İklim'in Anlatımından Devam
Akşam yemeğine kadar boş boş vakit geçirip dururken bir yandan da Kezbangül olduğum için çok sevgili komutanıma saydırmayı ihmal etmemiştim.
Gerçekten iyi biriydi, hani bunu hissediyordum. Zaten kötü bir adam olsa beni sürerdi çoktan ama yapmamıştı. Disiplinliydi ama bana pek bir şey demiyordu. Ama sırf timine girebilmek için çabaladığım için beni yıldırmak için her şeyi yapıyordu.
Bıkkın adımlarla yemekhaneye geçtim. Tabildotumu alıp boş masalardan birine geçtim. Bugün bir ilk oldu ve karşıma Mehmet dışında biri oturdu.
Sarışın, ela gözlü bir adam.
Turan timinden değildi ama Kartal timinden olduğunu düşünüyordum. "Oturdum ama sorun olmaz değil mi?" dedi. "Başka boş yer yok."
Başımı salladım. "Tabiki, sorun olmaz." dedim. Gözüm yıldızlarına kaydı. "Üsteğmenim." deyip toparladım kendimi.
"Sen yeni kızsın, Gamze üsteğmen ile kavga eden sendin değil mi?"
Başımı salladım. "Evet komutanım." dedim. Tanımadığım insanlara karşı fazla önyargılı olduğum için yemek yemek istemedim, çekindim.
Başını sallayıp kaşığını aldı. "Adın ne?"
"İklim Polat komutanım."
"Ben de Turgay. Memnun oldum tanıştığıma."
"Ben de komutanım." dedim. Kaşığımı alıp yemeğimle ilgilenirken yemekhane daha da kalabalıklaştı. Gürültülüydü de ayrıca. Turan timi de yine her zamanki gibi kendi masalarındaydılar. Gamze komutanım fazla dalgındı, yemeğiyle oynayıp duruyordu.
"Senin timin var mı?"
Turgay komutanın sesiyle ona döndüm. "Hayır komutanım."
"Bizim time katılsana. Ben tim komutanıyım. Alırım seni."
Gör Aral komutanım gör, beni ne timler istiyor da benim kalbim Turan timinde.
"Teşekkür ederim komutanım, ama ben Turan timine katılmak istiyorum."
"Aral komutanım fazla seçicidir. Uzun sürebilir bu durum."
"Beklerim komutanım. O beni timine alana kadar beklerim." deyip nefesimi bıraktım. "Sizi neden almadı? Time girmeyen bir çok üsteğmen ve teğmen gördüm."
"Turan timi ölüm timidir. Onlar her zaman önden gider. Bir amacı olmayan insanlar gider. O timin bir ailesi yok, sevdikleri kimse yok. Onlar risk alıyor. Aral komutanım herkesin geçmişini bilir. Ailesi olanları almıyor timine."
Başımı salladım. Artık o time kesinlikle girmek istiyordum. Çünkü benimde bir ailem yoktu. Ölsem arkamdan kimse de ağlamazdı. Bilmiyorum, belki Ali abi... O da bir muamma.
"Aileleri yok diye ölüme koşmak zorunda değiller ki." diye mırıldandım.
"Senin ailen var mı? Ya da sevdiğin biri, sevgilin mesela?"
Başımı olumsuzca salladım. "Yok komutanım. Ailem yok benim. Sevgilim de."
"Ailene ne oldu?"
"Öldüler." dedim. "İkisi de öldü."
"Kardeşin yok mu?"
"Yoktu. Tek çocuktum ben." Çok fazla açılmıştım bu adama. Bu kadarı bile fazlaydı.
"Üzüldüm senin adına."
"Sizin sanırım aileniz var."
"Var. Annem var, üç tane kız kardeşim var. Ben bakıyorum hepsine."
Keşke kardeşim olsaydı, eminim güzel bir histir. Üç kız kardeş... Ve bir de onların abisi. Daha güzel ne olabilirdi ki? Zamanında çok söyledim bizimkilere de bana bir kardeş yapmadılar. Annem zaten beni zor büyütmüş sözde, bir tane yeterli demiş de konu kapanmış.
Ama bak şimdi... Tek kaldım. Onlar gitti, bana tutunacak tek bir dal bile bırakmadılar.
"Yemeğini yesene."
"Aç değilim ben komutanım." deyip kaşığı bıraktım. "Gitsem sorun olur mu?"
"Elbette gidebilirsin İklim. Ama merak ettim, seni rahatsız etmedim değil mi?"
"Yok, hayır komutanım. Sadece aç olmadığımı fark ettim."
"Yarın sabaha kadar dayanabilecek misin ama?"
Başımı sallayıp ayağa kalktım. "Dayanırım komutanım, siz beni merak etmeyin." deyip gülümsedim. "Afiyet olsun."
"Görüşürüz İklim."
"Görüşürüz komutanım."
Tabildotumu alıp bıraktıktan sonra dışarı çıkmak için kapıya yöneldiğimde bir askerle çarpıştık. "Pardon..." dedim ama duymazdan gelip Aral komutana koştu.
"Komutanım!" Aral komutan ona döndü. "Görüntü aldık komutanım." tüm askerler anında ayaklanırken Aral komutanım yemekhaneden çıkış yaparken asker de onu takip etti. "Kalabalık bir grup." dediğinde merakla adımladım. Turan timi herkesten önce silahlarını alırken ben de silahımı aldım.
Diğer askerler de silahlanırken Aral komutan girdiği odadan çıkıp bağırdı. "Turan! Çıkıyoruz!" Bu tarafa doğru geldi. Az önce konuştuğum Turgay komutanın karşısına geçti. "Burası sende Turgay. Desteğe ihtiyacımız olursa Kartal'ı topla ve gel."
"Emredersiniz komutanım!"
Aral komutanım başını sallayıp arkasını döndüğünde onu takip ettim. "Komutanım, ben de sizinle gelebilir miyim?"
"Defol İklim." dedi. Yine de gitmedim. Onu takip ettim.
"Komutanım ben hazırım, ben de geleyim sizinle." bir time ait bile değildim. Burada oturmak istemiyordum.
"Hayır İklim." dedi.
Israr edip etmemek arasında kaldım. "Ama komutanım..." dediğimde aniden bana döndü.
"Sen hayırdan anlamıyor musun İklim! Benim işim gücüm yok bir de sana laf mı anlatacağım!"
"Ama komutanım..." dedim. Bir kez daha lafımı kesti. Derdimi açıklamama izin bile vermiyordu.
"Kes! Kes artık sesini! Lanet bir time gireceksin diye, kendini göstereceksin diye ölüp kalacaksın! Tamam anladık, hırslısın. Sen çok iyisin İklim! Dahasına gerek yok!" deyip arkasını döndüğünde gözlerim doldu.
"Komutanım size ölüm timi diyorlarmış!" diye bağırdım. Durdu ama arkasını dönmedi. Sırtı bana dönükken tekrar lafa girdim. "Timinize aldığınız askerlerin ailesi, bekleyeni yokmuş." deyip ona yaklaştığımda bana döndü. "Komutanım, benim de kimsem yok. Ailem yok, sevdiğim biri yok. Arkadaşım yok." yüzü yumuşadı biraz da olsa. "Ben de sizinle geleyim. Lütfen. Ölüm timinde biri daha olacaksa bu benim."
"Sen ölsen üzülen olmaz mı İklim?"
Başımı iki yana salladım. "Olmaz komutanım." zaten biliyordu. Ailemi kaybettiğimi biliyordu. Kardeşim olmadığını biliyordu. Şimdi sevdiğim biri olmadığını da öğrendi. Daha ne bekliyordu, beni time alması için daha ne bilmesi gerekiyordu?
"Simay!" diye bağırdı. Simay koşturarak yanımıza geldi.
"Emredin komutanım?"
"Al silahı şunun elinden. Kimse İklim'e silah vermeyecek." dediğinde kaşlarımı çattım. "Çatışma çıkarsa ne dağda ne burada... Katılmayacak."
"Ama komutanım..." diye itiraz ettiğimde silahımı elimden sertçe çekip aldı. Simay'a uzattı silahımı.
"Dediklerimi unutma Simay. Bu kızın elinde silah görürsem seni de yakarım."
"Emredersiniz komutanım." dedi. Aral komutanım arkasını dönüp uzaklaştığında Simay komutanım kolumu tuttu.
"Komutanım bir dakika..." deyip Aral komutanı takip ettim. Elimin tersiyle gözlerimi silip peşinden dışarı çıktım.
Ona yetiştim de aslında ama seslenmeye yüreğim yetmedi. Bir kelime daha etsem ne yapacaktı ki? Silahımı da aldı elimden, şimdi ne yapacak, askerliğimi de mi yakacak?
Öfkeyle arkamı dönüp koğuşa doğru adımladım. "Silah yokmuş! Gerizekalı!" deyip kapıyı açıp içeri girdiğimde silah sesleri duyuldu. Kışlaya saldırıyorlardı. Turan timi onlara yetişemeden onlar kışlaya saldırıyordu.
Ve ben burada silahsız bir şekilde oturmaktan başka bir şey yapamıyordum.
Hiçbir şeyi umursamayıp postallarımı indirip yatağa çıktım. Yatağa uzanıp ellerimi göğsümün üzerinde birleştirip gözlerimi kapattım.
Silah sesleri ve bağırışlar eşliğinde paşa paşa uyuyacaktım. Çünkü neden, komutanım silahımı bile elimden almıştı.
Gözlerim kapalıyken bile dolduğunda boğazımdan bir hıçkırık kaçtı. Kendimi tutamayıp ağlamaya başladığımda gözlerimi açıp doğruldum. "Ya dışarıda çatışma var ben burada..." ellerimle yüzümü kapattım.
Herkes bir şey yapıyordu. İyi kötü herkes bir şey yapıyordu ya. Benim elimden silahımı aldı.
Yanaklarımı silip aşağı atladım.
Pencerenin önüne çöküp bacaklarımı kendime çektim. "Boyun posun devrilsin senin. Sırık."
Ama yok artık. İyi davranmak yok. Tamam hani laf saymışlığım da var ama yine de ona sıcak davranmıştım. Madem yaramıyor, bundan sonra kendimi sadece time girmeye adayacaktım.
Aral komutanla iyi geçineyim diyordum ama yok. Ne yapsam yaramıyordu adama.
"Senin de dilinin ayarı yok ki ama. Müstehak sana İklim." ama kararımı verdim. Bir daha da onunla konuşmayacaktım.
Başımı eğip dizime yasladım. Uyumak istedim, sesler kesilmeden uyuyamadım. Dışarı çıkıp kontrol etmek istedim ama silahsız sadece ayak bağı olacağım için dışarı çıkamadım. Ben de sadece oturup sessizce ağladım.
Zaten kimse yoktu ki. Neden sessiz sessiz ağladığımı da anlamadım. Ama insan alışınca bunu değiştiremiyordu.
Bir yerden sonra sesler kesildi, ben de göz yaşlarımı sildim. Kimse gelmeden kendime çeki düzen vermek için kalkıp banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra bir süre de banyoda takıldım.
Volta atıp durdum boş boş. Çatışma bitti, birazdan kızlar içeri girerdi. Ben de onları karşılardım.
Sen ne yaptın İklim? Boş boş oturup sizi bekledim derdim. Ne güzel değil mi?
İçeriden sesler gelince kapımız gürültülü bir şekilde kapandı. Daha fazla banyoda saklanmayacağım için ben de banyodan çıktım.
Bizimkiler yavaştan içeri girmişken Gamze komutanım hızlıca üzerindeki kıyafetleri çıkardı. Üstünü çıkarıp bir tişört giyerken bakışları beni buldu. "Seni göremedim dışarıda çaylak. Korktun mu yoksa?" güldü. "Tabi ilk haftadan zorlanırsın."
"Bu benim ilk görevim değil komutanım, ben daha önce çatışmalara katılmıştım." Ben çaylak bile değildim ki, herkes bana çaylakmışım gibi davranıyordu. Rütbesi benden düşük olanlar bile... Ama onlar tabi kıdemliydi ya, kaç yıldır askerdi onlar... Benim teğmen olup olmamam kimin umrunda?
"Ya neden göremedim seni?"
"Aral komutanım ona ceza verdi." dedi Simay komutanım. Sağ olsun ya, aman herkes duysun şimdi.
"Hadi ya, yine ne yaptın?"
Omuz silktim. "Bir şey yapmadım ki komutanım. Sadece..."
Arkasını dönüp pantolonunu indirirken konuştu. "Eminim yapmışsındır bir şey. Aral komutanım kimseye boş yere ceza vermez."
"Yapmadım ama." dedim. Sinirimi bastırmaya çalıştım.
"Orası şüpheli. Ben uyuyacağım, senin aksine ben yoruldum." deyip kendini yatağa bıraktı.
Gamze üsteğmen iyi hoştu ama gıcığın da tekiydi. Ya da gerçekleri söylediği için canım fena sıkılmıştı.
"İyi geceler komutanım." deyip çıktım koğuştan.
Koridor da kalabalıktı, bu yüzden hızlıca yemekhaneye geçtim. Yemekhane toplanmıştı. Ne ara toplandı bilmiyorum ama masalardan birinin arkasına geçip oturdum.
Yine dizlerimi kendime çekip çenemi de dizime yasladım. "Sakin ol İklim." diye fısıldadım. "Yenisin diye sana güvenmiyor sadece. Yoksa sen çok iyi bir askersin."
Ama belli ki sadece iyi olmak yetmiyor. Sen iyisin ama bunu birinin görmesi gerekiyor. Görmeden kimse iyi olduğuna inanmıyor çünkü. Ama izin de vermiyor ki iyi olduğumu ispatlayayım.
Gözlerim yine dolunca başımı iki yana salladım. Ağlamamak için gözlerimi hemen sildim. Sanırım sinirlerim bozulmuştu.
Ama kendimi tutamayıp ağlamaya başladım yine. Elimle yüzümü kapatıp sessizce ağlarken adım sesleriyle başımı kaldırdım.
Askerlerden biri içeri girip suların olduğu tarafa ilerledi. Gözyaşlarımı sildim. Beni görmesin istedim ama içeri giren kişinin çok sevgili komutanım olduğunu fark ettim.
Sudan bir yudum alırken yüzümü iyice kuruladım. "Yine mi ağlıyorsun sen?" dedi.
Arkasında bile gözleri olan komutanımla konuşmamak için ayağa kalktım. "Ağlak askerleri sevmem."
Çok da umrumda.
Kapıdan çıkmak için adımladığımda önüme geçti. "Silahını aldım diye konuşmayacak mısın benimle?"
Konuşmayacağım. Ağzımı bile açmayacağım. "İklim emir mi vereyim illa? Soru sordum sana."
Zaten anca emirle konuşturursun beni. "Çekilir misiniz komutanım? Koğuşa gideceğim."
"Omzun böyleyken çatışmana izin veremezdim."
"İnandım sayın." dedim. Başımı kaldırıp yüzüne bakmadım bile.
"İklim? Germe beni. Sinirlerim tepemde zaten."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Bir sizin sinirleriniz tepenizde değil!" kaşları çatıldı. "Ben de çok sinirliyim ve sakın üstüme gelmeyin komutanım." dedim. Sesimi zar zor bastırdım. Yok, ben kendimi tutamıyordum. Cidden birinin bana ders vermesi gerekiyordu bu konuda. Ama bu kişi Aral komutan olmayacaktı.
Bir adım atıp yaklaştı. Yüzüme yaklaştı. "Üstüne gelirsem ne olur İklim!" yine bağırdığında yumruklarımı sıktım.
"Sizinle tartışmayacağım." deyip yanından geçmek istedim ama kolumu tuttu.
"Gitmiyorsun. Tartışabiliyorsan tartış." dediğinde kolumu çektim.
"Komutanım bir daha sakın dokunmayın bana!"
"İklim bağırma!"
"Siz de bana bağırmayın! Ben sizin çocuğunuz değilim! Bana ceza verip duramazsınız! Alay edip duruyorsunuz! Ben siz benimle alay edin, benden silahımı alın diye asker olmadım!"
"İklim bağırma." dedi. Bu kez daha sakindi ama ben sakin değildim. "Laftan anlamıyor musun sen? Omzunu incitme..."
"Başlatmayın omzuma." dedim sinirle. "Omzummuş. Çok düşünceliymişsiniz gibi davranmayın!"
"İklim laflarına dikkat et."
"Etmiyorum komutanım." dedim. Sesim titrediğinde gitmek için tekrar adımladım ama kolumu tutup kendine çevirdiğinde sinirlerime hakim olamayıp yumruğumu yüzüne geçirdim.
Aral komutanın elinden kurtulduğumda başı sağa düştü.
Elini dudağına götürürken geri çekilip nefeslendim.
Ne yaptın İklim sen? İşte şimdi bittin.
"İçin rahatladı mı?" derken başını çevirip yüzüme baktı. Dudağı kanarken nefesini bıraktı.
"Özür dilerim komutanım." diye mırıldandım.
"Güzel, komutanın olduğumu hatırladığına göre rahatlamışsın. Şimdi gidebilirsin."
Başka bir ceza falan yok muydu? Yoktu tabi, adam yarın seni sürecek. Bittin sen İklim.
Benden önce o çıktı yemekhaneden. Sandalyeye tutunup soluklandım. "Niye vuruyorsun sen adama ya?" Bu sefer gerçekten ileri gittim. Gidip özür dilesem de boş.
"Off!" silahımı elimden aldı diye kızdım şimdi mesleğimden de olacağım.
En iyisi sabah konuşmaktı. Ne de olsa görevimiz vardı. Bir şekilde onunla konuşurdum, kendimi affettirmeye çalışırdım. Umarım çok kızmaz. Yoksa gerçekten bundan kurtuluşum yok.
~ ~ ~ ~ ~ ~
Sabahı zor ettikten sonra Aral komutanımın beni beklediği haberini alınca koğuşa geçtim. Geçen çarşıya gidip aldığım kıyafetlere baktım. Gündelik şeyler almıştım ama daha sonra otelde üstüme başıma bir şeyler alırdım.
Beyaz bir gömlek giyip altına da siyah pileli bir etek giydim. Uzun bir etekti. Yanımda takı da getirmiştim. Ne de olsa çarşı izinlerimde takılırım diye düşünmüştüm. Belki de geldiğim gibi gidecektim. Orası da hiç belli olmazdı.
Üç tane kolye taktım. Bilekliklerimi, yüzüklerimi takıp spor ayakkabımı da giydim. Saçlarımı açıp taradım. Elimle şekil verip yüzüme de çok hafif bir makyaj yapıp güneş gözlüklerimi taktım. Çantamı alıp koğuştan çıktım.
Dışarı çıktım. Mehmet ıslık çaldı. "Oha! Aşkımın güzelliğine bak sen!"
Gözlerim Aral komutanı aradı. Lüks bir arabanın kaputuna yaslanmıştı. O da siyah bir tişört ve siyah kumaş pantolon giyip üzerine kot ceket giymişti. Tıpkı benim gibi o da güneş gözlüklerini takmıştı.
Ural Kaan ve Rahime Kezbangül Çiçek çifti hazırdı.
"Teşekkür ederim Mehmet."
"Siz şimdi karı koca mı olacaksınız?"
"Görev icabı." dedi Aral komutanım. "Bin İklim."
Bir şey demeyip sadece başımı salladım. Kapıyı açıp arabaya bindikten sonra Aral komutanım da arabaya bindi. Kemerini bağlarken lafa nasıl girsem diye düşünüp gözlüklerimi çıkardım.
Komutanımın dudağının kenarında kurumuş bir kan lekesi vardı. Dudağını yarmışım, iyi de yapmışım yani. Başka zaman olsa kendimi tebrik ederdim. "Bağla kemerini." dediğinde önüme dönüp kemerimi bağladım.
Arabayı hareket ettirmeden önce cüzdanını çıkardı. "Kimliğini de al."
Başımı salladım. Uzattığı kimliği alırken çantamdan cüzdanımı çıkardım. Sahte kimliğimi ayrı bir yere yerleştirip kapattıktan sonra çantama attım.
Arabayı çalıştırmasını bekledim ama çalıştırmadı. Başımı çevirip ona baktığımda bana baktığını fark ettim. Özür mü bekliyordu benden? Ya da bir açıklama? "Kimliğe bakmayacak mısın?"
Önemli miydi? Bakmaya gerek olmaz diye düşünmüştüm. "Bakayım komutanım." dedim. Ona vurduğum için kendimi çok pişman hissediyordum. Ama bu his sadece görevimden alınmamak içindi.
Cüzdanımdan kimliği çıkarırken gerginlikten ellerim titriyordu. Umarım komutanım fark etmez diye düşünürken kimliği çıkardım. Kezbangül olduğum kimliği...
Menekşe Çiçek.
Menekşe ismini gördüğümde şaşırıp kaşlarımı çattım. "Komutanım?" deyip ona döndüğümde hâlâ bana bakıyordu.
"Özür dilerim." dedi doğrudan. "Dün gece için özür dilerim İklim."
Biri beni çimdiklesin, sanırım rüya görüyorum. Aral komutanım benden özür mü diliyor?
"Anlamadım komutanım?"
"O bir kere olur İklim. Bir daha duyamazsın benden." deyip önüne dönüp direksiyonu kavradı tek eliyle.
Benden gerçekten de özür dilemişti. "Şey komutanım..." dedim.
"İklim şey deme bana."
Ha, işte şimdi özümüze dönmüştük. "Ben de sizden özür dilerim komutanım. Dün çok ileri gittim."
"O yumruğun hesabını daha sonra soracağım sana."
"Komutanım çok özür dilerim ya. Ben sinirlerime hakim olamadım. Siz silahımı alınca kendimi çok zayıf hissettim."
"İklim tamam. Kim olsa sinirlenir de senin yine de komutanına vurmaman gerekirdi."
"Haklısınız komutanım." deyip başımı eğdim. "Özür dilerim komutanım. İstediğiniz cezayı verebilirsiniz bana."
"Unutturma, görevimiz bitsin seni cezalandıracağım zaten."
Başımı salladım. "Emriniz olur komutanım." dediğimde arabayı çalıştırdı.
Öyle ya da böyle aramızdaki problemi çözmüştük. Şimdi önümüzde önemli bir görev vardı bizi bekleyen.
~ ~ ~ ~ ~