İyi okumalar dilerim...
Melinda Kurt'tan anlatım...
İkilem;
En az yanılgı kadar berbat bir histi ikilem. Bir yandan iyi bir şeyler olacağını düşünmek ve umut etmek, öteki yandan kötü bir şeylerin olacağını bilen duyguların kalbini sıkıştırması.
Bu iki deliliğin ortasında sıkışan hayatımın yeni günü ise büyük bir gürültü ile başlamıştı.
Gözlerimi zorlukla açarken bedenimi saran kolların şaşkınlığı ile nefes almayı unutmuştum. Kısık bir nefes aldığın o anda yine büyük bir çığlık duyduğumda yerimden sıçramıştım. Belimdeki kollar daha sıkı bir hal alınca nutkum tutulmuştu.
Ellerimi belimi saran kolların üzerine koyduğumda ufak bir hareketlilik olmuştu. Ve yine o iğrenç cırtlak ses "DEMİİİİİİRRR" diye çığlık atmıştı. Demir yataktan atik bir şekilde kalkarken beni de kaldırmıştı.
Şaşkınlık içerisinde karşımdaki kadına bakarken onun gözlerinde büyük bir nefret vardı.
Bir elinde çantası diğer eli yumruk halinde "kim bu kadın Demir, ne işi var yatağında?". Demir "Dilşah çık odadan ve defol evimden".
Adının Dilşah olduğunu öğrendiğim kadın tiksinti ile bana bakıp "artık fahişlerle mi yatıyorsun, gerçekten bu kadar düştün mü?".
Yerimden biraz doğrulup "ben fahişe değilim" dedim. Karşımdaki kadın delirmiş gibi kahkaha atmaya başladığı an sinirle soluk alıp yataktan biraz daha doğruldum.
Aniden durup "fahişe değilsen benim sevgilimin yatağında ne işin var sürtük?". Bu bardağı taşıran son damla olmuştu.
Yerimden aniden fırlayıp saçlarını hedef alarak ellerime doladım. Başını boy aynasına defalarca vurup "sana ben fahişe değilim dedim. Ben fahişe değilim".
Demir belimden yakaladığında bir yandan da ona tekme atıp kendimden uzaklaştırmaya başladım. Odanın kapısı açılıp Merve ve Aysel hanım odaya gelirken "bir kez daha söylemeyeceksin anladın mı? Ben fahişe değilim".
Demir bedenimden sertçe tutup geri çektiğinde içeri birileri girip o kadını odadan çıkartmışlardı. Hala daha Demir ile güreşirken "bırak beni pislik herif. Ne geldiyse başıma senin yüzünden geldi. Bir fahişe olmadığım kalmıştı onu da sayende oldum".
Demir beni yere fırlatıp "DUR ARTIK SAKİN DUR". Başımı kaldırıp nefretle baktım yüzüne. Yerden kalkıp tam karşısına dikilerek gerilip yüzüne tokat attım.
Gözlerimin içine durgun bir ifade ile bakarken gözümden akan yaşa mani olamadan "ben çok bela ile baş ettim Demir efendi. Ama senin gibi bir lekeyi hiç yaşamadım".
Titrek bir iç çekerek "çok teşekkür ederim namusumu iki paralık edip, sevgilinin gözünde beni fahişe ilan ettiğin için".
Gözlerinin içine bakıp yüzüne tükürdüm. Bir adım geri çekilip "senin adamlığın yerin dibine batsın".
Ona arkamı dönüp utanç içinde odadan çıktım. Kapıda Merve ve Aysel hanım bekliyordu. İkisi de bana doğru hamle yaptıklarında ellerimi kaldırdım.
Hızlı adımlarla bana verilen odaya geçerken kapıyı kapatıp arkasına çökerek oturdum. O kadın onun sevgilisiydi. Peki beni neden burada tutuyordu? Neden hala daha onun tutsağı altındaydım?
Nefretle soluyup acı ile hıçkırdım. Boğazım öylesine ağrıyordu ki, yoğunca öksürüp deliler gibi ağlamaya devam ettim.
Belki ben de o kadının yerinde olsam, aynı tepkileri verir, aynı acımasızlıkla yaklaşırdım. Kim sevdiği adamın yanında başka bir kadını görüp de onun hakkında yanlış düşünmezdi ki?
Yerimden kalkıp yatağa doğru yürümeye başladım. Biraz önce kıyametler kopan eve ölüm sessizliği çökmüştü.
Yatağa açıp içine girdim ve üzerime ince pikeyi örttüm. İçim ölmüş, kanım donmuş ve kalbim atmayı bırakmıştı.
Uyku değildi şuan gözlerimin kapanmasına sebep olan şey. Bu ağırlığın adı utançtan başkası değildi. Bedenimde ufak bir titreme meydana gelirken üzerimdeki pikeye daha çok sarıldım.
İçimde soğuk bir hava, kalbimde ise kasırgalar kopuyordu. Hani derler ya sırtıma karlar yağıyor diye, tam öyle bir durumun içindeydim.
Gözlerim karanlığa kapıldıkça daha çok üşüyordum. Vücudum delicesine sarsılırken kendimi kasmayı bırakıp zihnimin karanlığına yeni bir yolculuğa çıkmıştım bile...
***
Küçük kıyametlerin ortasından kalmış bedenim yine ufak sarsıntılar yaşıyordu. Depremin ardından oluşan yıkık enkazın altında kalmış bedenim ölümü kucaklarken birden havalandım ve o karanlık olan tünelden uzaklaşmaya başladım.
Başım boşlukta sallanıyor ve kulağıma çok uzaklardan çalınan uğultu beni rahatsız ediyordu. Vücudum ılık suya değdi an gözlerimi açtım.
Demir endişe ile yüzüme bakarken kolları arasında çırpınmak istedim ama başaramadım. Kolumu değil, parmaklarımı bile oynatamayacak kadar güçsüz hissediyordum.
Demir beni ılık küvetin içine bırakıp "sakin ol Melinda. Çok ateşin var ve ateşini düşürmek için bunu yapmamız gerekiyor".
Dudaklarımı büzüp gözlerimi kapattım. Bedenim suyun içinde daha çok titrerken dişlerimin birbirine çarpmasına mani olamadan "ç-çıkar beni b-buradan".
O kadar çok üşüyorduk ki bir an dengemi kaybedip suyun altına bile girdim. Demir yavaşça beni suyun altından çıkartıp "sakin ol biraz böylece kalman gerekiyor". Gözlerinin içine bakıp "dokunma, dokunma artık bana".
Sesim neredeyse yok olmuş gibiydi. Demir sıkkın bir nefes alıp kollarımdan nazikçe beni kendine çekti. Yüzümü elleri arasına alıp dudaklarını anlıma yasladı.
Geri çekilip "çok şükür biraz düştü ateşin. Şimdi dikkat ederek seni kaldıracağım ve elbiseni üzerinden çıkartacağım".
Bitkin bir halde başımı olumsuzca salladım. Boğazımı temizleyip "ben hallederim. Lütfen çık dışarı". Demir gözlerimin içine bakıp "korkma sana dokunmayacağım. Gözlerimi kapatıp çıkartacağım elbiseni. Hadi gayret et canını yakmadan seni kaldırayım".
Bezgin bir nefes bıraktım. Ne dersem diyeyim vazgeçmeyecekti. Onunla savaşacak güçte değildim. İçim çekiliyor, sırtıma kar yağıyor ve kendimi hiç olmadığı kadar yoğun hissediyorum.
Demir koltuk altlarımdan kavrayıp beni kaldırdı. Suyu kapattıktan sonra "şimdi elbiseni çıkartıyorum. Ve söz verdiğim gibi bakmayacağım".
Başımı usulca sallayıp onun yüzüne baktım. Gözlerini sıkıca kapatıp ellerini bedenime sardı. Yavaşça eğilip elbisenin eteklerinin ucundan tuttu ve aynı yavaşlıkta yukarı doğru çekti.
Kollarımı zar zor kaldırıp ona yardımcı olmuştum. O ise bir an bile gözlerini açmadan elbiseyi üzerimden çıkarttı.
O elbiseyi yere atarken ondan önce davranarak lavabonun üzerine koyduğu bornozu elime aldım. Dikkatle giydikten sonra "ben bornozu giydim.
Gözlerini açabilirsin". Demir yavaşça gözlerini açtığında bedenime baktı. Başını sallayıp ellerimden tutarak yürümeme yardımcı oldu.
Banyodan çıktığımızda yatağın üzerinde duran kıyafetler dikkatimi çekti. Demir "yardım etmemi ister misin?". Hemen başımı olumsuzca sallayıp "ben hallederim".
Demir yine iki eliyle yüzümü avuçladı. Dudaklarını anlıma ve her iki yanağıma sürttü. Geri çekilip "giyin ve bana seslen. Kapının önünde bekliyorum".
Sadece gözlerine baktım. O ise arkasını dönüp hızlı adımlarla odadan çıktı. Kendimi zorlayarak üzerimdeki bornozu çıkarttım. İç çamaşırlarımı da gayret ederek çıkartıp yatağın üzerindeki kıyafetleri giydim.
Öylesine yorgundum ki ne olduğumu anlayamamıştım. Yere eğilip ıslak olan kıyafetleri yere eğilerek aldım ve yavaş adımlarla banyoya götürdüm.
Odanın kapısı yine usulca açılmıştı. Demir içeri girip üzerime baktı. Ağır adımlarla yanıma gelip "bana seslenmeni söylemiştim".
Elimdeki her şeyi kirli sepetine atıp odaya geçtim. Yatağa doğru yürürken Demir kolumdan tutup "önce saçlarını kurutalım, sonra yatar dinlenirsin".
Derin bir nefes alıp "Aysel hanım ya da Merve yok mu?". Demir burnumun ucuna girip "evde değiller, bir sürede olmayacaklar".
Kolumu kendime çekmeye çalıştım ama bırakmadı. Onun yönlendirmesi ile makyaj masasının önüne geçtik. Sakince pufa oturdum. Yaşadığım her şey o kadar anlamsızdı ki, ne anlamaya çabalıyordum, ne de kendimi anlatmak için ayrı bir çaba sarf ediyordum.
Yılmıştım günlerdir bu evin içinde, bu adamın yanında olmaktan. Defalarca kez yüzüme tokat atan sanki bu adam değildi. Saçlarımı özenle tarayıp kurutmaya başladığında onu izledim.
Gözlerinin dolması ise beni şaşkınlığa uğratmıştı. Başını atik bir hareketle sağa çevirip sonra aynada beliren yansımama baktı.
Kara gözlerinin çevresinde beliren kırmızılık şaşkınlığa uğramama sebep olmuştu. Demir kurutma makinasını kapatıp makyaj masasının üzerine koyduğunda oturduğum yerden yavaşça kalktım.
Yüzümü ona dönüp "burada olmam doğru değil. Bak sevgilinin diline böyle çirkin bir itamla düşmek benim için onur kırıcı bir durum".
Demir elini kaldırıp kemikli parmakları ile dudaklarıma dokundu. Gözlerimin içine derince bakıp "şimdi sadece dinlen. Bugün neden bu evdesin her şeyi anlatacağım".
Parmaklarını dudaklarımdan çekti. Derin bir nefes alıp "sen dinlen, ben de sana yiyecek bir şeyler getireyim".
Başımı sallayıp yatağa doğru adımladım. Yavaşça yatağa oturup sırtımı yatak başlığına yasladım. Demir odadan çıkarken ben de yine yatağın içine girip gözlerimi kapattım.
Aslında ne uyumak istiyordum, ne de bu odada kalmak. Halim olmasa da yine yataktan kalkıp çıplak ayaklarımla odadan çıktım.
Merdivenlere yönelip yavaş adımlarla aşağı inerken mutfaktan hararetli tartışma sesleri geliyordu. Yavaş adımlarla mutfağa yöneldiğimde Aysel hanım "böyle olmaz Demir, bu kadına bunları yaşatmaya hakkın yok oğlum".
Demir sırtı dönük bahçeye bakarken Aysel hanım onun yanına gidip "git ona her şeyi anlat. Aşık olduğunu, onu nasıl tanıdığını anlat".
Duyduklarımla bir şok daha yaşarken kendimi hemen dışarı attım. Bu adam, Demir, bana günlerdir nefretini gösteren o adam bana aşık mıydı?.
Kendi kendime başımı sağa sola doğru sallayıp olamayacağını düşündüm. Olamaz, çünkü aşık olan adam sevdiği kadına böyle zulümler yapmaz. Ne tepki vereceğimi bilemeden öylece kapının dışında kalmıştım.
Sesler kesildiğinde derin bir soluk aldım. Ne yapacağımı düşünürken gelen sert adım sesleri ile bir anda kendimi mutfağa attım. Kapıda Demir ile çarpışırken onun kollarını belimi sarması neticesinde düşmekten kurtuldum.
Çekinerek "şey biraz fazla aç hissettim kendimi". Demir yavaşça geri çekilirken "Aysel sultan bir şeyler hazırladı ve şimdi de çıkacaktı". Aysel hanımın yüzü gerilirken "sadece bugün kızım, yarın sabah burada olacağım merak etme".
Başımı sallayıp "peki Merve'de mi yarın gelecek?". Aysel hanım tebessüm ederek "evet kızım istersen ben kalırım yanında". Gözlerim Demir'i bulduğunda gergin olduğunu gördüm.
Ama ne yalan söyleyeyim onunla aynı evin içinde yalnız kalmak istemiyorum. Derin bir nefes alıp "eğer ki çok acil bir işiniz yoksa kalmanızı isterim".
Demir'in sert soluğunu duyduğum an bende gerilmiştim ama Aysel hanım "peki kızım gel bir şeyler ye. Sora da sana ilaç verelim". Hafif kaşlarımı çatıp "ben ilaç içmem ki. Zaten ilaç içebileceğim bir durum yok ortada".
Aysel hanım "kızım ateşin çıktı, hala daha yüzün solgun". Başımı olumsuz anlamda sallayıp "biraz bir şeyler yemek ve bir günü normal bir şekilde yaşamak istiyorum".
Aysel hanım tebessümle yüzüme bakarken Demir sert adımlarla mutfaktan çıkmıştı.
Aysel hanım ne kadar tebessüm ediyor olsa da, yüzünde hala daha bir gerginlik vardı. Mutfak masasına geçip bir sandalye çekip oturdum. Koca malikanenin içini dolduran sert kapı ses ile yerimden sıçradım.
Öfke ile soluk alıp "bu adam gerçekten de delinin teki. Akıl sağlığı bozuk kesinlikle". Aysel hanım yüzüme bakıp gülümseyerek "pek akıllı olduğu söylenemez". Başımı olumsuz anlamda "konuşabilir miyiz?".
Aysel hanım karşımdaki sandalyeyi çekip sakince oturdu. Masadaki yiyecekleri işaret edip "ilk önce bir şeyler atıştır, ardından kahve içerken konuşuruz". Gülümseyerek elime çatalı aldım ve hazırlanan kahvaltılıklardan yemeğe başladım.
Aysel hanım beni izlerken yemek yemenin keyfiyle ona genişçe gülümsemiştim. Derin bir nefes alıp arkama yasladığımda "çok şükür günler sonra ilk kez karnım doydu". Aysel hanım "deme böyle kızım. Vicdan azabı çekiyorum".
Yerimden kalkıp "kahveleri ben yapsam olur mu?". Aysel hanım gülümseyerek "tabi ben de bir evlat kahvesi içmiş olurum". Yüzümde gülümseme yavaşça solmuştu. Evlat bu hitabı duymayalı ne kadar uzun zaman olmuştu?
Aysel hanım endişe ile yüzüme bakıp "yanlış bir şey mi söyledim kızım?". Başımı olumsuzca sallayıp "hayır ben sadece çok uzun zamandır duymamıştım bu hitabı. Özlediğim bir hitaptı teşekkür ederim". Aysel hanım yerinden kalkıp "gel bakalım sana fincanların yeri göstereyim".
Başımı sallayıp onu izlemeye başladım. Fincanlar derken aslında tüm mutfağı en ince ayrıntısına kadar göstermişti. O kahvaltı masasını toplarken bende ikimize şekersiz bol köpüklü Türk kahvesi yapıyordum. Aysel hanım "yaprak sarması sever misin?".
Kahveyi fincanlara pay ettikten sonra "asla hayır demem. Ama özellikle zeytinyağlı ve erikli olursa". Aysel hanım gülümseyerek "ee o zaman akşama miden tam bayram edecek kızım".
Elime fincanları alıp mutfak masasına geçtim. Aysel hanım yine karşımdaki sandalyeye oturmuş gülümseyerek kahvesinden bir yudum içmişti. Ellerimi masaya yaslayıp "sizi duydum Aysel hanım".
Aysel hanım anlamsızca yüzüme bakarken derin bir nefes alıp "sizi duydum, yani Demir'in bana karşı olan hislerini. Şimdi dürüst olup anlatır mısınız olan biten her şeyi?".
Aysel hanım ağzını açacağı an "benim anlatmamı ister misin Melinda?". Duyduğum soğuk ve sert ses ile başımı omzum üzerimden arkama çevirdim.
Demir yine aynı soğuk ifade ile gözlerimin içine bakarken "anlat burada haftalardır kalmamın nedenini artık anlat".
Dudaklarından çıkacak kelimeleri deli bir heyecanla merak ederken kaderimin bu günden sonra değişeceğini bilemeden ayağa kalkmıştım.
Bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...
Bölüm bitti...