Ani Saldırı

2688 Kelimeler
Ertesi gün karargahtaki spor salonunun havası elektrik doluydu. İki tim salonun karşılıklı iki tarafında gergin bir sessizlikle bekliyordu. Pençe Timi üyeleri müsabakadan çok, karşılarında ilk kez maskeleri olmadan duran Avcı Timi'ni inceliyorlardı. Salona girer girmez anlaşmış gibi çıkarmışlardı. Yüzleri açıktı ve hepsi farklı ama aynı derecede çarpıcıydı. Çok daha insancıl gözüküyorlardı. Ali her zamanki gibi muzipliğiyle heyecanını konuşarak ekip arkadaşlarına bastırıyordu. "Vay be, çıkarmışlar maskeleri oğlum." Ali'nin yanındaki Kudret de Avcı timine göz atarak ortamdaki sessizlikle omzuna bir dirsek attı. "Bağırma lan! Sana ne Avcı Timi'nden? Amma taktın! Duyacaklar şimdi." Diğerleri de Kudret'i destekleyince Ali dayanamadı, ayağa kalkarak time doğru yürüdü. Tam karşılarına geldiğinde hepsine tek tek bakarak reis denilenin hangisi olduğunu aradı. Karar veremeyince ortaya lafı attı. "Doğru dürüst tanışamadık beyler. Şırnak'ımıza hoş geldiniz. Ali ben" dedi tüm time tek tek göz atarak. Kudret oturduğu yerden devreye girdi anında. "Gazete Ali diye sorun her yerde gösterirler onu." İçlerinden en tehlikeli gözükeni Kaya'ya göz attı. "Ben de Kudret. Bunlar da Mert ve Selo" dedi yanındaki arkadaşlarını işaret ederek. "Biz Pençe timinden başka bir de Siper timi var ama onlar şu an operasyonda. Geldiklerinde inşallah tanışırsınız" Mert ve Süleyman kafalarını sallayıp onaylarken Avcı timi de onlara sessizce baş salladı. Ama onlardan kimse konuşmadı. "Öyle maskeli gezince yüzünüzü göstermeniz yasak diye düşündük" dedi Ali yeniden lafı alarak. "Siz de etten kemiktensiniz yani!" diye gülümsedi. Uğur, iri gövdesiyle hafifçe dönüp Ali'yi süzdü. Epey geveze birine benziyordu ona göre ama zararsız olduğu belliydi. "Zaten yasaktı" diye cevap verdi, kısa ve resmi olarak. "Bugün izin geldi" diye bitirdi Kerem onun cümlesini. Ersin de göz ucuyla Ali'yi süzerek başıyla kendilerini işaret etti. "İsimlerimiz Sancak Uğur, bendeniz Şahingöz Ersin, ilmi Kerem, Kaya reis. Komutanımız Duman'ı zaten tanıyorsunuz. Memnun olduk." "Yav ağzınızdan cımbızla laf toplarım sanıyordum" diyen Ali sırıttı. "Komutanınızı tanımayan kalmadı artık. Hele o karargaha getirilirken Ilgaz komutanım ona kelepçe takmıştı ya, herkes dumura uğradı yeni yüzbaşı olduğunu öğrenince." "Anlamadım!" Diyen Uğur'un sert sesiyle söylememesi gereken bir şeyi daha söylediğini düşünen Ali yutkunarak "sıçtık" dedi içinden. Tam o an çıkacak kargaşayı anlamış gibi Kaya olayı devraldı. "Ben size sonra anlatırım" diyerek timine keskin bir bakış attı. Ersin ve Kerem de tam itiraz edecek bir şey söyleyecekken Ilgaz komutan içeri girdi. Ilgaz komutan girince Ali yüzünü buruşturup kendi timinij yanına koştu. İçinden "ulan o konuyu açacağıma neden reis diyorsunuz komutanınıza? Daha doğrusu siz bunu takmıyor musunuz komutanım?" Diye soracaktı yeşil gözlü olan komutana fakat şimdi merak ettiği bu bilgi içinde kalmıştı. Üstüne İlgaz komutandan fırça yiyecek bir bok yemişti galiba. Ilgaz spor salonuna girdiği an gözleri ilk olarak yeşil gözlü kadını aradı ama onun yerine maskesini indirmiş bir adet başka birini buldu. Ona ters ters bakan Feza'nın sevgilisi... Bir de bir halt yemiş gibi koşan Ali'yi fark etmişti ki dişlerini sıkarak içinden sabır çekti. Feza hâlâ ortada yoktu. Hepsi anında hazırolda dursa da Ilgaz nedenini bilmeden kendini o adamı süzerken buldu. Bakışları dikti, içinde Feza gibi hafif alaycılık ve üstünlük vardı. İçinde kör, mantıksız bir öfke ve kıskançlık alevlendi. İsminğ öğrenebilmek için yakasındaki isimliğe baktı. "Özkan" yazıyordu. Üsteğmen rütbesine sahipti. Tüm askerler aynı anda tekmil verdi. Fakat Ilgaz tek bir sese odaklandı. "Kaya Özkan/Trabzon emredin komutanım." Demek Trabzon? Oradan tanışıyor olmalıydılar belli. Belki askeriye okulundan beri beraberlerdi. İçinde hissettiği kıskançlık aniden parlarken bakışlarını adamdan çekip kendi timine baktı. "Rahat" dediği an hepsi rahata geçti ve dağıldılar. Ilgaz timiyle bir köşede kalırken Avcı timi duvar dibine gitmiş kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı bile. Kerem'in gözleri salonun giriş kapısına kaydı. "Gecikti," diye fısıldadı, sesi sadece yanındaki üçlünün duyabileceği kadar alçaktı. Kaya, başını milim oynatmadan cevap verdi. "Gelir." Uğur iri gövdesiyle hafifçe gerinerek homurdandı. "İyi bir gösteri olacak. Komutanımız, bu Binbaşının burnunu sürtecek. Şu kelepçe işinin aslını da sonra konuşuruz." Kaya'nın gözlerinde anlık bir ışık parladı. "Gösteri değil. İcraat. Kelepçe mevzusuna takılmayın."Sonra yeniden sessizliğe büründü. Tam o sırada telefonunu odasında unuttuğunu fark etti Ilgaz. Akıl mı kalmıştı bu kadın yüzünden adamda! "Ben geliyorum birazdan" diye timine seslenerek arkasını döndü ve spor salonundan dışarıya çıktı. Sıcak, nemli havadan kurtulmanın verdiği geçici ferahlıkla koridorda ağır adımlar atıyordu Ilgaz. Gözleri hâlâ antrenmanın ritmini takip edercesine odaklı, kasları çalışmanın verdiği gerginlikle tetikteydi. Koridordan geçerken spor aletlerinin depolandığı küçük, loş odanın önünden geçtiği sırada, aniden demir bir pençe gibi bir el omzuna yapıştı. Daha ne olduğunu anlayamadan, şaşkınlık içinde güçlü ve ani bir hamleyle içeri çekildi. Kapı arkasından gıcırdıyarak sertçe kapandı. İlkel bir alarm zili çalmaya başladı beyninde. İçgüdüsel olarak dizlerini hafifçe kırdı, ellerini savunma pozisyonuna kaldırdı. Adrenalin kanında hızla dolaşırken göz bebekleri karanlık odada hızla düşmanı aradı. Dar alanda, gölgelerin içinde bir beden yavaşça belirginleşti. Bir yüz, bir çift bıçak gibi keskin göz... Ve nefesi kesildi. Feza. Sert bakışlarının arasına sızan bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Sikerler ama, diye geçirdi içinden. Beni gafil avladı. Feza, askeri bir atlet ve dar siyah eşofman altı giymişti. İnce ama çelik gibi kasları her hareketinde belli oluyor, loş ışıkta gölgeler oluşturuyordu. Sinsice, zalimane bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Timi yan taraftaki spor salonunda karşılaşmayı beklerken, Feza umulmadık bir hamle yapmış, onu bu ıssız yan odaya çekmişti. Ve şimdi burada, dört duvar arasında onlardan başka kimse yoktu. İzleyici yoktu. "Kaçtığını düşünmüştüm, Yüzbaşı," diye karşılık verdi Ilgaz, sesi heyecandan alçak ve boğuk çıkmıştı. "Ben de tam 'akıllı kızmış' diyecektim senin için." Feza'nın dudaklarındaki zalimane gülümseme daha da genişledi. Kapalı kapıya anlamlı bir bakış attıktan sonra bakışlarını yeniden Ilgaz'a çevirdi. "Size kimse beni tehdit edemez demiştim, Binbaşım. Bir-sıfır öndeyim bile," diye fısıldadı, sesi bal gibi yumuşak ama zehir gibi keskindi. "O kalabalığın önünde seninle dans etmekle vakit kaybetmeyeceğim. İkimizden biri pes diyene kadar buradayız." Bu ne cüretti? Ilgaz'ın öfkesi kabardı. Onu bu odaya hapsedebileceğini mi sanıyordu? Üzerine sert adımlarla yürüdü. "Çekil kapıdan, Feza! Bu son uyarım! Kararlaştırdığımız gibi herkesin önünde olacak bu karşılaşma." Feza'nın tehlikeli gülümsemesi bir an bile sönmedi. "Hayır. Bu küçük odadan tek parça ve önde çıkan, iddiayı kazanır." İlk hamle bir yıldırım hızıyla Feza'dan geldi. Feza’nın çevikliği tokat gibi yüzüne çarptı. Ardından, onun bileğini yakalayıp hafifçe çevirdi; Ilgaz’ın koca gövdesi anlık dengesini kaybetti. Sert bir omuz darbesiyle geriye sendeledi ama düşmedi. "Oyun oynadığını sanıyorsun," diye homurdandı Ilgaz dengesini bulup, gözlerini Feza'nın üzerinde gezdirdi. "Gerçek dövüş böyle olmaz." "Gerçek dövüşü gösterecek kadar cömert olur musun?" diye meydan okudu Feza, bir adım yaklaşarak. "Sabırlı ol," diye karşılık verdi Ilgaz, sesi tehditkardı. "Pes edince göreceksin." Feza kahkaha atmadı ama gülümsemesinin ardındaki alay netti. “Benimle adım tutturmaya çalışan çok oldu, binbaşım… Çoğu nefes nefese yerde kaldı.” Sözlerin hemen ardından Ilgaz sert bir kroşe savurdu. Hedefine ulaşmadan Feza yan tarafa kıvrıldı, vücudu sanki bir gölge gibi onun yumruğunun arasından kaydı. Karşılık olarak dizini Ilgaz’ın kaburgalarına savurdu. Darbenin şiddetiyle Ilgaz’ın dişleri sıkıldı, burnundan ağır bir nefes çıktı ama geri adım atmadı. "Çekemiyorsun, değil mi?" diye taşladı Feza, Ilgaz'ın kulağının dibinden, nefesi onun terli teninde ürperti yaratırken. "Bir kadın seni yere serebilir düşüncesini..." "Beni yere serecek kadın henüz doğmadı," diye gürledi Ilgaz göğsünü tutarken. Eli ağırdı yeminle diye düşündü. Öfkeyle bir yumruk savurdu ama Feza kolayca savuşturdu. "Öyleyse doğum günün kutlu olsun, Binbaşım," diye karşılık verdi Feza, ani bir çelme hareketiyle Ilgaz'ın dengesini bozmaya çalışarak. Ilgaz düşmemek için sendelerken sinirden dişlerini gıcırdattı. "Kendini fazla akıllı sanıyorsun." Feza bir dönüşle onun arkasına geçti. "Akıllı değil," diye fısıldadı boynundan yakalayıp kulağına doğru. "Sadece senden hızlıyım." Ilgaz boynundaki kolunu yakalayıp onu kavramaya çalıştı. "Kuvvetin yetmez bana kızım." Feza tekmesini hızla Ilgaz'ın arka dizine geçirdi. Hassas eklemine gelen darbeyle Ilgaz'ın nefesi kesildi. "Yetmedi mi hâlâ? Ilgaz..." Boynundaki kavrayışı sıkılaştırıp adamın kafasını geriye büktü. Ilgaz acıyla homurdandı ama geri çekilmedi. "Acı bana işlemez," diye hırlarken onu arka arkaya yürüterek duvara doğru itmeye başladı. Feza ittirilirken gülümsedi. "Bense acıyı keyfe dönüştürürüm biliyor musun? O yüzden bana da işlemez." Ilgaz onu sonunda duvara sıkıştırmayı başardı. Çevik bir hamleyle yüzünü Feza'ya dönüp onu duvara bastırdı. "Kendini ateşe atıyorsun Feza" dedi göz göze gelerek. Feza nefesi kesilmiş halde gözlerini Ilgaz'ın gözlerinden ayıramadı. Üzerinde hissettiği bu sert beden çok hoşuna gitmişti. İçinden kendine lanetler okurken "Senin ateşin mi?" Diye sordu. "Merak etme, ateş bana zarar vermez. Ben yanmayı severim binbaşım." Bu cümledeki yumruk ve gözlerindeki parıltılı yıldızlar sanki Ilgaz'ın direkt kalbine vurmuştu. "Sevgilin orada bekliyor, Yüzbaşı," diye hırladı, biraz daha öne eğilerek. Sesi acı ve iğnelemeyle karışıktı. "Salondakileri merak etmiyor musun?" Feza’nın gözleri parladı, bir an için yeşil irislerinde çeliğin keskinliği göründü. Ne sevilisinden bahsediyordu bu adam? Tekrar hamle yaptı, bu kez ellerini hızlıca Ilgaz’ın göğsüne basıp dizini kasığına geçirdi ve onu ileriye doğru itti. İkisi de yakınlıklarının nefes kesiliciğine kapılmışlardı çoktan. Bu yüzden uzaklaşmak hoşlarına gitmemişti. Ilgaz kapıya çarptığında kapı sarsıldı “Sevgilim mi?” diye bağırdı Feza, dövüşün hızını hiç kesmeden. Koşarak yanına gitti ve zıplayarak bir yumruk attı. Yumruğu Ilgaz'ın ön koluyla savuşturuldu. Ardından dirseğini savurdu Feza durmadan. "Asıl şimdi oyunlar kuran kim oluyormuş binbaşım. Aklımı mı dağıtmaya çalışıyorsunuz yoksa sevgili falan laflarıyla?" "Pes et artık, Feza," diye homurdandı Ilgaz, onu duvara bastırarak. Bir anda Ilgaz’ın boğazına doğru kolunu sarıp nefesini kesti. Ilgaz hayatının en büyük şokunu geçirdi bu hamleyle çünkü kızı kapana almıştı. Nasıl kurtulmuştu elinden? Asla yakalanamaz bir şekilde yakalamıştı onu ve yer değiştirmişlerdi de. Şimdi Ilgaz duvara bastırılırken Feza onun üzerindeydi. Feza'nın sesi bu yakınlıktan fısıltıya dönmüştü. "Beni tutan herkes sonunda bırakmak zorunda kaldı, binbaşım." Ilgaz da yüzünü ona yaklaştırdı. Kokusu yeniden bedenini sararken yutkunmamak için direndi. "Benim ellerimden kurtuluş yok Feza. Ona göre gardını al. Bir kere elime düşersen asla bırakmam!" Ilgaz Feza'nın şaşkınlığından faydalanıp onun kolunu kavradı, tüm gücüyle bastırarak boğazını kurtardı ve yeniden yer değiştirdiler. Yüzünde arzu, göğsünde hızlanan kalp atışlarıyla kızın üzerine doğru atılsa da kız kaçtı. "Yakalayamıyorsun," diye hışırdadı Feza alayla cıvıldarken. Gözlerindeki muzip ışıklar parıl parıl yanıyordu. Ilgaz'ın da yüreğine darbeler indiriyordu. "Yakalarsam fena terbiye edeceğim." "Tehlikeli konuşuyorsun, Binbaşım…" diye fısıldadı Feza mesafelerini analiz ederken. "Kalbin de dilin gibi tehlikeli bir yer midir?" Ilgaz'ın yüzü gerildi. "Konu kalbim değil," diye sertçe çıkıştı. Gerçi konu tamamen kalbiydi ama Feza bunu asla bilemeyecekti. Feza, bir anlık zaafiyetinden yararlanıp onu itti ve uzaklaştı. "Belki de tam da konu o..." diye mırıldandı fakat sesi neredeyse duyulmazdı. O esnada kapalı kapı görevli bir asker tarafından açıldı. İçeri dolan güneş ışığıyla ikilinin gözleri kısıldı. Dikkat dağınıklığını fırsat bilen Feza iyice kaçarken arkasındaki top kovasına çarpıp sendeledi. "Kapat kapıyı!" Diye bağırdılar aynı anda. Kapıyı açan asker gördüğü manzara karşısında dumura uğrarken kapıyı hızlıca kapatıp arkasına yaslandı. İki komutanın da yüzü kan revan içindeydi. Ne yapıyorlardı orada? "Binbaşı ve yüzbaşı birbirini öldürecekleeer!" Diye panikleyip Pençe timine haber uçurmak için tabanları hızla yağladı. İkili yeniden birbirine dönerken Feza yandan bir top alıp sertçe Ilgaz'a doğru fırlattı. Ani bir refleksle Ilgaz rahatça eğilip kurtuldu ve dayanamayarak kahkaha attı. Çok zevk alıyordu şu an. Top mu atmıştı o az önce? Bu cadı kız onun yüzünü dağıtsa da acı falan hissetmiyordu. Vala bunu yaptığı için helal olsun diye geçirdi içinden. Kızın dövüşürken yüzde yüzünü vermediğini de elbette anlamıştı. Ilgaz da ciddi dövüşmüyordu zaten. Tek istediği kızı duvara yapıştırıp delice öpmekti. Ama bunu asla yapamazdı! Hayalini bile kurmalıydı... "Sana söz veriyorum, birazdan pes edeceksin" diyerek ve adeta hırıldayarak yeniden kızın üzerine atladı. Yakalayıp yere yatırdığı an bedenini kızın üzerine kapattı. Feza Ilgaz'ın altında, nefes nefese kaldığına inanamıyordu. Normalde şu an vücudunun tek bir ter damlası bile oluşturmaması lazımdı. Çünkü çok formdaydı ve daha hiçbir şey hapmamıştı bile. Birkaç isabetli vuruş hepsi bu. Ama adamın yanında her defasında heyecan terleri dökmeye başlamıştı. Kendine inanamıyordu! Feza bu heyecanı belli etmemek için direnirken alaycı bir ifadeyle, "Pes etmek? O kelimeyi hiç duymadım," dedi. Ama adamın kaslı bedeninin üzerinde olmasının verdiği his çok daha hoşuna gitmişti. Gerçekten de kendine inanamıyordu! Ona neler oluyordu böyle? Neden basit bir hamleyle kurtulabilecekken böyle yatmaya devam ediyordu? Ilgaz onu daha sıkı tuttu. Gözlerine uzun uzun bakarak yüzünü biraz daha eğerek dudaklarını onunkine yaklaştırdı. "Ben öğretirim, Feza!" Feza gözlerinde bir parıltıyla, "Sen öğretmen değilsin, komutanım," diye karşılık verdi. Konuşurken nefesinin adamın dudaklarının arasına girdiğini fark etti. Gözleri de onun dudaklarına kaymış bulunmuştu ve bu kendi dudaklarını ıslatma ihtiyacı hissettirmişti. "Ama iyi bir rakipsin…" Ilgaz'ın yüreği bu yakınlık, bu tatlı nefes ve bu ses tonuyla çalkalanırken duygularımı mı belli ediyorum diye bir korkuya kapıldı. Odada sadece ikisinin nefes sesleri duyulurken derin bir nefes aldı. Kokusu başını döndürüyordu; tatlı ter, kadın ve saf güç kokuyordu. Bir tür çiçek kokusu aldığına da emindi ama hangisi bilmiyordu... Bir kez daha içine çekti bu muhteşem kokuyu. Feza kurtulmaya çalıştıkça onu daha sıkı tuttu ve sıcaklığını hissettiği kasıklarına kendini bastırmamak için tüm iradesini kullandı. Aklına sevgilisi olduğu geldiği anda ise kendini durdurmayı başarıp kasıklarını ona bastırmadan tutabildi. Tam o esnada sertçe deponun kapısı açıldı. Pençe ve Avcı timi içeri hücum ettiği an yerde üst üste yatan bedenleri gördüler. Hepsi şokla, kanlar içindeki komutanlarına bakarken Feza Ilgaz'a sert bir yumruk savurup anında altından kaçtı ve hızlı bir şekilde ayağa kalktı. Dudağının kenarı patlamıştı. Akan kanı elinin tersiyle silerken içeriye net giren güneş ışığıyla Ilgaz'ın sol gözünün neredeyse kapanmak üzerine olduğunu gördü. Çoktan kızarmış ve yarın büyük ihtimalle de moraracaktı. Kaşı da açılmıştı adamın. "Burada neler oluyor?" Diye sertçe bağıran Kaya olmuştu ve Feza'ya hesap sorarcasına çıkmıştı sesi. Diğerleri gördüğü manzarayı sindirmeye çalışıyorlardı. Ilgaz yavaşça ayağa kalkarken bir Feza'ya bir Kaya'ya bakıyordu. Kadının yüzünün Kaya'ya bakarken anında yumuşadığını gördüğü an beyninden vurulmuşa döndü. Feza'nın yüzünde şirin bir tebessüm oluşup ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırarak "İddiayı ben kazandım" dedi. Ilgaz tam itiraz etmek için ağzını açacakken Kaya yeniden sertçe bağırdı. "Fezaa!" Diye uyararak bağırmıştı. Kaya aptal değildi. Kızkardeşinin Ilgaz'a nasıl baktığını görmüştü. Şimdi bu iddia saçmalığının herkesten gizli başlamasının altındaki anlamı da çok iyi biliyordu. Bu ikisi belli etmemeye çalışsalar da birbirlerinden hoşlanmaya başlamışlardı ve Kaya buna asla müsaade etmezdi. Müsaade etmemesinde birinci sebep Feza onun her ne kadar rütbe olarak komutanı olsa da , o onun kız kardeşiydi. Kimse kardeşine layık olamazdı. İkinci sebep ise en olmayacak kişinin Ilgaz olmasıydı. Çünkü Ilgaz o aile ile bağlantılı biriydi. Feza'nın henüz öğrenmediği bir şeyler olmuştu bu sabah. Feza duyarsa Kaya'yı çiğ çiğ yiyeceği şeyler hemde. Sürmene ile bir boklar yemişlerdi. Dosyayı incelemek için aldılar diye tehdit almışlardı birilerinden ve bu bela Kaya'nın aklını kurcalamaya çoktan başlamıştı. Tek şüphelisi albay Onur Sungur ve onun ailesiydi. Olaylar çok farklı bir şekilde ilerliyordu ve çok kötü kokular burnuna geliyordu Kaya'nın. Bir de Ilgaz olacak 'sinirli şirinle' iddiaya girmesi ve bu hoşlanma olayını sevmemişti. Bu adamın gözü göz değildi, anlardı Kaya. Kardeşine kayarsa o gözü de oyardı. Binbaşı falan dinlemezdi. Feza onun kırmızı çizgisiydi. "Tamam Kaya" diye tersledi Feza göz devirerek uyarıcı bir bakışla, Ilgaz'ın yaralarına tekrar göz attı. Ayağında da bir sıkıntı vardı galiba adamın. Ilgaz ise gördüğü bu manzara ile hiç konuşmamayı tercih edip bu düştüğü durumu değerlendiriyordu kendi içinde. Gerçi Feza'nın yüzündeki Kaya'yı gördüğü an oluşan masumluk ve ışıltı çok şey anlatıyordu ya, neyse ... Bu kızın gönlü doluydu... "İyi bir iddiaydı Binbaşım" diyerek yeniden Ilgaz'a döndü Feza. En fazla hasar Ilgaz'da olduğu için mağlup sayılmıştı. Ve iddiayı da Feza kazanmıştı. Ilgaz kızın bakışlarına karşılık veremedi çünkü az önceki ışıltıyı görememekten korktu. Ali hâlâ açık kalmış ağzını toplamaya çalışırken diğer tim üyeleri de Ilgaz komutanlarını yüzü gözü dağılmış halde görmenin şaşkınlığını atamamışlardı. Tek şaşırmayan ve biz biliyorduk zaten bakışları atanlar ise en arkada dizilmiş Avcı timiydi. "Herkes dağılsın!" Diye gürledi İlgaz ve önüne gelen Ali'yi ittirerek dışarıya attı kendini. Birer birer diğerleri de odadan çıkarlarken Ali ve Kudret soru yağmuruna başlamışlardı bile. Ilgaz sinirli bir şekilde hiçbir şey söylemeden en önden yürümeye başlamıştı. Ama onun siniri iddiayı kaybettiği için değildi elbette. İki tim de yürürlerken kendilerine doğru koşarak gelen albayın postasını görüp sustular. Kaya anında Feza'nın yaralarına mendil bastırmaya başlamıştı. Kerem Feza'ya su uzatırken Ilgaz kendi timini bile beklemeden en öne geçmiş yürüyordu. O da postayı fark edip adımlarını yavaşlattı. Posta askeri, binbaşıya durup tekmil verdi. Diğerleri de arkasında dururken Feza dudağına mendili bastırarak Ilgaz'ın yanına doğru yürümeye başladı. Askerin telaşlı hali ilgisini çekmişti. Kaşlarını çatarak Ilgaz'ın yanına geldiği an, posta askerinin sözleriyle yüzündeki tüm alaycılık silinip ciddileşti. "Albay sizi acil komuta merkezine çağırıyor komutanım. İki timi de birlikte çağırıyor." Kesin bir sıkıntı vardı. Feza askerin yüzündeki ifadeden bile anlamıştı. Zaten dün toplantı yapmışlardı. Bugünkü çağırılmanın başka bir sebepten olduğu belliydi. "Ne oldu Halil? Sıkıntılı bir durum yok ya" diyen Ilgaz yaralarını çoktan unutup cevap bekledi. Posta öyle telaşlıydı ki yeni yüzbaşı ve binbaşının yaralarına bile dikkat etmedi. "Komutanım Siper timi..." Dediği an Ilgaz'ın yüzü karardı. Kalbine çöken ağırlıkla daha fazlasını dinlemeden koşarak kontrol merkezine gitmek için fırladı. İçinden geçen tek düşünce can kardeşi Alparslan'dı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE