Gülümsüyordu. Üzerinde okyanusların en dibinden çıkarılmış olanlara benzeyen parlak incilerle donatılmış bembeyaz bir gelinlik vardı. Açık saçlarındaki dalgalar gözüne ilişiyordu. Parmağındaki pırlanta ise öyle bir ışıltı saçıyordu ki, sanki taşı güneşten bir parçaydı. Gülüşü yüzünden silinmeden tuttuğu elin yardımıyla ağır gelinliği kaldırarak herkesin pürdikkat izlediği geniş, beyaz masaya yerleşti. Herkes oradaydı ve en az kendisi kadar mutlulardı. Sanki yıllardan beri bu anı bekleyen bakışlar atarlarken, kendinden yana uzatılan mikrofona evet diye sesinin çıktığınca bağırdı Sima. Gözlerinin içi de üzerindeki inciler kadar parlak bakınırken, yanında yer alan iri bedenin sahibi de aynı kelimeyi kulakları sağır edercesine bağırmıştı. Bir kalem uzatıldı kendisine defterle birlikte. Sta

