Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ?
Bol bol yorum yapmayı da unutmayınız ?
~ 2 ~
Kapının zil sesini duyar duymaz kimseye fırsat vermeden oturduğum koltuktan fırladım. Hızlı adımlarla ulaştığım kapıyı açmam yalnızca iki saniye sürmüştü.
"Abi!" Karşımda gördüğüm abimle büyük bir çığlık koparıp kendimi kucağına atmıştım. Boynuna sımsıkı sarılmışken abimde belime sarılmış beni döndürüyordu.
"Güzelim benim, abisinin mavişi." Sanki mümkünmüş gibi daha da gülümsedim. Beni bir kez döndürdüğünde ayaklarımın üzerine geri bıraktı. Kafamı boynundan kaldırıp ona baktım.
"Dört ayda büyündün mü sen mavişim? Bu ne güzellik?" 32 diş sırıtarak gülümsedim yine. "Sana göre ben hep güzelim abi."
"Güzelsin tabii, dünya güzelisin."
"Hadi hadi, gidip yabancı kızlarada söyledin mi bu sözleri?" Sorumu sorarken kollarından ayrılıp bir adım geriye gittim. Kollarımı göğsümde mızmız bir çocuk gibi birleştirdim.
"Gelir gelmez abiye trip atılır mı ama maviş? Oysa ben sana Fransa'dan çok güzel bir hediye getirdim. En sevdiğinden hem." Kollarımı ağırca çözüp iki yanıma saldım. Hediye deyince akan sular dururdu.
Gözlerimle arkasında duran küçük bavulu taradım. Bavulunun üzerine koyduğu karton poşeti gördüğümde yüzüm gülmüştü.
La Maison d'Isabelle poşetiydi!
"Sen şaka yapıyorsun!" Dedim şaşkınlık içerisinde. Tepkime karşılık abim gülümseyerek kafasını iki yana salladı ve bavulun üzerindeki poşeti eline aldı ve gözümün önünde iki yana salladı.
"Hayır, yapmıyorum. Hemde sadece 4 saat önce alındı ve tazecik." Dediğini duyar duymaz ağzım sulanmıştı. Hevesle ona doğru atıldığımda poşeti geri çekti.
"Önce öpücük alayım." Boştaki eliyle yanağını işaret ettiğinde hızlıca uzanıp sulu bir öpücük kondurdum. Ardından poşeti elinden aldım. Abim bavulunu alıp kapının girişine bıraktığında konuşmaya başladı.
"Anne!" Kapı girişinde bağırdında annemden cevap gecikmedi.
"Efendim oğlum." Abim kaşlarını çatmış ayakkabılarını çıkarırken ben poşetin içindeki kruvasanlarla aşk yaşamakla meşguldüm.
"Bende seni özledim anne, kapıda karşıladığın iyi oldu." Dedi sitemkar bir sesle.
"İki günlük seyahate gittin Sarp, abartma evladım." Annemin söylediğiyle dudaklarımı birbirine bastırıp gülme isteğimi durdurdum. Bir yandan da abime yalandan omuz atıp söze girdim.
"Bana kırmızı halı serdi, babamda jeep almış." Dedim saçlarımı arkaya doğru savururken.
"Anne! Kızına kırmızı halı sermişsin." Söylene söylene salona giderken bende peşinden gidiyordum.
"Oğlum, kardeşin 6 yıldır yurt dışında. Sen iki günlüğüne gittin." Dedi annem oturduğu koltuktan kalkarken. Onlar sarılırken ben tekli koltuğa sinip poşetten bir kruvasan çıkardım.
Tüm dikkatimi kruvasana vermiş neresinden ısırsam diye düşünürken üzerimde hissettiğim bakışlarla yan yana oturan annem ve abime döndüm.
"Ne oldu?" Dedim merakla.
"Kızım, alt tarafı kruvasan. Aşık olmuş gibi bakmasana."
"Anne, bu alt tarafı bir kruvasan değil. Bu dünyanın en iyi kruvasanı." Kruvasanı burnuma yaklaştırıp derin bir nefesle kokladıktan sonra sözlerime devam ettim. "Şu kokuya bak, delireceğim." Der demez ucundan büyük ısırık aldım. Her yerime dökülen kırıntılar umrumda bile değilde.
"Ay Beren, Allah seni ne yapsın kızım ya! Daha sabah temizledi Hatice ablan evi. Teyzenler gelecek, yaptığın işe bak kızım ya!" Annem panikle söylensede omuzlarımı silkip döke döke yemeye devam ettim.
Abim bu esnada telefonunu çıkarıp bir şeylere baktı. "2-0 öndeyiz, bu dakikadan sonra sanmıyorum kaybedeceklerini. 5 dakika kalmış maçın bitmesine."
Doğru ya, babamın maçı vardı. Daha doğru babamın takımının maçı vardı ama bunu söylemek zor geldiğinden kısa yolu seçiyordum.
"Aman iyi iyi, şimdi sinirli gelmesin. Teyzenler gelecek zaten." Dedi annem rahatlamış bir şekilde.
"Sohbetinize doyum olmuyor, ben çıkıp bir duş alacağım. Benimle ilgilenen pek yok zaten." Abim kendince bize tavır alıp salondan ayrılıp annem bana kötü bakıyordu. Elimdeki kruvasanı poşetin içine atıp poşetle birlikte kalktım koltuktan. Annemin gözlerinin içine baka baka üzerimi silkelediğimde anında gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Beren!"
Bacak bacak üstüne attığını bacağımı indirip kalkarken bana kötü kötü bakmaya devam ediyordu.
"Senin bu kızın varya anne, 6 yıldır gurbet ellerde. Gurbet! Sen, anne sıcaklığına hasret bu kızına iki kırıntı için bağırdın ya anne. Kalbim çok kırıldı."
Yalandan dudaklarımı sarkıtıp usul usul salondan çıkarken annemin şaşkın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Odama çıkar çıkmaz laptobumu alıp yatağa kuruldum ve bir dizi açtım. Dizimi izlerken bir yandan da abimin getirdiği kruvasanları mideme gömüyordum. Kaç ay olmuştu yemeyeli?
Tam 16 ay!
İnsan bu güzellikten nasıl mahrum kalırdı ki?
Aşk yaşayarak yediğim kruvasanlardan sonra kalan üç taneye göz ucuyla bakıp poşeti komodinin üzerine bıraktım. Birazını da sonraya saklamalıydım değil mi?
Yediklerimi sindirme aşamasında izlediğim dizinin bir bölümünün daha sonuna geldiğimde aynı anda telefonum titremişti. Elime alıp Arya'dan gelen mesajları açtım.
Arya ?
Arya: Biz 10 dakikaya evden çıkıyoruz. Annem haber ver dedi kuşumm.
Beren: Bekliyorummm
Arya: Sarp abi gelmiş mi? Annem soruyor.
Beren: Evet, yarım saat falan oluyor geleli. Hemde boş gelmedi :)
Arya: Ayyy
Arya: Gelin mi getirdi????
Arya: Düğün var bee
Arya: Aldığım Feriha simlerini kullanma zamanı sonunda geldi.
Beren: Sen saklıyor musun hala onları??
Arya: Tabii kızım, her şey pahalanıyor. Saklıcam tabii
Beren: Kendine gel Bither, zenginiz biz
Arya: Olsun, fakir edebiyatı seviyorum ben
Beren: Sevmeye devam et sen ama abim gelin falan getirmedi
Arya: Siktir ya
Arya: Anneme bile söyledim Sarp abi kız getirmiş diye
Beren: Of Arya, iki dakika rahat dur
Arya: Annem bana topuklu ayakkabı fırlattı az önce, terlik aşamasınıda geçti kadın
Arya: Zengin olunca stiletto fırlatıyo analar demekki
Beren: Ay Arya, Fransa'dan kruvasan getirmiş abim diyecektim konuyu nerelere getirdin.
Arya: Bademli almış mııııııııı
Beren: Ayırdım bile
Arya: Canımsın
Arya: Neyse biz çıkıyoruz evden, hadi görüşürüz
Beren: Görüşürüzz
Laptobumu kapatıp kenara bıraktıktan sonra yatağımdan kalkıp kapıdan aşağı seslendim.
"Anne! Teyzemler evden çıkmış." Durup annemden bir yanıt bekledim.
"Tamam!"
Yanıtı alır almaz kapımı kapatıp kilitledim ve dolabımın karşısına geçtim. Evde giymeye uygun, günlük elbiselerime göz attım hızlıca. Fitilli, bedenim saran bej rengi elbisemi askıdan alıp üzerime geçirdim. Saçlarımıda hızlıca tarayıp omuzlarıma saldıktan sonra ayağıma beyaz çoraplarımı geçirdim.
Annemin bir numaraları ve tek kuralıydı. Ne kadar zengin olursan ol, evde ayakkabıyla gezmesiniz.
Evde ayakkabıyla gezmeye meraklı olmadığımdan pekte dert etmiyordum. Zaten gezenlerede hiçbir zaman anlam veremiyordum. Dışarıda gezdiği pis ayakkabıyla insan nasıl evde gezerdi ki?
Küçükken bunun sadece dizilerde böyle olduğunu sanardım ama annemin arkadaşlarına gittiğimizde gerçekten bunu yapanların olduğunu sıkça görmüştüm. Elbette herkesin kendi evi, kendi tercihiydi. Beni bağlayan bir durum yoktu ortada.
Aynada son kez görüntüme baktıktan sonra odamdan çıkıp seke indim merdivenlerden. İnsan ne kadar büyürse büyüsün bazı şeyler hiç değişmiyordu. Merdivenden seke seke inmem gibi. Merdivenleri bitirir bitirmez hemen karşıdaki salona girdim. Abim duşunu almış ikili koltuğa kurulmuştu. Tekli koltuğa geçmeden önce abimin yanına gidip yanağına sulu öpücükler bıraktım.
"Misler gibide kokarmış benim abim, oh." Son kez öpüp geri çekildiğimde sırıtarak bana bakıyordu.
"Keyfim yerine geldi bak şimdi." Onun söylediklerine gülerek sahiplendiğim tekli koltuğa kuruldum bende. Çok geçmeden annemde salona gelip abimin yanına oturmuştu.
"Yemekleri hazırladım, masa kaldı bir." Annem kendi kendine durum raporu veriyordu. "Babanız nerede kaldı ki?" Telefonunu eline aldığı sırada dışarıdan bir ses geldi. Babamın geldiğini düşünüp sevinmiştim ki bu pek uzun sürmedi.
Evin kapısının açılması ve sertçe çarpılmasıyla oturduğum yerde ürkmüştüm. Annemle göz göze geldiğimizde onunda benden farksız olmadığını gördüm. Babamın adım seslerini duyarken abim telefonundan bir şeyler bakıp ağzında bir küfür gevelemeşti.
"Maçı kaybetmiş..." Söyledikleri babamın bu sinirini açıklamaya yeterdi ama son baktığımızda maçın bitmesine 5 dakika vardı ve 2-0 öndeydiler. Nasıl kaybetmiş olabilirlerdi? Kaşlarımı çatmış bunu düşünürken annem oturduğu yerden kalktı. Bu sırada babam gür sesiyle salona girdi.
"Delireceğim, oynayacakları maçı sikeyim. Üç oldu bu, üç! Üç maçtır kaybediyoruz."
Annem babamın yanına gitmiş onu sakinleştirmeye çalışırken babamın hiç niyeti yok gibiydi. Üstelik gözü seyehatten gelen abimi bile görmüyordu.
Çocukluğumuzdan beri babamın bu öfkesine sık sık tanık olduğumuzdan bu bize fazlasıyla normal geliyordu. Birimiz genelde onu sakinleştirirdi ama belliki üç maçı üst üste kaybetmek babamın sinirini arttırdıkça arttırmıştı.
"Sinan, sakin olur musun? Çocukların önünde küfür ediyorsun."
Babamla göz göze geldiğimizde şirince gülümsedim ona. Kısa bir an o da bana gülümseyip söze girdi.
"Prensesim, özür dilerim. Çok sinirliyim." Kafamı sorun yok dercesine salladım ve babam abime döndü. "Sende hoş geldin aslanım." Abim babamı yanıtladıktan sonra öfkesi anında geri geldi.
"Günlerce çalışıyoruz, antreman yapıyoruz ve üç maçtır kaybediyoruz. Birde Avrupa ligindeyiz biz bu halde. Delireceğim az kaldı." Bağırarak öfkesini dışa vurduğunda aslında bize bağırmıyordu. Bağırır ve rahatlardı. Klasik Ender Sinan Tüzün öfkesiydi.
"Maçın bitmesine 5 dakika kala baktık biz, 2-0 öndeydiniz?" dedi abim sorgularcasına. Babam karşılığında daha da sinirlenmişti.
"Fenerbahçe'nin meşhur göz bebeği Kuzey bey 5 dakikada üç gol attı. Sağ olsun bizimki üç golü de yedi."
Sinirle söyledikleri arasında duyduğum isimle yutkunamadım bir süre. Sanki babam dün onun arabamı tamir ettiğini, havaalanında bana çarptığını biliyormuş gibi gerilmiştim.
"Helal olsun valla, çimlerin kralı diye haberlere boy boy çıkmasının hakkını veriyor adam." Abimin söyledikleriyle babamın bakışları abime kilitlendi.
O an içimden boşuna çimlerin kralı demiyorlarmış diye geçirmeden edememiştim. Ardından babamla göz göze geldiğimizde sanki aklımdan geçenleri biliyormuş gibi hissettim. İyice aklı dengemi yitirmiştim iki dakikada.
"Sarp! Otuzuna geldin, bu yaşında babandan fırça yeme istersen." Abim babamın sözleriyle eliyle dudaklarına fermuar çekti.
Annem bu arada devreye girip babamın koluna girdi ve kendisiyle birlikte salondan çıkardı. Babam söylene söylene annemle birlikte gözden kaybolmuştu.
"Niye sinirlendiriyorsun abi ya, zaten sinirden köpürmüş görmüyor musun?"
"Yalan mı maviş, adam son beş dakika üç gol atmış yani."
"İyi halt yemiş." Dedim ters ters. Kimi tersliyorsam bende.
"Ben masayı hazırlayayım bari, teyzemler gelirler birazdan." Diyerek kalkmıştım hemen sonra koltuktan. Benim peşimden abimde ayaklandı.
"Bende yardım edeyim sana."
Abimle birlikte mutfaktan aldığımız tabakları masaya yerleştirirken bir yandan da onu sinir ediyordum.
"Yani abi benim hala olma yaşım geldi bence artık." Evlenmeyişine laf attığımda elindeki çatalı koluma batırdı hafifçe.
"Ah, acıdı ya." Dedim kaşlarımı çatarak. Acımamıştı, zaten abimde bastırmamıştı ama maksat onunla uğraşmaktı.
"Hala olma yaşı gelmişmiş, sanki keyfimizden yapmıyoruz çocuk." Sitemkar sitemkar söylendiğinde aslında içten içe onunda deli gibi aile kurmak istediğini biliyordum. Sadece doğru kişi hayatına henüz girmemişti.
"Zamanında tüm sevgililerin evlenmek istediğinde ayrılamsaydın şmdiye üçüncü doğmuştu." Söylediğim doğru olsada evlenmek isteyen tüm sevgililerin gözünün abimin parasında olduğunu biliyordum.
Babam onun futbolcu olmasını deli gibi istemesine rağmen bu konuda abim tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Ben doğduğumda abim sadece 6 yaşındaydı ve hayal meyal onun 11-12'li yaşlarını hatırlıyordum. Babam hep abimle maç yapardı ve abim sıkılırdı. Babamda sonunda pes edip abimi kendi istediği mesleği seçmesi için özgür bırakmıştı. Abimde üniversitede iç mimarlık okuyup hayallerinin peşinden gitmişti.
Mezun olduğunda babamın yardımıyla küçük bir miramlık şirketi kurmuştu fakat o şirket şimdi dünyaya yayılmıştı ve abimde ününü salmış bir mimar olmuştu. Abim belki babamın istediği gibi futbolcu olmamıştı ama kendi hayallerinin peşinden gidip ulaştığı başarı babamı fazlasıyla gururlandırıyordu ve babam içinde önemli olan buydu.
Babam ve annem için önemli olan tek şey bizim hayallerimizin peşinden gitmemizdi.
"Sen küçücük boyunla sokma bakayım burnunu her yere." Diyerek yanıt verdi düşüncelerim arasında abim.
"Ben mi küçücüğüm, ufalayımda cebine gireyim abi. 1.70 boyum var yani." Dedim yine gururla.
"1.69 olmasın o." Bir santimin lafı mı olurdu ya?
"Yuvarladım yani ne var?"
"Öyle olsun hadi, yinede abi diye patyak paytak peşimde koştuğun günleri biliyoruz." Dediğinde aklıma albümlerdeki çocukluk resimlerimiz gelmişti hemen.
"25 sene önceyi diyorsan doğrudur, büyüdüm ya hani?" Yine altta kalmamıştım, asla kalmazdım. Huy edinmiştim bunu.
"Beren, gelir gelmez başımı şişirdin be kızım! Çenen bir dursun, bir inatlaşma benimle." Diyerek söylendi en sonun abim dayanamayarak.
"Ama abi seninle inatlaşmayacaksan ne anlamı var temelli dönmenin. Geri gideceğim ya ben! Zaten kimsenin takdığı yok beni baksana."
"O nasıl laf öyle? Annemler nasıl mutlu geldin diye."
Omuzlarımı silktim.
"Banane, evlenip gideyimde o zaman özlersiniz beni." Dedim. Evlilik nereden çıkmıştı şimdi? Birden söylemiştim istemsizce.
"Ne evlenmesi? Sevgilin mi var senin Beren?" Abim anında olayı ciddiye alıp gözlerini bana diktiğinde ben umursamaz görüntümü sürdürdüm.
"Bilmem, var mı?"
"Var mı? Bende onu soruyorum." Öfkesine gülmemek için zor duruyordum.
"Bilemiyorum ki, belki vardır."
"Beren, doğru düzgün cevap ver bana. Var mı?" Masa işini bırakmış tüm dikkatini bana vermişti ama ben onu umursamadan çatalları yerleştirmeye devam ettim.
"Of abi ya, yok sevgilim falan. Seninlede uğraşılmıyor, hemen sinrileniyorsun." Dedim bunalarak.
"Sinirlendirme beni o zaman." Dedi ve elindeki son tabağı sertçe bıraktı masaya.
"Sinirlenme sende. Şimdi yok demek ileride olmayacak demek değil. Turşumu kurmayacaksınız herhalde."
"Kurarım ben."
"Kurarsın kurarsın." Diye geveledim.
"Beren, bana bak sen. Biri varsa doğru düzgün söyle, kimmiş neymiş araştırırız." Ses tonundan son derece ciddi olduğunu anladığımda kafamı iki yana salladım.
"Yok abi, zaten döneli bir gün olmuş ne ara bulayım sende."
"Rusya'da mı yoksa?" Nereden söylemiştim o evlilik kelimesini ben?
"Aa, yok dedim ya! İki sinir edeyim dedim sen sinrileirmi bozdun."
"Sesini yükseltme abiye!" Derken kendi sesini yükseltiyordu. Gelir gelmez asabını bozmuştum adamın.
"Ay nedir benim bu çektiğim? Birini sakinleştiriyorum ötekiler başlıyor burada! Niye dalaşıyorsunuz çocuk gibi?" Diyerek salona giren annem masaya doğru yönelmişti.
"Kızına sor onu, evlenecekmiş prenses!"
"Abi!" Dedim son harfi uzatarak.
"Beren, ne diyor abin? Ne evlenmesi?" Allah'ım, gelir gelmez aile kavgası çıkaracaktım şimdi.
"Ay vallahi iki gün oldu döneli doldum valla. Evleniyorum anne, haftaya nihakım var haberin olsun." Dedim bıkkınlıkla.
"Beren, ne diyorsun sen?" Babamın sesini duyduğumda sıkıca gözlerimi yumdum ve ardından derin bir nefes alıp kapıya doğru döndüm.
"Sana diyorum Beren, ne demek haftaya nikahım var?" O an bileklerimi kesip yok olmak istedim. İki saniyeliğine bunu istedim.
"Evet baba, seninde beklerim nikaha! Ya sabır, ya sabır!" Sinirle elimdeki çatalları masaya bıraktım sertçe. Ardından abime ters ters baktıktan sonra babamın sorularını es geçip çıktım salondan.
Durduk yere sinirlerim bozulmuştu. İki dakika abimle uğraşayım dedim ayak üstü evlendim, üstüne bir ton laf yedim.
Adımlarımı merdivene yönlendirmemişken çalan kapıyı rotamı değiştirip hemen arkamdaki kapıya yöneldim. Bir kaç adım sonrasında ulaştığım kapıyı açtığımda teyzemleri görmüştüm. Az önceki sinirim birden toz olup uçmuştu. Hepsiyle sıkıca sarılıp ayak üstü özlem gidermiştim.
Hemen sonra salonda kısa sohbet ve özlem faslı giderilmişti. Ardından annemin muhteşem yemeklerini yemek için masaya geçmiştik. Masada babam eniştemle maçı tartışırken annem ve teyzem kendi halindeydi. Bende Arya ve abimle sohbete dalmıştım.
Arya'nın kolumu dürtmesiyle ona doğru döndüm. "Ne oldu?"
"Üç gün sonra Akın ilk maçına çıkacak, enişteme söylesene bizde gidelim." Şimdi anlaşılmıştı onun derdi. Meşhur yarı İspanyolumuzdu karın ağrısı. Kafamı sallayıp babamların sohbetine döndüm. Fırsatı bulduğum anda araya girdim.
"Baba, kaç senedir gelmiyorum maçlarınıza yok mu yakınlarda? Seninle geleyim izlemeye." İsteğim babamı mutlu etmiş olmalıydı ki gülerek bana döndü.
"Üç gün sonra var maçımız, gel tabii prensesim. Çok mutlu olurum." Kafamı sallayıp Arya'ya döndüm.
"Arya, sende gelir misin? Tek kalmam hem." Küçük oyunumuzu sürdürerek devam ettirmişti o da.
"Olur, gelirim. Ee tabii eniştem beni torpille en ön sıraya oturtursa neden olmasın." Enişten yesin seni Arya.
"Oturtmaz mıyım? Siz gelin yeterki, hem uğur getirir benim güzellerim." Babama teşekkür edeceğim noktada araya abim girdi.
"Uğur dedim abklıma geldi baba. Şu yeni transferde belki uğurlu gelir. Akın'dı değil mi?" Adını duyar duymaz panikleyen Arya'yı umarım sadece ben görmüşümdür.
"Evet, umudumuz var bakalım nasıl uyum sağlayacak. Göreceğiz." Dedi babam.
"Hayırlısı olsunda." Dediğinde abim konu fazla uzamadan kapandı.
Ondan sonraki 3 gün su gibi akıp geçmişti. O günün ertesi günü ilk işim buz pateni antrenörlüğüne başvurmak olmuştu. Üç günde tüm belgeleri ancak tamamlayıp teslim etmiştim ve şimdi tek yapmam gereken önümüzdeki ay başlayacak olan 10 günlük antrenörlük kursuna katılmaktı. Ben heyecanla gün sayarken yanımda oturan Arya'da felaket tellallığı yapmakla meşguldü.
"Arya, lütfen sakin olur musun? Sen daha adamla tanışamadan öleceğiz bu gidişle. Dikkatim dağılıyor. Zaten hala alışamadım Türkiye trafiğine." Gözlerim yolda sabitken susmak bilmeyen Arya'ya isyan ettim en sonunda.
Üç gündür hastane ve belediye arasında koşturup belge toplama sürecimde yanımda olup o da maç için gün saymıştı. Şimdiyse stadyuma doğru giderken tüm kötü senaryoları kuruyordu kafasında.
"Ama ne yapayım? Çok heyecanlıyım. Ya beni hiç umursamazsa?"
İçimden art arda sabır çektikten sonra yanıt verdim. "İlk görüşünde üstüne atlamasını beklemiyorsundur herhalde."
"Yani atlasa iyi olur aslında." Arsızlığına karşı kafamı iki yana salladım. Ardından Arya devam devam etti sözlerine. "Of bak yine aklıma geldi. Kim bilir İspanya'da nasıl güzel kızlar gördü, bana bakmaz bile."
"Saçma sapan konuşma, kendini diğer kızlardan çirkin olarak sınıflandıramazsın. Sen çok güzelsin ama güzellik çok göreceli. Bana güzel sana değil. Akın'a göre güzel kavramının ne olduğunu bilemezsin ki her şey güzellik değil."
"İşte sen böyle düşünüyorsun, herkes öyle değil ki. Belki sadece dış görüşünüşe bakan biri." Dediğinde istemsizce yüzümü buruşturdum.
"Öyle birine hayatında yer olmamalı zaten." Sırf düş görünüşe göre insan hayatını birini mi alırdı? Ne kadar saçma bir düşünceydi.
"Ay Allahım..." diyerek dua etmeye başladığında bende stadyumun otoparkına girmiştim. Arabamı girişe yakın bir yere park ettikten sonra montumu ve çantamı alarak indim arabadan. Arya'da indiğinde birlikte girişe doğru ilerlemeye başladık. Kapıdaki güvenliklere kimliğimi gösterdiğimde babam zaten önceden bilgi verdiğinden sorunsuz bir şekilde girmiştik.
Öncelikli olarak babamı arayıp yerini öğrenmiştim ve Arya'nın duaları orasında futbolcuların hazırlık odasına ulaşmıştık. İçeriye kısaca göz attığımda hepsinin kendi halinde bir şeyler yaptığını gördüm. Kimi ayakkabısını bağlıyordu, kimi esneme hareketleri yapıyordu. Kimide babamın yanında toplanmış onunla konuşuyordu.
Elimi yumruk haline getirip zaten açık olan kapıyı tıklattım babamın dikkatini çekebilmek adına. Babamın bakışları anında bize dönmüş, yanındaki futbolculardan müsade isteyerek yanımıza gelmişti.
"Güzelim, hoş geldiniz." Babam önce bana sonra Arya'ya sarıldıktan sonra söze girdi tekrar.
"Geçseydiniz direkt koltuklarınıza, ben sana mesaj attım koltuk numarasını." Dediğinde omuzlarımı silktim hafifçe.
"Seni görelim dedik, sonra o kalabalıkta göremeyiz." Aslında görürdük. Muhtemelen babam onun ve yedek futbolcular için ayrılan alanın hemen yanını ayarlamıştı bize ama bilmesine gerek yoktu. Şu an önemli olan Arya'nın futbolcu aşkıyla tanışmasıydı.
"İyi yaptınız, 10 dakikaya çıkacağız bizde." Dediği sırada arkasından biri babama doğru yaklaşmıştı.
"Sinan hocam, benim yedek forma gelmedi hala." Babam arkasına döndükten sonra söze girdi.
"Geldi geldi, ben yedeklerinizi gönderdim yedek alanına." Tanımadığım adam kafasını sallayarak onay verdi.
"Sizi tanıştırayım, Akın yeni transfermiz..." dedikten sonra kolunu omzuma atıp beni yanına çekmiş ve sözleirne devam etti. "Bu da kızım Beren, yeğenim Arya." Diye bizi tanıtırken şu an Arya'nın heyecandan zor durduğunu fark etmiştim.
Elimi uzatıp kısaca memnun oldum derken bizim tanışmamızın aksine Arya ve Akın'ın ki gereksiz uzun sürmüştü. Hatta bir an babamla birbirimize bakıp olayın garipliğini sorgulamıştık.
Elbette ben Arya'nın yanıp tutuştuğunu bilsemde babam bilmiyordu. Sonunda Akın elini çekmişti ki babam söze girdi. "Sen takıma söyle toplansınlar, bende geliyorum." Akın kafasını sallayarak yanımzıdan ayrıldıktan sonra bizde babamla vedalaşıp trübünlere doğru yola koyulduk.
"Arya, ne yaptın adamın elini falan mı bırakmadın? İki saat bakıştınız." Dedim anında babamdan uzaklaşır uzaklaşmaş.
"Ay Beren, ben bıraktımda o bırakmadı valla. Ben zaten salak olmuşum öyle baktım durdum." Dedi heyecanla.
"Hadi iyisin bak yine, ya umursamazsa diye söyleniyordun."
Artık stadyumu ezberlediğimden kısa yoldan trübünlere ulaşmıştık sohbet ederken. Babamın söylediği koltuk numarasına ilerleyip yerleştik Arya'yla. Biz aramızda konuşurken futbolcularda çıkmaya başlamış ve sahadaki yerlerine geçmişti. Kısa bir süre sonra maçı başlatan o düdük çaldı ve 20 futbolcu birden bir topun peşinde koşmaya başladı.
İlk 25 dakikası sakin geçen maçın 26. dakikasına girdiğimiz sıralarda Beşiktaş'ın gol yemesiyle yanımda oturan Arya ayağa fırlayıp gol diye bağırmaya başlamıştı. Onunla birlikte tüm Galatasaray taraftarları da bağırıyordu elbette ve bende sağır olmamaya çalışıyordum. En önde oturmamıza rağmen gölü kimin attığını görmemiştimki o sırada spikerin sesinden gölü atanın Akın olduğunu öğrenmiştim.
Maçın geri kalanında Akın bir gol daha atmıştı ve takımdan bir kişinin daha attığı golle 3-2 yenmişti Galatasaray maçı. Babam futbolcularına tek tek sarılmakla meşgülken ben oturduğum koltuktan kalkıp Arya'ya döndüm.
"Arya kalk hadi, kulağım şişti. Sağır olacağım şimdi." Dediğimde kafasını sallayarak onayladı beni. Birlikte ayaklandığımızda bu kez hemen yanımda olan yarım kapıya yöneldim. Tarafların geçmemesi için konulmuş bir kapıydı ve başında güvenlik bekliyordu. Güvenliğe tüm gürültü arasında kendimi zar zor açıklayıp oyuncu bekleme alanına girebilmiştik. Babamın takımla sarılması bittiğinde bende gidip sarıldım.
"Tebrik ederim babacım." Dedim. Babam yanağıma bir öpücük kondurken ben oyunculara kısa tebriklerimi iletip kenarıya çekildim.
"Çok güzel oynadın, tebrik ederim. Sevindim kazanmanıza." Diye bir ses duyduğumda hemen yanıma baktım. Akın'ı tebrik etmekte olan Arya'yı gördüğümde onun yerine mutlu olmuştum. Akın dışarıdan bariz belli bir şekilde Arya'dan etkilendiğini gösteriyordu. Onlarında sohbeti bittiğinde babama eve geçtiğimizi söyleyip onunla vedalaştık.
"Bana güldü, gördün değil mi Beren?"
"Gördüm Arya, gördüm."
"Ay ben hemen bakayım bir daha ne zaman maç varmış."
Heyecanla planlarını bana aktarırken arabaya binmiştik. Önce Arya'yı evine bırakmış sonra kende evimin yolunu tutmuştum. Çok sürmeden eve vardığımda anneme kısaca gün özeti yapıp odama kapanmıştım.
Elimde telefonum sosyal medyada gezinirken karşıma çıkan Fenerbahçe'li bir oyuncunun röportajıyla aklıma meşhur çimlerin kralı gelmişti. Bir an elim istemsizce arama motoruna gitmişti ve onun adını aratmıştı. Sosyal medya hesabı genellikle maçtan görsellerle doluyken bir kaç gündelik fotoğrafı vardı. 8 milyon takipçisi ise sanki çimlerin kralı olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
Uygulamadan çıkıp internete girdim ve günlerdir yapmamak için kendimi zor tuttuğum şeyi yaptım. Adını arama motorunda arattım. En üstte hemen kişisel bilgileri çıkmıştı.
Kuzey Karahanlı.
22 Ocak 1991 doğumlu. (31 Yaşında)
İstanbul doğumlu.
Tek kardeşti.
Oynadığı gençlik takımlarından sonra 2012 senesinde Fenerbahçe'nin kadrosuna dahil olmuştu. Kazandırdığı maçlar ve profesyonel hareketleri ile adını 'Çimlerin Kralı, Fenerbahçe'nin Göz Bebeğine çıkarmıştı.
Kişisel bilgilerinin hemen altında yer alan YouTube videosu dikkatimi çekti bu kez. Ünlü bir derginin videosuydu. Başlığı ise 'Siz Sordunuz Kuzey Karahanlı Cevapladı' şeklindeydi. Merakla üzerine tıklayıp açtım. Giriş kısmından sonra ekranda o gördündü. Kişisel bir kaç sorudan sonra özel hayatına gelen soruya dikkat kesildim.
"Şimdiye kadar hiçbir ilişkisini görmedik, sosyal medyadan mı gizliyor yoksa hayatında birisi mi yok?"
Kuzey elindeki soru kağıdını geri katlayıp kameraya döndü ve söze girdi.
"Sosyal medyadan gizlemiyorum, hayatımda kimse yok." Diyerek resmen geçiştirdi. Başka bir soru kağıdı aldı bu kez eline.
"Neden hiç kız arkadaşı olmuyor?" Diyerek okuduğunda aklımdaki soruyu sormuşlardı resmen. Yine kağıdı katlayıp kameraya döndü.
"9 yıldır Fenerbahçe'de oynuyorum, hepinizinde gördüğü üzere kişisel hayatıma ayırdığım süre oldukça kısıtlı. Bu kısıtlı süre içerisinde de zamanımı kendime ayırmayı tercih ediyorum. Hayatımda bir kız arkadaşa yer yok." Dediğinde kaşlarımı çattım.
Hayatında aşka yer yokmuşmuş, haspam!
~ 2 ~
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️?
Yeni bölümden kesitlere i********: hesabımdan ulaşabilirsiniz. (Biryazarkus)