Merkez
Yani bir yere taşınmışlardı bu yüzden okulunu da değiştirmek zorunda kalmıştı. Babasının işi yüzünden başka bir şehre gelmişlerdi. Yeni bir yere alışmak zor değildi onun için ama bir çok arkadaşını geride bırakmak zorunda kalmıştı.
Odasına gelen kolileri açmaya başlamıştı yatak ve kıyafet dolabını babası çoktan kurmuştu. Ona sadece eşyaları düzlemek kalmıştı. Kıyafetleri de dolaba dizdikten sonra işi tamamen bitmişti. Odaya son kez bakıp onay verdikten sonra odadan çıkıp annesinin yanına gitti.
Salon kapısının pervazından kafasını uzatıp " Anne ben odayı düzenledim." diye bağırdı. Onun aniden bağırması yüzünden annesi korkmuştu. Yaptığı işi bırakıp arkasını döndü " Beni korkuttun. Bizimde işimiz az kaldı bitene kadar sen yemeği yapar mısın?" annesi onu ikna etmek için sevimli sevimli bakıp gözlerini kırptı.
"Tamam tamam yaparım ama makarna yapacağım o kolay." diyip annesinin cevap vermesine firsat vermeden mutfağa doğru koştu. Malzemeleri çıkarıp yemeği yapmaya başladı. Aklında iki gün sonra başlayacak okulu vardı.
~~~~2 gün sonra ~~~~
Sabah çalan alarmı kapatıp zorla yatağından kalkmıştı. Fazlasıyla heyecanlıydı banyoya gidip elini yüzünü yıkayıp formasını giymişti. Çantasına bir kaç defter koyup ayakkabılarını da giydikten sonra okulun yolunu tutmuştu.
Okul kapısının önüne geldiğinde içeri girmek için adım attığında koşarak gelen bir çocuk ona çarpmıştı. Arkasına bakmadan "Özür dilerim." diyip koşmaya devam etmişti. Yerden kalkıp üzerini çırptı insan bir yardım eder diye düşünüyordu. Daha fazla beklemeden müdürün odasını aramaya başlamıştı.
Kapıyı tıklayıp içeri girmişti. Ferah bir odanın ortasında üzerinde bir çok dosya bulunan bir masanın basında oturan müdüre bakmıştı. Çok fazla işinin olduğu ilk bakışta bile belli oluyordu. Hafif ak düşmüş balık etki minyon tipli birisiydi gözünde gözlüğü elinde kalemi ile sürekli bir şeyler karalıyordu "Şey efendim ben yeniyim sınıfımı bilmiyorum da onu sormaya geldim." demişti. Müdür duyduğu ses karşısında kafasını kaldırıp kaşlarını çatmıştı.
Müdür "Başka sebepten gelmezsiniz. Biride çıkıp 'hocam yardıma ihtiyacınız var mı isterseniz size çay getireyim' diyen yok hep kendinizi düşünün zaten." demeye başlamıştı. Gözlerini kocaman açıp müdüre bakmaya başlamıştı neden bu kadar gergin olduğuna bir anlam verememişti.
Düşüncelerinden kurtulup cevap vermisti "Efendim size çay getireyim isterseniz." müdür kafasını sallayıp gözlerini devirmiş ve konuşmaya başlamıştı. "Adın ne senin?" Müdür azarlamayınca sakinleşip cevap vermişti. "İrem" demişti adını söyledikten sonra müdür elindeki kalemi bırakıp "Kızım delirtme beni bu okulda kaç tane İrem var sen biliyor musun soyadını da söylesen."
Düşüncesizce davrandığını anlamıştı tahmin etmesi gerekiyordu okulda tek İrem kendisi değildi ya "İrem Yılamaz" diye tekrarlamıştı. Müdür tatmin olmuş bir şekilde masadaki bilgisayara uzanıp bir süre göz gezdirdi.
"İrem, İrem Yılmaz işte burda 12/A sınıfındasın hadi şimdi git işim gücüm var benim de hadi." demişti başından kovmak istermiş gibi. İrem müdürün odasından çıkıp sınıfını aramaya başlamıştı. Okula ilk defa geldiği için neyin nerde olduğunu bilmiyordu.
Biraz arayıştan sonra sınıfa girip boş bir yere oturmuştu. Tenefüste oldukları için ders zili çalmadan lavaboya gitmeyi planlamıştı. Yerinden kalktığı an birisi ile çarpışması bir olmuştu. Çarptığı kişiye baktığında güldüğünü gördü "Sen neden gülüyorsun." demişti hem kendisine çarpıyor hemde gülüyordu bu sinirlerini bozmuştu.
"Sen küçüklüğünden beri kaç kişiyle çarpıştın." diye sormasını beklemiyordu. Eli ile önündeki çocuğu geriye doğru itmişti. Kahverengi hafif kıvırcık saçlı kendinden on santim kadar uzun olan ve kahverengi gözlere sahip olan çocuğa bakmış ve " Sanane." diye cevap vermişti.
Karşısındaki çocuk hafifçe gülüp konuşmaya başladı. "Seni hatırladım. Sen şu kapıda çarptığım kişisin." İrem de hatırlamıştı sadece özür dileyip koşmaya devam etmişti. " Bende seni hatırladım bana yardım etmeden kaçan çocuksun." Çocuk gülmeyi bırakıp mahçup bir şekilde bakmaya başlamıştı.
"Özür dilerim acelem olduğu için duramadım." Tanımadığı çocuk gerçekten üzgün duruyordu. İrem yine vicdanına yenik düşmüştü kafasını sallayıp onu affettiğini belirtmişti. Çocuk teşekkür edip sınıftan çıkmıştı. Bu sınıftan olmadığını anlamıştı yerine oturup öğretmeni beklemeye başlamıştı
Tek oturduğu için kendini şanslı hissediyordu. Cam tarafında en son sıradaydı. Bir süre sonra sınıf kapısından birisi girmişti. Giyiminden öğretmenin o olduğu belli oluyordu herkes gibi ayağa kalkıp selam vermişti. Öğretmen sınıfa göz gezdirip İremi fark edince durmuştu.
"Sen yeni geldin sanırım." Öğretmen sıraların arasından dolaşarak yanına gelmişti. " Evet öğretmenin." diye cevap vermişti. Öğretmen onaylayıp kendi masasına doğru yürüdü. Uzun boylu takım elbiseli dik duruşlu biriydi. Tekrar İreme dönüp " Bize kendini tanıt bakalım." demişti. Irem kafa sallayıp konuşmaya başlamıştı.
"Adım Irem Yılmaz. Tek çocuğum. Babam bir şirkette güvenlik annem de aynı şirkette sekreter olarak görev yapıyor. Babamın işi sebebi ile buraya taşındık."
Açıklamasını yapıp susmuştu. Öğretmen onaylayıp dersi anlatmaya başlamıştı. Irem yerine oturup çok sevdiği! matematik dersini dinlemeye başlamıştı.
Dersler bitip eve gitme zamanı gelmişti. Irem çantasını toplayıp kulaklığı kulağına takmıştı. Telefondan rast gele bir müzik açıp yürümeye başlamıştı. Sürekli izleniyormuş gibi hissediyordu. Ama çevresine baktığında bir şey görünmüyordu. En sonunda eve vardığında rahatlamıştı. Annesi ve babası evde yoktu saat öğleden sonra üçe geliyordu ve gelmelerine beş altı saat vardı. Kapıyı kilitleyip odasına çıkmıştı. Üzerini değiştirmiş elini yüzünü yıkamıştı.
Telefonu şarja takıp yatağına uzandı yorulmamıştı ama kendini çok yorgun hissediyordu. Biraz uyumak en iyisi diye düşünüp gözlerini kapatmıştı.
Yataktan düşerek uyandığında havanın kararmış olduğunu fark etmişti. Telefona uzanıp saate baktı annesi gelmiş olmalıydı. Yerden kalkıp içeri doğru yürümeye başlamıştı. Tahmin ettiği gibi annesi gelmiş ve yemek yapıyordu. " Hoş geldin anne." diye cevap vermişti mutfağa girerken. Annesi hoş buldum diye yanıtlayıp işine devam etmişti.
Pirinci suya koyarken " Okulda ilk günün nasıldı?" diye sordu annesi. İrem oturduğu masadan inip su almak için dolaba yöneldi. "Güzeldi farklı bir şey yoktu. Ve sen sormadan söyleyeyim hayır arkadaş edinmedim daha." diyip suyu içmişti.
Annesi saşırmadım dermiş gibi bakmış ve işine devam etmişti. Babası geldikten sonra yemeklerini yemişlerdi. İrem tekrar odasına çıkıp çalışma masasına oturmuştu. Içinde hala izleniyormuş hissi vardı pencereye doğru baktığında bir şeyin hızla ordan geçtiğini görmüştü. Kuş türü olamayacak kadar büyük ve de hızlıydı. Yerinden kalkıp korkarak pencereye yaklaştı camı açmadan dışarı baktığında birşey görememişti.
Perdeleri çekip tekrar uyumak için yatağa yatmıştı. Korkuyordu ve uyumak istiyordu. Uyuyana kadar sürekli düşündü kuştan büyük kediden veya başka bir hayvandan daha hızlı olan şeyin ne olduğunu merak etmişti.
Sabah kalkıp elini yüzünü yıkamıştı. Aklı hala dün pencereden geçen şeydeydi. Kuruntu mu yapıyorum acaba diye düşünmüştü. Evet evet kesinlikle öyleydi kuruntu yapmıştı. Başka ne olabilirdi ki vampir felan mı diye düşünmüştü. Formasını giyip saçını yukardan at kuyruğu yapmış ve hafif meyve kokulu parfümünden sıkmıştı. Saat sekize geliyordu biraz daha oyalanırsa geç kalacaktı.
Hızlıca hazırlanıp annesinin yanağını öpmüş ve yemek yemeden evden çıkmıştı. Yürüyerek giderse geç kalacaktı otobüse binmek daha mantıklı diye düşünüp biraz ötedeki durağa doğru koşmuştu. Bir iki dakika sonra gelen otobüse binip boş bir alana oturmuştu. Dersin başlamasına onbeş dakika vardı ve geç kalmak istemiyordu. Bir kaç dakika da olsa müzik dinlemek için kulaklığını takmıştı.
Okula en yakın durakta durduğunda koşarak okula girmişti. Merdivenleri hızla çıkarak sınıfın önüne geldi üzerini düzenleyip kapıyı tıklamıştı. Icerden gel sesini duyunca nefesini düzenleyip sınıfa girmişti. Doktor önlüğüne benzer bir önlük giymiş kumral saçlı kocaman gözlükleri olan kırklı yaşlarındaki kadın ona bakıyordu.
"Tam üç dakika onyedi saniye geç kaldınız küçük hanım." Öğretmenin dediği karşınında şaşırmıştı cidden saydı mı diye geçirmişti içinden. " Özür dilerim öğretmenim otobüs ile geldim ama yine de geç kaldım. " açıklamasını yapıp öğretmenin ona yerine geçmesi için izin vermesini bekliyordu. Öğretmen zaten küçük olan gözlerini kısıp İrem'e bakmıştı. İrem röntgen de çekseydin dememek için kendini zor tutmuştu.
Bir süre sonra öğretmen " Yerine geç." diye konuşup ders anlatmaya devam etmişti. Irem yerine sesizce oturup defterlerini çıkarıp ve dersi dinlemeye başlamıştı.
Dersten çıktıktan sonra sıkılmıştı okulu gezmeye karar verip dışarı çıkmıştı. Bahçede yürürken okulun arka tarafına geçti. Çimenlerle kaplı bir alandı ve birkaç tane de ağaç vardı. Gölge olduğunu düşündüğü bir yer seçip oturmuştu.
Sesizdi ve bu çok güzeldi ağaca yaslanıp etrafı incelemeye başlamıştı. Ileride parlayan bir şey gördüğünde ışık dikkatini çekmişti. Acaba altın mı buldum diye düşünmüş ve bakmak için yanına gitmişti. Yere doğru uzanıp parlayan şeyi eline almıştı.
O altın bekliyordu ama parlayan şey güzel bir kolyeydi. Beyaz renkte ama içinde mavi hayalet gibi dolaşan şekillerin olduğu bir kolyeydi. Kimin olduğunu bilmiyordu ama çok hoşuna gitmişti. Sahibini bulursam veririm bulamazsam bende kalır diyip boynuna takmıştı.Kalan dersleri de işlemek için sınıfa gitmişti.
Sınıfa girdiğinde ona çarpan çocuk ile kendi sınıfından olan çocuk kavga ediyordu. Yerine geçip onları izlemeye başlamıştı. "O lanet olası şeyi bulmazsak başımız dertte biliyor olmalısın değil mi?" Işaret parmağını karşısındaki çocuğa doğru sallayıp tehtid edermiş gibi konuşmuştu Irem'e çarpan çocuk. " Lan bilerek mi kaybettim arıyoruz ya kaç gündür." diye cevap vermişti karşısındaki aynı sınıftan olduğu sarışın çocuk.
"Eray sinirlenme tamam bulacağız bir şekilde." sarışın çocuk karşısındakine Eray diye seslenince adını öğrenmişti. Ona çarpıp kaçan çocuğun adı Eray dı.
"Bulacakmışız bulacakmışız sen neden alırsın ki zaten onu yerinden." diye kükremişti Eray. Daha fazla sinirlenmek istemediği için sınıftan çıkmıştı. Irem sadece bir şeyin kaybolduğunu anlamıştı. Acaba bulduğum kolye mi diye düşünmüştü. Yerinden kalkıp sarışın çocuğa soracağı sıra öğretmen sınıfa girmişti bu yüzden yerine oturmak zorunda kalmıştı. Dersten sonra eve gitmeden onları bulup sorarım diye geçirdi aklından.
Zil çalınca eşyalarını toplamaya başlamıştı. Kafasını kaldırıp baktığında sarışın çocuğun sınıfta olmadığını görmüştü. Çantasını alıp koşarak sınıftan çıkmıştı. Okuldan çıktığında etrafına göz getirmişti Irem. Uzaktan sarışın çocuğu gördüğünde oraya doğru yürümüştü.
Yaklaşık yarım saat yürümelerine rağmen hala bir yere varamamışlardı. Tuhaf tarafı Irem koşup yetişmek yerine peşinden takip ediyordu. Neden takip ettiğini bilmiyordu. Bir süre daha yürüdükten sonra uzun çıkmaz sokak gibi bir yere gelmişlerdi. Sarışın çocuk o sokağa girip yürümeye devam etmişti. Irem de onu biraz daha takip etmişti. Sarışın çocuk durduğunda Irem gördüğü ilk yer olan duvara dizilmiş olan kasaların arkasına saklandı.
Etrafını incelediğinde tel örgülerle çevrilmiş ayrı bir yer olduğunu görmüştü. Sarışın çocuk yüksek olmasına rağmen zıplayarak tek örgünün karşı tarafına geçmişti. Irem saklandığı yerden onu rahatça görebiliyordu. Yanına gitmekten vazgeçmişti çünkü hem korkuyor hemde sarışın çocuğun burda tek başına ne yaptığını merak etmişti.
"Ne zaman geleceksiniz. Gelin artık yoruldum zaten." diye bağırmıştı sarışın çocuk. Bir kaç dakika sonra sokağın başından beş kişi gelmişti. Irem olduğu yere iyice sinip küçülmüştü. Gelen kişilere baktığında Eray'ı da onların arasında görmüştü. Eray ve diğerleri de tel örgüden sarışın çocuğun olduğu yere atlamışlardı.
"Geldik ne bağırıyorsun?" demişti Eray. Gelen beş kişiden ikisi sarışın çocuğun yanına geçmişti. " Neden burayı seçtiniz? Merkezde konuşsaydık ya." sarışın çocuk sitem eder bir şekilde konuşmaya başlamıştı. Sinirliydi bir saatten beri yürüyordu ve yorulmuştu.
"Yakın bir yer seçseydim de bizi görselerdi o zaman." demişti Eray. Okulda ki gibi değildi sinirli ve gergin olduğu çok belliydi. "Bulamazsak ceza verecekler biliyorsun değil mi?" demişti tekrardan Eray. Sarışın çocuk ellerini saçlarının arasından geçirip " Biliyorum ama yanımda olursa korumak daha kolay olur diye düşündüm." diye bağırmıştı.
Irem olduğu yerden onları izliyor ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Boynundan gelen mavi ışığa baktığında kolyenin parladığını görmüştü. Korkuyordu. Kolyeyi çıkarmaya çalışmıştı ama çıkmıyordu. Bir bütün olmuşlardı sanki onunla. " Kolyeler parlıyor. " sesin geldiği yöne baktığında onların da boyunlarında kolye olduğunu ve aynı kendisindeki kolye gibi parladığını görmüştü. Korkuyordu neden geldim ki diye geçirmişti içinden.
"Orda kasaların arkasında." Kasaların arkasında bulmuşları onu. Zarar verirler miydi acaba? " Yakalayın onu." Evet kesinlikle zarar verirlerdi. Yerinden kalkarak koşmaya başlamıştı Irem. Koşuyordu nereye gittiğini bilmeden. Burdan kurtulmalıyım diyordu sadece. Yanlış yöne gittiğini fark edene kadar koşmuştu çıkmaz sokağın sonuna gelmişti.
"Yolun sonuna geldin dön arkanı." sesi tanımıştı Irem. Eray'ın sesiydi bu. Sırtındaki çantasının kollarından sıkıca tutup sıkmaya başlamıştı. Korkudan bayılsa ona zarar verirler miydi acaba? "Hayır. Dönmek istemiyorum gidin başımdan." nerden geldiğini bilmediği deli cesareti konuşturmuştu onu.
"Sendeki şey bize ait ver onu gidelim." İrem gözlerini sıkıca kapatıp derin bir nefes almıştı. "Çıkmıyor. Kolye boynumdan çıkmıyor." demişti ağlamamak için kendini zor tutarak. Hepsinin kafası karışmıştı nasıl çıkmıyor diye düşünüyorlardı. Sarışın çocuk öne atılıp Ireme yaklaşıp " Saçmalama da ver şunu." demişti.
"Altı kişiyiz ve sen teksin. Sence kim kazanır. "
"Altı kişiyiz ve sen teksin. Sence kim kazanır." demişti birisi. Doğru söylüyordu daha ilk günlerden böyle bir şey yaşamak zorundaydım diye düşünmüştü. Pes edip yavaşca arkasını dönmüştü. Arkasına dönmesi ile birlikte ışık bombası gibi bir şey patlamıştı. Sonrasını hatırlamıyordu.
" Ne oldu ki şimdi birden?" Gözlerini açamamıştı. Sesler geliyordu ama çok azını seçebiliyordu. " O beyaz ışık neydi?" Beyaz ışık çıkmaz sokak sarışın çocuk Eray kolye aklından belirsiz şeyler geçmişti. " Her yerim ağrıyor uzak tutun şu kızı benden." Kendini zorlayarak açmıştı gözlerini.
Hala aynı yerdeydi tek fark yerde yatıyor olmasıydı. Etrafında olay yeri inceleme ekibi gibi kendini inceleyen kişilere bakmıştı. " Kalk hadi. Inandık kolye çıkmıyormuş." Demişti daha yeni duyduğu seslerden birisi. Kendini zorlayarak konuşmaya başladı " Ne oldu bana?" Sözlerini bitirdiğinde meraklı gözlerle onlara bakmıştı. Bazılarının yüzünde morluklar görmüştü. Kavga mı ettiler acaba diye düşünmüştü.
"Kavga mı ettiniz?" Demişti ilk sorusu cevaplanmayınca. " Heee kavga ettik kafayı yiyeceğim gidelim artık ya." Bunu aralarından mavi gözlü olan söylemişti. Sakinleşip ne olduğunu anlamaya çalışıyordu Irem. " Onu merkeze götürmeliyiz." demişti Eray. Sarışın çocuk gözlerini kocaman açıp delirdin mi sen dermiş gibi Eray'a bakmıştı.
"Tamam güzel şakaydı." demişti sonrada. Eray oturduğu yerden kalkıp sarışın çocuğun karşısına geçmişti. " Şaka yapmıyorum Ege başka çaremiz mi var. Kolye çıkmıyor boynundan." demişti Eray sakin davranmıştı. Çünkü olan olmuştu ve başka yapacağı bir şey kalmamıştı.
Sarışın çocuğun adının Ege olduğunu öğrenmişti. Git gide onları tanımaya başlamıştı. " Tamam tamam gidelim. En azından kolyenin yerini biliyoruz. Ama bu bize ceza vermeyeceği anlamına gelmiyor." demişti Ege saçlarını karıştırarak. Eray Ireme bakıp konuşmaya başlamıştı. " Hadi. Merkeze gitmemiz gerekiyor."
Içinden onlarla bir yere gitmek istemiyorum diye geçirmişti. Mavi gözlü olan garip bir şekilde gülmüştü. Ve sonra konuşmaya başlamıştı. "Üzgünüm prenses gelmek zorundasın." Eray ve Ege ne oluyor dercesine mavi gözlü çocuğa bakmışlardı. Mavi gözlü çocuk eli ile Iremi gösterip konuşmaya başlamıştı. " Bizimle gelmek istemiyormuş. " İrem gözlerini kocaman açıp bakmıştı. Aklımı mı okuyabiliyor diye düşünmüştü. Küçük bir test yapmak istemişti.
Biraz düşünmüştü ama aklına mantıklı bir şey gelmemişti. Karnında hissettiği boşluk ile acıktığını hissetmişti. Karnım acıktı yemek yemek istiyorum diye geçirmişti içinden. Mavi gözlü çocuk küçük bir kahkaha atıp cebinden çıkardığı şapkayı kafasına takmıştı. " Yemek yemek istiyorsan bizimle merkeze gekeceksin." demişti. Irem artık emin olmuştu. Bu tanımadığı mavi gözlü çocuk onun aklını okuyordu.
"Gel hadi sana zarar vermeyeceğiz." demişti Eray Iremin yanına çöküp. Gidemem diye düşünmüştü ilk önce ama başka şansı da yok gibiydi. Yerden kalkıp tamam dercesine kafasını sallamıştı. Eray elindeki araba anahtarını sallayarak konuşmaya başlamıştı " Ilerde araba var uzak değil merak etme sadece başka bir çıkmaz sokağa gidecegiz." çıkmaz sokak kelimeyi artık Iremi korkutmaya başlamıştı.
Sokağın sonuna vardıklarında siyah markasını bilemediği bir araba onları karşılamıştı. " Ben arabayı kullanacağım sende öne bin sizde ne yapıyorsanız yapın. " Irem Eray'ı kafası ile onaylayıp öne geçip oturmuştu. Korkusu hafiflemişti. Diğerleri arkaya sıkış tıkış yerleşmişti. Ama bir kişi sığmamıştı. " Sende yürüyerek gel." demişti Ege.
Arabaya sığmayan çocuk " Başka emrin var mı?" diyip arka tarafta oturan kişilerin dizlerine yatmıştı. Ardından kazandım der gibi onlara bakmıştı. Eray arabaya binip merkeze doğru sürmeye başlamıştı. "Kaç saat sürer?" demişti Irem ailesi gelmeden eve gitmesi gerekiyordu yoksa uzun bir açıklama yapması gerekecekti.
Eray Irem'in sorusuna cevap vermek için konuşmuştu "Bilmiyorum.Ustanın ne yapacağını bilmiyoruz." diye söyleyip Ege ye doğru bakmıştı. " Hepsi senin yüzünden ne işin vardı da aldın kolyeyi?" Ege gözlerini devirip elleriyle başını ovmuştu. " Bin beş yüz elli iki kere dedim yanımda koruması daha kolay olur diye düşündüm." Ege sinirli sinirli cevap verdikten sonra kafasını arkaya atıp Ustanın verebileceği cezaları düşünmeye başlamıştı.
Bir süre daha gittikten sonra yine boş bir sokakta durmuşlardı. Hepsi arabadan indikten sonra ara sokağa doğru girmişlerdi. Önceki yerden farkı yoktu. Saat öğleden sonra dörde geliyordu. İrem annemlerden önce evde olmalıyım diye düşünmüştü.
Yolun sonuna geldiklerinde hepsi durmuştu. "Eee burası boş." demişti Irem çünkü gerçekten boştu. Normal çıkmaz bir sokağa gelmişlerdi. Eray Ireme bakıp elini duvara koymuştu. Duvar açılmaya başladığında Irem bir iki adım geri çekilmişti.
Ege hızlı davranıp Irem'in arkasına geçip "Korkma." demişti. Irem arkasını dönüp Ege ye ciddi misin dermiş gibi bakmıştı. Gözlerinin önünde duvar ortadan ikiye açılıyordu ve ona normal bir şeymiş gibi korkma demişti. Hepsi içeri girdiğinde Irem de yavaşça onları takip etmişti. Duvardan içeri girdiğinde aşağı doğru inen bir merdiven görmüştü. Ege dışında herkes önden gitmişti.
Irem daha fazla beklemeden onların peşinden inmeye başlamıştı. Merdivenler bittiğinde kapı benzeri bir şey çıkmıştı karşılarına. Kapının yanında ses cihazı gibi bir şey duruyordu. Eray sadece bir düğmesi olan cihaza basıp " Eray Yazılıtaş, ateş elementi birinci lider." diyip kenara geçmişti. Mavi gözlü çocuk da aynı düğmeye basıp konuşmaya başlamıştı. "Can Cankurt, zihin okuma sınırsız." Sözlerini bitirdikten sonra o da Eray'ın yanına geçmişti. Ege ses cihazının önüne geçip aynı düğmeye basmıştı. " Ege Kılıç, su elementi ikinci lider. " Egeden sonra diğerleri de konuşmuştu. Kapı açılınca da içeri girmeye başlamışlardı.
Eray Iremin kolundan tutup yanında çekiştirmeye başlamıştı. Kocaman ve aydınlık bir yerdi katman katman aşağı doğru iniyordu. Her katta dolaşan insanlar görmüştü. Her katta farklı sayıda kapılar görmüştü. " Burda böyle bir yer olduğunu bilmiyordum." demişti Irem. Adının Can olduğunu öğrendiği mavi gözlü çocuk tıslar gibi gülüp konuşmuştu. " Gizli bir geçitten buraya girdik senin zihnini okudum ve sen şimdi bunu mu sorguluyorsun?" Doğru söylüyordu bir günde imkansız diyebileceği bir çok şey görmüştü. Ama bu daha garip gelmişti ona.
Eray Irem'in tutuğu kolunu bırakmadan yürümeye başlamıştı. Her katmanda bir alt kata inen on onbeş basamak merdiven vardı. Orta kata geldiklerinde bir odanın önünde durmuşlardı. Eray arkasını dönüp diğerlerine bakmıştı. " Siz gidebilirsiniz geri kalanı Ege ile biz hallederiz ki zaten bizim suçumuz." Can ve diğerleri kafası ile selam verip dağılmışlardı.
Eray Irem'in kolunu bırakıp kapıyı tıklamıştı. Içeriden gel diye ses duydukları an kapıyı açıp içeri girmişlerdi. Bir duvarda kitaplığın içi kalın kitaplarla dolu ortada sadece bir masa ve sandalye olan bir odaya girmişlerdi. Sandalyenin üstünde meditasyon yapıyormuş gibi oturan yere kadar uzun beyaz ve örtülmüş sakalları olan bir adam duruyordu. Üstünde kat kat giyilmiş gibi görünen bir kıyafeti olduğunu görmüştü.
Yaşlı adam kafasını kaldırıp kaşlarını çatarak onlara bakmaya başlamıştı. Irem Ege ve Eraya baktığında kafalarını öne doğru eğiklerini görmüş ve o da aynısını yapmıştı.
"Sonunda gelebildiniz bende sizi bekliyordum. Cezaya hazır mısınız?" demişti uzun sakallı yaşlı adam.
Yerinden kalkıp onların önüne gelmişti. Eray ve Ege aynı anda " Özür dileriz Usta." demişlerdi. Usta Irem'i baştan aşağı süzüp kapıyı açıp dışarı çıkmıştı. Çıkarken " Beni takip edin. " demeyi de unutmamıştı. Üçü bir odadan çıkmış ve Ustayı takip etmeye başlamışlardı.
" Usta kolyeyi bulduk cezayı hafifletseniz olmaz mı?" demişti Ege. Usta yoluna devam etmiş ve kısaca "Hayır. " demişti. En alt kata indiklerinde herkes onlara bakmaya başlamıştı. Herkesin aklında iki soru vardı birisi yeni gelen kızın kim olduğu? Ikincisi Ustanın ne ceza vereceği. Usta bir odaya girdiginde Eray, Ege ve Irem de girmişti.
Gördükleri oda boştu duvarları gri renkteydi. Sadece bir köşesinde bir kaç ağırlık ve boks torbası vardı.Usta Ireme doğru yaklaşıp " Adını söyler misin küçük hanım. " demişti. Irem korkmasına rağmen cesur durmaya çalışmış Usta'nın karışık yüzündeki kahve yorgun görünen gözlerine bakıp " Benim adım Irem Yılmaz efendim." demişti.