2. bölüm

1573 Kelimeler
Her sabah annemin o muhteşem sesinden adımı haykırmalarına alışkın olarak uyanıyordum. Annem en değerli varlığım. Babam öldükten sonra ailemde kalan tek kişi. Annem Ayşe çok genç yaşlarda dul kalmış ve kendini sadece çocuğuna adamış bir kadın. Babam öldükten sonra annemin yegane görevi beni büyütüp okutup daha sonra tabiriyle mürüvvetimi görmek. Annem bu kendine edindiği görevlerden beni büyütmek konusunda çok güzel bir şekilde yetiştirip bu yaşa getirmiştir. Okutma konusuna gelecek olursak annemin istemesine çabasına rağmen çok güzel yabancı dil bildiğim halde üniversite okumak istemedim. Bu kararımdan da hiçbir zaman pişman olmadım. Evet gelelim annemin edindiği son göreve benim mürüvvetimi görmek konusu. Ben hayatıma bir kaç kişiden başka birini almayan ve çok sosyal sayılmayacak birisiyim. Benim bu halime karşın annem ise beni sürekli zengin hali vakti yerinde insanlarla tanıştırmak istiyor. Her seferinde vazgeçirmek için üstün çaba sarf etmekten ben yoruldum ama annem asla ama asla yorulmuyor. Her yeni güne farklı bir olayla uyanıyorduk. Acaba bugün nasıl muhteşem bir fikir ile gelecekti acaba annem. “Efendim anneeee” “Lale kızım bugün iş görüşmen yok muydu?” Eyvah yine uykunun güzel kollarına kendimi teslim etmiştim ve iş görüşmem olduğunu unutmuştum. “Biliyorum anne bende hazırlanıp çıkıyordum “ Komple yalan çünkü daha yeni yataktan fırlamıştım. Hızlıca kendimi banyoya attım ve hızlı bir duş alıp giyinmeye başladım. Bugün nasıl olmalıyım ? Diye düşündüm ve vücudumu öne çıkaracak kalem hafif göğüs dekolteli kalem eteğimi ve altınada siyah stiletto ayakkabılarımı giymeye karar verdim. Benim için kıyafet seçmek çok kolaydı ama saçlarım için bunu söyleyemezdim. Kızıl ve belime kadar uzanan kıvırcık bir saçlarım var. Saçlarımı olabildiği en hızlı şekilde kurutup şekillendirmeye başladım. Her gün yaptığım rutini olabildiğince en hızlı şekilde yaptım. Bakım yağı, saç köpüğü, saç spreyi hepsini hızlı şekilde yaptıktan sonra hafif tonlarda gözlerimi ortaya çıkaracak bit makyaj yapmıştım. Evet şimdi hazırdım işte. Hızlıca odadan çıkarken hiç beklemediğim anda annemi karşımda görünce çığlık atarak “anneeee sen nerden çıktın” dedim. “Kendi evimde bana hesap mı soruyorsun?” “tabikide hayır anne” “o zaman bana hesap sormayı bırakacaksın” “hayır anne tabi ki de sana hesap sormuyorum. Sadece bir anda karşımda görmeyi beklemediğim için korktum.” “ilk iş görüşmene aç gitmeni istemediğim için sana yolda yemen için sandviç hazırladım. Onu getiriyordum.” “ teşekkür ederim anne” deyip elindeki sandviçi alıp yanağına bit buse kondurarak hızlıca evden çıktım. Sanki evden adım attığımı anlamış gibi telefonum çalmaya başladı. İçimden acaba arayanın kim olduğu hakkında söylenirken bit yandan telefonu bulmaya çalışıyordum. Nasıl olurda kimin aradığını bilemezdim. Her koşul ve şartta yanımda olan kardeşten öte arkadaşım ahuydu. “Efendim ahu” “sanada Günaydın Lale “ sitem dolu sesine bakılacak olursa yine bir şeylere söylenecekti. “Sabah sabah bu sitemkar halini neye borçluyuz acaba?” direk konuya girmezsem bu kızın hiçbir şey anlatmayacağını biliyordum. “bana ilk görüşme kombinini atacağını söylemiştin “ “şeyy evet doğru ahum ama ben yine her zamanki gibi uyuyakaldım ve zar zor hazırlandım” Hızlıca bir fotoğraf çekip gönderdim. “Şuan kombinimi çekip attım canım sen ona bakarken benim de hızlıca durağa gitmem lazım. Seni kocaman öpüyorum “ diyerek telefonu kapattım. Sabahın köründe neden bir iş görüşmesi yapacaklardı ki. Acaba acil birine mi ihtiyaçları vardı? Yoksa fazlaca başvuru vardı ve aralarından seçmek mi zordu? Kendi kendime bunları düşünerek durağa gelmiştim. Hemen gideceğim şirketin konumuna bakmıştım Kayaoğlu Holding. Turan Kayaoğlu sahibi olduğu yazan bir şirkete görüşmeye gidiyordum. Konuma bakarak en uygun olan otobüsü beklemeye başladım. O ara telefonuma bir mesaj geldi. Gelene mesaja baktığımda yazanın ahu olduğunu gördüm. Ne kadar güzel olduğumla alakalı bir sürü güzel şeyler söylüyordu. Başarılar dilemeyi unutmamıştı canım arkadaşım. Ahu benim çocukluk arkadaşımdı. Her zaman yanımda olabilecek sayılı insanlardan birisiydi. Ahu benim aksine simsiyah kısa saçları vardı. Tam manasıyla kara kaş kara köz dedikleri kişi tam olarak benim arkadaşımdı. Ahu ile karakterlerimizde birbirine tam zıt denecek şekildeydi. Ben ne kadar içime kapanık sessiz sakin biriysen. Ahu benim tam zıttım insanlarla hemen arkadaş olabilen cıvıl cıvıl biriydi. Ben hayatıma alacağım insanları iyice tanımadan tam manasıyla arkadaşlık kurmazsan, o benim aksime yolda karşılaştığı biri ile hemen tanışıp arkadaş olup üstüne birden de samimi olan birisidir. Bu konuda onu ne kadar çok uyardıysam da beni dinlememek konusunda ısrar etmekten vazgeçmiyorsun. Çünkü sürekli insanlardan darbe ve ihanet ile karşılaşıyordu. Bunun em büyük nedeni ise evde olduğu çalışmadığı içindi. Ailesi ne okumasını ne de çalışmasını istemişti. Bu düşüncelerin arasında dalıp giderken gürültülü bir şekilde gelen otobüsün sesi ile düşüncelerinden uzaklaştım ve gelen otobüse bindim. Bu kadar insanı bu otobüse nasıl sığdıpını düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Çünkü nr zaman otobüse binsem bu manzara ile karşı karşıya kalıyordum. İçimden bir anlıkta olsa keşke taksiye mi binseydim diye geçirdim ama by düşünceden sıyrılmam çok uzun sürmedi. Otobüse binecek parayı zor bulurken taksi benim için lüks olmanında üstünde bir olaydı. Ayrıca param olsada taksiye tek başıma binemezdim. Hiç tanımadığım biriyle aynı arabada bir yere gitme fikri hiçte bana göre değildi. O yüzden her zaman toplu taşıma kullanmışımdır. Ultra sıkışık ve havasız olan otobüsten sonunda inmiştim. Elime telefonumu alıp tekrardan konuma baktım. Bir kaç dakikalık yürüme mesafesindeydi. Bu kadar yakın olmasına çok mutlu olmuştum . Hızlıca telefonu çantama bırakıp şirketinin olduğu yere doğru yürümeye başladım. Daha önce bu işe benzer birçok işte çalışmıştım. İlk defa bu kadar büyük bir şirkette çalışacaktım. Bu durum birazda olsa beni tedirgin ediyordu. Çünkü verilen sorumluluğu en iyi şekilde yapmak gibi bir huyum vardı. Şuan için büyük avantajlarımdan biri iki farklı yabancı dil biliyor olmamdı. Bugün ne kadar da değişik şeyler düşünüyordum. Sadece bir iş görüşmesiydi olursa olur olmazsa olmazdı. Çok uzun zaman önce bırakmıştım iş görüşmesinin kötü geçtiği için üzülmeyi. Sadece tek amacım güzel bir iş bulup yıllarca çalışmaktı. Önceki işyerimde de uzun yıllar çalışmıştım. Patronumun vefat ettiği için başa oğlu gelmişti. Oğluda ona sekteter değilde adeta her canı istediğinde oynaşabileceği birini istediğini anladığım an işi bırakmıştım. Şimdide buna benzer bir görüşme olmamasını isteyerek binanın giriş kapısına gelmiştim. Bir şirketin daha girişi bu şekilde gösterişli ise içerisi nasıldır diye düşünürken bir anda giriş kapısı açıldı ve karşımda bir adam belirdi. “Buyrun hanım efendi ne için gelmiştiniz” İlk şoku üstümden atıp “şeyyyy iş görüşmesi için gelmiştim “ kendimin bile nefret ettiği bir tonda çok kendimden emin olmayan bir tonda söylemiştim. Neyse ki karşımdaki adam bu durumu dikkate bile almamıştı. Hemen Emel Hanım hanım efendiyi insan kaynakları mevlüt beyin odasına götürür müsün ? Deyip arkasını dönüp gitmişti. “Merhaba “ çok güzel içten ve sıcak bir karşılama yapmıştı. “Merhaba “ dedim ve boş boş yüzüne bakıyordum. Bunu anlayan kız yüzüme anlamsız bir şekilde bakmaya başladı. “Buyurun bu taraftan takip edin beni “ dedi. Kızın arkasından onu rakip etmeye başladım. Koridorda yürüdükten sonra bir odanın önünde durdu ve kapıyı çalıp içeri girdi. Benim geldiğimi söylerek beni içeri çağırdı. Ardından kapıyı kapatıp çıktı. “Hoş geldiniz hanım efendi” deyip elini uzattı. “Hoş bulduk “ deyip bende elimi uzattım ve tokalaşırken “ Mevlüt Dönmez insan kaynakları müdürüyüm” dedi. “Lale Yılmaz bende memnun oldum “ dedim. Mevlüt bey oturmamı işaret edip kendisi de koltuğuna geçip oturmuştu. Nevzat bey orta yaşlarda ama bakımlı ve yakışıklı diyebileceğim bir adamdı. Güzel yüzlü ve kibar birisine benziyordu. İlk izlenim benim için her zaman önemliydi ve şuan görüşmeye geldiğim mevlüt beyden rahatsız olmamıştım. Mevlüt bey daha önce nerelerde ve hangi pızisyonlarda çalıştığımı sordu. En son iş yerimden neden ayrıldığımı sorunca bir an ne diyeceğimi bilemedim. “Bunu söylemesem olmaz mı? “ dedim. Mevlüt bey “ bilmem gerekiyor ama nasıl bir sebepten dolayı ayrılmış olduğunuzu “ Biraz utanmış olsamda şirketteki patronumun vefat ettiğini ve yerine gelen oğlunun davranışlarının rahatsız edici boyuta ulaştığı için ayrılmak zorunda kaldığımı anlattım. Şaşkın bir şekilde beni dinleyen mevlüt bey üzgün olduğunu belirtti. Daha sonra “ bizim şirketimizde böyle bir durum söz konusu bile değildir. Hatta personellerin birbirleri ile sevgili olmaları bile yasaktır. Karşı cinslerin aralarındaki mesafelere dikkat etmesi de gerekmektedir. Patronumuzun kesin talimatı bu şekildedir.” “bunları duyduğuma sevindim” dedim. Bundan sonraki konuşmamış iş ile alakalıdır. Güzel geçen konuşmanın ardından işe uygun olduğum ve başlayabileceğimi öğrendiğimde çok mutlu olmuştum. Yapmam gereken kısımları da öğrendikten sonra mevlüt beyin yanından ayrıldım. Odadan çıktıktan sonra kendimi çok daha iyi hissetmeye başlamıştım. Çünkü bakmam gereken bir annem vardı. Annemin babamdan almış olduğu emekli maaşı vardı ama ben annemi hep iyi şekilde yaşatmak istiyordum. Küçük ailemden bana kalan tek kişiydi. O yüzden her şeyin en iyisini hak ediyordu. Bunların dışında çalışamayı istememin diğer sebebi ise annemin beni sürekli birileri ile evlendirmek istemeseydi. Annem ile tartıştığım tek konu buydu. Artık ısrarlarından sıkılmıştım. Tabi anneme göre bunların hepsi benim iyiliğim ve mutluluğum içinmiş. Sevmediğim bir insan ile nasıl mutku olabilirdim ki. Annemi ikna etmem sadece bir kaç sürüyordu. Sonrasında annem yine gelip yanıma “falanca kişinin tanıdığı biri varmış. Seninle yaşıt hali vakti de yerindeymiş” diyordu. Artık istemiyorum bile demiyordum. “anneeee bende seni seviyorummmm” deyip olduğum yeri terk edip odama gidiyordum. Şirket binasından çıktıktan sonra hava çok güzel olduğunu fark edip ani bir hızla arkamı dönüp biraz yürümeye karar verdim. Arkamı daha dönmeden duvara çarpar gibi birine çarptım. Ne olduğunu anlamaya çalışırken burnuma dolan parfüm kokusu ile adeta çarpıldım. Bu ne kadar güzel bir parfüm konusuydu. Ben parfüm kokusundan çarpılırsın “hanım efendi önünüze mi baksanız acaba” deyip hızlıca yanımdan geçip giden adama sadece arkasından bakakaldım. Kimdi bilmediğim arkasından koşarak ona yetişmeye çalışan kişinin “ Turan bey iyi misiniz efendim. Çok özür dilerim size yetişemedim “diyerek yanına koştuğunu gördüm. Bu kaba adam kimdi acaba diye düşünürken sonradan vazgeçtim. Kibar birisi olsaydı iyi olup olmadığım ile ilgilenirdi. O bunu yapmak yerine beni azarlamayı seçmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE