Mete’yle numaralarımızı aldıktan sonra kalabalığın arasından sıyrılıp Ebru’nun yanına döndüm. Elinde içkisi, müziğin ritmine kapılmış hâlâ dans ediyordu. Beni görünce, gürültüye karşı sesini yükselterek, “Geciktin Sahra! Bir şey mi oldu? Yoksa miden mi bulanıyor?” diye sordu. Barmene dönüp bir tekila istedim. Shot bardağını elime alınca hafifçe gülümseyip, hızlıca içtim. “Yoo, gayet iyiyim,” dedim. Sanki o tekila, içimdeki küçük tereddütleri de yutmuştu. Gece iyice ilerlemişti; müzik hâlâ çalıyor olsa da bedenim artık ritme ayak uyduramayacak kadar yorulmuştu. Ebru’ya doğru eğilip kulağına bağırdım: “Artık gidelim mi?” O da terini silerken, “Evet, gidelim… Ben de çok yoruldum,” dedi. Birlikte kalabalığı yara yara kapıya yöneldik. Gece kulübünden çıktığımızda, serin gece havası yüzü

