Narin Kaya
"Yekta uyan artık geç kalacağız"
Her zamanki rutinimdeydim yine. Üstümü başımı giyinip, küçük dairemizin küçük mutfağında uykucu kardeşime kahvaltı hazırlıyordum.
Şu aralar maddi yönden sıkıntı içerisinde olduğumuzdan, dolmuş bineceği yol parası haricinde kardeşimin eline harçlık veremiyordum. Bu durum gün geçtikçe canımı sıksada kardeşime yansıtmamak için elimden geleni yapıyordum, umarım anlamazdı.
Elinde harçlığı olmadığı için staj yaptığı şirkette bazen akşam saatlerine kadar aç kaldığını ağzından kaçırmıştı, çünkü yemekleri maaşlarından kesiyorlarmış.
Ve ben kardeşim aç kalmasın diye kahvaltı hazırlama derdine düşmüştüm günlerdir. Kıyamıyordum ona, 18 yaşına gelmişti genç bir adam olma yolunda ilerliyordu, ama abla yüreğim ne olursa olsun kıyamıyordu işte.
"Abla kahvaltı hazırlamana gerek yok dediğimi hatırlıyorum"
Ocakta kaynayan çayı almak için masadan kalktığımda, kapıya yaslanmış uykucu beyimize kaydı bakışlarım "Çok konuşma bakim sen. Otur hadi kahvaltını yap" elime aldığım çaydanlıktan sıcak çayı bardaklara boşaltıp masanın başındaki sandalyeye oturdum.
"Kocaman adam oldum abla azarlamasan mı artık" diye söylendi.
Yekta'nın yüzüne baktığımda dört yıl önce anne ve babasız kaldığımız hatta kimsesiz kaldığımız zamanlar geldi yine gözlerimin önüne. Elimde değildi elimde olmadan bazen üzerine çok düşüyordum farkındayım ama ablaydım ben. Bu değişmez bir gerçekti.
"Canımın içi sen her ne kadar büyüsende bu benim için değişmez bir gerçek. Sen benim hala küçük Yekta'msın" dedim.
Yekta masaya oturmadan yanıma gelip sarılıp yanağıma öpücük kondurdu "İyiki varsın abla" dediğinde dolan gözlerimi kaçırdım "Yeter bu kadar duygusallık, otur kahvaltını yap"
Yekta direnmeden inat etmeden oturup kahvaltısını yapmaya başladı. Ama sanki bugün bir gariplik vardı onda, gergin duruyordu.
"İyi misin sen"
Boğazını temizleyip bana baktı ama gözlerini kaçırdı. "İyiyim abla"
Ben kardeşimi tanıyordum her zamanki halinden farklı bir hali vardı sanki bugün.
"Gergin duruyorsun Yekta. İyi olduğuna emin misin canım?"
"İyiyim dedim ya abla! Neden sorup duruyorsun!"
Aniden masadan kalktığında mutfaktan çıkıp gitti. Şaşkınlıkla ağzım açık halde aniden sinirlenen kardeşimin arkasından öylece baka kaldım.
Ne demiştim ki ben şimdi bu kadar sinirlenmişti? Belki de böyle üzerine düşmemden rahatsızdı.
Masadaki kahvaltılıklarla bakışırken, dış kapının şiddetli bir şekilde çarpılması ile irkildim. Sandalyeden kalktığım gibi kapıya koştuğumda Yekta çoktan gitmişti.
Neden bu kadar sinirlendiğine anlam veremiyordum. Boşuna demiyordum tanıyordum ben kardeşimi bir gariplik vardı.
İçimde hissettiğim üzüntü ile omuzlarım düştüğünde, çaresizce mutfağa yürüdüm. Tek lokma ağzıma koymadan hazırladığım kahvaltılıkları buzdolabı'na yerleştirip mutfaktan çıktım.
Saat geçiyordu ve ben işe geç kalmak üzereydim, hemen montumu üzerime ve botlarımı ayaklarıma geçirdiğimde neredeyse koşarak çıktım evden.
Dört yıl öncesine kadar zengin bir ailenin kızıydım. Okulumu okuyor üniversite sınavlarına hazırlanıyordum.
Dört kişilik küçük ailemle mutluydum, mutluyduk. Taki benim için hayatımın tepe taklak olduğu o güne kadar. Annem ve babam babamın borçlarının olduğu adamlar tarafından öldürüldüğünde benim için hayat o gün bitmişti. Hayatım kararmıştı. Aylarca kendimi toparlayamamış aylarca kendime gelememiştim. Ne yiyordum ne içiyordum, sürekli ağlıyordum.
Ailemin yokluğuna alışamamışken, geçen bir kaç ayın sonunda kapıya dayanan alacaklılar yüzünden evimiz ve birçok mal varlığı ile birlikte babamın şirketinden de olmuştuk. Hepsi gitmişti elimizden. O zamanlar ne yapacağımı bilmiyordum. Hayatın acımasızlığı ile yüzleşince elim kolum bağlanmıştı.
Yekta 14 yaşında ben 19 yaşında ikimizde çaresizce ne yapacağımızı bilmezken, arkadaşım Selen hızır gibi yetişmişti. Ağabeyinin lüks bir sempte lüks bir restaurant işlettiğini ve garson aradığını istersem yardımcı olabilecegini söylediğinde, umutla onun bana sunduğu bu teklifi kabul etmiştim. Başka çarem yoktu. Ya çalışıp kardeşim ve kendime bakacaktım ya da kardeşim çocuk esirgeme kurumuna verilecekti.
Onun için kendi eğitimimden vazgeçip Selen'in ağabeyinin restaurantın da çalışmaya başlamıştım ve o günden bu yana tam dört yıldır çalışıyordum. Restaurantın kapısından içeriye adımımı attığım anda gördüğüm kalabalık karşısında hiç şaşırmadım, her gün tıklım tıklım doluyordu burası üstelik sabahın bu saatlerinde.
Beklemeden mutfak bölümüne arka tarafa geçtim, çalışan herkese günaydın deyip üzerimi değiştirmek için çalışanlar için ayrılan küçük odada kıyafetlerimi giyinip mutfağa tekrar geldim.
"Kaan bey yine sabah sabah bir yığın işi üzerimize yığdı gitti" benimle birlikte burada dört yıldır garsonluk yapan arkadaşım Seda söylenerek girdi mutfağa. Elindekileri hırsla tezgahın üzerine bıraktığında neler olduğunu anlamak için yüzüne baktım.
"Hiç bakma öyle Narin yandık valla bugün"
"Neden ne oldu ki?"
"Akşama özel bir organizasyon varmış, sanırım doğum günü kutlaması. Kaan bey daha şimdiden canımıza okumaya başladı valla" diyerek sandalyeye oturdu "Ay öldüm yemin ederim ya, bittim koşturmaktan"
"Neleri hallettik biz bununda altından kalkarız" dedim Seda'ya gülümseyerek.
"Umarım canım, yoksa canımıza okur"
Biz Seda ile gülüşüp tekrar mutfaktan çıktık. Öğle saatlerine doğru iyice kalabalık olan restaurantta müşterilerin isteklerine ve siparişlerine yetişmek çok zordu, ben de dahil altı garson arkadaş vardı ama böyle kalabalık zamanlarda canımız çıkıyordu desem yalan olmaz.
Saatler geçmiş akşam saatlerine yaklaşmıştı, Kaan bey çalışanları bir tur daha herşeyin eksiksiz olacağını hata istemediğini söyleyip bir güzel uyardı. Daha sonra akşamki yapılacak doğum günü organizasyonu için hazırlanmaya başlamıştık. Mekan kapanmıştı, biz masaları ayarlamakla uğraşırken vakitte çok çabuk geçmiş sekiz olmuştu.
Doğum günü kutlaması için ayrı, ayrı gruplar halinde gelen gençler hazırlanan masalara geçerken, gelecek olan son grubu beklemeye başladık. Son gruptan sonra yemek servislerine başlayıp daha sonra ise doğum günü pastası gelecekti.
Daha önceden sipariş verilen alkollü içecekleri ve aparatif yiyecekleri arkadaşım Seda ile masalara birer birer dağıtmaya başladık. Seda yanımda yorulduğu için sessizce söylendikçe onun bu haline ben de sessizce gülüyordum.
Ne kadar yorulmuş olsakta isyan etsekte işimiz gereği yapmak zorundaydık.
1 numaralı masada oturan gençlerden bir tanesi, diğer arkadaşlarına duyurmak için "Gelmişler kapı önündelermiş" diyerek seslice konuştuğunda, biz Seda ile kenarda olup bitenleri izliyorduk. Masalardaki gençler ayaklanırlarken, gözleri ile de bir taraftan kapıdan girecek olan her kim ise onlar için hem heyecanla bekliyorlar hemde "İyiki doğdun Ceren" diyerek hepsi hep bir ağızdan bağırmaya başlamışlardı.
İstemsizce bende hüzünlenmiştim. Yıllar önce ailem ve arkadaşlarım ile yaptığım doğum günü partilerim geldi aklıma, ne güzel ne masum ve mutlu günlerdi.
Şimdi hepsi geride kalmıştı, hafızamın bir köşesinde saklılardı.
Ara sıra aklıma gelip beni üzüyor olsalarda güzel günlerdi.
Bir kaç kişi ellerinde konfetilerle birlikte dış kapının önünde durmaya başladıklarında açılan kapıdan içeriye el ele bir adam ve bir kadın girdi. Çiftin üzerine patlayan konfetiden sonra kadın sevinçle yanındaki adama sıkıca sarılıp öptü. Daha sonra arkadaşlarına sarılmak için arkadaş grubunun arasında kayboldu.
Biz Seda ile olanları izlerken istemsizce bakışlarım az önceki kadının yanındaki adama buldu. Sırtı bize dönüktü, ama geriden bakıldığında uzun boylu ve yapılı iri cüsseli bir adamdı. Ve bu gelen gruptaki kişilerden yaşça da büyük görünüyordu.
Adam bakışlarımı hissetmiş gibi bedenini ağır ağır benim olduğum alana döndü.
Adamın o kadar mesafeden bile görünen keskin yeşil gözleri, zihnimin duvarlarında saklanan unutmaya çalıştığım olayları yine gün yüzüne çıkarmıştı.
Yıllar sonra karşıma çıkan adamın bakışlarından kaynaklı nefesim boğazıma tıkanmıştı. Nefes alamadığımı hissettim bir an, yutkunamıyordum. Bakışlarının ağırlığı yıllar önce nasılsa yine aynı ürkütücüydü.
Savaş Karabey yıllar önce hayatımdan birşeyler koparmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı. Kaderin bir cilvesimi cezasımı bilmiyorum ama yıllar sonra yine karşıma çıkarmıştı onu.