Arabaya bindiğimizde, Mete hiç acele etmeden emniyet kemerini taktı, sonra bana dönüp hafif bir gülümseme bıraktı. Motorun sesiyle birlikte yola koyulduk. Camdan giren sabah serinliği, biraz önceki o elimi tuttuğunda içimde bıraktığı sıcaklığı dengeleyemiyordu. Yol boyunca fazla konuşmadık. O, dikkatini yola vermiş gibi görünse de, arada fark ettirmeden bana bakıyordu. Ben de o bakışları görmezden geliyormuş gibi yaptım, ama kalbim çoktan ele vermişti beni. Kısa bir süre sonra geniş, demir ferforje kapılı bir villanın önünde durduk. Kapı otomatik olarak açıldı, araba uzun bir taş yoldan geçerek bahçeye girdi. Gözlerim, etrafı saran çiçekli ağaçlara, bakımlı çimlere, kenarda duran beyaz ferforje salıncağa takıldı. “Hoş geldin,” dedi Mete, motoru kapatırken. “Bugün kahvaltı bende.” Kafam

