Ilık bir akşamüzeri esintisi vardı havada. Kalabalık bir otobüs terminalinde Can'ın yanında kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyor, yürürken sağa sola bakınmaktan korkup her an yakalanıp suçlu damgası ile yükleneceklerimin ağırlığını taşıyamayacağımı düşünüyordum. Üzerimdeki suçluluk psikolojisini atabilmek için fazla tazeydi yediğim halt ve başıma ne geleceğinden habersiz, gelmeyecek olan bin türlüsünü düşünüp duruyordum. Can'ın babası o kadar sık arıyordu ki artık telefonunu büsbütün kapatmıştı Can. İnsanları takip eder gibi hızlı hızlı, el ele yürüdük. Metro istasyonuna geçtik ve oradan yüzümüze buz gibi çarpan havanın bulunduğu karanlık boşluktan gelen hızlı araca geçtik. Bu metro ile ilk tanışmamdı. Koltukların, hatta boşlukların bile fazlaca dolu olduğu metro vagonunda Can'dan tu

