22. BÖLÜM: AŞKIN GÖZYAŞLARI💫

2745 Kelimeler
Medya : kimsesizlik Öfke tüm çocuklarını cehennem çukuruna atan dişi bir iblis gibi kanımın içinde deli divane ederek dolaşıyordu. Saç diplerime kadar titriyordum. Tırnaklarım avuç içlerime saplanan beyaz mezar taşları gibi ürkütücü ve ıssızdı. Her halimle patlamaya hazır bir bomba gibi Güney'in aşk dünyasını alaşağı edeceğim anı kolluyordum. Gözleri yüzüme kısa ve manalı tırnak darbeleri attı. Gururum bana attığı pençelerle yara almış ve burnundan soluyan kızgın bir boğa gibi saldırıya geçeceği anı bekliyordu. Mavi gözlü dev suskundu. O her şeyin en iyisini bilen muhteşem adam yediği halttan habersizmiş üzerine püsküreceğim anı bekliyordu. Biraz önce öpüp kokladığım saçlarım şimdi koyu bir cehennemin lav deryası olmuş, dokunanı yakıp küle çevirmek için kendi kendine binbir intikam masalı uyduruyordu. "Hâlâ bir açıklama yapmanı bekliyorum."dedim ay ışığının aydınlattığı çekici yüzünü santim santim incelerken. Bakışları anlık bir şekilde duraksasa da mimikleri verdiği karardan pişmanlık duyamayacak kadar kararlı görünüyordu. "Ne söylememi bekliyorsun? Bunu yapacağımı sana sebepleriyle açıklamıştım." Elimi aracın göğsüne sertçe indirdim. Kirpikleri bile oynamamış, yüzüne her hangi bir çekingenlik sirayet etmemişti. Hah! Şaka gibi! Resmen kararıyla gurur duyuyordu. Tek amacı beni korumaktı ve bunun için de bu oyun tartışılamayacak kadar gerekliydi. Peki benim ne istediğimin bir önemi yok muydu? "Boşuna kızıyorsun? Basit bir aşk oyunu için kendini yiyip bitirme. Bu işi çözene kadar birlikteymiş gibi davranacağız. Sonra çok istiyorsan istediğin yere gidersin. Ben barzo değilim. Sana istemediğin hiçbir şey yapmam." Yumruklarımı sıkıp, "Anlamıyorsun!"diye sayıkladım. "Tanınmış biri olmak istemiyorum. Senin kolunda o muhabirlerin karşısına sevgilinmiş gibi çıkamam." Gözlerimden boşalan o yaşları karanlık ortamda görmesini istemiyordum. "Kendi hayatını tehlikeye atarak bana yardım etme! Benim yüzümden bedel ödemeni istemiyorum. Benim kameralardan kaçarak gözden uzak yaşamam gerekiyor ve sen ne istediğimi bile sormadan beni kendine mecbur bırakıyorsun." Gözleri üzerimde şüpheli bakışlarla dolaştı, neyseki yeniden yola revan olması uzun sürmemişti. Güney bize ne yaptığını bir bilsen. Klibinde oynamam bile korkunç sonuçlar doğurabilecekken sen beni göz göre göre bilmeden ateşe atıp küllerden bir kefen giydiriyorsun. Beni kendi elinle kendinle birlikte mezara itiyorsun. Uyan artık! Ne ben senin dünyana aitim ne de sen benim cehennemime layıksın! Uzak dur benden! Ben kaçamıyorum, sensiz yapamıyorum sen yap. Çekil ömrümden. Düştüğümde sarma yaralarımı, ağladığımda silme gözyaşlarımı. Bırak bir tek babamın taradığı o saçlar sana acem kalsın. Ben sana acem kalayım. Aracı durdurup güzel gözleriyle yorgun ruhumu ince bir elekten geçirdi. Duygularımı anlamaya çalışıyordu ama ben kolay anlaşılabilecek biri değildim. "Tek amacım sana yardım etmek. Merak etme. Fazla göz önünde dolaşmayız. Bu çocuk meselesini daha fazla uzatmaya hiç niyetim yok. İşimiz bittiğinde bu ilişki de unutulur. Her gün gündem değişiyor. İnsanlar kaçıp saçma sapan davranmadığımız için bizden sıkılırlar." Keşke her şey bu kadar kolay olabilseydi. Aracın torpido gözünü açıp içinden bir kağıt mendil çıkardı. Kağıt mendili bana uzatırken gözlerim hiç ummadığım bir anda hayretle büyüdü. Bu benim ses kayıt cihazımdı. Harzem'in sesini kaydetmiş oğlumu bulmak için bu kayıt cihazını kullanmaya karar vermiştim. Otel odasında düşürdüğüm bu cihaz nasıl Güney'in eline geçmiş olabilirdi? Bana uzatılan mendili alıp Güney'in cihazın olduğu bölmeyi kapanışını izledim. Yutkunamıyordum. Gözyaşlarım ise çoktan dinmişti. Düşürdüğüm cihazı Güney'e vermişlerdi. Dinlemiş miydi kaydettiklerimi? Duymuş muydu ondan köşe bucak sakladığım korkunç hayatımı? Aracın camını açtım. Şu an Güney'e oynadığı aşk oyunu için kızacak modda değildim. Artık bundan çok daha fazla dert etmem gereken meseleler vardı. Güney tecavüz meselesini öğrenebilirdi. O pisliği öldürdüğümü ve peşinde olduğumuz çocuğun aslında oğlum olduğunu duyabilirdi? Duymuş olabilir miydi? Belki de bana bu yüzden iyi davranıyordu. Peki bu cihazı neden burada tutuyordu? Keşke içecek almaya gittiğinde bu cihazı fark edip alabilmiş olsaydım. O zaman gerçekleri öğrenmemesi için kendime bir şans yaratabilirdim. Gözlerim güzel yüzünde dolaştı. Yalanlarımı öğrenmesi an meselesiydi. Oğlum olmasa çoktan çekip gitmiştim. Gidemiyordum. Kalbimle kurduğu o bağ onu bırakmama engel oluyordu. Ah! Ne vardı olmazları sevecek. Asla gerçek olmayan bir duaya amin demek neden hep benim kaderimdi? Omuzlarıma dökülen kahverengi düz saçlarımı geriye itip başımı eğdim. Yol boyunca kendime sakladığım tüm sözleri hemen şimdi açığa vurmak istiyordum. Ondan sakladığım her şey kalbimi örseliyordu. "Sana biri yalan söylemiş olsaydı gerçekleri öğrendiğinde onu affeder miydin?" Gözleri hassas bir şekilde üzerimde dolaştı. Yeniden önüne döndüğünde adem elmasının inip kalktığını, dudaklarının yitirmediğini fark ettim. "Eğer haklı bir sebebi varsa affederdim." Haklı pek çok sebebim vardı ama yine de dilimin düğümünü çözmek benim için çok zordu. Geçmişimi bilmesini her şeye rağmen istemiyordum. Belki kızacak belki de acıyacaktı. Benim için ikisi de öldürücüydü. Bana acımasını istemiyordum. Bunun için kol kanat germesi canımı yakardı. Eğer birlikte olacaksak bile bu ilişkinin ne kadarının aşk ne kadarının acıma olduğu kafamda merak konusu olurdu. "Ya haklı bir sebebi yoksa..." Bakışları benden başka her yerde oyalandı. Dikiz aynaları, torpido gözü, camlar, aracının önündeki boncuklu süs ve daha fazlası... Bana gerçekleri söylemeliydi. Kalbimle oynayıp, beni sırtımdaki kamburla bir başıma dikenli yollarda bırakmamalıydı. Hadi dedim içimden. Kötü şeyler söyle! Kır şu gerçekleri duyurma hevesimi. Haklı çıkmak için bana bir şans daha ver! Yalanlarıma devam etmem için vicdanıma kabullenmek zorunda kalacağı bir bahane daha uzat! "Onu anlamaya çalışırdım." Dediğinde beklentim yine tuzla buz olup kulaklarımdan aktı. "Bazı insanları kaybetmeyi göze alamıyor insan. Bazen o kişiyi o haliyle kabul etmek çok daha kolay geliyor." Beni yüreklendirmek için mi bunları söylüyordu? Neden konuşamıyordum? Neden anlatamıyordum? Ben onun vazgeçemediği insanlardan biri miydim? Değer veriyor muydu bana? "Bazı hisler anlatılamaz. İnsan ancak yaşadığında nasıl bir cehennemin içinde olduğunu anlayabilir. İnsan her gün kanarken en büyük acısını ve hayal kırıklığını nasıl anlatır?" "İnsan sevdiğine güvenmez mi Efsun Dumanlı? Güvenmediği adam sevdiği olabilir mi? Hayat sadece mutlulukları paylaşmak için midir? İnsan acılarını da paylaşmak istemez mi?" "İster!"dedim başımı eğerken. Ben onun hayatında asla yer edilemeyeceğime kendimi öyle inandırmıştım ki bir gün onun da beni sevebileceği aklımın karanlık limanına hiç uğramamıştı. Acılarım birbirini doğururken bundan fazlası ne elimden ne yüreğimden gelmemişti. "En acı gerçekler bile yalandan değerlidir."dedi gözlerimin içindeki o kanadı kırık kuşa bakarken. Konuşacak çok şeyimiz vardı ve hüsranlı yüreğim onun temiz gözlerinde akisler oluşturacak kadar kaygan ve zavallıydı. Konuşacaktım. Kendimi hazır hissettiğimde yanında yerimi alacak ve gözlerinin içine bakarak gerçekleri söyleyecektim. Bunu ona borçluydum. Aramızda asla yalan olmamalıydı. Eğer gerçekten bana karşı duyguları varsa bir şeylerin yoluna girmesi için bu gerekliydi. Yalandan temiz bir aşk hikayesi çıkamazdı. Artık yalanlarımın esiri olmayacaktım. Yalanlarım dürüstlüğümün esiri olacaktı. Elindeki küçük kumanadayla garajın kapısını açtı. Birkaç saniye sonra aracını her zamanki yerine park etmiş ve kemerini çıkarıp bana eşlik etmek için kapımı açmıştı. Araçtan inip onunla yan yana sessiz bir şekilde evin yolunu tuttum. Bir şeyler yemeyi teklif etmişti ama bu gece olanlar midemdeki açlık hissinin katili olmuştu. Duygularım buz tutmuş gibiydi. Çözülmem zaman alacaktı. Güney, geçmişimi öğrendiğinde bu enkazın altından kalkabilecek miydik bilmiyordum. Ama artık sakladıklarım yüreğime ağır geliyordu. "İyi geceler!" dileyip bana ayırdığı odaya geçtim. Gardrobumdan kendime beyaz, ipek bir gecelik seçtim. Aslında daha çok evli insanların tercih edebileceği türden bir şeydi ama televizyonda sık sık böyle şeyler gördüğümden epey heveslenmiş ve bir çırpıda üzerime geçirmiştim. Saçlarımı yumuşak bir fırçayla tarayıp beyaz uyku setinin olduğu güzel geniş yatağa uzandım. Çift kişilikti. Muhtemelen Güney rahat edeceğimi düşünüp büyük olmasını istemişti ve haklıydı. Hiç bu kadar rahat bir yatağa devrilip yatmamıştım. Üzerime nevresimi çekip gözlerimi yumdum. Yatağı dönme dolaba çevirdiğim halde bir türlü uyumayı başaramamıştım. Gözümün önüne gelen ses kayıt cihazı sinsi bir yılan gibi boynuma dolanmış uyumamam için nefesimi kesip duygularımı ateşe vermişti. Yapamazdım. Güney'in o cihazı dinlemesine izin veremezdim. Gerçekleri benden öğrenmeliydi. Bana yeniden güvenebilmesi için dürüst olmam gerekiyordu. O cihazın amaçlarıma limon sıkması korkunç olurdu. Ciğerlerimdeki kasvetli nefesi hırsla bırakıp pofuluk terliklerimi giydim. O anahtarı Güney'e hissettirmeden alıp cihaza erişmeliydim. Başka çarem yoktu. Ancak o zaman ikimiz için bir umut olacaktı. Ona gerçekleri söylecektim. Eğer gerçekleri öğrendikten sonra da beni sevmeye devam ederse duygularımı açmaktan asla çekinmeyecek ve ona bir şans verecektim. Parmak uçlarımda hole geçip vestiyerin tüm çekmecelerini kurcaladım. Bulamamıştım. Belli ki anahtarı buraya koymamıştı. Şimdi olabildiğince sessiz olmaya çalışarak odasına girecek, habersiz bir şekilde anahtarını alıp cihaza ulaşarak görevi tamamlayacaktım. Ellerimi kalbimin üzerine yerleştirip derin bir nefes aldım ve sessiz bir şekilde yeniden merdivenlere yöneldim. Güney etrafında dönüp durduğumu görecek diye resmen ödüm kopuyordu. Kapının aralığından uyuyup uyumadığını kontrol ettim. Neyse ki hemen uyumuştu. Kapının kulpunu azami bir yavaşlıkla indirip usulca içeri süzüldüm. Tam tahmin ettiğim gibi... Araba anahtarı baş ucundaki komodinde duruyordu. Odasındaki tüm duvarlar nota tablolarıyla doluydu. Gardrobu kocamandı ve sanırım içine dünyayı sığdırmıştı. Derli toplu olmasından hoşlanmıştım. Bu herkeste bulabildiğim bir özellik değildi. Yüzümde şapşal bir gülümseme belirdi. Mışıl mışıl uyuyordu. Tam sırasıydı. Elimi uzatıp aracın anahtarını tek hamlede alıp kaçmaya çalıştım. Bir anda bileğimi kavrayan el korkup çığlık atmama sebep oldu. Beni kaşla göz arasında kollarının arasına almıştı. Uyku mahmuru mavi gözlerini gözlerime dikip nefesimin yerini yurdunu şaşırıp ciğerlerime hapsolmasına sebep oldu. Yutkundum. Yüzümde beliren aptal ifadeden utanıp yalan kotamın dolup dolmadığından emin olamadım. Ah Güney ne vardı uyanacak? Daha ne kadar sessiz olabilirdim ki? Karıncaların ayak izi bile benden daha sesliydi. Belli ki uykuya dalmamıştı. "Demek uyumadın?"dedi kaşının birini kaldırırken. Başımı "Hı hı!"diyerek salladım. Lafın sonunun nereye gideceğini gerçekten merak ediyordum. "Burası benim odam." Başımı çevirip tüm odayı lazer ışınıyla tarar gibi zihnime yerleştirdim. Ve sırıtarak "Evet!" Dedim. O da sırıtarak cevap verdi. "Şu an gece!" "Hı hı!" Dedim aptal aptal penceredeki ay ışığını işaret ederken. Bakışlarını benden bir an olsun ayırmıyordu. "Ve sen benim odamdasın. Hımmm!"dedi düşünür gibi dudaklarını yukarı doğru kıvırırken. "Neden?"dediğinde ne demek istediğini az çok anlamıştım. Kaşlarımı çatıp beni kafese alan bedenini sertçe itip kolunu çimdikledim. Ürkmemişti bile. "Umarım saçma sapan şeyler için heveslenmiyorsundur. Hıh" Kollarından kurtulduğumda yeterli açıklama yapmadığımı biliyordum. Ben ona sırtımı dönerken siyah geceliğiyle yatağının üzerine oturdu. "Hımm o zaman gelmek için epey önemli bir sebebin vardır. Gece gece gül yüzümü özleyip gelecek değilsin ya!" Ellerimi yanlarıma doğru serbest bırakıp saten geceliğin sabahlığına terini sildim. Umarım gerçekten yanlış bir şey düşünmemiştir. "Değilim tabi!" dedim kızaran yüzümü gizlemeye çalışırken. "Bir şeyimi kaybettim. Onu arıyorum." O şaşkın şaşkın bakarken kendimi belime kuvvet yere bıraktım. Yerde titrek ellerimle oyalanırken yerinden kımıldamadan tip tip bana bakmaya devam ediyordu. "Ah nerde bu?" "Ne arıyorsun odamda?" Sonundaki vurgu kafasına bir şey geçirme istediği uyandırmıştı. "Şey şey işte!" "Neymiş!"derken kırışan alnı kaşlarını martı gibi birleştirmişti. "Şey işte! Gözlüğüm!" "Gözlüğün mü?"dediğinde çoktan yatağın altına girmiştim. Ne saçmalıyordum ben öyle. Kedim falan desem daha mantıklı olabilir miydi acaba? "Hımm!"dedi kinayeli kinayeli. "Demek gözlüğünü arıyordu Sevgili Efsun Dumanlı. Senin hiçbir zaman gözlüğün yoktu ki! Güneş gözlüğü bile takmazsın sen!" Neden bu kadar dikkatli olmak zorundaydı. "Gözlüğüm mü dedim. Hayır gözlüğüm değil. Küpemi kaybettim. Hay Allah! Dede yadigarıydı. Ailemden kaldı. Servet değerinde. Of uf nasıl bulacağım? Gitti güzelim küpe!" Yatağın altında deli dağ keçileri gibi dönüp dururken örtüyü kaldırıp ters bir şekilde pişmiş kelle gibi sırıttı. Ben yatağın altında o ise üstünden aşağı doğru sarkarken tam bir deli gibi duruyorduk. İki deli birbirimizi iyi bulmuştuk. "Muhteşem akıl küpü. Siz ne zaman odama girdiniz ki küpenizi burada arıyorsunuz? Bu odaya girmediğinize göre küpenizi burda bulma ihtimaliniz yok!" Doğru ya! Ben onun odasına hiç girmemiştim. O tepetaklak sırıtırken alt dudağımı dişlerimin arasına geçirip sırıttım. Haklıydı. Bu adama annesi hamileyken ne yemişti. Kesin avakado, ceviz, fındık falan yemişti. Hatta ölümüne somon balığı bile yemiş olabilirdi fakat bu benim için çoğu zaman iyi olmuyordu. Bu gün zekiliği gereksiz bir şekilde üstündeydi. İnsan hiç değilse uyku sersemi biraz şapşallaşırdı. Ama nerdeeeee? Yürüyen sarı beyin... Yatağın altından yuvarlanarak çıktım. Hafiften alnıma vurup saf gibi "Doğru söylüyorsun!"diye sırıttım. "Ah uyku sersemliği. Salonda arayacaktım, buraya gelmişim. Hay Allah! Görüyor musun sen? Bak şimdi." O tuhaf gözlerle bana bakarken yüzümdeki şaşkın ifadeyle söylene söylene dışarı çıktım. Öyle çok söylenmiştim ki lafı ağzına tıkılıp kalmıştı. "Hiç olacak iş mi? Ah benim şaşkın kafam! Zaten uyku sersemi olunca ne yaptığımı hiç bilmiyorum." Sonunda kapıyı kapatabildiğimde derin bir iç çekip mahvolan hafiyelik planımı altüst ettiğim için kendime kocaman bir aferin dedim. Işıkları kapatıp odama gittim. Neyse ki peşimden gelmemiş tahtaları eksik Efsun'u kendi hayal dünyasına bırakmayı tercih etmişti. Dakikalar geçmiş odanın ışığı söneli tam yarım saat olmuştu. Şimdi daha dikkatli olmaya çalışarak yeniden deneyecektim. O anahtarı almadan bana gün ışığı haramdı. Bu gece bu iş bitecekti. Saten geceliğimin sabahlığının kuşağını bağlayıp parmak uçlarımda hareket ederek hole geçtim. En ufak bir ses yapmamaya azami gayret etmiş, amacıma onun mahmur yüzünü seyrederek adım adım yaklaşmıştım. Bu sefer derin uyuyor gibi bir hali vardı. Kirpiklerine uzun uzun baktım. Hareket etmiyorlardı. Bu uykuya daldığını gösteren iyi bir ibareydi. Sabahlığımın kollarını dirseklerime kadar sıvayıp anahtarı tek hamlede alarak parmaklarımın arasında sıktım. Anahtara bakarken gözlerimde kocaman bir ılık huzmesi kök salmıştı. Yaşasın yaşasın diye her an halaya durabilirdim. Akıllı Efsun! Zeki Efsun! Haylaz Efsun! Yürü be kızım kim tutar seni? Hah hay! Benim elimden ne kurtulmuş ki? Anahtarı sevdiğine kavuşan maşuk gibi aşkla öpüp bağrıma bastım. Anahtar anahtar olalı böyle aşk, böyle sevda görmemişti. Utanmasam nikah kıyıp helalim yapacaktım. Hi hi! Aynı sessizlikle Güney'in odasından çıkıp hole ardından da merdivenlere yöneldim. Tüy kadar hafif adımlarla yürüyor, onun evden çıkışımı hissetmemesi için nefes dahi almıyordum. Sonunda açık garajdan içeri girdim. Elimdeki anahtarda bulunan kilit açma düğmesine bastığımda hiç beklemediğim bir şey oldu. Korkunç bir alarm sesi tüm evi ayağa kaldıracak kadar güçlü ses dalgaları yayıyor, ben ise yükselen ses yüzünde dikene basan kedi gibi hop oturup hop kalkıyordum. "Sus! Sus diyorum! Deli misin sen? Evi ayağa kaldıracaksın!" Elimdeki anahtarın düğmelerine defalarca basıp alarmı durdurmaya çalıştım. Nafileydi. Tam durdu dediğim anda yeniden devasa bir ejderha misali ayaklanıyor, eskisinden çok daha yüksek sesle böğürüyordu. Allah'ım nasıl bu kadar şansız olabilirim? "Sus insafsız sus dedim! Ölmek istiyorum! Kazma kürek yok mu şu yeri yarıp içine gireyim." "Ne işler çeviriyorsun?" Arkamı döndüğümde Güney'in kızgınlık püsküren bakışlarına tosladım. Yine arkasından iş çevirmiş ve maalesef yakayı ele vermiştim. Yanıma kadar gelip arabayı açtı. "Ne istiyorsun? Ne arıyorsun Efsun! Artık sırlar yok demedik mi?" Uyumamıştı. Beni izlemiş, neyin peşinde olduğumu anlamak istemişti. Muhtemelen alarmı da yedek anahtarla o devreye sokmuştu. Aracında dikkate değer bir şey yoktu. Ben bir araba hırsızı da değildim. O zaman bu oyunun amacı neydi? Güney ıslak bakışlarıma aldırış etmeden beni kolumdan tutup kendine çekti. "Neyin peşindesin? Buraya gelmenin, bu anahtarı çalmanın bir sebebi olmalı. Bana gerçekleri söyle!" "Ben sadece..."dedim mırıldanır gibi. Sözümün devamını getirmeye güç yetiremiyordum. "Ne arıyorsun?" "Cihaz..."dedim sayıklar gibi. "O bana ait. Otelde düşürmüştüm." Yüzü hayret dolu bir ifadeyle kasıldı. Ben nemli gözlerle ondan gelecek iç açıcı bir söze hasretken bakışları önce benim üzerimde ardından da aracın içinde dolaştı. Gözleri tüm sırlarını ele verecek gibi hırslıydı. Üzerindeki eşofman takımı karanlığın içinde kısmen parlıyordu. "Neden bunu benden doğrudan istemek yerine gizlice almayı seçtin? Ne var o cihazda?" Ellerimi beyaz saten sabahlığın iki yanına bocalayarak bıraktım. "B-bir şey yok. Sadece almak istedim." Adımları beni geride bırakıp açık kapının önünde duraksadı. Aracın içine eğilip endişeli bakışlarımı umursamadan cihazı aldı. Ben karşısında bir mum gibi eriyip tükenirken cihazı en ince ayrıntısını bile ıskalamadan tek tek inceledi. Korkuyla ona uzanmak istediğimde cihazı kontak bir hareketle benden uzaklaştırdı. "İçindeki kaydı dinlemek istiyorum. Bakalım seni bu kadar tedirgin eden ne?" Düğmeye basmak için harekete geçtiğinde "hayır!"diyerek elindeki cihaza uzandım. Buna dayanamazsın. Tüm o konuşmaları gözlerimin önünde dinlemesini, yalanlarımı böyle alçak bir şekilde öğrenmesini kaldıramazdım. Üzerine yürüyüp cihazı almak için çabaladım. Fakat onu bana kaptırmamaya kararlıydı. Elindeki cihazı arkasına saklayıp benden birkaç adım uzaklaştı. Bakışları sorgulayıcı bir şekilde bana her döndüğünde nefesimin daraldığını, gözlerimin yanıp başımın bir topaç gibi döndüğünü hissettim. Ava giderken avlanmış, pirinç peşinde koşmaktan farkına bile varmadan bulgurumun cenaze namazını kılmıştım. "İçindeki kaydı dinlemek istiyorum. Aramızda daha fazla sır olmasına tahammülüm yok!" Öne atılıp onu kucaklar gibi yaklaştım. Gerçekleri öğrenmesini istemiyordum. Buna hazır değildim. Duyacaksa bile benden duymalıydı. Bir yalancı olduğumu adi bir ses kaydından üstelik Harzem'in ağzında duymasına dayanamazdım. "Hayır Güney , buna tahammülüm yok!" O cihazı benden uzak tutmaya çalışırken daha büyük bir hırsla elini benden saklayıp kurtardı. "Onu hemen bana ver!" Yüzünde kırgın bir tebessüm vardı. Neler duyacağını hissetmiş gibi bakışları mahzunlaşmıştı fakat kararlılığını lacivert hareleri denizdeki köpükler gibi her geçen an biraz daha arttırıyordu. "Hayır!"diye bağırıp aracın etrafında bir tur döndü. Benden daha çevik olmasına şaşırmıştım. Oysa ona göre ufak tefek sayılırdım. Bu haliyle resmen benden rol çalıyordu. Yeniden atıldım, sırlarımı elinden almadan bana huzur yoktu. Kör dövüşünü andıran bir kovalamacanın eşiğine düşmemiz uzun sürmemişti. Dakikalar sonra bahçeye ardından da açık bırakılmış kapıdan eve geçtik. O kaydı bana vermeyecekti. Biliyordum, artık bu gidişin dönüşü yoktu. Çalışma odasına geçip kapıyı yüzüme kapattı. Gözyaşları içinde dizlerimin üzerine çöküp kapıya yaslandım. Ellerim kapının ardındaki hayali okşar gibi pürüzsüz yüzeyde dolaştı. "Lütfen onu bana geri ver!" Ağlamaklı sesimin sonucu değiştirmeyeceğini bile bile ondan medet umdum. Geçmiş ellerimden kayıp gitmiş, yaşadığım korkunç şiddet karabasan gibi üzerime çullanmıştı. Demir sesleri kulaklarımda yeniden çınlamaya, yağmur gök gürültüsüyle karışıp o gecenin günahını zihnime taşımaya devam etti. "Güney!" Sesim eskisinden çok zayıf çok daha çaresizdi artık. Sırtımı kapıya yaslayıp başımı kollarımın arasına aldım. Karnıma bastırdığım dizlerime hayatımın eksik bir seremonisi haline gelen anne şefkatini arar gibi yaslandım. Bunu öğrenmesine hazır olduğumu sanmıyordum. ???
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE