BÖLÜM. 1. "TEHDİT "

1617 Kelimeler
Üçüncü katta bulunan evlerine varabilmek için merdivenlerden tırmanırken Şirin, nefesleri gırtlağını, kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Asansörü bilerek kullanmamıştı. Gelmesini beklerken ölmekten korkmuştu belki, belkide duyduklarının yalan olduğunu anlamak için kaybedecek bir saniyesi olmadığından delicesine merdivenlerden tırmanmıştı. Annesinden aldığı telefonla her şeyi bırakıp eve gelmiş, gelirken aklında düzinelerce senaryo oluşturmuştu. “ Anne? “ dedi giriş kapısının az ötesinde bir köşeye sinmiş kadının yanına doğru küçük adımlarla ilerlerken. Evlerinin kapısı ardına kadar açıktı ve annesi sanki ruhu bedeninde çekilmiş gibi bir köşeye sinmişti. “ Anne? “ bir kez daha yineledi kız, annesinin yanına çömelip usulca omzuna dokundu. Kadın olduğu yerde zıpladı, korkudan, esmer teni beyaza kesmiş, nefes alışları hırıltılı bir şekilde gırtlağına dizilmişti. “Şirin!“ dedi, sanki bir kurtarıcıyı görmüş gibi kadın, ardından boynuna sarılarak hıçkırıklara boğuldu, “İşte! “ diyen kalın, gür bir erkek sesi yankılandı oturma odasından bulundukları konuma doğru “Borcu ödeyecek olan kişi de geldi” Hızla annesini kendinden uzaklaştırırken Şirin, bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdi. O, ne olduğunu anlamlandırmak için debelenirken, sesin sahibi olan adam oturma odasının kapısında belirdi. Uzun, çok uzun boylu biriydi. Yamuk ve kemerli bir burun yapısına sahipti. Sanki daha önce yerinden sökülmüş, beceriksiz bir cerrah tarafından tekrar yüzüne gelişi güzel dikilmişti. Aynı zamanda heybetli bir vücuda ve kızın dehşete düşmesine sebebiyet veren akıl almaz bir auraya da sahipti. Yamuk burnu bir kenara itilirse adam, yakışıklı denecek kadar hoş bir izlenim bırakma potansiyeli taşıyordu. Oturma odasının kapı eşiğine geldiğinde omzunu kapının pervazına dayadı adam. Ellerini göğsünde birleştirip başını hafifçe yana yatırdı ve alaycı bakışlar ile Şirin’in vücut hatlarını inceledi. “ Kimsiniz siz!? “ dedi Şirin, sesinin kendinden emin çıkması için dua ederken. “Hemen defolup gidin evimden! Polis yolda!” Adam mini minnacık bir ses çıkararak güldü kızın bu sözlerine karşılık. Başını öne doğru eğip kısa bir an zemini inceledi. Gülüşünü dudaklarına iyice yaydıktan sonra tekrar kafasını kaldırıp kızın gözlerinin tam içine bakarak konuştu. “Aaah!” dedi sanki çok fazla derdi varmış gibi derin bir iç çekme eşliğinde. “Aslına bakarsan benimde çok fazla işim var. Zamanım oldukça değerlidir.” Göğsünde kavuşturduğu kollarını açtı konuşurken ve sağ elini cebine itekledi. Çıkardığı sigara paketinden bir dal seçip, dudaklarına yerleştirdi. Arkasında duran adamlardan biri hiç vakit kaybetmeden sigarasını yaktığında, önce içine derin bir nefes çekti, ardından bu nefesi dışarıya verirken kız ve Annesinin olduğu konuma doğru ilerledi. Şirin’in Annesinin sinmiş olduğu köşenin az ötesine bağdaş kurup oturdu. Kız, tam tepelerinde ayakta duruyor, adam, Annesi ile arasında bir kaç santimlik bir mesafeyle yerde oturuyordu. “Ne halt ediyorsun?” Diye çıkışmak istese de Şirin, adam ona aldırış etmedi ve Annesinin yüzüne olması gerekenden daha dostani bir tavırla bakarak söze girdi. “ Sevgili Elife Hanım, bilin diye söylüyorum sizi korkutmak istememiştim.” Adam, kızın varlığı orada yokmuş gibi kadın ile konuşuyordu ve ses tonu, samimi ile alaycı arasında adeta gidip geliyordu. “ Oğlunuz olacak or… “ kadının gözleri gözlerine değdiğinde son cümleyi tamamlamaktan vazgeçti adam ve düzeltti. “Organize şerefsiz bize borçlu! Bir rivayete göre kendisi yurt dışına kaçmış. Eh, sülalenizde başka erkek olmadığı için geriye borcu tahsil edecek tek alternatif siz kalıyorsunuz.” Adam onay bekler gibi sessizleşip kadına bakmaya devam etti. Kadından bir tepki alamayışının ardından elini kaldırıp kadının elini sanki dostmuş gibi tutarak tekrar söze girdi: “Biraz anlayışlı olun lütfen. Sonuçta para önemli değil mi? Alacak verecek davası varsa ortada, hele ki bu para! Yüksek bir meblağ ise bırak annesini sülalesini bile…“ Adamın konuşmasını bitirmesine bile müsaade etmedi Şirin, annesinin elini tutan elinin bulunduğu kolu, sert bir şekilde tekmeledi ve adeta kükreyerek söylendi: “Çek o pis ellerini! “ Adamın bir anlık boşluğu ile koluna almış olduğu darbe kısa, minik bir şaşkınlık doğurdu. Ama bu şaşkınlık an sayılabilecek kadar kısa sürdü. Diğer elinde duran ve bir-iki nefes anca alabildiği sigarayı zemin parkesi üzerine bastırarak söndürdü. Kızın tekmesi umurunda değilmiş gibi oturduğu yerden bakışlarını onun yüzüne doğrulttu. Az önceki gülüşünü yüze katlayabilecek kadar yüksek kalitede bir gülüşle ayaklandı. Oturduğu yer evin içi değilmiş de tozlu bir zeminden kalkmış gibi elleri ile kalçalarını yavaşça silkeleyip temizledi. Bu sırada kız ile kurduğu göz kontağını ise hiç ama hiç kesmedi. “İsim neydi?” dedi gülümsemesini minimize ederek. “Annenizle tanıştık ama sizinle henüz o fırsatımız olmadı?” elini kıza doğru sıkması için uzattı. Kız inatçı ve hırçın bir şekilde elinin tersi ile eline vurarak ittiğinde, sesli küçük bir kahkahayı dudaklarından ortama doğru fırlattı. “Şirin değil mi?” dedi sonra, gözlerinin kahvesini koyulaştırarak. Kızın yüzünde minik bir tedirginlik belirdi ancak bu tedirginliği profesyonel bir şekilde gizlemeyi başardı. Adam ile arasında mesafe olmasına sevindi. Adamın normal denmeyecek kadar uzun boyu, kızın ortalama denilecek boyu karşısında avantaj oluşturabilirdi. Biraz daha yakın olsalardı eğer kız, başını geriye doğru yatırarak adama bakmak zorunda kalabilirdi. Kocaman yuvarlak gözleri vardı, kahverenginin en koyu tonu olan o gözler, masum görünen fakat içinde korkunç sırları ifşa eden bir gizeme sahipti. Dişlerini sıktı genç kız ve aynı anda tıslayarak konuşmaya girişti: “Kim olduğun umrumda değil. Hemen şimdi evimden gitmenizi istiyorum! Hemen!” Yine gülümsedi adam, dudaklarının güzelliğine mi yoksa, gülüşünün güzelliğine mi güvendiğini bir türlü anlayamadı Şirin. Kötü müydü bu adam? Yoksa kötü rolü yapan iyilerden biri miydi? Kızın kafasında kargaşa, kızgınlık ve öfke nöbetleri kol gezerken adam sağ elini usulca burnuna götürdü. İşaret parmağının dış boğumu ile minimal hareketler eşliğinde eğri burnunun ucuna dokundu, bu sırada bakışlarını yine zemine sabitlemişti. “Şirin! Yapma kızım!” diyen bir haykırış Annesinin dudaklarından dökülürken, adamın bakışları önce Anne de sonra tekrar kızın üzerinde gezindi. “Lütfen” dedi adam kıza kendi evlerinin oturma odasını işaret ederken “Biraz konuşalım mı? Başbaşa? Anneniz üzülüyor gibi de?” Kız, adamın gözlerinde gördüğü ışıltıyı anlamamıştı ama bu adamın konuşmalarının aksine nazik bir centilmen olmadığından emindi. “Hayır!” dedi net bir sesle ve ekledi “Bizim sizinle hiçbir alakamız yok!” İşte o an adam, kıza doğru bir adım attı. Uzun bacakları aralarında bulunan mesafeyi tek bir adımla kapatmaya yetmişti. Kızın kolunun üst pazusunu avuç içine hapsederek müthiş bir acı oluşturacak şekilde sıktı. Kızın yüzü refleks olarak acıyla burkulurken tekrar söyledi: “Lütfen” dedi bir kez daha dişlerini sıkarak. Kızın tuttuğu kolu üzerinden kulağına doğru yaklaşmış, ses tonunu olabildiğince kısmıştı “Anneniz hasta olduğu için sizinle yaptığımız konuşmayı kaldıramayabilir. Benim yüzümden ölmesini istemem. En azından şimdilik” Adam konuşmasını bitirip başını geriye çektiğinde yine gülümsüyordu. Şirin duyduğu cümleleri hazmetmek için çabalıyor, kumral teni alacalı şekilde renkten renge giriyordu. Kocaman eli ile kolunu sıkan adam ise ona düşünmesi için zaman bile tanımıyordu. Kız başını kaldırıp adamın gözlerine baktı, bu sırada adamın gülüşüne sinsi ve normal şartlarda sevimli denebilecek bir göz kırpması eşlik etti. Avucu arasında duran kolu sıkmaya devam ederken adam, hafif bir çekiştirme ekledi. Kız direnmenin anlamsız olacağını biliyormuş gibi adamın çekiştirmesine eşlik ederek onun gittiği yöne doğru ilerledi. Az önce adamın çıkmış olduğu oturma odasına geldiklerinde iki adamın daha burada beklediğini gördü Şirin. Yutkundu, genel olarak sakin ve soğukkanlı bir karaktere sahipti. Kolay kolay delirmeyen, olayları mantık çerçevesinde çözümleyerek hayatını idame eden bir kızdı. Ancak bu durum, mantık sınırlarını aşan pek çok şeyi aynı anda bir araya getirmişti. Sadece bir kaç günlüğüne okula ara verip, Annesinin yanına gelmişti. Gezecek, arkadaşları ile görüşecek ve biraz eğlenip dinlendikten sonra tekrar okuluna dönecekti. Oysa şimdi! Korkunç bir kaosun tam ortasındaydı. Odaya girer girmez kolunu adamın avucunda kurtarmak için hamle yaptı. Başarılı hamlesinin ardından derin bir nefes alırken sırtını dikleştirerek sordu: “Ne istiyorsunuz?” “Öncelikle tanışalım” dedi adam bu defa elini kıza uzatmak yerine cebine yerleştirdi ve yine sigara paketini çıkarıp içinden bir adet aldı. Çakmak ise paketin hemen altındaydı. Sigarayı dudaklarına yerleştirip yakmadan hemen önce ise ekledi “Benim adın Aspar Yakaza,” Bir kaç adım atarak kızın evinin mobilyalarından biri olan tekli koltuğa oturdu. Heybetli bir duruş ile bir bacağını diğerinin üzerine attı ve rahat bir şekilde devam etti: “Yakaza kuruluşunun başkanıyım. Abinin bana ve şirketime tam tamına beş milyon borcu var. “ Duyduğu rakam ile kızın siyah gözleri kocaman açıldı. Şaşkınlığını gizleme gereği duymadan da hızlı bir şekilde sordu: “Ne!? Ne borcu bu? “ Adamın yüzünü aydınlatan gülümsemesi bir kez daha dudaklarında yer edindi. “ Kumar,” diye karşılık verdi sanki normal bir sohbet konusuymuş gibi. Kısacık bir an duraksadı Şirin, beyin nöronlarına çalışması için emir verdi. Abisinin yapmış olduğuna inanmayarak ekledi: “Yalan söylüyorsun,”diyerek çıkıştı önce ve ardından hiddetle söylendi: “Ayrıca, bu söylediklerin doğru dahi olsa beni ve Annemi ilgilendirmiyor. Borç sen ve abim arasında değil mi?” “Cık!” dedi adam kaşlarını havaya kaldırıp sigarasından bir fırt daha çekerken “değil” diye ekledi. “Abin denen lavuk ortada yok. Ayrıca, teminat olarak seni göstermiş. İmzalanan belgede senin ismine de yer vermiş. Başına bir şey gelmesi durumunda borcu senin ödeyeceğine dair taahhütte bulunmuş.” “Yok artık!” dedi Şirin, soğukkanlı olmayı bir kenara iterek “Ben o kadar parayı nereden bulacak mışım? Öğrenciyim ben, halimiz de ortada,” Adam oturduğu yerden kalktı, elindeki sigarayı yine parke üzerine saygısızca atarak ayakkabısı altında ezdi. Gömleğini düzeltirken kıza cevap verdi: “Bilmem ki, ne yapsak?” “Dalga mı geçiyorsun?” adamın tavrı karşısında şaşkınlıkla sorarken Şirin, muhteşem neşeli bir kahkaha odada yankılandı “Tabii ki dalga geçiyorum salak!” Adamın sesinden eğlendiği anlaşılıyordu ama kız, bunu hangi yöne çekmesi gerektiğini bir türlü anlayamıyordu. “Sen ya da Annen de o kadar para olmayacağını elbette biliyorum. Size bir hafta süre. Abin olacak piçe söyle paramı getirsin.” Usulca kıza yaklaştı, az önce eğlenceli ve neşeli çıkan o ses, yerini tehdinin kol gezdiği bir tınıya bıraktı. “Yoksa,” dedi yanına ulaştığı kızın omuzlarına dökülen saçlarının bir tutamını orta ve işaret parmağı arasına alıp adeta okşarken”O parayı kazanana kadar benim için çalışırsın.” Parmakları saçlarını bırakıp yanağına uzandı ve naif bir şekilde elmacık kemiğini okşadı: “İlk iş yerin ise yatağım olur!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE