklenmiştim. Adamın delice iddiaları vardı. Neler olduğunu anlayamıyordum. Adam, koltukta oturan adama bir baş hareketi yaptı. Kumral adam ayağı kalkıp deponun dışına çıktı. Kısa süre sonra yüksek sesle acı dolu bir bağırış kulaklarımı doldurdu. Nefesim boğazıma sıkışıp iplerimi deli gibi çekiştirip derimin kanamasına neden olurken inledim. Karşımda oturan adam ‘’Adı Onur’du değil mi?’’ diye sorarken sırttı. Yeni bir acılı yakarış ile çarpma sesi gelince panikle ‘’Onun bununla bir ilgisi yok.’’ dedim. ‘’Öyle mi?’’ Zihnimi hızlı çalıştırıp bulabildiğim ilk bahaneye tutundum. ‘’Benim Hilmi Saral’ın kızı olduğumu bile bilmiyor. Onun hiçbir şeyden haberi yok.’’ Sözlerimi bitirmem ile deponun camlarından biri patladı. Havaya saçılan cam parçaları yere düştüğünde kanlı olduklarını gördüm. Gözyaşlarım yanaklarımdan boşalırken ‘’Lütfen yalvarırım, ona zarar vermeyin.’’ diye çığlık attım. Adam keyif aldığını gizlemeden kıvranmamı, ona yalvarmamı izlerken ‘’O zaman sorularıma cevap ver.’’ dedi. ‘’Vereceğim!’’ diye haykırdım. Kahkaha attı. ‘’İşte aradığım şevk bu. Birkaç parmak kırmak her zaman etkilidir.’’ Onur’un işkence gördüğü gerçeği midemin bulanmasına neden olurken öğürdüm. ‘’Lütfen durdur onu.’’ ‘’Rasim! Ben diyene kadar devam etme.’’ Başını bana doğru eğip ‘’İstediğim cevapları alamazsam kolunu kır.’’ dedi. ‘’Sorun, ne istiyorsanız sorun!’’ Pis pis sırıtıp konuştu. ‘’Biblo şimdi nerede?’’ ‘’Bilmiyorum.’’ ‘’Rasim kol-‘’ diye konuşmaya başlayan adamın sözünü kesip hızla konuştum. ‘’Annem bana hiç bahsetmedi, biblodan haberim yok. Yemin ederim.’’ derken ağlıyordum. Adamın kaşları çatıldı. ‘’Siktiğimin dağ evinde ne bok yapıyordun o zaman?’’ Dudaklarım titredi. Dehşete düşsem de Onur’u korumak için cevap verdim. ‘’Annemin ölüm yıl dönümüydü.’’ Adamın öfkesi bir an bocaladı. Kafasında bir hesap yapıyormuş gibi gözleri uzaklara daldı. Birkaç saniye sonra istediğini bulmuş olacak ki ‘’Şimdi hatırladım. Cevahiroğlu’nu indirdiğimiz gece anneni de vurmuşlardı.’’ dedi. Duyduklarım ile donakaldım. Bedenimdeki tüm kaslar kitlenirken dudaklarımdan tek bir soru çıktı. ‘’Ne?’’ Adam bana bakıp kahkaha attı. ‘’Aptal mısın kızım sen? Bizim kim olduğumuzu sanıyorsun?’’ Seneler önce yaşanan katliamın faillerinden birinin karşımda oturduğu düşüncesi ile içimde bir şey kırıldı. Karşımdaki adam mafyaydı. Annemin masum canını, sevgisini, varlığını çalanlardan biriydi. Benim hayatımı mahveden katillerden biriydi. Her şeyi mahvedenlerin bir parçasıydı. Öfkem benzinin üzerine kibrit atılmış gibi alev aldı. ‘’Seni orospu çocuğu!’’ Sesim daha deponun içinde yankısını bitirmemişti ki yanağımda patlayan acıyla savruldum. Bağlı olduğum sandalye yan devrilirken sertçe yere çarpan başımla çığlık attım. ‘’O dilini koparır köpeklerime yediririm kahpe! Sen kimle konuştuğunu sanıyorsun lan!’’ Karnıma atılan tekmeyle nefes alamazken ağzımın içi safrayla doldu. Saçlarıma dolanan parmaklar ile kafam yukarı kaldırılırken itiraz bile edemedim. ‘’Bacaklarını göt korkusuna Cevahiroğlu’na aralayan bir orospunun kızısın sen! Yüzüme inen yumrukla dudağım patlayıp yere kan saçıldı. Acıyla ve korkuyla çığlık attım. ‘’Biblonun yerini bana eninde sonunda söyleyeceksin. İyi adammış, sikmişim iyi adamlığı seni bildiğim yoldan ötürürüm ben.’’ Bedenim çekiştirilip iplerinden özgür bırakılırken başım öyle dönüyordu ki ne olduğunu anlayamıyordum. ‘’Ananı sikemedim, onun yerine senin tadına bakacağım orospu. O piç de babasının yolundan gidip başarısız olacak. Seninle işim bitince kapısının önüne çıplak bedenini atacağım.’’ Üzerimde yükselen beden eğilip dudaklarıma uzanınca başımı hızla yana döndürüp ondan kaçarken öğürdüm. Adam geri çekilip bana sert bir tokat daha attı. ‘’Bırak beni!’’ ‘’Kes sesini artık.’’ diyen adam saçlarımı kaba parmakları ile avuçlayıp sertçe başımı yere vurdu. Gözlerimin önünde siyah benekler dans edip bedenimi bir bez bebek gibi hareketsiz bırakırken içimden avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Yalvarırım biri beni kurtarsın! Deponun ağır metal kapısı yakarışımı birileri duymuş gibi savrularak açılırken çıkardığı sesi duydum. Ardından uğuldayan kulaklarıma silah sesleri doldu. İnsanlar haykırıyordu. Sonrasında bayıldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE