4. “ŞEYTANIN AVUKATI”

2264 Kelimeler
Genç adam kendisine bağıran italyan kıza bakarak "La Havle!" dedi. "Bu sanırım Arapça oluyor," dedi bu kez Sara, "Umarım küfür etmemişsindir." Doruk tekrar Türkçe bir şeyler homurdandı sonra kardeşine bakarak "Sophia git yüzünü yıka. Şu deli arkadaşınada söyle sesini alçaltsın. Hastanedeyiz," dedi. Başkada bir şey söylemeden uzaklaşmıştı. Sophia tekrar burnunu çekti. Oturduğu sandalyeden kalkarak arkadaşına baktı "Senden hoşlanmıyor," dedi İtalyanca. Sara giden yakışıklı adamın arkasından bakarak "Bende o götten hoşlanmıyorum zaten," dedi sertçe "Yani duygularımız karşılıklı!" Sophia'nın yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. Yüzünü yıkadıktan sonra hastanenin kantinine indi. Sıcak bir yeşil çay altı. Çayını yudumlarken arkadaşı Sara'nın ona dik dik bakmakta olduğunu biliyordu. "Sor içinde tutma," dedi birden "Birazdan patlayacaksın yoksa." Sara yüzünü buruşturdu. Haylaz çocukların yaptığı gibi burnunun ucuna dokunarak "Baban ameliyattayken bunu sormamam gerekiyor biliyorum ama," omuz silkti "huyum kurusun çok merak ediyorum!" dedi. Sophia sessizce arkadaşına bakıyordu. "Dün gece ne oldu? O adamla yattın mı gerçekten?" diye biraz öne eğilerek o malum soruyu sordu İtalyan kız. Sophia iki eliyle tutmakta olduğu kasesine baktı. Fısıltıya yakın sesiyle "Babam bu durumdayken bu konu hakkında konuşmak istemiyorum," dedi. "Ah Sophia! Bu ciddi bir konu! Sen dün gece bekaretini kaybettin!" Sophia'nın gözleri irileşmişti "İstersen tüm dünyaya duyur bunu Sara! Ya da en iyisi abim Doruk'a söyle istersen. Bilirsin kendisi şahane bir Türktür! Gider o birlikte olduğum adamın kafasını kopartır!" Sara dudaklarını bir birine bastırdı "Püf! Şu abin gerçekten çok tuhaf!" dedi arkasına yaslanarak "Pis herif eminim her gün bir kadınla yatıyordur. Ama kardeşinin yanına erkek sinek bile yaklaştırmıyor!" "Babam ve abimin nasıl olduğunu biliyorsun. Onların dini böyle ve saygı duyuyorum." Sophia dün gece yapmış olduğu şeyden doğrusu hala pek pişman değildi. O Türk şehvetin nasıl harika bir şey olduğunu öğretmişti ona. "Evet evet! Meryem ana gibi geziyorsunuz bu yüzden!" dedi bu kez Sara, "Tamam dininize saygı duyuyorum ama... Biraz fazla tutucusunuz bence." "Şu an dinleri kıyaslamak istemiyorum Sara," dedi Sophia ciddi ses tonuyla. Her ne kadar annesi onu Hristiyan dinine göre yetiştirmiş olsada İslam'a karşı her zaman sevgi ve saygı duymuştu genç kadın. Arkadaşı Sara pek musulmanların tutuculuğunu sevmesede onu hiç yargılamamıştı. Ama bu ona Islam hakkında ileri geri konuşmasına izin vereceği anlamına gelmiyordu. "İyi tamam, sustum," dedi Sara kahvesinden bir yudum alarak "Seni sabah odadan almaya gelince ağladığını görünce aklım çıktı! Ödüm bokuma karıştı resmen! Adam sana bir şey yaptı zannettim." "Sadece o an babam hakkında haberi almıştım. Ona bir şey oldu sandım... panikliyerek ağlamaya başladım." Sophia'nın en sevmediği huyuydu bu. Birisi ciddi bir şekilde biraz sesini yükseltse hemen göz pınarları dolmaya başlıyordu. Sara kıkırdayarak "Senin yüzünden yakışıklı bir adama küfür savurdum," dedi bu kez "Geceyi geçirdiğin mankafa artık gece ne kadar içmişse bir zombi gibi uyuyordu. Onca tantanayı duymadı bile! Herifin arkadaşıyla da kapıda karşılaştık zaten. Sen üzerine bir şeyler giyerken adama ağzıma geleni saydım. Senin Doğan Haznedar'ın kızı olduğunu hayatınızı bitireceğini söyledim." Sophia'nın gözleri irileşti "Ah Tanrım! Bunu yapmış olamazsın!" dedi inleyerek "Adamlar Türk Sara! Babamı muhtemelen tanıyorlar!" Sara gözlerini kırpıştırarak "Heriflerin Türk olduğunun farkındayım. Zaten bu yüzden babanın ismini verdim," dedi, küçük bir kahkaha atarak "Biliyor musun herifin kendisi gibi arkadaşıda baya yakışıklıydı. Anneni anlıyorum galiba. Bu Türkler gerçekten fazla çekici olabiliyor. Herifin götünü sevdim. Hoş bir kıçı var." Sophia'nın içtiği çay boğazında kalmıştı. Öksürmeye devam ederken "Birlikte olduğum adamın götünü kestiğine inanamıyorum!" dedi. Sara hala gülüyordu. "Neyse, lütfen artık bu konuyu kapat. Bir daha asla karşıma çıkmayacak adamı hatırlamak istemiyorum." "Emin misin?" "Ne emin miyim?" Sara sırıtarak "Herife bekaretini verdin, bunu unutmak biraz zaman alır," diye yine hatırlatmada bulundu. "Bunu sürekli başıma kakmak zorunda mısın?" "Yüzünün aldığı hali seviyorum," Sara tekrar kahvesinden içti "Artık büyümüş benim kızım. Haha, seksin ne kadar güzel bir şey olduğunu anlamana sevindim doğrusu." Sophia sesini çıkaramadı. Babası hala ameliyattan çıkmış değildi. Ve onun aklında hala dün gece hayatına girmiş olan o gizemli Türk vardı. Onun dokunuşlarını hala hissedebiliyordu. Kendinden utanmalıydı. O sırada telefonu çalmaya başlamıştı. Küçük mavi ekrana baktığında arayan abisinsan başkası değildi. Babası... Ona bir şey olmuş olmalıydı. *** Bir kova buz gibi soğuk su başlarından aşağıya boca edilmişti. Elleri arkadalarında sıkı bir şekilde bağlanmış olan iki adamda küfür savurarak anında uyanmıştı. "Lanet olsun! Siktir! Siktir! Siktir! Götüm dondu lan!" diye biri bağırdı. Başlarına bir torba geçirilmişti "Kimse var mı? Han? Han! Lanet olsun nerdesin!" "Bağırma lan! Buradayım!" diye Han homurdandı. Üzerine boca edilen buz gibi su onun tir tir titremesine neden oluyordu. Soğuktan kendini bildi bileli hep nefret etmişti. "Neredeyiz lan biz! Hiç bir şey göremiyorum amına koyduğum!" "Bilmiyorum kardeşim, bilmiyorum..." Han paslanmış demir bir sandalyenin üzerinde bağlı bir şekilde oturuyordu. Bilekleri arkadan öyle sıkı bir şekilde bağlanmıştı ki derisi soyulmaya başlamıştı. Dişlerini sıktı. Sabah o lanet odanın kapısı çaldığında daha açamadan içeriye neredeyse iki metrelik iki tane zenci birde beyaz bir adam bodoslama girmişti. Kafalarına sert bir şeyle vurarak anında bayıltmıştılar. Ve şimdi bilmediği bir yerde başlarında bir torbayla bağlı bir halde oturuyordular. "Sıçtık oğlum biz! Doğan'mı kaçırdı lan bizi yoksa? Adam kızına yaptıklarını öğrendide şimdi bizi öldürmeye mi karar verdi lan?" Enes'in sesinden ne kadar korktuğunu anlayabiliyordu Han. Gerçi haklıydı arkadaşı. Doğan Haznedar acımasızlığıyla ün salmış bir iş adamıydı. İtalya'ya daha on üç yaşında gelmiş, devletin vatandaşlığını aldıktan sonra burada bir imparatorluk kurmuş en güçlü iş adamlardan biriydi. Herif biricik kızını kirleten adamı keyifle lime lime doğrardı. "Sakin ol Enes. Tamam mı? Sakin! Seni kurtaracağım! Senin bir suçun yok. Seni kurtaracağım!" "Bir siktir git ya Han! Zaten başımıza ne bokluk geldiyse senin yüzünden geldi! Dün gece kaç kez dedim sana gidelim diye! Aldık işte başımıza belayı!" "Lan tamam ben başımı belaya sokmuşum! Sen hangi sikime peşimden geliyorsun! Gel diyen mi oldu? Sıçarım şimdi ağzına!" "Ha şimdi suçlu ben oldum! Arkadaşımıza yardım edeli dedik canımızdan oluyoruz amına koyayım!" Enes deliriyordu öfkeden "Senden nefret ediyorum lan! Sikmişim arkadaşlığını! Niye peşinden geldiysem! Adam birazdan bizi köpeklerine mama edecek lan! Daha evlenemeden, çocuk sahibi olamadan gurbet ellerde geberip gideceğim! Allah'ın ne olursun kurtar! Beş vakit namaza başlarım! Soyum dünyadan silinecek lan! Benden başka erkek yok ailede!" "Amına koyduğum bir sus ya! Sus! Bir çözüm bulacağım! Bir sus!" "Nah bulursun çözümü! Öldük lan biz!" Aniden bir kahkaha sesi ikilinin konuşmasını yarıda kesmişti. Han irkilmişti. Bu ses tonu sanki tanıdıktı. Genç bir adam (İtalyanca konuşarak) "Bakıyorum ölümün soğuk pençesini hissetmek seni baya ürküttü Han," dedi. Han dişlerini sıktı anında. Bu sesi tanıyordu. Bir anda başındaki siyah torba sertçe çıkarılmıştı. Gözleri etraftaki loş ışığa alışamamıştı başta. Yavaşça yeşil gözlerini araladı. "Gabriel..." dedi neredeyse hırlayarak. Siyah çizgili takım elbiseli adam oturduğu sandalyede bir bacağını diğerinin üzerine atmış sırıtarak onları izliyordu. Kehribar gözleri acımasızlıkla parlıyordu. "Bingo eski dostum!" Han dişlerini sıktı. Bu sesi tanıyordu. Bir anda başlarındaki siyah torbaları biri sertçe çekip çıkarmıştı. Gözleri etraftaki loş ışığa alışamamıştı başta. Yavaşça yeşil gözlerini açtığında karşısında bir bacağını diğerinin üzerine atmış olan takım elbiseli esmer bir adam soğuk gülümsemesiyle onları izlemekte olduğunu fark etti. Han dişlerinin arasından "Gabriel," dedi. "Bingo vecchico amico!" Enes "Amına koyduğum! Bittik lan biz bittik! Senin yüzünden geberip gideceğim lan!" diye yakınmaya başlamıştı. "Bu Vincenzo'nun oğlu değil mi lan! Hani seni diri diri köpekbalıklarına yedirmek isteyen oğlu!" "Sus Enes sus! Şu siktiğim çeneni bir saniye kapalı tutabilir misin sen!" "Niye önüne gelen herkes seni ya köpeklere ya da köpekbalıklarına yedirmek istiyor?" "Çeneni kapatmazsan köpek familyasına seni mama yapacak olan kişi ben olacağım Enes!" Han öfkeyle dişlerinin arasından konuşmuştu. Enes'in kapanmayı bilmeyen çenesi yüzünden doğru dürüst düşünemiyordu. Sakin kalmalıydı. Soğukkanlı olmalıydı. Durum o kadar da kötü değildi... Değil mi? Daha kötü bir durumda da olabilirdi. Mesela bu çatlak Gabriel kolunu bacağını bir testereyle kopartmış olabilirdi... Ya da Enes'in söylediği gibi onu evcil köpekbalıklarını beslediği havuzun tepesine iple baş aşağı asılı olarak bırakabilirdi. Bunu düşünmek bile yutkunmasına yetmişti. Siktir! Kötününde kötüsü vardı yani... Pozitif düşünmeliydi. Kötü düşünerek kötüyü çağırmamalıydı... Kötümser olmamalıydı... İyiyi düşünmeliydi..! Ama hayır! Yok! Lanet olsun hayır! Beceremiyordu! İşi bitmişti! Bu siktiği hayatı onunla gerçekten maytap geçiyordu! Eski patronun ortanca oğlu Gabriel tarafından birazdan lime lime doğranarak öldürülücekti birazdan! Kesin! Bir mezarı bile olmayacaktı. Kahretsin! Ruhuna el Fatiha bile okunamayacaktı. Bu adam onda günahı kadar hoşlanmıyordu. "Hakkını helal et anacım," diye mırıldandı birden bire. "Lan! Ne demek lan hakkını helal et!" Enes arkadaşının mırıldanarak ne söylediğini duymuştu. "Lan sen benle dalgamı geçiyorsun! Sikerim lan seni! Bizi bu duruma sokan sensin çıkaracak kişide sensin!" "Arkadaşın baya gürültücüymüş Han." Gabriel İtalyanca konuşmuştu. Baştan beri eğlenerek iki adamı izliyordu. Onların arasında Türkçe konuştuklarını biliyordu. Ancak dili anlamadığından sadece izlemişti. "Hmm ne demezsin..." Han göz devirmişti. "Siz İtalyanlar kadar gürültücü olamayız ama." Gabriel kuru bir kahkaha atmıştı. "Bunu benim milyon dolarlık yatımı bombalayan bir türk mü söylüyor?" "Hassiktir! Adamın yatını mı bombaladın?" Enes öfkeyle Han'a bakmıştı. "Sana olan kinini gayet iyi anlayabiliyorum şimdi." Han dudak büktü. Arkadaşına yönelik "Ne yapayım herifin babası istedi bunu benden! Gidip keyfimizden patlatmadık adamın milyon dolarlık yatını!" dedi sertçe. "Aile genetik olarak deli! Niye suçlu ben oluyorum şimdi!" "Kapatın çeneninizi!" Bağıran Gabriel'den başkası değildi. "Benim derdim senin sefil canını almak değil Türk. Benim derdim başka bir şey." Han'ın kaşları çatılmıştı. Aha! Eline bir koz geçmişti. Gabriel onu öldürmeye gelmemişti. Muhtemelen babasıyla ilgili bir şey öğrenmeye çalışıyordu. Eğer akıllı davranırsa ve durumu kendi lehine çevirirse hayatta kalmayı başarabilirdi. "Tam olarak benden ne istiyorsun eski dostum?" "Babam ölmeden önce mirasta bir değişiklik yapmış." Han'ın bir kaşı şüpheyle havaya kalkmıştı. "Bundan nasıl haberin var?" Çünkü onun kesinlikle bundan haberi yoktu. Ve bunu belli edecek değildi. Her şeyi bilen piçi oynamak şu an daha yararlı olabilirdi. "Bana o yeni mirasın gerçek kopyasını vermeni istiyorum." Gabriel'in yüz hatları baya sertti. Han kahkaha atmıştı. "Sen çıldırmışsın," dediğinde Enes "Lan dalga mı geçiyorsun! Ver adam senden ne istiyorsa işte!" diye araya girmişti. Han arkadaşının şikayetlerine kulak asmamıştı. "Babanızın ahmak bir insan olduğunu mu düşünüyorsunuz? Mirasta değişiklik yaptığına göre onu diğer avukatları duyurmuş olmalı sizlere." "Evet duyurdular," Gabriel öfkeyle konuşuyordu. "Dominic sahte bir evrakla çıkageldi. Avukatlar onun vermiş olduğu miras evrakını okudu. Mirasta yazıldığına göre babam servetinin yüzde 70% -ni en büyük oğlu Dominic'e bırakmış (!) kalan yüzde 30% ise diğer iki kardeşe aitmiş." "Vay vay vay... Görünen o ki Celento kardeşler taht üzerinde savaşa başladılar. Kazananın kim olduğu ortada. Dominic aranızda en az ahmak olanınız. Ben kartımı ona oynardım." Han'ın alayla sarf ettiği cümleler Enes'in daha da endişelenmesine neden olmuştu. Alnından soğuk terler akarken "Amına koyduğum kapa çeneni! Hangi siktiğim cesaretle konuşuyorsun! Herif bizi sırf sana olan hıncından şişleyecek! Sus lan sus!" diye sövünüyordu. Gabriel'in gözleri nefretle açıldı. Yerinden kalktığı gibi Han'ın ıslak saçlarından vahşice tutması bir olmuştu. Han'ın ağrıyan saç diplerinden dolayı ağzından küçük bir inleme kopmuştu. Gabriel saçlarından bir hayvan misali tutmuş başını arkaya yaslamıştı. İyice eğilerek yüz yüze geldiğinde "Bana bak seni iğrenç yaratık! Şu an senin sikik hayatının bitip bitmemesi dudaklarımın arasından çıkacak siktiğim kelimelere bağlı!" diye tıslayarak konuştu. "Senin sikik düşüncelerin sikimde değil! Şimdi o sikik kulaklarını iyice açta beni dikkatle dinle sikik!" "Altı." "Ha?" Gabriel kaşlarını çatarak Han'ın yüzüne bakıyordu. Ne demek istediğini Enes dahil kimse anlamamıştı. Han alayla gülerek "Ahbap kelime darağacını genişletmen lazım," dedi. "Az önce altı kere "sik" kelimesini kullandın. Bir küfürü birkaç kez tekrarlayınca etkisi kayboluyor. Otoriteni sarsıyorsun." Enes sanki yüz ifadesiyle bile arkadaşına küfür ediyordu. Öfkeyle sabır dilercesine gözlerini kapadığında sert bir yumruk sesi doldurdu kulaklarını. İçinden bunu hak ettin dostum diyordu. Burada hayatları tehlikedeyken o hala baş düşmanlarının biriyle dalga geçiyordu. Gabriel öfkeyle Han'ın yüzüne yumruk atmaya devam ediyordu. Han ise her yumruk attığında sadece alayla sırıtarak karşılık veriyordu. Bir kez daha sert bir yumruk çenesine indiğinde Han çenesini oynatarak yere tükürmüştü. Enes'in göz bebekleri yuvasından çıkacakmış gibi bir hal aldı. Kanlı tükürüğünün arasında bir dişin olduğunu kendi gözleriyle görmüştü. "Ben diş sağlığına önem veren bir adamım. Bu senin için baya pahalıya patlayacak." Gabriel canice sırıtarak geriye doğru bir adım attı. Ceketinin iç cebinden çıkardığı mendille yumruklarını silerken "Dişlerin görevini yapmadığına göre sana bir gereği yok diye düşünmüştüm," dedi. Dişlerini göstererek sırıtmıştı. "Sonuçta dişlerin göre o uzun dilini ağzının içinde tutmak değil mi?" Han sessizce kahkaha atmaya başladığında omuzları hareket ediyordu. Islak saçları alnına yapmış, başı öne düşmüştü. Burnundan ve ağzından kan damlıyordu. "Ah hayır dişlerimin ondan daha önemli görevleri var Gabriel," dedi kısık sesiyle. "Misal Eleanor'un göğüslerini ısırmakta baya yardımcı oldular. Isırmaktan zevk alırım. Bu arada eski nişanlının güzel memeleri varmış. Kadın zevkine her zaman hayran olmuşumdur." Enes'in ağzı açık kalmış vaziyette yanındaki çatlağa bakıyordu. "Amına koyduğum manyak! Gebermek istiyorsan tek başına geber! Beni niye yanında götürmeye çalışıyorsun! Birde herifin nişanlısını sikmiş!" Gabriel'in mendilli eli havada asılı kalmıştı. Bir kaşı oynuyordu. Çene kasları gerilmiş vaziyette dişlerini sıkıyordu. Karşısındaki adamı şu saniyede öldürmemek için muazzam bir güçle kendine engel olmaya çalışıyordu. "Seni adi pislik!" diye sonunda bağırdığında Han alayla gülmüştü. "Hey bana kızma! Kızın kendisi bana geldi. Ne yapabilirim ki Türk erkeklerinin cazibesine karşı koymak çok zor." Gabriel öfkeyle Han'a tekme attığında genç adam geriye savrulmuştu. Hala sandalyenin üzerindeyken sırtı beton zeminle sertçe buluştuğunda bir inleme kopmuştu ağzından. Elleri arkadan bağlı bir halde yere kapaklanmak gerçekten can acıtıyordu. Gabriel hala hıncını alamamıştı. Han'ın midesine tekme atmaya devam ederken "Seni şerefsiz adi herif! Demek senin yüzünden Eleanor beni terk etti!" diye ona vurmaya devam ediyordu. Enes korkuyla paniklemeye başlamıştı. Adam böyle vurmaya devam ederse Han gerçektende cehennemi boylayacaktı. Diğer adamlara bakarak "Lan niye durdurmuyor sunuz patronunuzu! Birazdan adamı öldürecek!" diye bağırdı. Adamlar afallayarak ne yapacaklarına karar veremiyordular. Enes öfkeyle küfür savurdu. Arkadaşının gözünün önünde böyle geberip gitmesine izin veremezdi. Daha değildi. Henüz onu bir güzel pataklamadan önce hiç bir şekilde ölemezdi adi herif. "Gabriel! Gabriel! Kendine gel! Han'ı öldüreceksin! Senin derdin miras değil miydi! Uyan lan! Han seni bilerek öfkelendiriyor!" diye bağırdı. "Biraz sakinleş! Önce miras işini bitir! Biraz daha böyle devam edersen her şeyi batıracaksın!" Gabriel sonunda yavaşlamıştı. Çömelerek Han'ın kanıyla boyanmış olan yüzüne baktı. Tekrar saçlarından hoyratça tutarak başını kaldırdı. "Arkadaşın senden daha akıllı mankafa!" dedi tükürürcesine. "Senle işim bittikten sonra seni bizzat ben yaşayan ölüye çevireceğim. Bu sadece an meselesi."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE