Bir hafta geçmişti. Zaman, o antiseptik kokulu odalarda bazen ağır, bazen hızlı akmıştı. Ama şimdi, yaralarımın yavaş yavaş iyileşmesiyle birlikte günler bana yeniden umut taşımaya başlamıştı. Sırtımdaki kurşun yarası artık öyle dayanılmaz bir acı vermiyordu; pansumanlar yapılmış, dikişlerim düzgünce atılmıştı. Doktorun dediğine göre birkaç hafta daha dikkat etmem gerekiyordu ama hayati bir risk kalmamıştı. Ve en önemlisi… yanımda Demir ve kollarımda Alina vardı. Bugün, hastaneden çıkış günümdü. Pencereden dışarı baktığımda güneşli bir gökyüzü gördüm. Sanki gökyüzü bile bize yeni bir başlangıç armağan etmek ister gibiydi. Hemşire içeri girdiğinde elimdeki küçük çantaya göz attı, gülümseyerek, “Hazır mısınız?” diye sordu. Hazır mıydım? Belki korkularım hâlâ vardı. Ama anneliğin verdiği o

