İyi okumalar dilerim...
Melinda Kurt’tan anlatım…
Hüzün;
Her geçen gün yeni bir matemi işliyordu ruhuma. Hal bu ki bahar gelmiş, Ege’nin tüm güzellikleri gözleri önüme sunulmuştu.
Güneş tüm sıcaklığınla insanın tenini tatlı bir esinti eşliğinde kavuruyorken, kuşlar bitmeyen bir şarkıyı dillerinin ucuna tutturmuş her bir ağızdan söylüyordu.
Peki ruhum bu kadar karanlıkken nasıl yaşayabilirdim bu güzellikleri?
İçimdeki hüzün beni kara sulara gömüyor, kalbim isyanla ağlıyordu. Gözyaşlarım artık terk etmişti beni.
Fazla gelmişti yaşadıklarım ve ilk onlar beni cezalandırmıştı. Her şeye göğüs germeyi öğrenen ben, bu olayı bir türlü atlatamıyordum.
İki gün önce yediğim tokattan sonra bu odanın içine hapis etmiştim kendimi. Aysel hanımı da görmek istemediğimi Merve aracılığıyla söylemiştim.
İki gündür çok bir şey yememiş sadece kahve tüketmiştim. Zaman zaman başım dönse de kendime mukayyet oluyordum.
Odanın kapısı yine tıklandığında derin bir nefes alıp gel dedim.
Sesim bile gücünü kaybetmiş, oldukça kısılmıştı. Kapı sakince açılmış ve içeri elinde tepsi ile Merve girmişti. Derin bir iç çekip “Merve canım hiçbir şey istemiyor. Sadece kahve getirir misin?”.
Merve tedirgince “Melinda hanım lütfen. İki gündür hiçbir şey yemediniz. Biraz zorlayın kendinizi”. Kollarımdan destek alarak yataktan kalktım ve sırtımı yatak başlığına yasladım. Merve tepsiyi yanıma getirip “lütfen bir şeyler yemeye çalışın”. Sesi kısık ve yalvarır gibiydi.
Sıkıntıyla soluk alıp “tamam bir şeyler atıştıracağım ama sende bana bir daha hanımşlı hitap etmeyeceksin”. Merve şaşkınca yüzüme bakarken “itiraz hakkında yok. Nasıl olsa zorla bir şeyler yaptırmaya yaşa yaşa alıştım”.
Merve başını sallayıp “peki Melinda abla” diyerek tepsiyi kucağıma koydu. Aslında karnım çok açtı ama içim bir şey alacak gibi değildi. Sıkıntıyla soluyup çatalı elime aldım ve ilk olarak peynirden bir parça alıp ağzıma attım.
Kendimi zorlayarak az miktarda da olsa bir şeyler atıştırmıştım. Başımı kaldırıp “Merve al şu tepsiyi inan ki doydum”.
Merve başını sallayıp “hemen kahveni getiriyorum”. Tebessüm edip “teşekkür ederim canım. Şey bir de sigaram olacaktı o iblisin odasında”.
Merve alt dudağını ısırıp kapıyı işaret etti. Umursamazca “sana zahmet onu da getirir misin?”. Merve başını sallayıp aralık olan kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Bende başımı yatak başlığına yaslayıp gözlerimi kapattım.
İki gündür onun yüzünü görmüyordum ama hala daha bu lanet olası evdeydim. İşimi, evimi, Selim ve Yasemin’i çok özlemiştim. Burnumun direği sızlarken derin bir iç çektim. Gözlerim bana inat yaşarmıyordu bile. Sadece içimde oluşan o kavruk acı sızlatıyordu kalbimi.
Gözlerimi açtığımda Merve tebessüm ederek “kahveni getirdim sigaran da burada”. Gülümseyerek yataktan kalktım. Odanın minik bir balkonu vardı. O tarafa doğru ilerleyip boydan perdeyi açtım.
Dışarısı mis gibiydi ve bu havayı solumak çok istemiştim.
Merve “abla üzerini değiştir istersen dışarıda bir yığın koruma var”.
Başımı ona doğru çevirip “değiştirmeyeceğim Merve. Bu şekilde ve şimdi bu balkona çıkacağım. Ne bu ya nefes alırken de izin isteyeyim o zaman?”.
Merve ağırca yutkunurken odaya bir anda Demir iblisi girdi.
Çatık kaşlarla üzerime bakıp dişlerini sıkmıştı. Lanet okuyarak “götür kahveyi Merve. İstemiyorum hiçbir şey. Artık yemekte getirme odaya çünkü yemeyeceğim”.
Merve dolan gözleri ile gözleri içime bakarken elindeki tepsiyi makyaj masasının üzerine koydu. Ben de yönümü banyoya çevirip içeri girdim ve kapıyı kapatarak kilitledim.
Yavaş adımlarla lavabonun önünde durdum. Gözlerim çökmüş, yüzüm solmuştu. Kahverengi gözlerim soluk bir hal almış ve koyulaşmıştı. Musluğu açıp yüzümü bol su ile yıkadım.
Sanki attığı tokatlar, içime bıraktığı acı geçecekmiş gibi soğuk su ile defalarca kez yıkadım yüzümü.
Havlu yardımı ile yüzümü kurulayıp midemdeki bulantıyı bastırmak için derin bir nefes aldım.
Tekrar yatak odasına geçtiğimde o adamın yatağın ucunda oturduğunu gördüm. Nefretle baktım varlığına. Sıkkın bir soluk “odadan dışarı çıkar mısın?”.
Başını yavaşça kaldırıp gözlerimin içine baktı. Gözlerinin altı çökmüş ve saçları dağılmıştı. Çok yorgun görünüyordu. Ayağa kalkıp “istediğin zaman balkona çıkabilirsin”. Dişlerimi sıkıp öylece yüzüne baktım. Yanıma doğru yürümeye başladığında sinirle soluk bıraktım.
Önümde durup yüzüme baktı. Elini kaldırıp sol yanağıma uzattığında başımı geri çekip “bir kez daha bana dokunmayacaksın”. Emir içeren cümlem ile gözlerimin içine derince baktı. Bir adım geri çekilip “lütfen git”.
Demir bir adım atıp üzerime geldiğinde bende geri bir adım atmıştım ama sırtım duvara değmiş ve gidecek yerim kalmamıştı.
Demir yüzünü yüzüme yaklaştırıp “bir kez, sadece bir kez gözlerimin içine anlamak için baksan?”. Aniden başımı kaldırıp anlamaz gözlerle onun gözleri içine baktım.
Öfke ile “beni borç karşılığı değersiz bir mal gibi satın almış, yetmemiş çeşit çeşit iğrenç iç çamaşırlarını, hayatım boyunca asla giymeyeceğim o pislik kıyafetleri benim için odaya doldurmuş bir adamın gözleri içine bakıp ne anlama mı bekliyorsun?”.
Karşımdaki adam ellerini kollarıma çıkartıp sıkmaya başladı. Ellerimi kaldırıp göğsüne koyup “canımı yakıyorsun bırak”. Demir “bir daha kursana o cümleyi”.
Ellerimi serçe göğsüne vurup “bu evde ne işim var anlatsana? Sen beni eski kocamın borcuna karşılık ondan mal gibi satın almadın mı?”.
Demir kollarımdan daha sıkı tutup beni yere fırlattı. Canımın acısı ile inlerken “bir daha söyle nesin sen?”. Başımı kaldırıp onun delirmiş haline baktım.
Yerde sürünerek geri geri giderken odanın kapısı açılmıştı. Başımı korku ile o tarafa çevirdiğimde Aysel hanımın telaşlı yüzünü gördüm.
Demir “ÇIK DIŞARI” diyerek bağırmıştı. Onun gür sesi içimde deprem etkisi yaratırken derin bir nefes aldım. Aysel hanım donuk bir ifade ile bize bakarken Demir ona doğru adım atıp kolundan tutarak odadan dışarı çıkartmıştı.
Kapıyı güçlü bir şekilde kapattığım an ayağa kalkıp kendimi banyoya attım. Kapıyı güçlükle kapatıp kilitledim ve küvetin yanındaki boşluğa attım kendimi.
Tuvaletin kapısı tekmelenmeye başladığında hıçkırarak ağlamaya başlamıştım.
Bu adam kesinlikle normal değildi. Öldürse gıkım çıkmazdı ama süründürüyordu. Kapı kırıldığında çığlık atıp kulaklarımı kapattım. Hıçkırıklarım boğuklaştığında derin nefesler almaya çalıştım.
Kollarımda hissettiğim baskı ile gözlerimi araladığımda karşımda öfkeden deliye dönmüş onu görmek sonumu gözlerimin önüne sunmuştu.
Gözlerimin içine bakıp “sen benim malımsın öyle mi?”. Sorduğu soru ile tüylerim diken, diken olurken burnumun ucuna girip “sen benim şuandan itibaren malımsın. Geceye hazırla kendini ve en güzel şekilde yatağıma gir. Bedelini öde, ondan sonra aramızdaki tüm hesaplar kapanmış olacak”.
Duyduğum her sözcük ile gözlerim ardına kadar açılmış, nefesim soluk boruma tıkanmıştı. Kollarımdaki baskısı azalıp geri çekildiğinde “bu gece özgürlük biletin benim yatağımda Melinda. Madem benim malımsın ödediğim miktarın bedelini ödeyeceksin”.
Ardına bakmadan çıkıp giderken gerisinde bıraktığı enkazın farkında bile değildi. Ben bu gece onun yatağına girecektim. Bana özgürlük biletimi ona vücudumu sunarak vereceğimi söylemişti.
Yere yığıldığımda kolumdan birinin tuttuğunu fark ettim. Gözlerinden yaş akan Merve “kalk Melinda abla, hadi odaya geçelim gayret et”. İç çektiğimde onun da dudakları burkulmuştu.
Yardımı kabul edip ondan güç alarak ayağa kalktım. Zorlukla adım atıp odaya geçtiğimde Merve “uzan biraz abla. Dur sana su getireyim”.
Yanımdan hızla uzaklaştığında yatağa oturmuştum. Bakışlarım günlerdir duvarda kalan kurumuş kan lekesine takıldı. Titreyerek iç çekip sırtımı yatak başlığına yasladım. Bu gece ona meze olacak basit bir kadın olacaktım.
Onun gece eğlencesi, ödediği ücretin bedeli olacaktım.
Merve telaşla yanıma gelip elindeki bardağı dudaklarıma değdirmişti. Birkaç yudum su içip “teşekkür ederim Merve”.
Başını sallayıp “Melinda abla, aslında Demir abi çok iyi bir insan. Biraz onu tanımaya çalışsan olmaz mı?”. Başımı öne eğip “canım biraz yalnız kalabilir miyim?”.
Merve “abla ben seni üzmek için söylemedim”. Başımı sallayıp “biliyorum güzelim ben sadece bira yalnız kalmak istiyorum”.
Merve yanımdan kalktığında “sana yeni kahve yapıp getirmemi ister misin?”. Başımı olumsuzca sallayıp “peki Demir abi çıktı. Akşam erken geleceğini söyledi”.
Gözlerimi kapatıp yine başımı salladım. Merve odadan çıkarken derin bir nefes alıp öylece uzandım.
Bu gece bedel ödeme gecesiydi. Eğer ki o odaya gitmezsen sevdiklerime zarar verebilirdi. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki, ölüm bile temizleyemezdi bu lekeyi.
Yatağın içine iyice sinip üzerimi örttüm. Bu yatağa gömülmek, yok olmak istiyordum.
Yorulmuştum artık. Nefes almak zor, yaşamak şuandan itibaren anlamını yitirmişti. Gözlerimi kapatıp cenin pozisyonu alarak vücudumu küçülttüm.
Kulaklarımda çınlayan uğultu ve derinlerden duyduğum o iğrenç emirlerle gözlerimi sıkı sıkıya kapattım.
Bu utanç, üzerime sıçrayan pislik başımdan aşağı akacak suyun bile temizleyeceği cinsten değildi. İstediğim tek şey ise sadece aileme kavuşmaktı. Onlara kavuşup bu dünyadan ilelebet gitmek…
***
Yüzüme ılık, tatlı bir esinti çarpıyordu. Derin bir nefes alıp gerilmeye başladım. Gözlerimi yavaşça açtığımda yatağımda oturmuş ve ifadesiz bir halde beni izleyen bir çift kara gözleri görmem ile yerimden sıçradım.
Demir sıkkın bir soluk bırakıp “duşunu al, hazırlan ve koridorun sonundaki odaya gel. Hesaplaşacağız”. Donup kalmış bir halde onun gözleri içine baktım. Sert ifadesi ile gözlerimin içine bakıp dişlerini sıkarak “çabuk ol”.
Arkasını dönüp seri bir şekilde odadan çıkarken yataktan kalkıp banyoya doğru yürümeye çalıştım. Öylesine güç atmıştım ki adımlarımı, en son adımım da ayaklarım birbirine dolandı ve yere düştüm.
Sırtımı duvara yaslayıp bakışlarımı o soluk kan izi taşıyan duvara kaldırdım.
Birazdan benim kanıma sirayet edecek karanlığı düşündüm. Bilemediğim, bana ait olmayan o borcun bedelini ucuz bir kadın gibi bedenim ile ödeyeceğim o anları. Öyle kaptırmıştım ki kendimi o ize koluma değen sıcaklık ile yerimden sıçradım.
Merve “Melinda abla özür dilerim seni korkutmak istemedim. Ama Demir abi seni bekliyor. Söylememi istedi”.
Başımı sağa sola doğru sallayıp “ben ş-şey dalmışım”. Merve yere eğilip “gel abla oturma yerde”. Ona tutunup ayağa kalktım. Gözlerimin içine endişe ile bakıp “neyin var abla” diye sorduğunda nefesim boğazıma takıldı.
Ne anlatayım ki ne söyleyeyim? İçim kanıyor Merve ben güvenimin bedelini bedenimle ödemeye gidiyorum. Azrail’im olacak adamın her gece yatağına yatmak zorunda bırakılan bir köleyim ölüyorum diyemezdim.
Bu masum kıza, biraz sonra yapacaklarımı anlatamazdım.
Başımı sağa sola doğru sallayıp “iyiyim canım. Doğru düzgün bir şey yemediğim için tansiyonum düştü sanırım”.
Merve tebessüm edip “sana yiyecek bir şeyler getireyim abla. Bak rengin solmuş, gözlerin çöktü kaç gündür”.
Onun gözleri içine bakıp “o kadar çok benziyorsun ki rahmetli kardeşime, sen karşımda böyle cıvıl cıvıl konuşunca içim açılıyor. Bu masumiyetini hiç kaybetme olur mu?”.
Merve utanarak gülümsemiş “teşekkür ederim abla” demişti.
Derin bir nefes alıp “hadi sen aşağı işlerine git. Bende Demir ile konuşacağım”.
Merve endişe ile “abla ne olur alttan al. Biraz onu anlamaya çalış lütfen”. Sıkıntıyla soluk alıp “hadi Merve git artık”.
Merve başını sallayıp odadan çıkarken bende banyoya girip lavabonun başına yürüdüm. Sadece bol su ile yüzümü yıkadım ve ağzımı çalkaladım. Onun için hazırlanmamı istemişti.
Onun koynuna girip onu eğlendirmemi bekliyordu.
Yüzümü kurulayıp banyodan çıktım ve hemen giyinme odasına girdim. İç çamaşırı çekmecesini açıp siyah düz takımları çıkartıp kenara koydum.
Elbise bölümüne baktığımda ise siyah kalın askılı muhtemelen dizlerimin hizasında olduğunu tahmin ettiğim elbiseyi elime aldım.
Üzerimdeki her şeyi çıkartıp bir kenara fırlattım ve iç çamaşırlarının ardından dikkat ederek üzerime giydim. İçimdeki isyanı öfkeme sığdırmış ve o hızla yatak odasına geçmiştim.
Makyaj masasının karşısına geçip saçlarımı sinirle toplayıp atkuyruğu şeklini verdim.
Derin bir nefes alıp odadan çıktığımda o deli cesaretim yok olmuştu. Tedirgin adımlarla koridorun sonundaki odaya doğru ilerlerken içimdeki ses yine ayyuka çıkmıştı.
Dar ağacında sallanmaya giden mahkum gib,i ruhumun katili olmaya gidiyordum. Her bir adım biraz daha kirletiyordu ruhumu ve zifiri karanlık gözlerde ölmeye gidiyorum.
Onun odasının kapısına geldiğimde ellerim buz kesti. Yumruk yaptım ellerimi, yapmak istemiyorum ama yapmak zorundayım. Hayatta kimsem yok ama Selim vardı.
Benim tek ailem ve bu adamın ne kadar ileriye gidebileceğini bilmiyorum. Maalesef onun istediği şeyi yapmak zorundayım.
Düşüncelerimden sıyrılıp kapıyı çaldım. Kapı kulpunu tutup yavaşça açıp lanet bedenimi içeriye attım. Demir karşımda boydan camın önünde dışarı bakıyordu. Omzu üzerinden bana bakıp "buraya gel" diyerek emrini verdi.
Boğazımdan mideme bir sıcaklık aktı sanki, bir alev topu yutmuşum gibi içimi kavuruyordu. Onu kızdırmamak adına yanına yavaş adımlarla yaklaştım.
Tam karşısında durup gözlerinin içine baktım, baktım ama göremedi benim kırıklığımı içim yandığını. Yüzüne memnuniyetsiz bir tavır takınıp "ne bu halin eğer eski kocana da her gece böyle hazırlanıyorsan adamın seni aldatması çok normal”.
Duyduğum bu cümle ile gözlerim aniden dolmuştu. İçim titrerken nefes almak benim için imkansızlaşmıştı. Gözlerimin içine bakıp "bütün iştahımı kapattın resmen. Eğer özgürlük istiyorsan, eğer borcunu ödemek istiyorsan bu yatağa layık olup hakkını vereceksin".
Tahammül edemeyerek elimi havaya kaldırıp yüzüne sert bir tokat attım. Yaptığım hareketten asla pişmanlık duymamıştım. Aksine bu zamana kadar yapmadığım için kendime kızmıştım.
Gözlerim dolması öfkemi daha çok körüklerken "sen kimsin, kimsin sen ki benim doğmamış çocuğuma sebep olan o aşağılık adamı bana savunuyorsun?”.
Ona bir adım daha yaklaşıp “kimsin ki benim kadınlığımı yargılıyorsun? Hatta şuan senin karşında bile olmama sebep olan o adamken sen kim---".
Yüzüme yediğim güçlü tokat ile kendimi yerde bulmuştum. Ağzıma dolan metalik tat midemi bulandırırken ciğerlerim yanmaya başlamıştı. Vücudumda titreme başladığı an gözlerimi kapatıp nefes almaya çalıştım ama başaramadım.
Kendimi zorlayarak ayağa kalkmaya çalıştım ama onu da başaramadım.
Canım öylesine yanıyordu ki, gözlerimi daha sıkı kapatıp kendimi zorladım. Nefes almam gittikçe güçleşirken bir anda yerden havalandım.
Kısa bir süre sonra yüzüme çarpan rüzgar ile nefes almaya çalıştım. Demir beni yere oturtup iki eliyle yüzümü avuçladı.
Onu üzerimden itmeye çalışırken “nefes al Melinda, nefes al”. Gözlerimden yaşlar akarken kendimi daha çok geri çekmeye çalıştım. Demir ayağa kalkıp içeri girdiğimde elimi göğüs kafesime koyup kısa kısa nefes almaya başladım.
Demir tekrardan yanıma geldiğinde bir elini enseme koydu, diğer elindeki astım tüpünü dudaklarımın arasına yerleştirdi ve üç kez üst üste ağzımın içine sıktı.
Her hava basıncını içime çekip sık sık nefes almaya başladım. Demir yine yüzümü avuçları içine aldığında “bırak, bırak artık beni”.
Gözlerinin kızardığını fark ettim o an. Sağ elini baş parmağı ile dudağımın kenarı okşayıp “sadece nefes al”. Gözlerimi kapatıp başımı geri çekmek istedim ama müsaade etmedi.
Derin derin nefesler alıp kendime geldiğimde ellerimi yüzüme çıkartıp onun ellerini üzerimden ittim.
Yerden kalkmaya çalışırken yine kollarını bedenime doladı ve aniden beni kucağına aldı.
Konuşmama fırsat vermeden “bu gece burada uyuyacaksın. Tek kelime dahi edersen olacaklardan sorumlu değilim”.
Beni yatağa yatırdığı an kendimi geri çekip “yanımda mı yatacaksın?”.
Demir çatık kaşlarla gözlerimin içine bakıp “sus ve yat. Sadece dinlenmeni istiyorum”. Yatağın içine iyice sinip üzerimi ince pike ile örttüm.
Demir yatağın karşındaki tekli koltuğa oturup bacak, bacak üzerine atıp beni izlemeye başladı. Sıkıntıyla gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım.
Yaşadığım astım krizi fazlasıyla beni yormuştu. Yıllar sonra yaşadığım bu an beni fazlasıyla sarstı.
Başımı yatığa daha çok bastırıp yarınımın bana ne sunacağını bilmeden gönül gözlerimi ruhumun karanlığına emanet ederek uykuya kapıldım…
Bölüm bitti...