Bölüm: BÜYÜK ACI

2308 Kelimeler
İnci’nin Anlatımından Hastaneye geldiğimizde Ahuzer’in kalp atışları düzensiz olduğu için onu acilde kırmızı alana almışlardı. Ne kadar EKG’sini çekseler düzensizdi. Doktor başına geldiği an doktora yaklaşıp: "On dakikadır kalp atışları düzensiz." Dediğimde doktor elindeki stetoskopu alıp Ahuzer’in gömleğini açarak ritmini dinlediğinde kaşları çatıldı. Yanındaki hemşireye dönüp: "Durumu kritik, onu derhal müdahale odasına alın her an arrest (kalp durması) gelişebilir! Derhal monitörize edin (cihaza bağlayıp kalp atışlarını ekrana yansıtın) ve yüksek akışlı oksijen bağlayın. Bilinci kapalı, ağızdan hiçbir şey vermeyin. Miyokard (kalp kası) üzerindeki stres yükünü kırmak için hemen 5 miligram IV Beloc (damar yoluyla kalbi yavaşlatacak ilaç) yapın. Kalp krizi riskine karşı 5000 ünite Heparin (kan sulandırıcı) yüklemesi yapın ve yanına bir ampul müsküler gevşetici ekleyin. Ritim düzelmezse defibrilatörü (şok cihazını) hazırlayın!" "Kalp krizi" dediği an dizlerim titredi. Ahuzer’i sedyeyle birlikte müdahale odasına aldıklarında kırmızı alandan çıkıp koridora geldiğimde yıkılmıştım. Hiçbir şey duymuyordum. Yere bakıp sarsakça yürüdüğüm esnada biri yolumu kesip kollarımdan tuttuğunda kafamı kaldırdım; Devran’dı. Bana endişeyle bakıp: "İnci, Ahuzer nerede?" Dediğinde ağlamaya başladım. Dizlerimde güç kalmadığı için yere yığıldım. Devran da benimle birlikte yere düştüğünde hıçkırarak ağlayınca, Devran endişeyle beni sarsıp korku dolu bir sesle: "Nerede o İnci? Ona bir şey mi oldu?" Dediğinde titreyen sesimle kekelemeye başladım: "Ka... kalp kri... krizi dediler Devran. Kalp krizi geçirebilir dediler." Kafamı kaldırıp yüzüne bakarak hıçkırıklarımın arasından: "Ona bir şey olursa ben ne yaparım Devran?" Dediğimde beni göğsüne bastırıp bir abi gibi: "Hişşt sakin ol, ona bir şey olmayacak korkma." Dediğinde onun da korktuğunu biliyordum. O da benim gibi Ahuzer’e bir şey olacak diye deli gibi korkuyordu. Bir süre öyle yerde sarılı bir şekilde kaldık. O kadar çok ağlamıştım ki artık gözyaşım akmıyordu, hıçkırıp iç çekiyordum. Bu süre zarfında doktor da Ahuzer’in odasındaydı. Devran beni kaldırıp salondaki koltuğa oturttuğunda doktor da Ahuzer’in odasından çıkmıştı. Ayağa kalkıp doktorun yanına giderken titrek bir sesle: "Arkadaşımın durumu nasıl?" Dediğimde doktor: "Şu an gözlem altında, uyanmadan bir şey diyemem. Şu an hastanın uyanmasını bekliyoruz." Dediğinde ayakta kalabilmek için Devran’a tutunduğumda Devran doktora: "Kötü bir şey değil, değil mi?" Dediğinde doktor: "Dediğim gibi uyanmadan hiçbir şey söyleyemem." Kafamı kaldırıp doktora bakarak: "Peki onu görebilir miyiz?" Dediğimde kafasını salladı. "Tabii görebilirsiniz." Deyip gittiğinde Devran’la birlikte içeri girdiğimizde Ahuzer kablolara bağlı bir şekilde yatakta yatıyordu. Şu anlık kalp atışlarında bir sorun yoktu, düzenli atıyordu. Yanına gidip başının yanındaki koltuğa oturup ağlamaya başladım. Onu böyle görmeye dayanamıyordum, hâlâ şoktaydım. Ben ailesini öyle görünce dayanamamıştım, o nasıl dayansın bu acıya? Nasıl dayanılırdı? Kafamı kaldırıp Devran’a baktığımda Ahuzer’e acı içinde bakıyordu; sanki şu an bu yatakta yatan kişi onun canıymış gibi öyle yıkılmış görünüyordu. Elimdeki çantadan telefonumun sesi gelince çantamı açıp telefonu çıkardım. Annem arıyordu. Sertçe yutkunup titreyen dizlerime rağmen ayağa kalkıp odadan çıkıp koridordaki koltuğa oturup telefonu açıp kulağıma koyduğumda annemin endişeli sesi kulağıma geldi: "Alo İnci, neredesin sen? Neden telefonlarını açmıyorsun?" Dediğinde ağlamamak için yanaklarımın içini ısırıp titreyen sesimle: "Anne..." Dediğimde annem sesimden kötü olduğumu anlamış olacak ki korkuyla: "İnci kızım, sesin neden kötü geliyor? Ne oldu, kötü bir şey mi oldu? Neredesin?" Dediğinde sanki annem karşımdaymış gibi kafamı sallayıp titrek sesle: "Anne çok kötü bir şey oldu." Annemin endişeli sesi: "Ne oldu İnci? Söyle kızım ne oldu? Korkutma beni, yüreğime mi indireceksin kızım?" Dediğinde ağlamaya başlayarak: "Anne, Sevim teyze ve Bülent amca öldü. Ahuzer kriz geçirdiği için hastanedeyiz." Deyip hıçkırarak devam ettim: "Anne Ahuzer kalp krizi geçirebilir anne. Ona bir şey olursa ben ne yaparım?" Dediğinde annem ağlayarak: "Kızım sen neler söylüyorsun? Hangi hastanedesiniz söyle?" Ağlayarak: "Bahçelievler Devlet Hastanesi." Dediğimde annem ağlayarak: "Tamam kızım, biz babanla birazdan geliyoruz." Deyip telefonu kapattığında kolum kucağıma düşüp tekrar ağlamaya başladım. Sanki bir kabusun içindeydik ve birazdan uyanacaktık. Ayağa kalkıp odaya gittiğimde Devran Ahuzer’in başında oturmuş, ellerini ellerinin içine alıp alnına yaslamıştı. Kafasını kaldırıp bana baktığında gözleri kızarmıştı; ağlamış mıydı? Ayağa kalkıp odadan çıktı. Ahuzer’in başına gidip oturdum. Bir buçuk saate yakın Ahuzer’in başında ağlayıp durup, tekrar ağlayarak geçirdiğimde telefonum çaldı. Ceketimin cebinden çıkarıp baktım; annemler gelmiş olacak ki annem beni arıyordu. Telefonu açıp dışarı çıktığımda annem: "İnci kızım neredesiniz? Biz acil bölümündeyiz." Dediğinde: "Anne siz orada bekleyin ben geliyorum." Deyip telefonu kapatıp acilin kapısına yürüdüğümde annem ile babam da oradaydılar. Annem beni görünce koşarak gelip sarıldığında dayanamadım; ben de ona sıkı sıkı sarılıp ağlamaya başladım. Annem de ağlıyordu. Bir süre öyle kaldığımızda annem benden uzaklaşıp bana bakarak ellerimi tuttu: "Nasıl olur böyle bir şey güzel kızım?" Kafamı sağa sola sallayıp titreyen sesimle: "Bilmiyorum anne. Ahuzer’le birlikte eve gittiğimizde ikisi de kanlar içinde yerde yatıyordu. Öldürmüşlerdi." Dediğimde annem ağlayarak bana sarılıp: "Ahuzer nerede kızım? O iyi mi?" Dediğinde ağlamaktan çatallaşmış sesimle: "Bilmiyorum anne, hâlâ uyuyor. Doktor kalp krizi riski var dedi ama şu anlık bir şey yok. Hepimiz uyanmasını bekliyoruz." Dediğimde annem bana bakıp: "Sen nasılsın kızım?" Hıçkırarak: "Hiç iyi değilim anne. Ahuzer’e bir şey olacak diye çok korkuyorum. Sevim teyze ile Bülent amcanın o halleri de aklımdan çıkmıyor." Dediğimde annem ellerimi ellerinin içine alıp: "Korkma yavrum, Ahuzer’e hiçbir şey olmayacak." Kafamı sallayıp: "İnşallah. Hadi Ahuzer’in odasına gidelim." Deyip yürüdüğümde annem elimi tutarak benimle birlikte yürüdü. Odaya vardığımızda Ahuzer’in bağırma sesi geliyordu. Annemin elini bırakıp odanın kapısını açtığımda Ahuzer ayaklanmış gitmek istiyor ama Devran onu tutuyordu. Bir yandan bağırıyor, bir yandan da ağlıyordu. Bu manzarayı görünce ellerim ağzıma gidip ağlamaya başladım; yine kriz geçiriyordu. Ahuzer’in Anlatımından Gözlerimi açmaya çalıştığımda kirpiklerim birbirine yapışmıştı. Zar zor gözümü açıp etrafa baktığımda kaşlarım çatıldı. Yatakta doğrulduğumda başım feci şekilde ağrıyordu. Etrafa baktığımda hastanedeydim. "Ne olmuştu bana?" diye düşünürken aklıma gelen şeyle ağlamaya başladım. Benim burada olmamam lazımdı; aileminin yanında olmam lazımdı, annemin babamın yanında olmalıydım. Onları yalnız bırakamazdım. Ağlayarak kolumdaki serumu çıkarıp göğsüme yapıştırdıkları kabloları söküp ayağa kalkıp ayakkabılarımı giydiğimde odanın kapısı açıldı. Kafamı kaldırıp baktığımda Devran’dı. Kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu; o da benim gibi yıkılmış gibiydi. Ayağa kalktığımda başım döndü. Sendelediğimde Devran hemen gelip beni tuttu. Kendimi iyi hissetmiyordum. İçimde bir ateş var, canımı yakıyor, ağlayasım geliyordu. Nefes alamıyordum ama bir o kadar da öfkeliydim herkese, her şeye, kendime... O kadar öfkeliydim ki bu öfkem beni yakıp kavuruyordu. Sinirle Devran’ı itekleyip: "Bırak beni!" Deyip adım attığımda beni kolumdan tuttu. "Ahuzer iyi değilsin, dinlenmen lazım." Dediğinde kolumu ondan çekip ağlamaya başlayarak sinirle bağırdım: "Evet iyi değilim! İyi olmayı da düşünmüyorum, iyi olmak istemiyorum anlıyor musun?" Deyip elimle saçlarımı çekiştirerek kahkaha atıp bağırmaya devam ettim: "Ama anlayamazsın değil mi? Çünkü senin ailen ölmedi, benim ailem öldü! Sen bu acıyı tahmin edebilir misin? Edemezsin! O yüzden sakın bana engel olmaya kalkma, onların yanına gideceğim, onların yanında olacağım anladın mı?" Deyip adımladığımda beni tutup kendi göğsüne yaslayıp: "Emin ol anlıyorum seni. Benim de canım en az seninki kadar acıyor. Hatta seni böyle görmek canımı daha fazla yakıyor. O yüzden güzelim ne olur sakin ol." Dediğinde çıldırdım. Kimse bana "sakin ol" falan demesin! Ben şu an dünyayı yakmak istiyordum, içimdeki cehennem ateşini dışarı yansıtmak, her yeri yakıp yıkmak istiyordum. O yüzden kimse bana sakin ol falan demesin. Çırpındım. "Bırak beni, bırak ya! Gitmek istiyorum, onlara gitmek istiyorum. Ben de onlarla birlikte ölmek istiyorum!" Dediğimde Devran’ın bedeni gerilirken odanın kapısı açıldı. Gözyaşları içinde kapıya baktığımda İnci kapıda öylece bana bakıp ağlıyordu. Kalbim sıkışıyordu, nefes alamıyordum, daralıyordum. Çırpınıp ağlayarak: "Bırak beni Devran, bırak!" Deyip ellerini ittirdiğimde ondan kurtulmuştum. O kadar sıkı tutmasına rağmen içimdeki öfke beni güçlendirmişti. Devran’dan kurtulduğum an hızla kapıya koştum. Yasemin teyze ve Haluk amca da kapıdaydı ama benim çıldırmış halimi görünce öylece kaldılar. Onların yanından geçip koridora çıktığımda içimdeki yangından kurtulmak için koridorun sonundaki yangın merdivenlerine koştum. Arkamdan Devran’ın, İnci’nin ailesinin sesi geliyordu ama durmadım, duramadım. İçimde öyle bir ateş vardı ki söndürmek istiyordum. Nefesim kesilip kalbim sıkışıncaya kadar merdivenleri çıktığımda artık nefes alamıyordum. Korkuluklara tutunup derin nefesler aldım. Kalbim o kadar acıyordu ki elimi sağ göğsüme koyup göğsüme tırnaklarımı geçirdim. Kalbimi söküp atmak istiyordum. Ağlamaya devam ederken titreyen dizlerimle önümdeki kapıyı açtığımda soğuk hava yüzüme çarptı; çatıya çıkmıştım. Nefes almakta zorlandığım için temiz hava almak için çatıya çıktım. Kenara doğru yürüdüm. Kenara gidip aşağı baktığımda yüksekti, çok yüksekti. Ellerimi kenara koyup üstüne çıktığımda içimde o kadar büyük bir yangın vardı ki söndürmek için her şeyi yapardım ama biliyorum ne yaparsam yapayım dinmeyecekti. Ben yaşadığım sürece bu acı da benim yüreğimde olacaktı ama ben biliyordum bu acıyla yaşayamam. Anne babamsız yaşayamam. Benim artık bu hayatta bir evim yoktu, yuvam yoktu. Evi olmayan bu dünyada barınır mıydı? Barınamazdı, barınamazdım. Almışlardı benden; beni koruyan iki kanadımı da kırmışlardı. O halde ben neden nefes alıyordum ki? Kesmişlerdi zaten nefesimi. Yaşamamın ne anlamı vardı? Kafamı aşağı eğip baktığım sırada kapı açıldı. Kafamı çevirip baktığım sırada İnci ve Devran kapıdaydı. İnci beni gördüğünde çığlık attı. Devran ise olduğu yerden korku dolu gözlerle bana bakıyordu. İnci ağlayarak bağırdı: "Ahuzer yapma! Yapma bunu bana yapma, beni bırakıp gitme!" Dediğinde gözlerimden yaşlar akıyordu ama sesim çıkmıyordu. Sanki bütün benliğimle hazırdım bu ölüme. Buradan atlayacaktım ve kurtulacaktım; dinecekti bu içimdeki yangın. İnci titreyen dizleriyle bana doğru bir adım atıp titreyen dudaklarıyla: "Yapma ne olursun yapma!" Dediğinde Devran şoku atlatmış gibi bana doğru hızla adımladı. Bana yetişmesine iki adım kala öfkeyle bağırdım: "Devran yaklaşma! Yaklaşmayın yoksa atarım kendimi!" Dediğimde ikisi de adım atmayı kesti. Devran bana ellerini kaldırıp: "Tamam güzelim yaklaşmıyorum, hadi in oradan gel buraya." Gülümsedim, hıçkırarak bağırdım: "Gidin buradan, yalnız bırakın!" "Devran seni almadan hiçbir yere gitmiyorum güzelim." Dediğinde kafam ona dönüktü ama tüm bedenimle ona dönüp içimdeki acıyı dışarı çıkarıp atarcasına acı içinde bağırdım: "Gelemem, anlamıyor musunuz? Yaşamak istemiyorum! İçimdeki bu acıyla yaşayamam." Deyip nefesim kesilmiş gibi kesik kesik konuştum: "Ne... nefes al... alamıyorum. Aldıkça canım yanıyor." Dediğimde Devran’ın gözleri dolmuştu. Ellerini kaldırıp: "Anlıyorum seni güzelim." Dediğinde bağırdım: "Hayır anlamıyorsunuz! Nereden anlayacaksınız? Siz hiç ailenizden birisini kaybettiniz mi? Onları kafasından vurulmuş, gözleri açık bir şekilde gördünüz mü? Görmediniz! Siz beni nasıl anlayacaksınız? Çektiğim bu acıyı nereden bileceksiniz?" Dediğimde Devran korku dolu bir sesle: "Evet haklısın, ailemden birisini kaybetmedim ama ailem kadar sevdiğim bir arkadaşımı kaybettim." Deyip sanki hatırladığı şeyler öfkelendirmiş gibi bağırdı: "Hem de benim yüzümden öldü, beni korumak için! O yüzden belki çektiğin acıyı tam anlamıyorum ama inan bana kalbinin ne kadar çok acıdığını biliyorum. İçindeki bu acıyı dindirmek istiyorsun. Ucunda ölüm bile olsa içindeki acı dinsin diye ölürsün ama yapma güzelim, yapma!" Dediğinde ağlayarak kafamı sağa sola sallayarak: "Yapamıyorum Devran, bu acıyla yaşamayı bırak nefes alamıyorum." Gözlerimin içine baktı, sesini sakin tutmaya çalışarak: "Sen şu an gidersen ailenin intikamını nasıl alacaksın? Onlara bu yaptıklarının hesabını sormayacak mısın?" Dediğinde düşündüm; ben gerçekten onların intikamını almayacak mıydım? Ölüp gittiğimde onların yüzüne nasıl bakacaktım? Ama ben nasıl soracaktım ki? Bu zavallı halimle intikam bile alamazdım. Şu an sağlıklı bile düşünemiyorum, sadece buradan atlamak, ölmek istiyordum. Kafamı tekrar sağa sola sallayıp saçlarım rüzgarda uçuşurken titreyen sesimle: "Yapamam, yaşamaya bile gücüm yok nasıl intikam alayım?" Deyip sözlerimi tamamlamama izin vermeden Devran bağırdı: "Birlikte alacağız! Ben yanındayım güzelim, ben sana yardım edeceğim. O yüzden lütfen bizden, bu hayattan gidip yüreğindeki acının aynısını bize yaşatma, güzelim gel." Dediğinde gözlerim İnci’ye kaydı. Dizlerinin üzerine çökmüş ağlıyordu, başka hiçbir şey demiyordu. Gözleri benimle buluştuğunda dudakları titreyerek bağırdı: "Yapma Ahuzer yapma! Sen de gitme benden, terk etme beni! Hani sonsuza kadar birlikte kalacaktık?" Deyip ayağa kalkarak bana baktı: "Biliyorum zor olacak, hatta belki imkansız olacak ama atlatmaya çalışacağız birlikte. Bu acının üstesinden de geleceğiz. Eğer gelemezsek ikimiz de birlikte o enkazın altında kalalım ama lütfen beni bırakıp gitme!" Dediğinde kalbim öyle şiddetli bir sancıyla attı ki elim kalbime gidip öne doğru eğildiğimde gözlerim de kararmaya başlamıştı. Dengemi kaybedip düşeceğim esnada İnci’nin bağırarak: "Devran düşüyor!" Dediğinde daha ben ne olduğunu anlamadan bir el beni çekip havaya kaldırdığında kafamı kaldırıp baktığımda Devran’ın kucağındaydım. Titriyordum, kalbim o kadar acıyordu ki sanki kriz geçiriyordum. Acımı dindirmek için tırnaklarımı tekrar göğsüme geçirdiğimde titrek bir nefes alıp fısıldadım: "Ne... nefes al... alamıyorum De... Devran." Deyip acı bir şekilde gülümseyerek: "Sa... sanırım öl... ölüyorum." Dediğimde bedeni gerilip korku dolu gözlerle bana bakıp beni göğsüne bastırarak: "Dayan güzelim dayan! Merak etme sana hiçbir şey olmasına izin vermeyeceğim." Dediğinde kafasını kaldırıp İnci’ye: "Onu derhal aşağı indirmeliyiz, nefes alamıyor!" Deyip hızlı hızlı adımlarla ilerlediğinde acım o kadar çoktu ki gözlerimi açık tutamadım. Başımı Devran’ın göğsüne yaslayıp acımın dinmesi için tırnaklarımı daha çok göğsüme batırdım. Devran’ın kucağında merdivenlerden indiğimde boğazım da kurumuştu. Titremelerim artmıştı, artık hiç nefes alamıyordum. Ellerim boğazıma gidip çırpınışlarım arttığında Devran bir kapıyı açıp öfkeyle bağırdı: "Doktor çağırın çabuk! Doktor çağırın!" Dediğinde gözlerim kararmaya başlamıştı. Bir şeyin üstüne yatırıldığımda Devran’ın, doktorun sesleri geliyordu ama ne dediğini anlayamıyordum. Ağzımı açıp bir tüp yerleştirip hava üflediklerinde daha yeni yeni ciğerlerime oksijen gitmişti. Yarı açık gözlerle etrafa baktığımda uyandığım odadaydım. Beni yine cihaza bağlıyorlardı. Göz kapaklarım binlerce ton ağırlığındaymış gibi kapandı ama ruhum hâlâ o soğuk odanın içinde asılı duruyordu. Göğüs kafesim bir hapishaneydi ve kalbim, o parmaklıkları parçalayıp kaçmak isteyen vahşi bir kuş gibi çırpınıyordu. Kulaklarımı sağır eden o keskin "biip-biip-biip" sesleri, aslında kendi sonumun geri sayımıydı. Doktorun sesini uzaklardan, derin bir kuyunun dibinden geliyormuş gibi duydum. Sesi buz gibiydi: "Nabız 180! Şiddetli taşikardi (aşırı hızlı nabız) var, kalp bu hıza daha fazla dayanamaz! Her an ventriküler fibrilasyona (ölümcül ritim bozukluğu) girip durabilir! Derhal monitörize edin ve yüksek akışlı oksijen bağlayın. 5 miligram IV Beloc ve yanına bir ampul Diazem (sakinleştirici) yükleyin! Kalbin yükünü acilen düşürmemiz lazım, defibrilatörü (şok cihazını) başucunda hazır tutun!" Doktorun her kelimesi zihnimde bir yankı buluyordu. "Durabilir" dedi... Kalbim duracaktı. Anneme, babama kavuşacaktım belki de. Ama o an kolumda buz gibi bir sızı hissettim; damarlarıma sızan o ilaç, göğsümdeki o vahşi kuşu zorla uyutmaya çalışıyordu. "Lütfen," diye fısıldamak istedim ama dudaklarım mühürlüydü. "Bırakın atsın, bırakın yorulsun da dursun artık..." Bir elin sıcaklığı vardı ellerimde; birileri ya da birisi her iki elimi de sıkı sıkı tutuyordu. Birinin eli titrerken diğerinin eli elimi sıkı sıkı tutmuş varlığını iliklerime kadar hissettirmek istiyordu ama yapamıyordu. Sesler duyuyordum ama algılayamıyordum. Sanki çok uzaklardan bana sesleniyorlarmış gibi ağlama sesleri duyuyordum; Yasemin teyze, Haluk amcanın sesini duyuyordum ama daha fazla uyanık kalamadım. Sanki bir el beni o karanlığa doğru çektiğinde ilk başta sesler kesildi. Sanki kalbim de durmuş gibi artık atma sesini duymuyordum. Sonra ellerinin sıcaklığını kaybedip tamamen karanlığa gömüldüm. Sanki sonsuzluğa çekilmiştim; bir daha uyanamayacakmış gibi hissediyordum, zaten uyanmak da istemiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE