BÖLÜM.. 2.. " İHANET"

1272 Kelimeler
Adam tüm tehditlerini nazik bir dille savurup çekip gittikten hemen sonra, panikledi Şirin. Hızlı adımlarla Annesinin yanına gidip, ayağa kaldırdı. Bir şeyler yanlıştı,daha doğrusu yanlış olmalıydı. “Anne?” diye girdi söze, incitmemek için sözcükleri diline ulaştırmadan önce kafasında tartarken. “Ne oluyor? Kim bu adamlar? Abim nerede?” Kadın utanmış gibi başını eğdi. Usulca kızından uzaklaştı. Az önce o deli adamın oturduğu tekli koltuğa geçip otururken, derince soludu. “Özür dilerim kızım,” dedi sanki tüm kabahat kendindeymiş gibi. İçin için ağlıyor, gözyaşları yanaklarından birbiri ardına damlıyordu. “Neden özür diliyorsun ki?” dedi genç kız, ne yapacağını, nasıl konuşacağını bilmezken. “Şaka mı ya bu olanlar?” diye ekledi. Kafasını iki eli arasına alarak etrafına bakındı. Gözleri yanıyordu, doğru düşünmek için çabaladı. Deli adamın oturma odalarına atıp söndürdüğü sigara izmariti gözüne takıldı. “Şerefsiz!” dedi sinirli bir tınıyla. “Terbiyesiz herif!” İzmaritten bakışlarını kaçırıp tekrar Annesine baktı. Yavaş adımlar ile yanına yaklaşıp, dizlerinin dibine oturdu. Ellerini aldı önce avuçları arasına. Sesinin en sakin, en güzel tonda olmasına dikkat ederek sordu sonra: “Anlat Anne, yoksa ben kafayı yiyeceğim.” Kadın, kızının sorusu üzerine bir kez daha sarsıldı. Ağlaması daha da derinleşirken, elinden geldiğince doğru şekilde cevap vermeye çalıştı. “Abin, bu evde dahil her şeyi sattı. Aklına gelebilecek her şeyi. Bir aydır gelip gidiyor bu adamlar. Bir kaç kez o evdeyken geldiler. Konuştu, gönderdi. İki haftadır abin ortada yok. Eve gelmiyor. Telefonu kapalı…” Kız, beyninden kurşun yemiş gibi sarsıldı. Bir ay diyordu kadın, bir aydır benzer olaylar yaşanmış ve ona yansıtılmamıştı. “Nasıl yani?”dedi ihtiyatla”Ne demek bir ay?” Kadın, utançla bir kez daha başını eğip bakışlarını uzaklaştırdı. “ Habersiz geldin. Eğer geleceğini söyleseydin engel olacaktım. Seni mümkün olduğunca bu işten uzak tutacaktım” Annesini anlamaya çalışırken Şirin, bir yandan da algıda seçicilik yapmamaya çalışıyordu. Kaşlarını çattı, sinirlendiği zamanlarda hep yaptığı gibi ensesi ile kafatası arasını sertçe kaşıdı. “Bu ev senin değil mi Anne? Nasıl satıyor oğlun burayı? Ya da diğer her şeyi?” “İş kuracağım dedi. Satalım Anne, Şirin okulunu bitirince beraber çalışırız dedi. Bir kız bile getirdi. Kız bana proje mi ne, onları gösterdi. Çok başarılı olacağını, hepimizi kurtaracağını, parasız zor zekat geçinmekten bıktığını, sana ve kendine iyi bir hayat kuracağını ama bunu borca girmeden elimizdeki yatırımları kullanarak yapabileceğini söyledi…” “Ve, sende buna inandın?” Aydınlanmış gibi alaycı bir gülümsemeyle başını sallayıp konuşurken Şirin, konuşmak yerine daha yüksek sesle ağlamaya başladı kadın. Üzüldükçe üzüldü. İnsan, dünyada üzerinde canından can verip hayata getirdiği evladına güvenmez ise kime güvenebilirdi ki? “Anne!” dedi Şirin, oldukça yüksek bir oktavla. “Yapmadım de. Şaka de. Bu olanlar, berbat bir şakadan ibaret de. N’olur?!” Sonlara doğru umutsuzca yalvaran bir tınıya dönüşürken sesi, Annesinin dizlerinin dibinden uzaklaştı. Gözyaşlarının yanaklarından ne zaman süzülmeye başladığını bile anlamamıştı. Elinin tersiyle yüzünü ve burnunu sildi. “Umurumda değil!” diye haykırdı adeta. “Oğlun yediği boku temizlesin! Beni bu işe karıştırmayın. Haklısın. Benim bu işe karışmam doğru değil.” Hızlı adımlarla odasına ilerledi. Zaten hazır olan valizine çıkarmış olduğu bir kaç parça eşyayı yerleştirdi. Ardından odasında kendine ait her ne varsa başka bir valiz alarak içerisine doldurdu. Kıyafet, kitap ve diğer her şey. Valiz ağzına kadar dolduğunda, bir valiz daha aradı ama odasında yoktu. Abisinin odasına ilerleyip gardırobunun üzerinde duran büyük valizi indirdi. “Pislik herif!” diye söyleniyor, aklına gelen tüm küfürleri içinden birbiri ardına sıralıyordu. Abisi ile hiçbir zaman yakın olmamıştı. Gençliğinde belki yakın oldukları belli bir zaman olmuş olabilirdi ama bu zaman, o kadar kısaydı ki artık hatırlamak bile mümkün değildi. Abisi olacak pislik üniversiteye gittikten sonra her şey bitmişti. Abisini uzunca bir süre görememiş, sonrasında geri geldiğinde ise daha da iğrenç bir tipe dönüştüğüne şahitlik etmişti. Uzun sakallar, gereksiz gizemler, tekinsiz arkadaşlar… Görünen köy kılavuz istemezdi evet, abisinin bir pislik olduğunun bilincindeydi. Hatta ondan her şeyi bekliyordu fakat, Annesi? Annesinin onun bu hallerini bilerek kabul etmesi, ona ellerinde olan ne varsa kendisine sormaya bile tenezzül etmeden teslim etmiş olması, işte canını en çok bu yakmıştı. Kendi bedeninden ağır hale gelen valizleri kapı ağzına çıkardı. Annesi hala oturma odasında ağlıyor, sessiz hıçkırıkları kulaklarına ulaşıyordu. “Ben dönüyorum!” dedi, içindeki öfke ve kızgınlığa sıkı sıkıya tutunarak ”Madem her şeyini oğluna verdin, madem ona bu kadar güveniyorsun, bu pisliklerden seni o kurtarsın. Ben yokum! Beni dahil etmeyin sakın! “ Valizleri çekiştire çekiştire çıkış kapısının önüne yerleştirdi. Ardından hiç vakit kaybetmeden evin kapısını kapatarak asansörü çağırdı. Asansörün gelmesi biraz uzadı. Uzayan zaman, Şirin’in düşünmesi için olanak yarattı. “ Ya ona bir şey olursa?” Annesi hastaydı, kendini bildi bileli Hipertansiyon ile mücadele ederdi. Ya şimdi o gidince bir şey olursa? O zaman ne yapardı? Bir an, kısacık bir an, Annesinin ölmüş bedeni gözlerinin önünde belirdi. Yüreğinin sızısı, burun direklerine erişti. Gözleri doldu, şakakları acıdı ve nefes alış verişleri zorlaştı. “Ding” sesi, asansörün bulunduğu kata ulaştığını belirtirken o, tekrar eve, Annesine koşmayı yeğledi. Her ne olursa olsun, ona bunu yapamazdı. Çünkü o, abisinin aksine, Annesinin ölümüne dayanamayacak kadar çok seviyordu. Omzuna astığı kol çantasında bulunan anahtarlar ile kapıyı açıp içeriye, Annesine ulaştı. “Özür dilerim” dedi olduğu yerden hiç kıpırdayamamış kadının dizleri dibine çökerken “Öyle demek istemedim.” ağlaması yükseldi, hıçkırıkları narin omuzlarını sarstı. Başını, Annesinin dizine dayayıp fısıldadı”Ben şimdi ne yapacağım?” Kadın, kızının saçını sevgi ve utançla okşadı. “Gideceksin kızım” diyen kadının sesi oldukça kararlıydı. “Seni nasıl yalnız bırakayım? Ya sana birşey olursa?” Ağlamaklı sesi arasından güldü kadın, kızının yüzünü dizlerinden kaldırıp gözlerine baktı “Hiçbirşey olmaz bana” dedi. Annelere özgü o her şeyi bilen ses tonuyla ”Git ve asla geri gelme. Hatta okulunu dondur. Abin gelene kadar, bu işi çözene kadar başka bir yere git. Seni bulamayacakları bir yere. Bursun bir süre idare eder. Maaş günlerinde ben de bir şekilde sana para ulaştırırım” Üç kuruş maaşı vardı Annesinin, biliyordu Şirin. Babası o, çok ama çok küçükken bir trafik kazasında ölmüştü. Ondan kalan üç kuruş maaş, normal bir yaşama bile yetmezken, kaçak bir hayata nasıl yetecekti? Evleri, bildiği ufak tefek arsalar ne varsa gitmişti. Annesi eline geçen üç kuruşu kendine gönderse ve o idare etse bile, bu kadın ne edecekti? Aklına gelen düşünceler, içinde bir yerleri incitti. Abisini aramamıştım bile, biliyordu ki arsada ulaşamayacaktı. Yine de bir umut denemek istedi. Hala omzunda asılı olan çantasından telefonunu çıkarıp abisinin gereksiz numarasını çevirdi. Fakat, tıpkı Annesinin dediği gibi telefon kapalıydı. Ellerinin takatsiz kalması, telefonun yere düşmesine sebep olurken, titredi, ürktü ve bu defa gerçekten korktu. Bir süre sessizlik annesi ile arasında hüküm sürdü. Ağladı, sakinleşmek için elinden geleni yaptı. Annesinin sakinleşmesini istedi, konuşmaya çalıştı. Fakat yaptığı hiçbir şey olanları ortadan kaldırmadı. “ Anne,” dedi en sonunda solgun bir şekilde ağlamaya devam eden kadına bakarak. “Ağlamak hiçbir şeyi çözmeyecek. Bir şeyler yapmalıyız. Polise gidelim. Benim rızam olmayan bir sözleşme yapılmış. O sözleşmede adımın geçmesi, orada olmadığım halde imzalanmış olması bile başlı başına suç. Ne yapabilir ki bu adam? Hem gitsin abimi bulsun. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok ki. Hele benim, hiç yok.” “Bilmiyorsun” dedi kadın, sanki son sözlerini söyler gibi konuşurken. “Bunlar ne polislik, ne karakolluk. Adam mafya. 1 aydır çalmadığım kapı kalmadı. Nihal’e bile gittim.” Nihal, polis memuruydu. Adını duyar duymaz kızın gözleri umutla ışıldadı. “‘Abla bu adamlar ile ne işin var senin’ dedi. ‘Adamın sürüyle köpeği var, suçlarsan bile biri suçu üstlenir ve ona asla bir şey olmaz’ dedi. ‘Bir an önce Yiğit’i bul, bu işi çözsün’ dedi.” Annesi konuştukça kızın gözlerindeki umut ve ışıltı olduğu yerde soldu. Böyle bir şey, bu devirde mümkün müydü? Hoş, bu devirde Her şey, her şekilde mümkündü ama oturup kabullenmek doğru muydu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE