23.59 YALANLARI

617 Kelimeler
23.59 YALANLARI ALİN & EFTAL Bir sahne vardı. Karanlıktı... Gölgeler konuşuyordu fısıltılarla. Sessizliğe gömülmüş insanların gölgeleriydi bunlar. Alışmışlardı karanlıklarına. Sessizlerdi, umutsuzlardı, cesur değillerdi hiçbiri. Dokundukları her yeri siyah renkleriyle kirletiyorlardı. Buna pişmanlardı da... Yapacak bir şeyleri yoktu. Çaresizlerdi. Çaresizliklerini fısıldıyorlardı birbirlerine. Ayak bileklerine takılan pranga onların zifiri karanlıktan çıkmasına engeldi. İzin vermiyordu umut ışığı görmesine. Gölgeler karışmıştı birbirlerine. Hepsi birbirine yardım etme çabasındaydı. Buradan çıkma umuduyla kasıp kavrulmak isteniyordu. Ancak hayat, onların elinden almıştı umut etmeyi. Hapsetmişti prangalarla zifiri karanlığa. Zifiri karanlık... Hiç umut ışığı yok muydu zifiri karanlıkta? O zaman Ay nasıl tüm karanlığa rağmen nasıl ışıl ışıl parlıyor olabilirdi? Her şeyi düşünüyordu karanlığa gömülmüş insanlar. Ancak unuttukları bir şey vardı... Her karanlığın arkasında aslında bizi bekleyen bir umut ışığı vardır... Kendi aralarında düşünmeye devam ederken perde aralandı, gösteri başladı. Herkes arkasına yaslandı, gösteriyi izlemek için heyecanla sahneye odaklandılar. Önce sahneye duman verildi; sonra yavaş yavaş sahnenin gözükmesi için ışık kullanıldı. Etraf kısa süreliğine aydınlandı ve sonrasında beyaz ışığın yerini loş ışık aldı. Herkes görebildiği kadar izleyecekti sahneyi. Herkes ne anlarsa sergilenen sahne o olacaktı. Sahnedeydi işte. Gösterisini sunmak için bir adım attı. Kimsenin onu izlemediğini düşündü. Böylece dansını en iyi şekilde sunabilirdi. Kapattı gözlerini, sadece kendinin başka kimsenin olmadığını düşündü. Elleri yavaş hareketlerle havalandı. Şarkıya uyum sağlamak istercesine yavaş yavaş dans etmeye başladı. Her ritimde kendini daha çok kaptırıyordu. Artık şarkı ve dans onun bedenini yönetiyordu. Nerede olduğunu, ne durumda olduğunu bilmiyordu. Sarı saçlarının dipleri terlemeye başlamıştı. Toplu olan saçlarını açtı omuzlarından aşağı dökülmesini sağladı. Nefes alışverişinin hızlanmıştı; sanki çok sıcak bir ortamda kalmış gibi terden sırılsıklam kalmaya başlamıştı. Bunu her ne kadar dans bedenini yönetse de kısa bir süreliğine fark etti fakat umursamadı. Bu dansa canı pahasına devam etmek istiyordu. Bir balerinmiş gibi kendi etrafına bir kaç tur döndü. Yetmedi bir tur daha döndü. Dansa o kadar çok kaptırmıştı ki kendini şarkı bitse; bittiğini fark etmeyecek durumdaydı. Silah sesleri duyduğunda ise bir kez daha gerçeklerle yüzleşti. Duymamak istercesine dansına devam etti. Çünkü hayatın en güzel anı; her şeyi boş verip en çok istediğin hayal ettiğin ne varsa onu yapmaktan geçerdi. Gerçekler kimi zaman önüne çakıl taşı olurdu. Yolunda çakıl taşı var diye her şeyden vazgeçecek değildik. Seni öldürmeyen şey, seni güçlü kılar. Güçsüzlüğünü, yalnızlığını, senliğini kimseye gösterme. Varsın için ürpersin, korkudan tir tir titresin ama sen, sen ol kimseye gösterme. Ne korktuğunu ne de yalnızlığını... Sahip çık ona. Kimsenin yalnızlığını almasına da izin verme. O da öyle yaptı. İçi de ürperdi, tir tir de titredi. Ancak kimseye korktuğunu göstermedi. Devam etti dansına. Ne pahasına olursa olsun dedi içinden. Bir kez daha kendi etrafında dönerken biri tarafından tutuldu ve kendine doğru çekildi. Kapalı olan gözlerini aralamadı; kim olduğunu merak etmedi. Amacı sadece dans etmekti. Onu tutan kişinin önce nefesini hissetti. Sonrada yanağına değen kirli sakalı. Ona uyum sağlamak isteyen biri vardı. Dansına, hayatına her şeyine... Onunla birlikte dans etmeye devam kararı aldı. Elleri boşlukta kalmış gibiyken onu tutan kişinin ellerine gitti. İkisi de önce birbirlerinden uzaklaştı. Sonra birbirlerine yaklaştılar. Bir eli omzuna giderken onunda eli onun beline gitti. Onu boşluğa itmek istercesine geriye doğru yatırdı. Bu sırada silah seslerinin hızı kesilmeden devam ederken kan kokusu burunlarını sızlatır şekilde olmaya başlamıştı. Savaştalardı sanki. Ancak bu savaşa galibiyet olmak için çabaladıklarını danslarına devam ederek gösteriyorlardı. Tabii bu sırada tüm gölgeler ölmüş, bedenlerinin içinde kalan kimsenin bilmediği son umut ışıkları birleşip loş sahneyi aydınlatmıştı. Kendileri de ölümden kaçamayacaklarını biliyorlardı. Ona rağmen cesaretlerini konuşturuyorlardı. Canı pahasına savaşmak mıydı bu? Yoksa öleceklerini bilmelerine rağmen devam etmek miydi? Eline çakmağı al, mumu yak. Mumun ışığı odayı aydınlatsın, alevi içini ısıtsın. Mum bitene kadar yalanlarına devam et. Sönmeye yakın yalanların aslını söyle, Gerçekler ortaya çıksın. Mum söndü, oda karanlığa çevrildi Ve senin içini ısıtan bir alev artık yok. Bittiğin yerden başlama zamanı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE