Dün gece yatağında mışıl mışıl uyurken seyredildiğinin farkında olmazken, kendi kendine hayıflanıyor hatta kendine kızıyordu Azra…
Sabah sabah şaftının kaydığının farkında olmaksızın sendeleyerek girdi banyoya aynaya bakarken kendini gördüğünde dehşete düştü. Suratı çingene pazarına dönmüştü. Kendini neden bu kadar harap ediyordu ki? Herşey sonunda olacağına varacaksa bu adama bu kadar kafasını takmasında amaç ne olabilirdi. Kendini anlamakta zorluk çekiyordu. Git geller ve bu adamın üstenci tavırları, varsıllıktan kaynaklı şımarık halleri ve ona küçük bir böcek muamelesi yapması onu üzüyordu ama kızdırıyor asileştiriyordu da, sadece belirli bir dönem için katlanılabilir olan bu durum onu nelerden kurtardı biliyordu. Görmezden gelerek işine önüne bakardı ama nedense buna evet derse daha da işler kabul edilemez bir hal alacaktı bunu çok iyi biliyordu. Bu şımarık, bu ukala, bu kendini bişey sanan adam bunu kendine bir fırsata çevirmekte hiç vakit kaybetmeyecekti. Bunu o kadar iyi biliyordu ki, en azından bunu net anlamıştı.
Banyoda yüzünü yıkarken, Kendine çeki düzen verirken sesli olarak da düşünüyordu. Banyodan çıktı, odadan çıktı kolidora doğru ilerlerken de hala mırıldanıyordu. Salondan geçerek, Mutfağa yöneldiğinde;
'' Hakikaten uslanmaz arsız aptal bir kızım, ağzım yüzüm çarşamba pazarına dönmüş adeta, romantik film izlemek böyle bişey değil ki! şimdi bu kazanova bana sorarsa bu ne hal ne oldu anlat? Derse! mantıklı bir şey söylemediğimde benimle alay edecek, adam beni epi topu üç gün tanıyor, onda da yanlış tanıyor olacak şimdi bu olacak iş mi ya? kızım ben senin olmayan kafana tüküreyim emi! bari saate bak adam gelecek ne diye kendini bu kadar perişan edip suç delillerini kaldırmıyorsun ortadan, ağzına türeyim Azra!''
Genç adam erken kalkmış, Kendine filtre kahfe yapmış salona geçmiş günlük gazetesini okuyordu. Her gün rutiniydi bu genç adamın. Düşüncelerinden, ananelerinden, örflerinden vazgeçmiyordu. Günlük alışkanlıklarından da vazgeçmiyordu. Düzenini değiştirmezdi, eğer değişecek bir şey varsa o da Azra’nın kendisi ve düzeniydi. Burada onun evinde onun kuralları ve tarzı ile yaşacaktı. Bunu da ona dikte etmekten de çekinmezdi.
Azra tam Salonun önünden geçerken, Salondan ona doğru yüksek sesle seslendi.
'' Bence ağzına falan tükürmeyi barakta, şu şaftını düzelt gel salona bi konuşalım''
‘‘Ne ? bu sabahın köründe niye ayakta ya? O kadar yüksek sesle mi konuştum? Sürekli beni avlamak için resmen pusuda bekliyor Manyak!’’
Ne kadar içinden söyler gibi mırıldansa da sesini duyuyordu genç adam! En iyi iki organı, Penisi ve Kulaklarıydı. Bununla da her zaman övünürdü. Azra’nın neler mırıldandığını duyuyordu. Karıncanın adımlarından haberdar olan bir adamdı, geldiği yerde ona gölge derlerdi. Tabi genç kız bunları bilmediği içinde, temkinli olmayı öğrenmesi zaman alacak gibi görünüyordu.
'' henüz boku falan yemedin, şu an da seni henüz avlamadım. Sabahın köründe değil akşamları geç saatlerde yaparım genelde ki, bir işe yarasın. Oralara da geliriz, şu an ki konumuz başka, seni bir kıvama getireyim onda da sıra gelecek! Yaklaş yanıma!''
'İçimdeki ile konuşuyorum sanıyorum, adam ne desem duyuyor. Sanki duvarlar kağıttan! Her durumda avlıyor seni Azra! Sus kızım sus! Bu defa kafamdan konuştum inşallah! Yoksa artık kendimle bile konuşmaktan korkar olacapım belli oldu!’ bu defa iç sesi ile konuşuyordu Allah’tan…
Genç kız gelen sese ve şartsız emre karşılık, uysal ve gerçek bir kabul ile Salona yöneldi. Koltuğun arka tarafından dönerek, tam Farjad’ın karşınına gelecek şekilde Büyük Televizyonun önünde koltuğa elbisesinin eteğini düzelterek zarif hareketlerle sakince oturdu.
Farjad onu uzun uzun süzdü, Her adımını takipteydi. Karanlık gözleri erkek şehveti ile karışık, arkasına yaslanmış, kolları da her iki tarafta kanatlı açılmış vaziyette koltuktan kımıldamadan, kasıntı ve alay eder bir tavırla Genç kızı süzüyordu. Gözlerinde anlamsız sert ve yumuşak bir ifade vardı belli belirsiz, duygusu anlaşılamayan ama rahatsızlık veren bir ifade 'acaba bu durumda korkmalı mıyım?' diye içinden geçirdi Azra
Yaslandığı koltuktan doğrularak ellerini açık olan iki bacağının arasına aldı ve öne doğru eğildi. Şu an da direk Azra’ya bakıyordu. Alnında kırışıklar oluşmuş, eğmiş olduğu kafasından dik dik Azra’yı süzüyordu.
'' Evet! seni dinliyorum!, hiç iyi görünmüyorsun. Biliyorsun ki üç yıl kısa bir zaman değil ve ikimizin de ruh ve akıl sağlığımız bozulmadan bu süreçten kurtulmak istiyoruz. Özellikle ben, kendim dışında senin de iyi olmanı önemsiyorum. Bu süreçte ruh sağlığını kaybetme yoluna girmiş, oraya buraya savrulan bir kadınla zorunlu olarak bu evde kalıp, bu sorunlarla kafamı ütülemesini istemem. Sorun ne? Neden bu kadar dağılmış bir haldeydin? Dün akşam eve geldiğimde, durumun içler acısıydı. Seni bu duruma son birkaç gün sokmuş olamaz! Değil mi?’’
Genç adam sakin, otoriter bir hava içinde konuşmak istiyordu. Karşısındaki kadın kırılgandı belli ki, kırıcı olmayacaktı ama sözünü de geçirmek istiyordu.
Azra bu tavra karşı biraz olsun rahatladı. Yine azar işitecek diye tedirginlik içine girmişti.
'' Aslında, bişey yok! ben sadece son gün, yarın işbaşı yapacağım için, romantik bir şeyler seyretmek istedim, sanırım biraz abartmışım! Senin eve Geleceğin saati de kestiremedim, aslında planım toparlanmış olmaktı, ve bu kadar da kendimi kaybetmemiş olmaktı. Özür dilerim! bir daha olmayacak! ‘’
Sesi titriyor, elleri kucağının üstünde, parmakları sürekli ellerinin üzeründe hareket ediyordu. Heyecan yapmıştı. Sesi Titriyor, Bedenin titremesini gizleyemiyordu. Genç adam bunun farkındaydı. O çok iyi beden dili okurdu, gözlerini kaçırması da, kızın aslına durumu daha baştan kabul ettiğini itaatini sunduğunu gösteriyordu. Bu yüzden üzerine gitmek konusunda ki, verdiği kararı çabucak gözden geçirdi ve vazgeçti. Kafasını tekrar önüne eğdi, sessizlik girdi aralarına ve bir kısa süre o şekilde kaldılar Sonra Farjad birden ayağa kaltı ve ‘’Tamam Ben çalışma odasındayım!'' dedi ve Çalışma Odasına yürüdü.
Azra genç adamın arkasından baka kaldı 'eee şimdi ne dedi bu?! hiç bir şey de demedi, iyimi kötü mü! anlamadım ki? Kızdımı bana yoksa ne? Of ya! bu da bilmece gibi adam, çöz çöz yine çöz!' Genç kızın Kafası karışmıştı, bir anlam da veremedi, kendisi de önce mutfağa gitti, bir kahve aldı ve odasına gitti. Kitabını eline alıp okumaya başladı amacı kafasını dağıtmaktı. Gün boyu odadan çıkmadı, sanki mayın tarlasındaydı, bulunduğu alan dışında bastığı her yer patlayacak gibi bir hisle doluydu. Yerinden ve korunaklı alanından başka bir yere adım atarsa yanardı. Bu duygu onu çaresiz bırakıyordu. Bu adam neden onunla bu kadar uğraşıyordu? Neden hiç huzur vermiyordu? Sürekli kontrol altına almak istediği neydi? Eğer bir söyleyeceği varsa bunu öfke yada ima ile değil direk söylemesi gerekmez miydi? Evlilik bu ise zordu, ve uzun süre katlanılması daha da zordu. Ne mental olarak, nede duygusal olarak bu baskı insanda sağlık bırakmazdı bu kesindi. Kitap okurken, tam kanalize olamamış sürekli bu duygu ve düşüncelerle geçirdi gününü, kitap uykusu gelene kadar elinden düşürmedi. Öylesine yoğun düşünüyordu ki, uykuya dalması kaçınılmaz olmuştu. Kafa ile mücadele etmemenin tek yoluda buydu heralde, en iyisini yaptı uyudu. Yarın yeni bir gün olacaktı, işini ve arkadaşlarını da özlemişti, en çokta Şenol ve Selin’i
***
Sabah iyi bir ruh hali ile uyandı genç kadın. Yeni bir iş başıydı ve sanki ilk defa gidiyormuş gibi heyecanlı ve de gergindi. Bu arar acele evlilikten dolayı patronlar tarafından biraz eleştirilmişti, ama kimse neler yaşadıkları hakkında bilgiye sahip değildi o yüzden pek te bir önemi de yoktu. Zaten çalışma şartları ve mobbing vardı. Yönetici tavırları karşısında İş yerinde huzuru pek yoktu tüm bu olanlardan önce şef ile arasıra çatışmalar yaşıyor zaman zaman da başa çıkamayacak hale geliyordu. Azra aslında çok güçlü bir genç kadındı ama farkında değildi. Zorluklar ve baskılar karşısında kolay siner ve biat ederdi, aslında ona tek gerekli olan şey kendine güvenmek ve inanmaktı bunu ona hayat öğretecekti. Her şeyin bir gerilme noktasından sonraki hali vardır işte öyle birşeydi.
İzinli olduğu Bir kaç gün içerisinde bazı şeyler değişmişti, öncesinde Azra mutfak kısmında servise bakarken şef onu orta sahaya almıştı. Görev tanımı değişikliği ile ilgili de ona bilgi verilmemişti. Bu normalden daha fazla yorucu ve ek bir koşturmacaydı. Bunun neden yapıldığı konusunda bir fikri yoktu. Uzun zamandır mutfak kısmında görev almıştı ve hiç sorunda yaşamamıştı. 'neden bu iş değişikliği oldu ki ' diye sordu kendine bunu soracaktı elbet, şimdi işine bakmalıydı. Bu işi kaybetmek istemiyordu. Parasız kalması şu anki durumunu daha da kötü hale getirirdi. İşini kaybetmemek uğruna katlandığı bir çok şey vardı. Mobbing!
Müdür olan Ünal, sistematik olarak Azra’ya mobbing uygulayan kişilerin başın da geliyordu. Yetkisi vardı ve bunu kötüye kullanma konusunda da çok fazla potansiyele sahipti. Eline geçen her fırsatı kendi emelleri uğruna sonuna kadar değerlendirir ve bundan fayda sağlardı. Karşı gelen biri olursa da kendini kapının önünde bulurdu.
Ünal Azra’ya karşı şehvet barındıran hisler besliyordu. Kendi emri altında bulunan bir çok kıza da teklifler etmiş karşılık bulmuştu. Fakat Azra, ona hiç evet demediği ve onun arzu ve isteklerini yapmak yerine kaçma konusunda bir şekilde bir çare bulduğu sürece de kaçtığı için, Ünal onu elde edememenin verdiği ısrar ve arzu ile sürekli ve sistematik olarak ona mobbing yapıyordu. Bundan da sonsuz zevk alıyordu. Azra’nın kaçan bir tavşan olması heyecan verici geliyordu.
Ünal’ın kibirli ve üstten bakışı, onun kendinden aşağıda bir statü de olan herkesi kolay lokma olarak görmesi ve bu yetkiyi kullanarak kadınlara karşı mülkiyetçi tutumundan rahatsız oluyor midesi bulanıyordu. Bir kadın olarak Saygı duymak isteyen ve aklını da önemseyen bir erkek heyecanlandırırdı Azra’yı…
Ünal gibi boş bir bidon onu asla etkilemez ve böyle adamlara pabuç bırakmazdı. Midesini bulandıran bu durumdan olabildiğince uzak kalmaya çalışarak görevini yaparak, kimsenin işine karışmayarak bugüne kadar gelmişti. Bundan sonra da bir şekilde gelebilirdi.
Azra’ nın evlenmesi helede habersiz sessiz sedasız evlenmesi daha da delirtmişti Ünal’ı, Bu durumu bir şekilde avantaja çevirmek istiyordu. Bundan önce bakire bir kızı kovalıyordu, ama bundan sonra şehveti tatmış bir kadını kovalamak daha da zevkli olacaktı. Bu adam herşeyi daha da utanılacak hale getirmek konusunda marifetliydi. Azra’ya karşı da saplatılı bir zihniyete sahipti. Arkasını önünü düşünmeden hareket etmekte hiç imtina etmeyen zararlı bir tipti. Bütün bunlardan arkadaşı Selin’de haberdardı. Çoğu kez kıritik yaparlar ona küçük tuzaklar da kurarlardı.