İyi okumalar dilerim...
Melinda Kurt’tan anlatım…
Tutsak;
Yaşadığım çilelerin sonuna erdiğini düşünürken demir parmakları eksik olan, saray yavrusundan farksız malikanenin içinde hapistim.
Tanımadığım o adam bundan sonra ona esir olduğumu söyleyerek beni odaya kilitlemişti.
Anlam veremediğim öyle çok husus vardı, lakin düşünecek kadar sağlıklı bir zihne sahip değildim. Kaç kez vurmuştum bu kapıyı açması için. Kaç kere çığlık çığlığa bağırmıştım. Hiç birini duymamış, duyduysa bile dönüp gelmemişti.
Gözüm geceden sabaha tek bir noktaya takılıp kalmıştı. Yumruk attığı duvara bıraktığı kan izi. Kapının arkasına oturup saatlerce o izi izledim.
Hıçkırıklarım iç çekişlerine dönüşmüş, gece yerini güneşe bırakmıştı ama ben o ize bakmaktan bir türlü vazgeçmemiştim.
Yerimden kalkıp tutulan bacaklarımı zorlayarak yatağa doğru yürüdüm. Tenimin soğukluğu içimi üşütmüş ve titremeye başlamıştım. Yatağın içine girip üzerimi örttüğümde kapının kilit sesi ilişmişti kulağıma.
Kapı usulca açıldığında içeri yine o lanet olası herif girmişti. Göz göze geldiğimiz o an da onunda uyumadığını anlamıştım. Yavaş adımlarla yanıma gelip beni inceledi.
Elini bana doğru uzattığı an kendimi geri çekip yatağın öteki tarafına atmış bedenimi. Ardından zorlansam da ayağa kalkıp bana bir kez daha dokunmasına engel olmuştum.
Halime bakıp dişlerini sıkmıştı. Nefretle yüzüne bakarken “içeride senin için alınmış temi kıyafetler var. Duş al, üzerini değiştir ve biraz uyu”.
Derin bir nefes alıp “bırak beni gideceğim”. Demir bey hiç oralı olmamış gibi “bahçeye haricinde evde dolaşa bilirisin. Yanlış bir şey yaparsan canını yine yakarım Melinda”.
Ellerimi öfke ile saçlarımdan geçirip “ne istiyorsunuz benden Allah aşkına. Benim bir hayatım, işim ve yaşamım var. Nedir benimle derdiniz?”.
Demir bey bana doğru bir adım atınca “gelmeyin artık, uzak durun lütfen”.
Diğer adımı havada kalmıştı. Sinirli bir soluk verip burun kemerini sıktı. Ardından deri bir nefes alıp “dediklerimi yapacaksın Melinda. Yoksa ilk önce o çok sevdiğin Selim’i yok ederek başlarım canını almaya”.
Şok olmuş gözlerle ona baktım. Sinirle üzerine yürüyüp var gücümle yüzüne tokat attım. Bir gram yerinden kıpırdamazken gözlerimin içine yine aynı, saf bir öfke ile baktı.
Gözlerimin dolmasına mani olmazken “ne yaparsan yap, kurtulacağım buradan. Başaramayacaksın beni kendine mahkum etmeye”.
Karşımdaki adam kolumdan yakalayıp sıkıca tutmuş ve beni kendine daha çok çekmişti.
Gözlerimden akan yaşlara takılıp kaldı. Derin bir nefes alıp kısık bir sesle “ağlama artık” dedi. Sıkıntıyla soluk aldığımda nefesim boğazıma düğüm olmuştu. Kaşlarımı çatıp bu kokuyu anımsamaya çalıştım.
Zihnimi talan eden anı ile onu kendi üzerimden itekleyip “sendin evime girip yatağıma kokunu bırakan, hatta evet hatta kahvaltı yaptığımız sabah bizi uzaktan izleyende sendin”.
Demir denilen adam başını dikleştirip “bendim”. Yüzüne tiksinti ile bakıp “neden buradayım, neden bu eve tutsak ettin beni?”. Karşımda rahatça tavır sergilemesi canımı sıkarken cevapsız kalmam daha çok sinir olmama neden oluyordu.
Gözlerimin içine derince bakıp “sana söylediklerimi yap Melinda. Yap ki bir daha canın yanmasın”. Ellerini pantolonunun cebine koyup arkasını döndü. Bir adım atıp duraksadığın da sabır dilemiştim. Omzunun üzerinden bana bakıp “bu tokadı unuttuğumu sakın düşünme. Sadece ödemişmiş olduk”.
Seri adımlarla odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı. Öylece kapanan kapının ardından bakıp isyan etmiştim kaderime.
Yatağa oturup öylece düşünmeye başladığımda kapım tıklanmış ve içeri Aysel hanım girmişti. Odaya göz gezdirip bakışlarını bana çevirdi. Tebessüm edip “günaydın kızım. Hadi üzerini değiştir sana kahvaltı hazırladım. Dünden beri lokma girmedi ağzına”.
Sıkıntıyla “Aysel hanım biraz konuşabilir miyiz?”. Tatlı kadın tebessüm ederek başını sallamış ve usulca kapıyı kapatmıştı. Yatağa doğru yürüyüp benim olduğum tarafa dolandı. Sakince yanıma oturup “dinliyorum kızım”.
Derin bir nefes alıp “beni buraya hapis etti. Dün gece ona esir olduğumu söyleyip bu odaya kilitledi. Sorduğum tüm sorular cevapsız kalıyor”. Başımı kaldırıp ağlamamak için kendimi sıktım.
O an yüzüme değen sıcak eller ile duraksadım. Başımı yavaşça eğdiğimde Aysel hanım yanağıma ve dudağıma baktı.
Ağırca yutkunup ayaklandı. Gözleri çakmak gibi olmuştu. Derin bir nefes alıp “sen duşunu al, üzerini değiştir ve aşağı yanıma gel kızım. İlk önce kahvaltını yap, sonrasında oturur uzun uzun konuşuruz”.
Onun değişen haline şaşkınlıkla bakmıştım. Mecburen başımı sallayıp ayağa kalktığımda o da, odadan çıkmıştı. İlk olarak banyoya yöneldim. Yüzüme baktığımda yanağıma oturan morluğu gördüm. Ardından dudağımın sol kenarında çıkan uçuk. Sinirle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Kendimi kokladığımda dünyam yıkılmıştı. Su ile yaşan bir insandım ben ve bu sası koku içimin bulanmasını sağlamıştı. Üzerimdeki kıyafetleri çıkartıp hızla küvetin içine girdim.
Suyu açıp soğukluğuna bakmadan kendimi yıkamaya başladım. Suyun soğukluğu nefesimi keserken gözlerimi açıp küvetin içine baktım.
Benim kullandığım şampuan, saç kremi, vücut jeli hepsi bir köşede duruyordu. Bu soruların bir cevabı elbette vardı. Ama şimdi gerçekten de temizlenmem gerekiyordu.
Hızlı bir şekilde duşumu almaya başladım. Banyoya yayılan kokuyu derince içime çekip biraz kendime gelmeyi çalıştım.
Duş işlemini bitirdiğimde suyu kapatıp saçlarımı süzdüm. Ardından banyonun içine göz gezdirdim ve küvetin ilerisinde duvara asılı beyaz bornozu gördüm.
Hemen bir hamle yapıp bornozu elime alarak üzerime giydim. Dikkat ederek küvetten çıkıp yine aynaya yansıyan halime baktım.
Gerçekten maf olmuş durumdaydım. Telefonum kapalı ve en önemlisi çantan aşağıda kalmıştı. Belki de yok olup gitmişti. Selim ile görüşmem ve başıma gelenleri makul bir şekilde anlatmam gerekiyordu ama şuan bu durum mümkün gibi görünmüyordu.
Sıkıntıyla banyodan çıkıp yan odaya girdim. Gördüğüm manzara ile ağzım açık kalırken zorlukla nefes almıştım. Burası küçük bir mağaza gibiydi. Yazlık ve kışlık bir sürür bayan kıyafetleri mevcuttu. Kıyafetleri yanı sıra iç çamaşırı, özel bakım kremleri, ayakkabılar.
Kendimi daha kötü hissetmeme sebep olmuştu bu görüntü. Sıkıntıyla soluk alıp iç çamaşırların olduğu bölümü açtım. Çeşit çeşit takımları gördüğümde gözlerim dolmuştu. Kendimi ucuz bir mal, gönül eğlendirecek bir tip gibi hissettim.
Kendimi tutamamış ve hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Geri çekilip yere oturup nasıl kurtulacağımı düşündüm. Düşüncelerim yüreğime ağırlık yaparken nefesim kesilmeye başlamıştı. Kendimi toparlamaya çalıştık ve ayağa kalktım.
Bir astım atağı geçirmem şuan için iyi olmayacaktı. Yıllar önce yaşadıklarımı bir kez daha kaldıramazdım. Özel olan iç çamaşırlarını elimin tersi ile itekleyip düz beyaz takımları elime aldım.
Üzerimdeki bornozu yere fırlatıp hemen iç çamaşırlarını giydim.
Karşı dolaba bakıp beyaz bir tişört elime alarak hemen üzerime giydim.
Yan raflarda olan eşofman altlarından siyah olanı elime alıp altıma geçirdim. Allah’ın manyağı bu aldıklarını, burada oluş sebebimi her şeyi anlatacaktı bana.
Öfke ile ayakkabıların olduğu tarafa bakarken terlikler gözüme çarpmıştı. Hemen alıp ayak ucuma koydum ve ayağıma giydim.
Giyinme odasından yatak odasına geçtiğimde makyaj masasının önünde bulunan tarakla saçlarımı taradım. Ardından siyah bant tokayı elime alıp saçlarımı tepeden ev topuzu yapıp topladım. Makyaj masasının üzerinde duran parfüm şişesine baktığımda yine aynı şaşkınlığı yaşamıştım.
Her ne kadar yerin dibine girsem de bu odada hatta giyinme odasında gördüğüm birçok ürün benim normal hayatımda kullandığım özel eşyalarımdı. Sıkıntıyla soluk alıp odanın kapısına yöneldim. Yavaşça kapıyı açıp etrafa baktım. Sanki evde kimse yaşamıyor gibi ürkütücü bir sessizliğe sahipti.
Odadan çıkıp kapıyı kapattım ve arkamı dönerek koridorda yürümeye başladım. Merdivenlerin ucuna geldiğimde sakince aşağı indim. Mutfak tarafına yönelerek yürüme başladım. Merve ve Aysel hanım sessizce yemek hazırlığı yapıyorlardı.
Boğazımı temizleyip “af edersiniz rahatsız ediyorum ama Demir bey nerede?”. Aysel hanım tebessüm edip “acil çıkması gerekti kızım. Hadi sen geç kahvaltım masada hazır” diyerek mutfak masasını işaret etti.
Başımı usulca sallayıp masaya yöneldim. Zira biraz daha aç kalırsam gerçekten de midem delinecekti. Yavaşça sandalye çekip usulca oturdum. Önümde bir sürü kahvaltılık vardı ama gözüm peynir, ekmek ve domatese takılıydı. Aysel hanım büyük fincanda çay servisi yapıp “sen kahvaltını yap, sonra kahve içerken sohbet ederiz”.
Başımı usulca sallayıp çayı elime aldım ve bir yudum içtim. Midem açlık sinyalleri vermeye başladığında bir parça ekmek kopartıp arasına peynir ve domates sıkıştırdım. Yavaşça ağzıma hizalayıp ısırıp yediğimde midem daha fazlasını istemeye başlamıştı.
Bir an kendimi kıtlıktan çıkmış gibi hissetmiştim. Öylesine yemiştim ki, bir ekmek neredeyse bitmişti. Aklıma Selim ile tıkınmalarımız geldiğinde burukça tebessüm ettim. Başımı sağıma çevirip Aysel hanıma sesleneceğim an o kara gözlerin hedefinde olduğumu gördüm.
Sinir yine bedenimi esir alırken başımı çevirip “Aysel hanım” diyerek seslendim. Kısa süre sonra mutfağa gelmesi ile derin bir nefes almıştım. Aysel hanım “bir şey mi istedin kızım?”. Başımı olumlu anlamda sallayıp “sohbet edecektik”.
Aysel hanım tebessüm ederken oturduğum yerden kalkıp kahvaltılıkları toplamaya başladım. Işık hızında elimin üzerinde bir el görünce başımı yine sağıma çevirdim. Tebessüm ederek “ben hallederim Melinda hanım siz zahmet etmeyin lütfen”.
Merve’nin gözlerinde tedirginlik vardı. Onun halini görünce ellerimi masadan çekip “peki” diyerek yanından uzaklaştım. Aysel hanım “bahçeye çıkmak ister misin?”.
Sorduğu soruya başımı dikleştirerek “evin beyi izin vermedi Aysel hanım. İsterseniz salona geçelim”.
Demir denen adamın sert bir soluk bıraktığını duymuştum sadece. Onu yok sayarak konuşuyor olmama oldukça öfkelendiğini hissedebiliyordum.
Aysel hanım “Merve sen bize iki sade kahve yap ve bahçeye getir kızım”.
Merve başını sallayıp elindeki işi bırakınca Aysel hanım kolumu tutup “gel kızım biraz temiz hava alalım”.
Başımı sallayıp onunla beraber bahçeye çıktık. Aysel hanım “gel şöyle güneşe yakın oturalım. Biraz içimiz ısınsın”.
Başımı yine sallamıştım. Aynı zaman da çaktırmadan etrafa bakıyor ve bir kaçış yolu arıyordum. Bahçe koltuklarına oturup derin bir nefes aldım. Merve elinde tepsi ile bize doğru gelince oldukça şaşırmıştım.
Bu kızın hızı gerçekten de harikaydı.
Merve önümde durup tepsi ile eğildiğinde kahveyi ve suyu elime alıp teşekkür ettim. Merve yanımızdan uzaklaştıktan sonra Aysel hanım “gözlerinden belli hiç uyumamışsın”.
Sinirlenmeden kahvemden bir yudum alıp “uykusuzluk çok mühim değil Aysel hanım. Sizce şuan ki durum çok mu normal?”.
Aysel hanım ağırca yutkunup gözlerimin içine baktı. Öne doğru eğilip “ben buraya eski kocamın borcu karşılığında getirildim. Bunun utancı yetmezmiş gibi birde uzlaşmaya çabalıyorum ama yüzümün geldiği hal ortada”.
Aysel hanım başını sallayıp “kızım ilk geldiğin gece söylemiştim. Demir prensipli biridir ve oldukça serttir. Bu durumu makulleştirecek bir cümlem yok sadece sakin ol kızım. Demir sana gerekli açıklamayı yapacaktır”.
Başımı sağa sola doğru sallayıp “yapmıyor Aysel hanım. Defalarca kez sordum, bu olan borcu ödemek istedim ama kabul ettiremedim. Üzerine yüzüme yediğim tokat ile kaldım. Bakın benim bir hayatım var. Burada kalamam lütfen bana yardım edin”.
Aysel hanım dudaklarını birbirine bastırdı ve başını öne eğdi. Bu sana yarım edemem demenin vücut diliydi sanırım. Sıkıntıyla soluk alıp arkama yaslandım.
Bir yolunu bulmalıydım. Tekrar evime, hayatıma dönmenin muhakkak bir yolu vardı. Başımı kaldırıp malikanenin dış görünüşüne baktım. Burası gerçekten saray yavrusu denilecek kadar güzel ve ihtişamlıydı. Ama benim için hapishaneden hiçbir farkı yoktu.
Bakışlarım sağ tarafa kaydığında Demir beyle göz göze geldik. Anlamlandıramadığım kadar derin ve oldukça sert bakıyordu. Başımı Aysel hanıma çevirip “şimdi konuşsam bir sonuç alabilir miyim?”. Aysel hanım “bırakacağını sanmam kızım”.
İsyan ederek “ama neden Aysel hanım? Benim şuan ki yaşanılan olayı beynim kabul etmiyor. Neden burada, onun evine mahkumum ben?”. Aysel hanım yavaşça yerinden kalkıp “bunu sana ben anlatamam kızım”.
Arkasına bakmadan eve hızlı adımlarla ilerledi. Sinirlerim iyice gerilmişti. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Oturduğum yerden kalkıp arka bahçeye doğru yürümeye başladım.
Etraf oldukça düzenli ve temizdi. Arka bahçeye geçtiğim an önüme haydut gibi bir adam dikildi.
Onu aniden görünce birkaç adım geriledim. Başı önde bir şekilde “Melinda hanım bu bölüme geçmeniz yasak”.
Sinirle soluk alıp arkamı döndüğümde öfkeli gözlerin hedefinde olduğumu gördüm. O iğrenç adamı pas geçip eve doğru ilerledim. Mutfak kapısından içeri girdiğimde “Merve benim çantam nerede?”. Merve oturduğu sandalyeden kalkıp “hemen getireyim Melinda hanım”.
Sinirle beklerken Demir bey içeri girmişti. Yanımda dikelmeye başladığında siniden gerilen boynumu kütlettim. Merve çantamı uzatıp “buyurun Melinda hanım” dediğin de hemen çantamı alıp fermuarını açtım.
Telefon haricinde tüm eşyalarım içindeydi. Sigara paketimi ve çakmağımı alıp çantamı masanın üzerine bıraktım.
Tekrar geri dönüp bahçeye çıkmak istediğimde Demir bey kolumdan tutmuştu. Öfke ile gözlerimi kapatıp “sigara içmek istiyorum”.
Bırakmasını beklerken o aksine bırakmayıp beni evin içine yönlendirdi. Mutfaktan geniş hole, oradan da merdivenlere yönelmiştik. Hızlı adımlarla merdivenlerden çıkarken korku yine kalbimin ortasına yerini kurmuştu.
Başıma ne geleceğini bilmeden öylece beni götürüşünü izliyordum. Merdivenleri bitirip bir kapının önünde durduk. Kapıyı açıp yavaşça itekledi. Başımı çevirip odaya baktığımda bir çalışma odası olduğunu gördüm. Nazikçe beni odaya itekleyip “sigaranı burada içeceksin”.
Sesi yine oldukça soğuk ve baritondu. Odaya girip etrafa baktım. Öylesine sıkıcı bir yerdi ki, derin bir nefes alıp tiksintiyle bakmaya devam ettim. Önüme gelip “otur ne konuşacaksan konuş bakalım”. Sıkıntıyla tekli deri koltuğa oturdum.
İlk olarak elimdeki paketten bir dal sigara alıp dudaklarımın arasına sıkıştırdım. Çakmak yardımı ile ucunu yakıp derince içime çektim. Neredeyse iki gündür sigara içemiyordum. Belki de baş ağrım alışkanlıklarımın iki gündür değişmiş olmasındandı.
Demir bey karşıma oturduğunda sakince “bakın burada zoraki bir hayat yaşamaya zorluyorsunuz beni. Borcun tutarı neyse ödemeye hazır olduğumu söyledim Demir bey”.
Demir bey sert bir ifade ile gözlerimin içine bakıp “bende borcun ödendiğini ve artık burada benimle yaşayacağını söyledim”.
Sinirlerim yine gerilirken “bu mümkün değil anlıyor musunuz? Benim bir hayatım, işim, ailem gibi gördüğüm gibi insanlarım var. Ne yapmam gerekiyor beni bırakmanız için?”. Benim gibi öne eğilip “sana buradan başka bir hayat yok Melinda neden anlamıyorsun?”.
Öfke ile “ben neyim gözünüzde Demir bey? O aldığınız iğren çamaşırları giyip size kendimi sunacak bir oyuncak mıyım gözünüzde?”. Demir bey öfke ile soluk alırken ayağa kalktı. Kendini kontrol etmeye çalışır bir haldeydi ama yine başarılı olamıyordu.
Yerimden kalkıp “bana yaşattığınız bu utancı ne temizleyecek bir fikriniz var mı? Hayvan pazarında koyun mu aldınız kendinize de mal gibi sahip çıkıyorsunuz bana?”.
Öfke ile burnumun ucuna girip “kapat o çeneni Melinda. Zor tutuyorum kendimi çık şu odadan ve kendi odana geç”.
Nefretle yüzüne bakıp “ne farkın var benim hayatımı cehenneme çeviren o adamdan, ne farkın var söylesene?”. Elini havaya kaldırıp yumruk şeklinde sıktı.
Aniden titremeye başladığında “çık dışarı, defol karşımdan. Yoksa öldüreceğim seni”.
Gözlerinin içine bakarak “peki şuan ölüden ne farkım var ki?”.
Bu sorum bardağı taşıran son nokta olmuştu. Yüzüme inen tokat ile çalışma masasına doğru savruldum. Sol yanağım yanmaya başladığında gözlerimden de eş zamanlı yaşlar akmaya başlamıştı.
Güçlükle kendimi toparlayıp karşısına dikildim.
Dudağımdan akan ılık sıvının kan olduğunu bilmeyecek kadar saf değildim.
Zira eski eşimde birkaç kez böylesine hırpalamıştı beni. Karşımdaki adam pişmanlıkla gözlerimin içine bakarken “sende adam değilsin” diyerek arkamı döndüm ve odadan dışarı attım kendimi.
Bana verdikleri odaya girip kapıyı kapattım. Yüzüme bakmak istemiyordum. Ne hale geldiğini anlamak zor değildi benim için.
Ağlayarak yatağa uzandım ve yaşadığım bu kadere bir kez daha lanet ettim. Gözlerim yorgunlukla kapanırken iç çekişlerimin arasından karanlığa kapılmaya başlamıştım.
Yavaş ve derinden gelen o sıcaklık ruhumu sararken başımı saha çok bastırdım yastığa. Ruhumu karşılayan o mateme merhaba diyerek daldım uykuya…
Bölüm bitti...