Çatı katında ona ait çalışma odası vardı ve günün çoğunu orada kitap okuyarak ve evden çalıştığı zamanlar orada oluyordu. Bir gün çalışma odasına çıkar ve toplantı için hazırlanır ve toplantıya başlar. Toplantı sırasında iş arkadaşlarından biri ekrana dikkatlice bakar. Nalan arkadaşının neden baktığını merak eder ve sorar “Tülay, bir şey mi oldu neden öyle dikkatlice bakıyorsun?” Tülay, yok bir şey diyerek geçiştirir ve toplantıya devam ederler.
Toplantı bitince işle ilgili olan bütün eşyaları toparlar ve aşağı inmek üzere arkasına döner ve kitaplıkta bir defterin düştüğünü görür ve defteri alıp aşağıya iner. Defteri neden aldığını bilmez. Defteri alması gerektiğini hissetti ve aldı. Aşağı indiğinde mutfağa gitti kendisine bir kahve koydu ve salona geçip kahvesini yudumlarken bir yandan defteri incelemeye başladı. Defterin başında şunlar yazmaktaydı “Bu kitabı bulan onu serbest bırakacak ve ona musallat olacak.” Devamında yazanlar akıl almaz şeylerdi. Bu defter eski bir defterdi. Belki evin eski sahibinin günlüğü idi. Okumayı yarıda bıraktı, kitabı kapattı ve televizyonu açtı. Televizyon izlerken bir ses duyar ve televizyonun sesini kısar. Sesi net duymaya çalışır. Ses mutfak tarafından geldiğini düşündü ve kalkıp mutfağa doğru yürüdü. Ses evde yankılanmaya başladı. Gözü deftere kaydı ce defterin sayfaları hızlıca çevriliyordu ve bir sayfada kaldı. Nalan, oturdu ve sayfada yazanları okumaya başladı. Yazıyı okuduğunda defteri sehpaya fırlattı ve telefonu eline aldı.
Arayıp aramamak konusunda gidip geliyordu. Tülay, bir şey görmüştü. Gördüğü şeyle bir bağlantısının olup olmadığını öğrenmek için aramaktan başka yolu yoktu. Arar. Tam da tahmin ettiği gibi onla bağlantılı idi. Şimdi ne olacaktı. Ondan nasıl kurtulacaktı. Bir yolu olmalıydı, en kısa zamanda. Tülay bunu duyar duymaz yola çıktı. Aklına bir yol geldi. Defteri yakmak belki yakınca bu felaketten kurtulacaktı. Defteri alır ve şömineye doğru ilerler. Defteri atar ve yanmasını seyreder.
Tülay bahçe kapısından girer ve ne yaptığına bakar ve sessizce “Bu hiç iyi olmadı!” der. Nalan ayağa kalkar ve Tülay’a neden der gibi bakar.
“O varlık şu an burada Nalan. Hissedebiliyorum.”
“Tülay sen neyden bahsediyorsun.”
“Defterin sahibini hissediyorum çok sinirli. Nalan bak kitap tam olarak yanmadı.”
“Bu nasıl olur.”
Kitabın sayfası birdenbire açılıyor ve göz kamaştıran bir ışık saçılıyor. Işık gittiğinde Nalan’dan iz kalmamıştı. Tülay ne kadar bağırırsa bağırsın nafile. Kitap bir anda tuzla kül oldu. Tülay o günden sonra psikolojik destek almak zorunda kaldı gördüğü şeyden sonra toparlanması epey bir zaman aldı.
Aradan yıllar geçti ve Tülay bu olayı atlatmıştı. Kendisini işe vermişti ve çocuğu ile ilgilenmekte idi. Boş zamanlarında kitap okumaktaydı. Nalan o kitabı bulmasaydı belki şu anda hayatta olurdu.