Sabah güneşi perdelerin arasından süzülerek odayı aydınlatıyordu. Kahvaltıdan sonra saat yavaş yavaş yaklaşırken, benim de hazırlanmam gerekiyordu. Dolabın önünde beyaz gömleğimi giyip saçlarımı toplarken, aynadan kendime baktım. Hekimlik kolay değildi; uykusuz geceler, yoğun mesailer, hastaların yüklediği sorumluluk… Ama yine de her sabah evden çıkarken içimde tatlı bir huzur oluyordu. Çünkü biliyordum, arkamda bana güç veren iki kalp bırakıyordum. Alina odasında bakıcısı Melis’le oynuyordu. İçeri girdiğimde yerde renkli bloklarla bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Saçları dağılmış, pembe tokası yana kaymıştı. Küçük dudaklarını büzerek büyük bir ciddiyetle kulesini yükseltmeye uğraşıyordu. “Anneee!” diye bağırdı beni görünce. “Bak, ben kuyu yaptım!” Gülümsedim, yanına oturdum. “Kuyu mu ya

