Bleed’in derinliklerine doğru ilerledikçe sokaklar daha dar, daha sessiz ve daha canlı hale geliyordu. Elena’nın içindeki yankı artık sadece bir titreşim değil, bir yön duygusuydu. Telebris Cordis onu çağırmıyor, ona rehberlik ediyordu. Boris ise onun yanında, ama bu kez sadece koruyucu değil—eşikti. Elena’nın karanlığına tanıklık eden, ona dokunan. Bir geçidin önünde durdular. Duvarlar yosunla kaplıydı, ama bu yosun canlıydı—nefes alıyor gibiydi. Elena bir an durdu, Boris’e döndü. Gözleri hâlâ parlıyordu, ama bu kez içinde bir şey daha vardı: arzu. Karanlıkla birlikte gelen, ama onunla sınırlı olmayan bir yakınlık. “Boris,” dedi Elena, sesi yumuşaktı ama içinde bir gerilim taşıyordu. “Bleed beni şekillendiriyor. Ama sen... beni hatırlatıyorsun.” Boris ona yaklaştı. “Senin değişimin...

