5. “DÜŞMAN”

1191 Kelimeler
Gabriel sonunda yavaşlamıştı. Çömelerek Han'ın kanıyla boyanmış olan yüzüne baktı. Tekrar saçlarından hoyratça tutarak başını kaldırdı. "Arkadaşın senden daha akıllı mankafa!" dedi tükürürcesine. "Senle işim bittikten sonra seni bizzat ben yaşayan ölüye çevireceğim. Bu sadece an meselesi." Han zar zor gözlerini açmıştı. Dudakları güçlükle kıvrıldığında öksürmüştü. "Elinden... ge-geleni ardına koyma Gabriel..." sesi boğuk çıktığı kadar çatallıydı ancak hala sırıtmaya devam ediyordu. Kısık kısık nefes alıyordu yediği tekmeler yüzünden. Gabriel tiksintiyle ayağa kalkmıştı. Diğer adamlarına bakarak yerdeki yarı baygın adamı işaret etti. "Kendine geldiğinde haber verirsiniz." *** Sophia koridorda neredeyse koşarak ilerliyordu. Az önce abisi Doruk aramıştı. Babası sonunda ameliyattan çıkmıştı! Ameliyat başarıyla sonuçlanmıştı. "Nasıl? Babam nasıl Doruk?" Sophia heyecanla koridorda beklemekte olan abisine sormuştu. Yanındaki bir doktorla konuşuyordu. "Babam o iyi mi doktor?" Kırlanmış beyaz saçlı doktor elleri ceplerinde genç kadına dönmüştü. Biraz gülümsediğinde göz kenarlarındaki kırışıklar daha da belirginleşmişti. "Endişelenmeyin Bayan Sophia," dedi italyanca. "Babanız gayet iyi durumda. Sadece bu gece yoğun bakımda kalması gerekiyor o kadar. Yarın normal odaya alırız. Güçlü bir babanız var." "Tanrıya şükürler olsun! Çok teşekkür ederim!" Doktor başını sallayarak yanlarından uzaklaşmıştı. Sophia sevinçle yanındaki kız arkadaşı Sara'ya sarılmıştı. "Duydun mu Sara! Babam iyiymiş! Ona bir şey olmadı!" "Sana söylemiştim! Boşuna ağladın bak. Senin baban kadar güçlü adam görmedim ben." İki kız sevinçle bir birine sarılırken Doruk rahatlamış gibi görünüyordu. Kız kardeşiyle öyle candan bir yakınlığı yoktu ancak bir ağabey olarak kız kardeşini her zaman korumaya hazırdı. Onun sürekli gözü yaşlı bir şekilde ağlayarak yanında durması canını çok sıkmıştı. Hiç bir zaman pek yumuşak bir adam olmamıştı. Öyle sarılarak birine teselli vermek gibi şeyler beceremiyordu. O yüzden kendisine kızıyordu aslında. Kız kardeşine yeterince sevgisini bile gösteremiyordu. "Doruk..." Kız kardeşinin ona seslenmesiyle düşüncelerinden kurtulmuştu Doruk. "Babam uyandı..." Sophia gözleri dolmuş bir halde sevinçle abisine bakıyordu. "Bizi bırakmadı..." Doruk gün içerisinde ilk kez içtenlikle gülümseyerek "Evet," dedi onaylayarak. "Bizi bırakmadı yaşlı kurt. Beni evlendirmeden bir yere gitmez o rahat ol." Sophia burnunu çekmişti. Ağlamaklı sesiyle "Doğru ya!" dedi. Türkçe konuştuklarından Sara aralarında nasıl bir diyaloğun geçtiğini bilmiyordu. "Sana türk gelin almadan asla ölmem diyordu." "Taktı kafayı türk geline!" diye homurdandı Doruk. O sırada koridorda bir kargaşa belirmişti. Bir sedyenin üzerinde üzeri kanla boyanmış biri getiriliyordu. Sağlık görevlileri durmadan bir şeyler bağırıyor önlerindeki insanların çekilmesini söylüyordu. Sophia refleks olarak abisine yanaştı. Koridorda gelenlere yol vermişti. Hastanın acil ameliyata alınması gerektiği ortadaydı. Bir doktor "Hastanın kan tahlilleri çıktı mı? Acil kan lazım!" diye bağırıyordu sedyeyi iterken. Sophia dikkatle olayları izliyordu. Hemşire olduğunu varsaydığı genç bir kız endişeyle "Hocam hastanın kanı AB RH negatif! Çok nadir. O gruptan hazır ünite kanımız maalesef yok!" diye açıklamaya çalışıyordu. "O zaman hastaneye haber verin! Hasta çok kan kaybetmiş! Aynı gruptan biri olmalı! Hemen çabuk olun! Olmadı diğer hastanelere haber verin!" İki doktor sedyeyle beraber yanlarından şimşek gibi uçarak geçmiş ve kendiliğinden açılan, üzerinde "Emergency" yazanılan kapıdan içeriye girmiştiler. Sophia'nın o an gözleri dehşetle açılmıştı. Gördüğü manzara karşısında kanı donmuştu. Adam her kimse yüzü tanınmaz hale gelmişti. Adeta kanla boyanmıştı. Yüzünde yara almadık bir santimi bile yoktu. Beyaz gömleğiyse kanıyla yıkanmıştı. Göğsünden kurşun yemiş olmalıydı. Doktorun biri sedyenin üzerinde adamın kalbine bastırıyordu. "Tanrım! Adamın hala hayatta olduğuna inanamıyorum!" diye mırıldanmıştı Sara. "Canını seviyor olmalı." Sophia irkilmişti. Sonunda kendine geldiğinde "Az önce AB RH negatif kan grubu mu dediler?" diye sordu. Doruk "Senin grubun değil mi o?" dediğinde genç kadın başını evet manasında sallamıştı. "Gerçekten nadir bir grup. En iyisi ben bağışta bulunayım. Belki yardımcı olurum." "O adamın bu ameliyattan sağ çıkacağını pek sanmıyorum Sophia." "Bu kadar kötümser olma Sara! Umarım adam hayata tutunmayı başarır." Sophia tekrar kapanan kapıya bakmıştı. Nedendir bilinmez ama o adama çok üzülmüştü. Yanından geçip gittiklerinde kalbi sızlamıştı sanki. Her kimse o adama çok üzülmüştü. "Eminim ailesi onun için çok endişelidir." *** Sophia hemşirenin uzatmış olduğu meyve suyusunu teşekkür ederek almıştı. Az önce kan bağışında bulunmuştu. Koca hastanede sadece iki kişide AB RH negatif kan grubuna sahip insan vardır. Bir de o ameliyata alınmış olan hasta. AB Rh negatif kan grubu dünyada en az rastlanan kan grubu olduğunu biliyordu Sophia. Bu kan grubuna sahip olan insanlar diğer insanlardan daha dikkatli olmak zorundaydı. Olası kaza zedelerde ameliyat için gerekli olan donar kanın bulunamama olası yüksekti. Her 1000 kişinin yalnızca 10'u bu kan grubuna sahipti. O adam gerçekten şanslıydı. "O hasta gerçekten şanslı." Kafasında geçirdiği düşüncelerini sesli bir şekilde söylemişti genç hemşire. "Bu gerçekten çok nadir bir kan." Sophia cevap olarak sadece gülümsemişti. "Araba kazası mı geçirmiş?" Araba kazasını geçirmediğini gayet iyi biliyordu genç kadın. O babasının yanında silahlarla büyümüştü. Kurşun yarası nasıl bir şey iyi biliyordu. O adamı biri vurmuştu. Bundan adı gibi emindi. "Sanmıyorum," dedi hemşire kız iğneleri toplarken. Bir ara duraksayarak etrafına bakındıktan sonra "Adamın Sicilyalı Celento Unita mafya örgütüne üye olduğu söyleniyor! Bence birilerinin suikastına uğradı!" diye gizli bir sır veriyormuş gibi fısıldayarak konuşmuştu. Sophia'nın merakla kaşları havaya kalkmıştı. "Vincenzo Caleb Celento'nun liderlik ettiği örgütten mi bahsediyorsunuz?" Hemşirenin gözleri endişeyle açılmıştı. "Sessiz olun! O şeytanın adını böyle ağzınıza almanız çok tehlikeli!" Sophia gülmeden edememişti. "Adam üç gün önce yanarak öldü." "Öyle ama yinede ne olur ne olmaz. O adamın oğlunun burada olduğu söyleniyor." "Hmm... olabilir. Sonuçta koca şehir. Herkes istediği yerde yaşayabilir." Vincenzo Caleb Celento İtalya'nın en güçlü Sicilyalı mafya suç örgütünün bir lideriydi. Örgütünün adı "Celento Unita" diye adlandırılıyordu. Adeta küçük bir krallık yönetiyordu ülkenin içerisinde. Adını duymayan yoktu. Herkesin korkulu rüyasıydı. Ah daha doğrusu en dehşet verici kabusu! Adamın düşman bellediği herkes yok olmaya mahkumdu. İnsanlara sadece ismini vermesi yeterdi. Ve aynı zamanda babasınında baş düşmanıydı. Kendi bildi biledi babası hep o adamdan ölümüne nefret etmişti. Aynı şekilde Vincenzo'nun da babasından pek hoşlandığı söylenemezdi. Adam italyanın sokaklarında adeta efsane gibi bir şeydi. Ancak bütün efsaneler bir gün sonlanırdı. Tıpkı o adamın hikayesinin sonlanması gibi. Bir anda aklına gelen düşünceyle irkilmişti Sophia. Hemşire kıza tekrar gülümseyerek odadan çıkmıştı. Babasının geçirdiği bu gizemli kaza ve Vincenzo'nun üç gün önce araba kazasında yanarak ölmesi... Bir tesadüf olabilir miydi? İçinde oluşan şüphe tohumları hemen kök salmıştı. Ensesindeki tüyleri diken diken oldu. Eğer babasının o mafya liderinin ölümünde bir parmağı varsa... Sicilyalı diğer mafya babaları bu olayın peşini bırakmazdı. İtalyanlar son derece birbirlerine bağlıydılar. Aralarındaki kutsal bağa önem verirdiler. Vincenzo Celento babasından her ne kadar nefret etsede misal hiç bir zaman düşmanlarının ailesindeki kadınlara dokunarak şantaj etmemişti. Adı konmamış bir racon, bir kanun vardı onun kitabında. Bu sebepten ötürü babası hiç bir zaman onu kısıtlamamıştı. Yoksa onlarında bir sürü düşmanları vardı. Ancak bu demek olmuyordu ki el bebek gül bebek yetişecek. Sophia küçük yaşta orta doğunun bir sürü savaş sanatlarını, kareteden, karma dövüş sanatına kadar, Krav Maga'ya kadar öğrenmişti. Yeterince tehlikeli, Kişisel savunma (self-defense) için daha basitleştirilip askeriyede kullanılan "öldürme teknikleri çıkarılmış bir versiyonu" olarak bilinen, en iyi yakın dövüşten biriydi Krav maga . Kendisinin iki katı ağırlığındaki bir adamı bile kolayca alt edebilecek çevikliğe sahipti bu sayede Sophia. "Umarım düşündüğüm şeyi yapmamışsındır baba," Sophia kendi düşüncelerine o kadar dalmıştıki bir anda biriyle çarpıştığında geriye doğru sendeleyerek elindeki meyve suyu kutusuyla beraber telefonunu yere düşürmüştü. "Kusura bakmayın, görmedim." Düşüncelerine dalmış vaziyette olduğundan ingilizce konuşmuştu Sophia. "Asıl siz kusura bakmayın. Daha dikkatli olmam gerekiyordu." Adam her kimse ondan önce davranarak yere düşürmüş olduğu telefonu ve meyve suyu kutusunu ondan önce alarak genç kadına uzatmıştı. "Maalesef ekranı kırılmış. Benim yüzümden oldu. Mümkünse parasını ödemek isterim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE