bc

YABANCI ENKAZ

book_age18+
17
TAKİP ET
1K
OKU
revenge
love-triangle
family
fated
opposites attract
dominant
neighbor
doctor
heir/heiress
drama
serious
kicking
city
highschool
office/work place
childhood crush
rebirth/reborn
cruel
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Çocuğun gözlerini kapatıp uzandığı kadının dudaklarından öptüğünde kalbimin kırılan parçaları göğüs kafesime batmaya başlamıştı. Aldığım her nefeste boğazıma saplanan kırık parçalarla dünya kendi ekseni değilde benim eksenim etrafında dönmeye başlamış gibiydi.Ayaklarımın altındaki zeminin kaydığını hissediyordum. Hayalini beraber kurduğumuz her anın üzerine başka kadının gölgesini düşürmüştü. Adımlarım bedenimi geri taşımaya çalışırken çalan korna sesiyle anlamıştım yolun ortasına kadar gerilediğimi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. YABANCI ENKAZ...
BALA'NIN AĞZINDAN... 6 sene olmuştu memleketim Nevşehir'e, ailemin yaşadığı yere tümüyle dönmeyeli. 6 koca yılı devirmiş, Haziran ayının ikinci haftasında geri gelmiştim. "Bala'm, anasının çiçeği dönmüş sonunda öyle mi? Şöyle bi mahallede gururla dolaşayımda o ağzınızı eğdiğiniz, beğenmediğiniz kızım tıp fakültesini bitirip psikiyatrist oldu diye herkesin ağzının payını vereyim!" Benden çok kadının içine yara olmuştu söylenilen onca ağır hakaret... Ergenlik zamanlarımda kilolu, yüzü sivilceli, gözünde gözlüklerle okul yolunda koşturan kız çocuğuydum. Vücudun yerine oturmaya başladığı o zaman dilimlerinde kimsenin dış görüntüsüyle dalga geçilmemeli çünkü psikolojinin en ağır seyrelttiği anlardı... "Boşver anne... Ben unuttum sen de unut. Hem, abim nerde? Kız kardeşi gelmiş beyefendiler piyasada yok!" "Az sonra gelir kızım." Kalbimin hızla çarpmasını sağlayan asıl kişi Barlas'tı. Bundan tam 10 sene önce birbirimize söz vermiş, okullarımız bittikten sonra evleneceğiz demiştik. Barlas okulunu benden 5 sene önce bitirmişti ama mastır planları vardı onunda... Ben 24, o 30 yaşındaydı. Uçak bileti gününe kadar ayarlanmıştı... 2025 yılının 16 Haziran günü saat 15.50... Notunu düşmüş, sözümüzü tutmuştuk. Lise çağlarından bu yana mahalledeki Hülya teyzenin oğlu Barlas'ı seviyordum. Gizli gizli buluşur, birlikte güzel vakitler geçirirdik. Çocuktuk elbet çünkü 14'lü yaşlardan bahsediyorduk fakat benim aşkım hiç bitmedi ona karşı. Gerçi Barlas o zamanlar 20 yaşındaydı ama olsun... Üniversiteyi farklı şehirde kazandığımda ilk seneler irtibatımızı kesmeden konuşmaya devam ettik. Hatta Barlas bir kaç kez İstanbul'da kaldığım yurdun yakınlarına gelip benimle görüşmüştü ama yaklaşık 4 senedir bağlantılarımız kopuktu. Telefon numarasını değiştirdiğini, işinden dolayı hiç müsait olmadığını söylemiş, Haziran ayında görüşeceğiz diye ekleme yapmıştı. 4 sene içerisinde toplasan 10 kere ya konuştuk ya da konuşmadık, o da mesaj yoluyla. Şimdi önümüzdeki tüm engeller kalkmıştı. Saat 15.30'u gösteriyordu. Son 20 dakikanın içerisindeydik. "Babasının gururu!" dedi yanımda kabaran Kemal kaptan... Beni okutabilmek için gecesini gündüzüne katmıştı aslan babam... "Asıl gurur sensin Kemal bey tamam mı?" dedim yanağından öperek. "Hele artık anlat bakayım bize kızım. Ne zaman atanacaksın?" "Sonbahara doğru anca belli olur baba." Gözümün teki kolumdaki saatteydi. Bi yandan anlatıyor, öteki yandan vaktin dolmasını bekliyordum. Ne zaman ki saatin yelkovanı 50'nin üzerine geldi, bakkala gitmek bahanesiyle çıktım evden... Kalbim çok hızlı atıyordu. En son 2 sene önce sosyal medya hesabından görmüştüm Barlas'ı. Sonra zaten ne oldu bilmiyorum ama hesabını da kapattı. Yaklaşık 50 metre yürüyüp kapılarına yakın mesafede olan ağacın dibine geçtim. Burasıydı buluşma yerimiz... Ellerimi pantolonumun cebine koyarak heyecanla beklemeye başladım. 5 dakika... 10 dakika... 20 dakika... 30 dakika... Ne gelen vardı ne de giden. Rüzgarın hafif uğultusunun dışında hiçbir ses yoktu etrafta. Acaba başına mı bi iş gelmişti? Yakın çevreye göz gezdiriyorken 10 km uzaktan görsem duruşundan tanıyacağım o adamın siluetini gördüm. Bu nasıl bir heyecan böyle? Ayaklarım, dizlerim, ellerim, çenem... Her yerim zangır zangır titriyordu. Tam yanına gitmek için adım atmıştım ki yok dedim kendi kendime. Kadın dediğin azıcık nazlı olur Bala. Bu ne böyle neredeyse çocuğa nikahı basacaksın! Ama bir insan hâlâ mı çok yakışıklı olur? Sakalları, sakallarına eşlik eden orantılı bıyıkları ve sert duruşuyla resmen manken gibi duruyordu önümde. İndiği aracının kapısını kapatarak öteki tarafa yöneldiğinde heyecanım ikiye katlandı. Yoksa bunca yılın ayrılığı olarak bana hediye mi almıştı? Ay ben elim boş geldim! Of Bala, of! Nasıl akıl etmezsin? Ne çıkaracak diye merak ediyorken sürpriz dışı kumral saçlı kadının varlığıyla yüzümdeki gülümseme dudaklarımda asılı kaldı. "Barlas bavullardan küçük olanına dikkat et. Onda kırılacak eşyalar var." "Tamam canım. Hoppa... Bulunduğunuz yer rahat mı acaba beyefendi?" "Çok rahat! Baba, babaannnem bana yine o meşhur yemeğinden yapar mı?" Canım mı? Baba mı? Sıkışan kalbim bu sefer aşktan değil, duyduklarımdandı. Koca kâbustan ibaret olmasını istediğim olay gözlerimin önünde doludizgin yaşanmaya devam ettiğinde yeşil harelerimden aşağı yaşlar akmaya başladı. Evlenmiş miydi sahiden? Ç-Çocuğu muydu kucağında taşıyıp sık sık öptüğü kişi? Ama nasıl? O çocuk yaklaşık 4 yaşlarındaydı. Biz ara ara da olsa konuşuyorduk Barlas'la. Yok... Yok bu tamamen saçmalık! O benim eşim olacaktı, benimle evlenecekti. Yapmaz, o bana bunu yapmaz! 10 yılımı verdiğim adam bunu bana yapmaz! "Sevcan, Atlas'ı sen alsana. Ben de bavulları taşıyayım." Atlas... 'Bi gün çocuğumuz olursa erkekse adını Atlas, kız ise Gül koymak isterim Bala. İsimlerini benden, güzel gözlerini senden alsınlar.' Üniversite 2'ye giderken, yani 20 yaşında, dizlerimin üstüne yatmış ve bana bunları söylüyordu. Henüz kendimi toparlayamadığım zamanlardı. 4 senede öylesine değişmiştim ki abim bile ilk gördüğü zaman şaşırmıştı... Sivilcelerim gitmiş, büyük ölçüde zayıflamış, dişlerimdeki tellerde çıkmıştı. 70 kilodan 55'e kadar düşmüştüm. Boyum fazla yoktu ama fiziğim yine de idare ederdi... "Atlas yeter artık oğlum. Babanı rahat bırak. Zaten yol boyunca yordun adamı." "Bana ne anne! Ben biliyorum! Kardeşim doğduğunda eğer gözleri yeşil olursa babam onu benden çok sevecek!" 'Yemyeşil olsun gözleri Bala. Tıpkı seninki gibi... Baktığın zaman büyülenesin, gözlerini alamayasın. Çocuklarımın hepsinin gözleri yeşil olsun çünkü en sevdiğim renktir.' "Kardeşinin yeşil gözlü olma olasılığı çok düşük ihtimal oğlum çünkü ne annen ne de ben renkli gözlü değiliz. Ama şunu unutma ki babalar çocuklarını her koşulda severler." "Yazık baba, annemi de sev ama!" "Anneni de seviyorum. Hem de öyle çok seviyorum ki onun için herkesi karşıma alacak kadar..." Çocuğun gözlerini kapatıp uzandığı kadının dudaklarından öptüğünde kalbimin kırılan parçaları göğüs kafesime batmaya başlamıştı. Aldığım her nefeste boğazıma saplanan kırık parçalarla dünya kendi ekseni değilde benim eksenim etrafında dönmeye başlamış gibiydi. Ayaklarımın altındaki zeminin kaydığını hissediyordum. Hayalini beraber kurduğumuz her anın üzerine başka kadının gölgesini düşürmüştü. Adımlarım bedenimi geri taşımaya çalışırken çalan korna sesiyle anlamıştım yolun ortasına kadar gerilediğimi. Herkes durdu bir anda. Kornanın yankılı sesine eşlik eden "ABLACIĞIM MANYAK MISIN SEN!" bağırışı ve öptüğü kadının dudaklarından ayrılan Barlas'ın beni gören gözleri... Kaçmam lazımdı. Ya bu sokaktan ya da bu diyardan...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sokaklar Çocuk Doğurmaz

read
6.8K
bc

(Töre yazgısı serisi +18 ) Kalbinin Esiri

read
29.7K
bc

Şirin Mafya

read
37.0K
bc

köyün cilveli imamı

read
11.1K
bc

Özgürlükle Gelen

read
3.8K
bc

KANLI YAZGI (+18)

read
34.6K
bc

BEN ONU ÇOK SEVDİM

read
4.2K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook