bc

SÖZLEŞMELİ GÜNAH +18

book_age18+
5
TAKİP ET
1K
OKU
dark
contract marriage
one-night stand
HE
fated
opposites attract
friends to lovers
boss
mafia
heir/heiress
drama
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
campus
city
office/work place
secrets
cruel
musclebear
addiction
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Karun Karaman için her şey bir anlaşmaydı.İnsanlar, hayatlar, kaderler…Ahuzer Asıl ise hiçbir zaman satın alınabileceğini düşünmemişti.Kimliğini bilmediği bir adamın verdiği bursla mezun oldu.Başarısını sadece kendine borçlu sandı.Ama geçmiş, her zaman bedel ister.Karun’un dünyasına adım attığında, gerçekler tek tek ortaya çıkmaya başladı.Para, güç ve sırlar…Ve bir sözleşme.Bu evlilik bir seçim değildi.Bu bir zorunluluktu.Aşk mı?Bu hikâyede en büyük günah oydu.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm: AHUZER❤️
Ahuzer’in Anlatımı Yine her zamanki telaşla hazırlanıyordum. Hızla üzerime siyah bir tişört, altına da siyah bir kot pantolon giyip uzun -uzun derken de gerçekten uzun, belime kadar gelen- sarı saçlarımı hızla yukarıda toplayıp; gözlük, kalem, defter, kitaplarımın hepsini torba gibi olan siyah çantamın içine attıktan sonra hızla odamdan çıktığımda kapıya doğru gidip siyah botlarımı giymeye başladım. Annem mutfaktan sesleniyordu: "Ahuzer kızım kahvaltı hazır gel." Botlarımı giyip saate baktım, dokuz buçuktu ve benim onda dersim vardı, geç kalamazdım. "Geç kalıyorum anne, gitmem lazım," deyip portmantodaki siyah deri ceketimi alıp hızla dışarı çıkıp merdivenleri inmeye başladım. Caddeye çıktığımda otobüs bekleyecek zamanım yoktu, biraz yoldan hemen bir taksi çevirip bindim. Taksici aynadan bana bakıp "Abla nereye gidiyoruz?" dediğinde, "İstanbul Özel Karaman Akademisi," dedim. Taksici kafasını sallayıp gaza bastığında ettiğim tek dua şu lanet olası İstanbul trafiğine yakalanmadan üniversiteye varmaktı. Şükür ki öyle olmuştu. Okula vardığımda taksiciye parasını uzatıp kolumdaki çantayla beraber hızla kampüse doğru yürürken arkamdan birinin beni çağırdığını duydum. Durup arkama baktığımda Ece'nin bana doğru el sallayarak koştuğunu görüyordum. Durup gelmesini beklerken onu bu deli hali gülmeme sebep olmuştu; her zamanki gibi yine enerjisi üstündeydi. Yanıma vardığında durup ellerini dizlerine koyarak nefeslendi. "Ah, bir an geç kalacağım sandım." Saate baktım, ona beş dakika kalmıştı. "Eğer acele etmezsek zaten geç kalacağız," deyip Ece'nin dizindeki elini tutarak koşup peşimden de onu sürükledim. İşletme fakültesine girip sınıfa doğru koştuk. İlk ders Ticaret Hukuku'ydu ve Ahmet Hoca geç kalanları derse almayan bir hocaydı. Evet, şu an diyebilirsiniz "Üniversite okuyorsunuz ne demek almıyor?" ama almıyordu işte. Üniversite ikinci sınıf olmamıza rağmen dersine geç kalanları asla almazdı. Bu yüzden hızla sınıfa geldik, daha ders başlamamıştı Allah'tan. Ece'yle son sıralara doğru yürüyüp oturduğumuzda ikimiz de nefes nefeseydik. Ece yüzünü asıp, "Cuma günlerini her ne kadar sevsem de ilk ders Ahmet Hoca'nın olduğu için nefret ediyorum," dedi. Yanına otururken güldüm. "Ece sen sadece cuma gününden değil, her günden nefret ediyorsun," dediğimde gülerek bana döndü: "Yo, her günden nefret etmiyorum; cumartesi ve pazar günlerini çok seviyorum," dediğinde ikimiz de kıkırdadık. O sırada Ahmet Hoca sınıfa girdiğinde çantamdan kitabımı çıkartmak için açtığımda o kadar dağınıktı ki anlatamam. Kara delik gibiydi yani; beni içine atsanız ben bile kaybolabilirdim bu dağınıklıkta. İyice kurcalayıp kitabımı, defter ve kalemliğimi bulduğumda gözlüğümü de takıp dersi dinlemeye başladım. İki saatlik ders bittiğinde aldığım notları kontrol edip çıkardığım eşyaları geri çantama atarken yanımda fosur fosur uyuyan Ece'ye baktım. Dersin başında kafasını masaya koymuş, bir daha da kaldırmamıştı. Yine her zamanki gibi uyumuştu. Öğle arası olduğundan onu dürttüm. Sıçrayarak uyandığında uykulu gözlerle şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu. Bana baktığında gülümseyip "Günaydın," dediğimde kollarını havaya kaldırıp esneyerek "Bitti mi işkence?" dedi. Gülümsemeye devam ederek, "Biz ona işkence değil de ders diyoruz Ece ama yine de sen bilirsin," dedim. Bu sefer gülen oydu. İkimiz de çantamızı kolumuza atıp ayağa kalkıp sınıfın kapısına doğru yürüdüğümüzde koluma girip surat asarak, "Yapma ama Ahuzer, ders değil bildiğin işkence, hatta iki saat süren bir işkence," dedi. Ona dönüp, "Hadi ama Ece, her derste uyuyorsun zaten ama yine de en çok söylenen sensin," dedim. "Kızım dersler o kadar sıkıcı olmasa ben de uyumazdım herhalde, ne yapayım hocalar ders anlatmaya başladığı zaman uykum geliyor," deyip elini ağzına koyarak esnedi. "Uyu sen uyu, bu dönem nasıl geçeceksin çok merak ediyorum." Bana dönüp dudak bükerek, "Ne yapalım kızım biz senin gibi okul birincisi değiliz, ne yapalım?" dedi. Ona dönüp burukça gülümseyerek, "Biliyorsun Ece benim babam sizinki gibi zengin değil. Eğer notlarım iyi olmazsa bursumun kesileceğini biliyorsun, yoksa ben de sizin gibi dersi asmak isterdim ama yapamam," dediğimde onu yanlış anladığım için telaşla, "Ben öyle demek istemedim Ahuzer beni yanlış anlama, sadece bu kadar başarılı olman beni gururlandırdığı kadar kıskandırıyor da," deyip sahte bir sinirle devam etti: "Senin yüzünden babamdan sürekli azar işitiyorum. Gidip gelip 'Arkadaşın Ahuzer kadar başarılı olsan ne olacak, biraz onu örnek al da ders çalış' deyip duruyor." O güldüğünde ben de güldüm. Kolumdan çekiştirip, "Neyse ben acıktım hadi yemekhaneye gidelim," dedi. Koluma girip hoplaya zıplaya yemekhaneye gittiğimizde bugün ne yemekler var ona bakıyorduk. Menüde salçalı makarna, mercimek çorbası ve yanına da şinitzel vardı. Ece beğenmemiş olacak ki bana dönüp, "Yemeği dışarıda mı yesek? Çok güzel hamburger yapan bir yer biliyorum oraya gidelim ve ben ısmarlıyorum," dediğinde itiraz etmek için ağzımı açacağı sırada Ece tekrar koluma girip, "İtiraz istemiyorum Ahuzer hadi gidiyoruz, zaten bugünlük derslerimiz de bitti," dedi. Bir şey diyemedim, ben bu kızı kıramıyordum. Birlikte çıkışa yürüdüğümüzde telefonum çalmaya başladı. Elimizi uzatıp pantolonun arka cebinden telefonu çıkardığımda Berk arıyordu. Ece de ben de ekrana baktığımızda ben gülümserken Ece gözlerini devirmişti. Telefonu açıp kulağıma koyduğumda Berk'in neşeli sesi kulağımı doldurdu: "Alo sevgilim neredesin?" dediğinde kalbim hızlı hızlı atıyordu. Boğazımı temizleyip, "Üniversitedeyim sevgilim sen neredesin? Bugün seni okulda görmedim neden gelmedin, bir şey mi oldu?" dedim. Aynı dersi alıyorduk ve arayınca daha yeni fark ettim okula gelmediğini. Sıkıntılı bir sesle, "İyiyim aşkım merak etme bugün şirkette biraz işim olduğu için gelemedim, seni görmeyince de özlediğim için sesini duymak istedim," dedi. Rahatlamıştım. "İyi olmana sevindim aşkım ben de seni özledim, işin yoksa akşam buluşuruz," dediğimde derin bir nefes alıp "Çok isterdim aşkım ama akşam bir şirket yemeği var," dediğinde buluşamayacağımızı anladığımda içimde yeşeren heyecan, sevinç bir anda kayboldu. Kırılgan bir sesle, "Tamam o zaman yarın buluşuruz, kendine iyi bak görüşürüz sevgilim," dedim. Ece'ye baktığımda kusuyormuş gibi bir hareket yaptığında dudaklarımda buruk bir gülümseme belirdi. Berk de bana görüşürüz dediğinde telefonu kapattım. Neşeyle açtığım telefonu suratım asık bir şekilde kapatmıştım. Bu halimi gören Ece sinirle önüme geçip az çok ne konuştuğumuzu bildiği için ellerini beline koyup, "Ahuzer biliyorum Berk senin sevgilin ama o çocuktan nefret ediyorum, her seferinde seni üzüyor," dedi. Elimi omuzuna koyup, "Hadi ama Ece, gayet iyi biri sadece sen onunla bir araya gelince çocuğa laf sokup göz devirmekten başka bir şey yapmadığın için anlaşamıyorsunuz," dedim. Bu sırada yürümeye de başlamıştık. Ece kollarını önde bağlayıp omuz silkerek, "İyi biriymiş, daha çok yavşağın tekine benziyor," dedi. Kaşlarımın çatıldığını görünce bana bakıp, "Hiç öyle bakma senin sevgilin diye onu sevmemi bekleme," dedi. Bir şey demedim, haklıydı; sevmek zorunda değildi. Ben de Ece'nin birçok arkadaşını sevmiyordum ama onunki sevmemekten de öteydi; o adeta ondan nefret ediyor, hatta izin versem onu bir kaşık suda boğardı. Bana hep ayrılmam gerektiğini, onun beni üzeceğini söylüyordu. Bana bakıp elini sallayarak, "Ay neyse o Berk'i konuşup moralimizi bozmayalım hadi gidip karnımızı doyuralım," dedi. Birlikte üniversiteden çıkarken ona dönüp, "Ece yanlış anlamazsan bir şey soracağım," dedim. Bana bakıp "Buyur canım," dedi. Tereddüt ederek, "Neden araban seninle değil?" diye sordum. Normalde bunu sormazdı ama o genelde okula arabayla gelip giden biriydi, ilk kez arabasız geliyordu. Bir şey mi olmuştu diye merak ettiğim için sormuştum. Suratını asıp, "Sorma ya, babam aldı arabayı," dedi. Şaşırdım. "Neden?" Sinirli bir sesle, "Neden olacak, 'Böyle giderse okulu bitiremezmişim, gece kulüplerine gitmek yerine ders çalış yoksa şirketi sana devretmem' dediğinde ben de ona 'Bu benim hayatım istediğimi yaparım' dediğim için sinirlendi ve arabamı, birçok kartımı elimden aldı," deyip isyanla devam etti: "Hayır yani herkes üniversite okumak zorunda mı ya da benim neden bir kardeşim yok? Keşke erkek bir kardeşim ya da abim olsaydı da babam işlerini devretmek için beni değil de onu sıksaydı, kurtulsaydım bu dertten!" Gözlerimi büyüttüm ama bir yandan da gülesim geliyordu. "Kızım sen baban sana şirketi devredecek diye seni sıkıştırdığı için mi dertlisin?" "Evet," dediğinde kahkaha attım. "Gerçekten bir tuhafsın Ece yani sevinip güleceğine dertleniyorsun. Keşke benim de babamın bana devredeceği bir şirketi olsaydı ama maalesef ki yok, o yüzden kıymetini bil." Koluma omuzuna vurdu. "Sanki her şey paraymış gibi konuşma. Siz en azından gerçek bir ailesiniz ama bizim birbirimizden haberimiz bile yok, kim nerede ne yapıyor bilen yok. O yüzden keşke zengin olacağıma seninki gibi bir ailem olsaydı," dedi hüzünle. Bir andan Ece için üzülmüştüm. Galiba zenginlerin de sorunu buydu; ne kadar paraları olursa aile bağları o kadar az oluyordu ama bizim gibilerin aile bağları sağlam oluyordu. Ben de fakir değildim ama Ece kadar da zengin değildim. O sırada bir taksiyi çevirip Ece "Eminönü," dediğinde sustuk. Yol boyunca ikimiz de konuşmadık; ben dışarıyı izlerken Ece de telefonda biriyle mesajlaşıyordu. Sonunda yemek yiyeceğimiz yere geldiğimizde içerisi gayet büyük ve genişti. Pencere kenarında bir yere oturduğumuzda garson yanımıza geldi. Ben buraya ilk kez geliyordum o yüzden sipariş işini Ece'ye bıraktım. O da bizim için iki tane Big Mac söylediğinde heyecanla, "Kesinlikle tadını çok beğeneceksin, hamburgerin kötü olma ihtimali yok bence," dediğimde Ece de beni kafasıyla onayladı. Yemeklerimiz geldiğinde soğutmadan yedik. Ece yerken bir yandan da benimle konuşuyordu. "Ben diyorum ki yemeğimizi yedikten sonra akşam işin yoksa bildiğim çok güzel bir bar var oraya gidelim. Zaten yarın cumartesi, okul falan da yok." Ona baktım. "Vizeler zamanında mı?" Gözlerini devirdi. "Ne vize zamanı ya, daha neredeyse bir ay var." Kafamı olumsuz bir şekilde salladım. "Hayır olmaz ben gelemem." İtiraz ederek, "Hadi ama sınavlardan önce kafamızı dağıtırız ya ne olur gidelim," deyip yavru köpek gibi bakmaya başladığında gülümseyip, "Tamam sadece bir kez, sonra sınavlara çalışmaya başlayacağız," dedim. Kafasını hızla beni onaylar şekilde sallayıp neşeyle "Söz!" dediğinde yemeğimizi yemeye devam ettik. Bitirdiğimizde Ece hesabı ödemeye gitti, ben de dışarı çıktım. Ödemeyi teklif etmiştim ama kabul etmemişti. Zaten bizim aramızda paranın bir önemi yoktu; bazen ben öderdim bazen o ama genelde en çok Ece öderdi tabii çünkü benim onun gibi limitsiz bir kartım yoktu. Yanıma geldiğinde koluma girip, "Hadi bize gidelim, madem akşam birlikte dışarı çıkacağız o zaman boşuna eve gitmene gerek yok," dedi. Kendini gösterip "Ben eve gitsem iyi olur bir üzerimi değiştiririm," dedim. "Gerek yok benim dolabımdan bir şeyler giyersin hadi gidelim." İtiraz etmedim. Ben ne kadar inat etsem o da benden daha inatçı oluyordu. Yine bir taksiye binip onun evine doğru gittiğimizde Ece çok heyecanlıydı, garibime gidiyordu. Gezmeyi, eğlenmeyi o kadar çok seviyordu ki onun bu hayat enerjisi bazen beni de hayata geri döndürüyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KÜÇÜK AĞA [HALEF +21][KUMA]

read
18.9K
bc

ATEŞLİ DADI

read
26.5K
bc

Kahpenin Kızı +18

read
6.2K
bc

YIRTICI EVLİLİK |+18|

read
174.3K
bc

CEHENNEM MAZGALI+18

read
8.5K
bc

Ayrılan YOLLAR +21

read
192.7K
bc

Sahte Karım

read
392.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook