Gece olup karanlık şehrin üzerine çöktüğünde, umutsuzca yatağına uzandı Şirin. Sahi, şimdi ne olacaktı?
Annesine dinlenmesini söylemiş, bir çaresini bulacağını, biraz düşünmesi gerektiğini anlatarak bir umut, biraz uyuması için odasına göndermişti.
Şimdiyse öğle vakti sinirle varını yoğunu doldurduğu valizleri, odanın bir köşesine koymuş, bir çıkar yolu bulmak adına düşünceler deryasında yüzmekteydi.
Geçen saatler içinde kafasında binbir kurguyu bir araya getirmişti.
Gittiğinde olabilecekleri değerlendirmiş, kaldığında olacak olanlar ile kıyaslayarak korkunç mukayeselerde bulunmuştu.
Hiç bir çıkar yolu, ya da kafasına yatan doğru düzgün bir sonuç bulamadığında yatağında doğruldu.
Uzun, derin bir nefes aldı önce.
Kendine gelmesi oldukça uzun sürmüştü.
Aklı çalışmıyor gibiydi. Düşünceleri doğru bir noktaya odaklanarak istediği performansı sergilemeyi reddediyordu sanki.
Telefonunu eline aldı. Kilit ekranını açmadan önce, kucağına bırakarak elinin ayalarını gözlerine bastırdı.
Kendine böyle, bu şekilde kalarak rahatlayabilmesi adına, birkaç dakika zaman tanıdı. Ardından telefonu tekrar eline alarak internet üzerinden araştırma yapmaya başladı.
Arama motoruna, ilk aklına gelen cümleyi yazdı.
‘Yakaza Kuruluşu hakkında bilgi’
Karşısına çıkan bilgileri tek tek inceledi. Buradan baktığında hiç bir şey anormal değildi.
Şirketin ilk olarak 1973 yılında temellerinin atıldığı, yenilikçi inovasyonları ile teknoloji alanında ürünler ürettiği, dünyanın pek çok bölgesine ihracat faaliyetleri gerçekleştirdiği gibi birçok bilgiye tek seferde ulaştı.
Bugün, evini ziyaret eden adamın resmini ve firmanın kurucularını içeren resimleri inceledi.
Kaşlarını çatarak her bir adamın aynı stil ve tarzda fotoğraf eklediğine şahitlik etti. Beşinci nesil bir aile şirketi gibi duruyordu ve son yönetici olarak Aspar Yakaza ismi okuduğu bilgilerde yer alıyordu.
İnternette bulunan abartılı ve pohpohlama içeren yazıları es geçerek sayfayı yeniledi.
Şirket veya Aspar Yakaza ismiyle alakalı kötü bir şeyler bulmayı denedi ama mümkün değildi.
Pes etti. Bugün yaşadığı olayları aklında okuduğu makaleler ile ilişkilendirmeyi denedi.
Kafasının içinde her şey daha da korkunç bir karmaşaya dönüştüğünde bu d
şünme maratonuna son verdi.
Bir plana ihtiyacı vardı. Sağlam ve etkili bir plan olmalıydı.
Bu kadar köklü bir şirketin, beş milyon gibi küçük bir rakamın peşine düşmüş olma olasılığını değerlendirdi.
İmkansız gibiydi.
Hiç, hem de hiç hazzaetmediği, bugün yaşadıklarından sonra nefret etmeye başladığı abisiyle bir kez olsun konuşmayı diledi.
Anlamlandıramadığı o kadar fazla şey vardı ki...
Basit insanların hayatı bir anda altüst olduğunda ve olmaması gereken şeyler arka arkaya ortaya çıktığında, böyle bir tepki vermesi normaldi. Basit biriydi Şirin, en azından bugüne kadar yaşadığı her an basit ilerlemişti. Şimdi olanların, onunla uzaktan yakından alakası yoktu. Olamazdı.
“Birşey olmalı” dedi fısıltılı bir şekilde elinde tuttuğu telefonu yüzüne yaklaştırırken ve devam etti. “Bu kadar basit olamaz.”
Yatağından çıktı. Sessiz ama hızlı adımlar ile mutfağa ilerledi. Büyük bir bardak suyu alarak tek nefeste içerken, yüreğinde boy gösteren yangının birazcıkta olsa sönmesini bekledi.
Tuhaf bir şekilde korkuyordu. Onu bu kadar korkmaya iten şey ise, içinde bulunduğu belirlsizlikti.
Annesinin oda kapısının açılma sesini işitti.
Birkaç saniyelik bir zaman dilimi sonrasında Anneciğinin silüeti mutfak kapısında belirdi.
“Uyandırdım mı?” diye sordu sanki bugün tehdit edilen kişi kendisi değilmiş gibi gülümserken.
“Yok” diye karşılık verdi kadın, ardından usul adımlar ile tezgah önünde duran kızının yanına ilerledi.
İncitmek istemeyen birinin dokunuşuyla koluna dokunarak, kızını oturması için mutfak masasına yönlendirdi.
“Şirin’im” dedi en güzel bakışların bulunduğu deniz mavisi gözleriyle onun gözlerine bakarken.
“Gitmen gerekiyor” diye devam etti.
Şirin, elinde duran su bardağını masanın üzerine bırakıp, içine derin bir nefes çekti. Bir süre gözlerini, mutfak masasının geometrik desenlere sahip örtüsünde bekletti. Ardından bakışlarını kendisini izleyen kadının gözlerine çevirdi:
“Gidelim”dedi. “ Birlikte. Sen ve ben. Oğlun denen pislik kendi başının çaresine bakmış. Şimdi bizim de kendi başımızın çaresine bak-”
“Sen”dedi kadın, kızının konuşmasını bölerek. “Ben sana sadece yük olurum, adamlar seni istiyor. Ya da abini… “
Kız, usulca gülümsedi. Dudaklarını aydınlatan gülümseme mutluluğu değil, çaresizliği haykırır gibiydi.
“Seni bırakmayacak kadar çok seviyorum,” diyerek annesinin ellerini önce avuçları arasına aldı, sonrasında dudaklarına götürerek öptü.
“Özür dilerim”diye bir kez daha yineledi “Bugün sana bağırdığım, kırdığım için.”
Kadın, anlayışlı bakışlar eşliğinde ellerine öpücük bırakan kızını inceledi.
İçini yiyip bitiren binlerce şey varmış gibi derin bir iç çekti.
“O zaman, “ diye girerken söze, gözleri geçmişi tekrar yaşarmış gibi irileşti. Kısacık bir anlığına dudakları titredi. Söyleyeceği şeyleri, zihninde tekrar tekrar inceledi. Ardından şimdi konuşmassa bir daha hiç konuşamayacakmış gibi hissederken söze girdi:
“Birlikte gidelim… Oraya…”
“Nereye?” diye sordu kız merakla. Annesinin, ciğerini parçalayan fırtınaları bilmeden. Soru soran bakışlarını umut ışığı görmüş gibi yüzüne dikti. Ellerinin sıcaklığı yükselmiş, bu sıcaklık Annesinin ellerine kadar ulaşmıştı.
“Memlekete…Babanın… Memleketine”
Her kelimede boğazını sıkan bir el varmış gibi yutkunuyordu kadın. Sanki adını anmak istemiyor, lanetli bir yerden bahsediyor gibiydi.
Annesinin durumunu adamların vermiş olduğu korku ve paniğe bağlarken Şirin, beyni hızlı bir şekilde çalışmaya girişti.
Olabilir miydi? Yıllar, çok ama çok uzun yıllar önce taşınmışlardı buraya. Babası ölünce, Annesi kendisini ve abisini alarak baba ocağına dönmüştü. Bir daha da doğdukları kasabaya hiç ama hiç, gitmemişlerdi.
Baba tarafından akrabaları olup olmadığını her zaman merak etmişti. Hatta, Annesine bu durumu bir kaç kez sorma cesaretini bike göstermişti. Lakin, aldığı cevaplar sonrasında bir daha konuyu açmama kararı almıştı.
Anladığı ve Annesinin anlattığı kadarıyla babasının ailesi hiç de iyi insanlar değildi.
Annesi ve babasının evlenmesini istememişler, ama babasının güçlü ve büyük sevgisi karşısında boyun eğmek zorunda kalmışlardı.
Kader, babasını alınca da bunu fırsat bilip annesini kocasının evinden ve hatta memleketinden kovmuşlardı.
Elinde olmadan bu durum, baba tarafından soğumasına, engel olamadığı bir nefretin içinde doğmasına sebebiyet vermişti. O günden sonra da bu konuyu açmaya tenezzül dahi etmemişti.
Kendilerini istemeyen birilerinin peşinde koşacak değildi.
Şimdi ise işler değişmişti.
Şimdi, oraya, Annesinin konulduğu o kasabaya gitmeye adeta mecburlardı.
“Ama oraya gitmeyi hiç istemezsin” diye fısıltılı bir şekilde konuştu sonra. Annesine acı verecek, onu üzecek bir şeyler olacağını bilirmiş gibi.
Kadın, bir kez daha yutkundu, en güçlü duruşunu sergilemek istermiş gibi sırtını dikleştirdi. “Hayır”dedi kendinden oldukça emin çıkan sesiyle”Orada seni koruyabileceksem gitmem sorun olmaz”
Kız, bir an düşündü. Kaçmak gerçekten çare olabilir miydi? Bu adamın niyeti abisini bulmaktı. Belli ki bunun için kendisi ve annesini kullanma niyetindeydi. Ancak adamın bilmediği ve gözden kaçırdığı küçük bir detay vardı.
Abisi, onlara değer veriyor olsaydı, bu duruma düşmelerine zaten müsaade etmezdi.
Hele o boktan sözleşmeye kardeşinin ismini yazmak, aklından bile geçmezdi.
Adamın dış görüşünde bir sorun yok gibi dursa da, paçalarından karanlık bir şeyler sızar gibiydi. Şirin’in ürkmesine sebep olacak kadar karanlık bir şeyler...
“Emin misin?” diye teyit etti genç kız. Annesinin minicik bir gülümseme ve baş onayı ile karşılık vermesinin ardından plan yapmaya girişti.
Evet, mantıklıydı. Kendinin bile ismini henüz bilmediği bir yerdi gitmeyi düşündükleri. Adamların aklının ucuna bile gelmezdi.
Adam bugün bir hafta demişti. Bir hafta gibi kısacık bir süre zarfında abisini bulamazdı belki ama kasabaya gitmeleri için bu süre fazlasıyla yeterdi. Hem, gittikleri yerde daha fazla zaman kanabilirdi. Bu zamanda ise abisini kendisi bulamasa bile, belki adamlar bularak yakasından düşerdi…