"Bu şeref bana ait bebeğim!" adam bir anda dudaklarını onun dudaklarıyla buluşturmuştu. Onu kucağına doğru çekerek iki bacağını açmasına neden oldu. Genç kızın iki bacağınıda beline doladı. Bir eli saçlarını çekiştiriyordu bir diğeri de genç kızın üzerinde ki fazlalıklardan kurtulmaya çalışıyordu. O sırada onu öpmesi sertleşmeye başlamıştı. Dili ağzının içini istila ediyor ağzını keşfe dalıyordu. Sophia narin ellerini korkarak adamın ensesine koymuştu. Yumuşak kumral saçlarına daldırmıştı ellerini.
Adam bir an dudaklarını ayırarak "Bu saf ve çekingen hallerin erkekleri çıldırmak için mi yaratıldı?" diye sordu. Onun kalçalarını avuçlayarak sıkıyordu. Genç kızın üzerinde ki bluzu yukarıya doğru çekerek onu söküp almıştı üzerinden.
Sophia bir an utanarak başını başka yana çevirecekken adam buna izin vermedi. Siyah dantel sütyenin içerisinde muazzam bir manzara sunmakta olan diri göğüslere bakarak iç çekti "Senin tadın düşündüğümdende lezzetli bebek!"
Sophia daha kızarmıştı sanki "Bu güzellikleri saklaman saçmalık" diyerek yavaşça göğüslere doğru yol almaya başladı.
Genç kızın tenine bıraktığı her öpücük öptüğü yerin yanmasına neden oluyordu. Adam Sophia'nın başını yastıkla buruşturdu. Yavaşça sütyenin kopçasını açtı. İşte şimdi o güzellikleri özgür bırakmıştı.
"Ben biraz fazla giyiniğim sanırım" diyerek yarım bıraktığı kemerini açma olayına devam etti. Üzerinde ki pantolonunda kurtulmuştu. Artık üzerinde sadece iç çamaşırı kalmıştı. Genç adam yavaşça ellerini Sophia'nın pantolonunun düğmesine götürdü. Son bir kez kıza baktı. Her ne kadar kafa gidik sarhoşta olsa kız tereddüt ettiği an odayı terk edecekti. Tabi terk edebilirse. Bu kızın kusursuz hatları onun ne kadar aç olduğunu hatırlatıp duruyordu. Sophia hala adamın bir sonraki hareketini bekliyordu. Sanırım ondan bir işaret bekliyordu. Bu yüzden cesaretini toplayarak adamın ensesine elini koyarak onu öptü. Adam sinyali almıştı. Hemen genç kızın üzerinde ki pantolondan kurtuldu. Şimdi Sophia siyah renkteki dantel iç çamaşırlarıyla kalmıştı.
Adam "Lanet olası bu şeyleri kim yapıyor" diye mırıldanmıştı bir ara. Yavaşça Sophia'nın boynundan altını öpmeye başladı. Sütyenden tamamen kurtulmuştu. Altında ki diri göğüslere bakınca gözleri vahşice ışıldadı. O diri göğüslerin pembe uçları sertleşmişti. Bu küçük kızda onu istiyordu. Yavaşça göğüslere doğru ilerleyerek göğüslerden birini ağzına aldı diğerinide avuçlayarak sıkıyordu. Sophia'nın arkası yay halini almıştı. Ağzından küçük bir inleme koptu. Bu adam ona ne yapıyordu? Oldukça sıradan hatta küçük gördüğü göğüsleri bu adamın bu kadar mı ilgisini çekmişti.
Adam diğer göğsüne tatlı bir işkence yapmaya başlayınca daha büyük bir inleme koptu ağzından. Adam göğüslerini avuçlayarak "Tanrım! Tam avuçlarım için yaratılmışsın sanki Afrodit!" dedi.
Adam hemen üzerinde ki son giysiden kurtuldu. Genç kızın üzerine yatacağı sırada Sophia'nın gözleri onun erkekliğine kaymıştı.
"Çok büyük..." kelimeleri ağzından kopuvermişti.
Adamın yüzünde zafer dolu bir gülümseme belirdi "Bu sözlerin erkekler için övgü olduğunu biliyorsundur sanırım Afrodit" diyerek üzerine geçti. Yüzüne öpücük konduruyordu.
Sophia bir an utansa da "İçime sığmamandan korkuyorum" diyebildi "Canımı yakmazsın değil mi?"
Safça sorusunun arkadında ki büyük anlamı anlamamıştı genç adam. Kızın kast ettiği bu ilki olduğu için ondan nazik davranmasıydı.
Adam hırıltılı bir şekilde gülümseyerek onu şehvetle öptü. Fısıldayarak "Ben kendime yer bulurum bebek, ama nazik olur muyum ona söz verememem!" dedi.
Bütün odağını dantel külota verdi şimdi. Onu yavaşça aşağıya doğru çekti. Karşılaştığı muazzam manzarayla "Ah bebeğim uzun zamandır hiç böyle hissetmemiştim," dedi. Yavaşça elini ona doğru uzatarak en mahrem yerlerine dokundu. Başparmağını klitorisine bastırarak sıktı. Sophia'nın ağzından bir çığlık kopmuştu. Bundan canice bir zevk almıştı adam. Kadınlığı sırılsıklamdı. Parmağını vajinasına sokarak elinin altındaki kızı daha da inletiyordu.
"Şşş bebeğim. Sakin ol.. daha önce hiç dokunulmamış gibi davrandığın yüzünden beni daha da delirtiyorsun! Birazdan seni öyle güzel sikicem ki hayatının en güzel seksini yaşayacaksın!”
Sophia o an 'gerçekten de daha önce kimse bana dokunmadı, kimse beni sikmedi!’ demek istedi ama susmayı tercih etti. Şu an sadece bu anın tadını çıkaracaktı. İntikamını alacaktı. Bunu yapacaktı!
"Tam kıvamındasın bebeğim. Islak ve kaygan. Amın benim için deliriyor! Artık sen benimsin!"
Adam erkekliğini genç kızın vajinasına yakınlaştırmıştı. Sophia o an nefesini tuttu. Artık o da bir kadın olacaktı. Ve bunu bir türkle yapıyordu. Ve birden ağzından bir çığlık koptu. Adamın koca siki dibine kadar girmişti. Tırnaklarını adamın omzuna saplamıştı. Adam yavaşça içeriye doğru girmiş, zevkle inliyordu. Onun sıkı içine yavaşça girip çıkıyordu. Sonunda kızlık zarını deldiğinde Sophia'nın gözünden bir damla gözyaşı çıkmıştı. Düşündüğü kadar acıtmamıştı aslında.
Adam hala biraz sarhoş olduğundan onun bakire olduğunu anlamamıştı. Yavaşça içine doğru girip çıkıyordu. Hareketleri gitgide daha da sertleşiyordu.
Sophia'nın duyduğu zevk doruktaydı. Sanki bir şeyin sonuna varıyordu ama neydi bilmiyordu. Adam onu durmadan öpüyor mıncıklamaya devam ediyordu. Onu öpmeye bıraktığında genç kızın kendisi başlıyordu. Hissettiği şehvetten daha fazlasını istiyordu.
"Lütfen.. ah" sözcükler ağzından dökülüyordu.
"Benim için gel bebek. Benim için!"
Adam da ritmik bir hareketle devam ediyordu. Ve işte sonunda doruğa ulaşmıştılar. Adam kendini kenara doğru attı. Uzun zamandır hiç bu kadar güzel bir seks yaşamamıştı. Kenarında ki kadına baktı. Beyaz örtülerle üzerini örterek tavana bakıyordu.
"Nasıl hissediyorsun?"
Her erkek gibi o da birlikte olduğu kadının düşüncesini bilmek istiyordu. Performansı beğenilmiş miydi bunu bilmeliydi.
Kadın aniden "Muazzamdı" dedi.
Han güldü. Kadının omzuna bir öpücük kondurarak kendisine doğru çekti. Yüzünü onun koyu çikolata renginde ki zambak kokulu saçlarına gömerek derin bir uykuya daldı.
***
"Uyan lan oğlum! Uyan!"
"Neler oluyor ya! Bir beş dakika daha.."
"Hala bir beş dakika diyor ya! Hala! Delireceğim!"
Han Enes'in mızmızlanma sesini duyar gibiydi. Başının zonklaması ve mide bulantısı yüzünden adam akıllı sese odaklanamıyordu.
"Kalk lan dedim sana! Geberticeğim yoksa seni!"
Gene o ses. Sanırım o kalkana kadar dana gibi bağırmaya devam edicekti.
"Tamam lan tamam... ah başım!"
Han zar zor yataktan kalkarak arkasını yatak başlığına yasladı. Bir bacağınıda aşağıya sallamıştı. Bir eliyle alnını ovamaya başladı. Sanki bunu yaparsa baş ağrısı azalacaktı.
Dün gece neler olmuştu? Buraya nasıl gelmişti.
"Dün ne halt yediğini mi hatırlamaya çalışıyorsun?" diye sordu aniden Enes. Han cevap vermeyince devam etti "Dün gece lanet olası bir kızla yattın!"
Han omuz silkerek "Yeni bir şey söyle" dedi "Bu her zaman yaptığım şey.."
Enes sinirle kaşlarını çatışmıştı. Öfkeyle kahkaha attı "Bununla baya gurur duyar gibisin! Ulan göt herif dün gece birlikte olduğun kız bakireymiş lan!"
"Saçmalama! Ben dün gece olanları hatırlıyorum" Han bir ara şaşırsa da hemen kendine gelmişti. Dün gece yaşananları yavaş yavaş hatırlamaya başlamıştı "O kızın sevgilisi onu aldatmıştı. Kız suç üstü yakaladı piçi. Eh yani bende centilmen olduğumdan kızı bu gurur kırıcı rezillikten kurtarmayı teklif ettim. O da kabul etti. Olay bundan ibaret yani."
Han'ın hiç bir şey yaşanmamış gibi rahatça olayları anlatması Enes'in daha da öfkelenmesine neden olmuştu. Önünde ki yatağın beyaz çarşafını aniden çekti. Bir an Han 'ne yapıyorsun?' diye bağıracaktı ki yatağın beyaz çarşafının üzerinde küçük kan lekelerini görünce sözcükler boğazında kaldı.
"Bu ne peki?!" diye sordu Enes işaret parmağıyla yatakta ki kan izlerini göstererek. Han baya afallamıştı. Bir yatakta ki kan izlerine sonra da arkadaşına bakıyordu.
"Hadi lan ordan! Kız gerçekten bakiremiymiş?!"
"Dahası da var! Asıl bombayı duymadın sen?"
Han büyük bir nefes alıp verdi. Yerinden kalkarak odada ki mini buzdolabını açarak bir gazoz aldı. O sırada tabi çıplaktı. Arkadaşının yanında oldukça rahattı.
"Başka ne olabilir ki?" diye sordu soğukkanlılığını koruyarak "Tamam kabul kız bakireymiş. Ama neden bana sanki o kıza tecavüz etmişim gibi davranıyorsun? Ben kızı zorlamadım. Kendisi dünden razıydı!" soğuk gazozundan yavaşça yudumlamaya başlamıştı Han. Dün gece güzel vakit geçirmişti aslında. Hem kızın bakire olduğunu öğrenmesi gururunu okşamamış değildi. Demek kıza ilk dokunan, ilk sahip olan oydu. Kızın ilki olarak ona muazzam bir hatıra bırakmıştı o zaman.
"Dün birlikte olduğun kız Doğan Haznedar'ın kızıydı lan!"
Han içtiği suyu püskürtmüştü anında. Şok içerisinde Enes'e baktı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Beyninde sadece tek bir isim yankılanıyordu, Doğan Haznedar! Başından aşağı sanki kaynar sular dökülmüştü.
"Ne diyorsun lan sen?"
Enes'in 'şaka yaptım oğlum sende amma şakadan anlamıyorsun' cümlesini söylemesi için şu anda Han her şeyini verebilirdi.
"Bizim.. şu bildiğimiz Doğan Haznedar" diye sordu bu kez Han. Enes sesini çıkarmadan oturuyordu "Hani şu Haznedar. B-beni gebertmek isteyen sonra da cesedimi köpeklerine akşam yemeği öncesi atıştırmalık diye vermek isteyen şu Haznedar'dan bahsetmiyoruz değil mi? Şaka yapıyorsun..? Tabi şaka olmalı bu! Ben! Haha! Ben dün gece onun kızıylaydım öyle mi? Yok öyle bir şey! Konuşsana oğlum susma lan!"
Geçen her saniye sessizliğin daha da artması, korkununda bir çığ gibi büyümesine neden oluyordu. Bu yüzden Han kendi kendine itiraz etmeye devam ediyordu bu saçma durumu.
Bunun şakası bile dehşet vericiydi! Bu bir eşek şakası olmalıydı!
"Konuşsana Enes! Susma lan! Bir şey de! Şaka yaptım de!"
"Sıçtın oğlum sen! Büyük boka bastın."
Genç adam geriye doğru sendeledi. Yerde duran iç çamaşırını alarak üzerine geçirdi. İdrak etmeye çalışıyordu olanları. Arkada duran bir sandalyelerden birine çöktü. Bacakları onu taşıyamayacak kadar halsiz düşmüştü. Ne halt yemişti o böyle?
O kız şimdi... o kız... Hayır bu olamaz! Bu kadar saçma bir denklemin içine düşemezdi o! Bu imkansızdı!
"Buraya geldiğimde başka bir kadın daha geldi. Arkadaşını almaya gelmişti. Birlikte olduğun Kızın adı Sophia! O kızı gördüğümde ağlıyordu sersem herif! Arkadaşı olan kız onu kucaklayıp götürürken bana ağzına geleni saydı! Eğer ona zarar verdiyseniz ikinizi de bitireceğim falan dedi! Başda 'seninle uğraşamam kadın' diye ben mankafa ona kafa tuttum ama sonunda kadın arkadaşının Doğan Haznedar'ın tek kızı olduğunu söyleyince dilim tutuldu! Elim ayağım birbirine dolaştı lan!"
Han kaşlarını çattı "Bu mu yani? Kadının biri arkadaşının Doğan'ın kızı olduğunu söyledi diye sende hemen inandın mı?"
Alay ve öfke dolu sesiyle sormuştu. Enes sıkıntıyla yüzünü ovarak telefonunu çıkardı. Bir şeyler yaparak Han'a bir şey gönderdi. Anında Han'ın telefonuna bip sesi gelmişti.
"Al bak" dedi Enes "Ne demek istediğimi anlarsın."
Han kenarda ki masanın üzerinde ki son model telefonunu alarak Enes'in göndermiş olduğu online gazeteye baktı. Gazete sadece İtalyan İş adamları için olan özel bir bussines gazeteydi. Borsa, ihale ve en önemli inşaat ve iş anlaşmaları hakkında bilgileri veriyordu. Gazetenin ilk sayfasında o kız vardı. Yanındaysa babası Doğan Haznedar ve ağabeyi Doruk Haznedar vardı. Yeni bir projeye imza atmışlardı. Engellilere yardım derneği. Adıda kızının adını taşıyordu. 'Sophia' Han gazetede ki her kelimeyi tanesi tanesi okuyordu. Arada bir resme bakmadan edemiyordu.
Bu o kızdı.
Gerçektende o kızdı.
Dün gece hayatında geçirdiği en güzel seksi yaptığı kadındı! Tanrım böyle işin içine! Ne yapacaktı?! Üstelik az önce Enes onun ağladığını mı söylemişti?
Neden?
"Artık anlamışsındır umarım işin ciddiyetini!"
Han sadece başını sallamakla yetindi. Tam o sırada kapı çaldı. İki gençte kapıya baktı.
Enes "Lan yoksa onlar mı?" diye korkusunu belli etmişti.
Han dilini tutamayarak küfür savurdu: "Hassiktir!"
###
Bir kez daha burnunu çekti genç kadın. Sabahtan beri bu soğuk, iç karartıcı koridorda bekliyordu.
Zavallı babası... O dün geceyi tanımadığı bir adamın koynunda zevkle geçirirken babası bu soğuk hastanede can çekişiyordu... Kendisinden nefret etti bir kez daha.
"Ağlamayı kes artık Sophia," dedi soğuk bir ses.
Genç kadın ona aldırmadı. Tekrar bir hıçkırık koptu boğazından.
"Ah, lütfen! Salya sümük ağlaman bir işe yaramıyor! Kes artık!"
Daha Sophia cevap veremedin Sara "Ne dediğini anlamıyorum ama kapa çeneni sırık!" diye İtalyanca konuşarak araya girmişti "Türkçe anlamasamda ses tonundan iyi bir şeyler demediğini biliyorum! Eğer bir kez daha arkadaşıma sesini yükseltirsen götüne tekmeyi yersin Türk!"
Genç adam kendisine bağıran italyan kıza bakarak "La Havle!" dedi.
"Bu sanırım Arapça oluyor," dedi bu kez Sara, "Umarım küfür etmemişsindir."
Doruk tekrar Türkçe bir şeyler homurdandı sonra kardeşine bakarak "Sophia git yüzünü yıka. Şu deli arkadaşınada söyle sesini alçaltsın. Hastanedeyiz," dedi. Başkada bir şey söylemeden uzaklaşmıştı.