Bir ay önce
Han artık kaç bardak viski bitirdiğini unutmuştu. Kafayı iyice bulmuştu. Çünkü etraftaki her şeyden birkaç tane görünüyordu. Yanında ki arkadaşı Enes omzuna dokunarak "Oğlum yeter artık içtiğin! Hadi gidelim!" diye bağırıyordu. Yüksek müzik sesi yüzünden zar zor duyuyordu onun sesini.
"Lanet olsun! Her şey böyle bitemez!" Han ağır bir küfür savurarak oturduğu yerden kalktı. Göğsüne vurarak "Ben bunca yolu boşuna kat etmedim tamam mı! Hayır! Gitmiyorum! Dönmüyorum Mardin'e!" diye bağırdı.
Enes başını iki yana sallayarak sinirle homurdandı. "Lan hala neyin kafasındasın?! Eğer buradan kaçıp gitmezsen seni adamlar bulduğu yerde gebertir!"
"Bir bok başaramazlar!" Han tekrar barmen gençten viski istedi "Ben... bulurum bir çare!"
"Nah bulursun!" Enes de bir votka aldı kendisine. Yanında ki taburede oturan arkadaşına aynı zamanda meslektaşına bakarak iç çekti "Han, sen italyanın en güçlü mafyalarından birinin avukatıydın! Lan oğlum kaç insanın hayatını bir sözünle mahvettin sen! Şimdi o mafya yok! Öldü! O adamın düşmanları seni sağ koyar mı sanıyorsun? Ulan listelerce adam var seni öldürmek isteyen!"
Han yüksek dozda alkol yüzünden doğru düşünemiyordu. Arada bir Enes'in sesini duyuyordu ama ne dediğini anlamıyordu. Ne saçmalıyordu bu adam? Kim bilir. Belkide bir kadını nasıl becerdiğini anlatıyordur. Evet, evet. Kesin öyle olmalı. Şöyle fıstık gibi. Diri, büyük göğüsleri olan, al beni diyen lokmalıklardan birini. Çok güzel...
"Han beni dinliyor musun?"
Han gülerek başını salladı "Hem evet hem hayır" dedi tekrardan viski isteyerek. Az önceki bardağını bir dikişte bitirmişti.
"Yeter artık! İçme!"
"En son ne zaman bir kadınla yattım ben? Şöyle çooook güzel seksi olanından... haha.."
"Ne saçmalıyorsun sen?" Enes öfkeyle soluyarak Han'a baktı. Adam iyice kafayı bulmuştu.
"En son bir ay önce biriyle birlikte oldum! Benim biriyle acilen yatmam gerek!" Han kahkaha atarak etrafta ki dans eden kadınlara bakıyordu "Bak şu güzel. Onu düzebilirimmm.. orgazm bebek!" saçma sapan, abuk subuk şekilde konuşmaya devam ediyordu Han. Üstelik şu anda yanında sadece Enes vardı bir türk olarak. Başka kimse türkçe anlamadığı için bu kirli konuşmasını rahatça devam edebilirdi.
"Çok güzel bir saksoya hayır demem! Şöyle güzelce gevşerim. Sonrada şey yaparım..."
Enes, "Han yeter hadi gidiyoruz abi!" diye Han'ın bir kolundan tutarak omzuna attı "Buradan acilen gitmemiz gerekiyor! Çünkü sen kafayı iyice buldun kardeşim!"
"Bırak lan beni!"
"Han yeter! Bak sinirlenmeye başladım! Yürü gidiyoruz!"
"Bırak lan dedim! Gitmeyeceğim hiç bir yere!"
"Dur! Ah! Ne yapıyorsun seni manyak!"
Han ani bir hareketle Enes'i iterek arkada oturan kadınlara çarpmasına neden olmuştu. Zavallı arkadaşı son anda yere kapaklanmamak için kısa etekli bir kadının çıplak bacağından dokunmuştu. Kadınlardan birinin yanında sevgilisi de vardı. Adam sinirlenerek Enes'in üzerine yürüdü o an. Haliyle zavallı Enes de durumu izah etmeye çalışıyordu. Bu italyanlar arada baya öfkeli olabiliyordu.
Han durumdan istifade oradan uzaklaşmıştı o sırada. Barın ikinci katına çıktı hemen. Burası şehrin en lüks gece barlarından biriydi. Özel konuklar için oyun odalarına kadar her şey düşünülmüştü. Yani burada tam bir cennet vardı genç adam için. Genç adam İtalya'ya çok alışmıştı. Üniversiteyi burada bitirdi, burada kariyerine başladı ve kök salmıştı.
Ülkenin en güçlü iş adamı aynı zamanda mafyası olan Vincenzo Caleb Celento isimli amerikan asıllı italyan mafya babasının avukatı olmayı başarmıştı. Ülkenin en başarılı ve en iktidar sahibiavukatı olmuştu. Hatta yargıç, hakimler bile ondan çekinirdi. Çünkü onun her sözü çalıştığı mafyanın babasının emriydi. Ama gel görki o herkesin korktuğu mafya babası Vincenzo Caleb Celento tam 2 gün 6 saat önce gizemli bir trafik kazasıyla yanarak ölmüştü! Büyük kralın trajik ölümü ülkenin en büyük haberi olmuştu. Onun yıllardır yönettiği büyük krallığıda üç tane salak oğluna kalmıştı! Ve gel görkü oğullarından ikisi ondan ölümüne nefret ediyordu. Durum bu kadar iç açıcı olamazdı zaten. Hayat ne kadarda güzel maytap geçiyordu onunla?! Hem sarhoş hemde bitmiş bir halde olan yakışıklı adam ikinci kattaki bazı odaların yanından geçmeye başladı.
Gülüşme sesleri onun konsantre olmasını engelliyordu.
Niçin buraya gelmişti?
"Haaa hatırladımmm.." dedi kendi kendine gülerek Han. Bir kadın bulmaya gelmişti.
"Güzel bir seks için..." diye kıkırdamaya başladı.
***
"Sophia dur nereye gidiyorsun?"
Sophia hızla ikinci kata çıkabilmek için merdivenlere yöneldi. Duyduğu doğru olamazdı. O mesaj tamamen yalandı. Biri onunla oynuyordu.
"Sophia! Bekle lütfen!"
Genç kız sonunda durdu. Arkasında ki kalabalığın arasında zar zor ilerlemekte olan arkadaşı Sara'ya baktı.
Sara bir oh çekerek "Beni duyduğuna sevindim" dedi.
"Sara ne söyleyeceksen söyle!"
"Canım... o mesaja güvenemezsin. John bunu sana yapmaz. O iyi bir çocuk. Bence buraya gelmemiz yanlış. Ona güvenmediğini ispat ediyorsun sadece."
Sophia iç çekerek merdivenlere baktı. Her ne kadar Sara'nın dediklerine inanmak istesede John'un son günlerde değiştiğini fark etmişti. Onunla altı aydır sevgiliydi. Son günlerde neredeyse mesajlarına hiç cevap vermiyordu. Onunla ilgilenmiyordu. Ve şimdi de bilinmeyen bir numaradan sevgilisinin yukarda ki odaların birinde bir kadını becerdiğini söyleyen bir mesaj gelmişti. İkna olması gerekiyordu. O odaya girerek orada onun olmadığını kendi gözleriyle görerek bu korkunç şüphelerinden kurtulması gerekiyordu.
"Hayır..." dedi büyük bir nefes alarak yumruklarını sıktı "Gidip kendi gözlerimle göreceğim Sara. Sen lütfen burada kal ve beni bekle. Lütfen!"
"Emin misin?"
"Eminim... Sadece eğer doğruysa" gözlerini yumdu genç kız "Bununla tek başıma yüzleşmek istiyorum."
"Seni bekliyorum. Tanrı her zaman en iyisini bilir. İsa'ya dua edeceğim."
Genç kız zar zor gülümsedi. Arkadaşı Sara son derece dinine bağlı bir hristiyandı. Dinine saygı duyuyordu ama gene de onun duasına amin demek istemedi. Sophia seri adımlarla merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladı. Tekrardan telefonunda ki mesaja baktı. Mesajda sevgilisinin hangi oda numarasında kaldığına kadar her şey yazıyordu. 13.numaralı oda. Ne güzel.
12 kişilik davete 13.kişi olarak katılan yalancılar Tanrısı Loki gibi davetsiz bir misafir olarak birazdan kapısının tam karşısında durduğu odaya dalacaktı. Tam o sırada arkasından bir adam sekerek yürüyordu. Yanında durduğunda sert alkol kokusunu hissetmişti Sophia. Derin bir nefes alarak kapıyı sertçe açtı. İçinden büyük bir umutla içeridekilerin başka insanlar olmasını arzu ediyordu. İçeriye bakacak ve yanlış insanların odasını bastığı için kızararak özür dileyecek ve kapıyı kapatarak buradan hemen defolup gidecek. İşte işler bu kadar basitti.
Fakat... Maalesef işler o kadar basit değildi.
Sophia kapıdan içeriye girmeden, kapının eşiğinde durarak odadakilere bakıyordu. Arkasında ki (sarhoş olan) adam kıkırdayarak "Oopss fena basıldı ahbap" diye güldü. Sophia ise gülmüyordu.
Hayır, hiç bir şekilde gülmüyordu. Çünkü ortada komik olan tek bir durum bile yoktu! Ortada sadece utanılması gereken iğrenç bir durum vardı!
Sevgilisi John çıplaktı. Ve başka bir çıplak kadın onun erkekliğini ağzına almış penisiyle oynuyordu!
Bu iğrenç durum Sophia'nın midesini bulandırmıştı. Bu adamla mı sevgili olmuştu! Kusmak istedi birden. Yüzünü buruşturarak gözlerini başka tarafa çekti. Midesine bir şeyler oluyordu. Sanırım birazdan buradan çekip gitmezse gerçekten kusacaktı.
John hemen pantolonunu üzerine geçirerek kapı dışında ki kıza doğru yaklaştı "Sophia açıklaya bilirim" dedi artık ne açıklayacaksa. Sophia geri gitti. O an arkasında ki adama çarpmıştı.
Adam ne kadar sarhoşda olsa onu omzundan yakalayabilmişti. "Bak.. Sophia... durumlar senin düşündüğün gibi değil. Ben.. ben biliyorsun bizim ilişkimizi.. o yüzden biraz rahatlamak için buraya gelmiştim... yoksa ben asla.."
"Sus! Konuşma seni adi herif!"
"Hayır, dinleyeceksin! Beni dinlemek zorundasın! Sonuçta bende erkeğim. İhtiyaçlarım var! Biriyle yatmam gerek... ve.."
"Yeter seni pis aşağılık göt herif!" Sophia sonunda dayanamayarak John'un yüzüne sert bir tokat atmıştı "Senin iğrenç açıklamarını duymak istemiyorum! Bir daha sakın karşıma çıkma! Bu senin için hiç iyi olmaz John! Emin ol seni pişman ederim! Seni yaşadığına pişman ederim orospu çocuğu!" Tam gideceği sırada John kolundan yakalamıştı.
"Böyle her şeyi bir kenara atıp çekip gidemezsin tamam mı?!" diye tükürürcesine konuştu "Demek beni yaşadığıma pişman edeceksin öyle mi? Şimdi böyle mi oldu Sophia? Böyle tehdit ederek beni korkutarak beni kendinden utan tutabileceğini mi sanıyorsun?!"
"Bırak kolumu pislik!"
"Tam altı ay! Altı ay boyunca sana dokunmadım Sophia! Benden ne bekliyorsun söyle! Hangi yüzyılda yaşıyorsun sen?!" Adam alay edercesine konuşmaya devam ediyordu "Baştan çıkarıcı güzelliğin bile yok! Ama ben genede seninle birlikte olmayı kabul ederken sen neyine güvenerek... Hah!" Alaycı bir kahkaha atmıştı John "Senin dinine saygı duyuyorum diye bana istediğin gibi davranamazsın! Meryem ana gibi gezmeyi tercih eden sensin tatlım!"
Sophia artık daha fazla bu aşağılamalara dayanamazdı.
Tam konuşacağı sırada "Sanırım hanım efendi kolunu bırakmanı söyledi ahbap" dedi yanında ki adam tehlikeli bir sakinlikle araya girerek. İngilizce konuşmuştu.
Genç kızın bakışları yanında ki adama kaydı. Bu adam az önceden beri arkasında duran, üzerinden alkol kokusunu aldığı adamdı. Yakışıklı yüz hatlara sahip kumral saçlı bir adamdı. Adamın italyan olmadığı kesindi. Aksanında hafif doğulu aksanı var gibiydi. Arap falan mıydı acaba, pek çıkaramamıştı Sophia.
"Sende kimsin? Siktir git be adam!"
Yabancı adam aniden Sophia'nın diğer kolundan tutarak kendine doğru çekti. Genç kız adamın göğsüne doğru sendelemişti. Afallayarak adamın yüzüne baktı.
Adam tekrardan tok çıkan sesiyle "Senin boş cümlelerini dinleyecek vakti olmayan adamım ben! Aynı zamanda sevgilimin eskileriyle hiç ilgilenmeyen adamım! Şimdi bas git! Kafamın tasını attırma!" dedi.
Adam bir elini Sophia'nın beline sarmıştı. Sophia'nın ağzı açık kalmıştı o an. Bu adam ne saçmalıyordu böyle? Güpegündüz yalan söylüyordu. Az önce ona sevgilim mi demişti üstelik? Aman Tanrım herif manyağın tekiydi!
John öfkeyle öne atılacağı sırada başka bir adam araya girmişti. John'u iterek duvara yapıştırdı.
"Buldum seni!" dedi yanında ki yabancı adama bakarak yeni gelen adam.
Sophia anlamayarak yanında ki adama bir de diğer adama bakıyordu. Buldum seni diyen adam az önce Türkçe konuşmuştu! Genç kız kaşlarını çattı. Sanırım adamlar ne İngiliz ne Arap ne de italyandı. Adamlar Türk'tü!
John'u durduran adam tekrardan türkçe konuşarak "Sana uslu dur demiştim Han! Sen gelmiş burada piçin tekiyle kavgaya karışmak üzeresin! Üstelik bu salakta kim?" diye sinirli bir şekilde duvara yapıştırdığı adama baktı.
Sophia adının Han olduğunu öğrendiği adama baktı. Demek türktü bu gizemli adam. Genç kızda türkçe anladığından bu adamların arasında olan diyaloğu rahatça anlayabiliyordu. Adamın çene kemiği seğiriyordu. Genç kızın belinde ki elini çekerek "Abartılacak bir şey yok Enes" diye cevap verdi (türkçe konuşarak) "Sadece pisliğin tekine ders vermek üzereydim!"
"Ne demezsin!"
"Annem gibi davranmayı kesmelisin birader."
"Sende şımarık bir bebek gibi davranmayı kes o zaman! Az önceki manyak italyan az daha kadınımı taciz ettin diye beni öldürüyordu!"
"Bakıyorum havanı baya almışlar" Han gülmüştü.
"Bir bok becerdiği yok! Ben sadece buradan hemen defolup gitmek istiyorum!"
"Hee tabi tabi."
O sırada John tekrardan onların üzerine gelmişti. Bu sefer Sophia afallamayacaktı. Direksiyon başına o geçecekti. Tekrardan başta kendisine yardım eden Han isimli bu gizemli adamım elini tutarak John'a diklendi "Çekil önümden John! Bizim ilişkimiz bitti tamam mı? Bu yanımda ki adamda yeni sevgilim!" dedi.
"Yeni sevgilin mi? Güldürme beni Sophia" John kahkaha atmıştı. Enes şaşırarak Han'a "Ne zaman sevgili edindin?" diye kimse anlamasın diye türkçe sordu. Tabi Sophia'nın türkçe anladığını kimse bilmiyordu. Sophia daha da sinirlenmişti. John'a bakmayarak Han'a yönelik "Sevgilim diğer oda boş. İstersen orada geçirelim gecemizi" dedi birden İngilizce konuşarak.
John "Ne dedin sen?!" diye öne atıldı. Durumları idrak edemiyordu. Tabi bu durum az önce onu iten adam içinde geçerliydi. Enes arkadaşına bakarak "Yürü lan gidiyoruz. İşler iyice boka sardı! Artık bu kızda neyin nesiyse?" diyordu "Kız seni kullanmaya çalışıyor görmüyor musun abi?!"
O sırada Han'ın gözleri Sophia'nın üzerindeydi. Sophia bakışlarını bu gizemli adama çevirdi. Dikkatle yüzünü incelemeye başladı. Köşeli çenesi, kirli sakalı, kumral saçları, kalem gibi çizilmiş kaşları ve yeşilimsi sarı rengi gözleri vardı. Adam vahşi bir şekilde gülümsediğinde yanaklarında gamzeler beliriyordu aynı onunkiler gibi. İlk defa gamzeli bir erkek görüyordu sanki. Adam ona doğru yaklaşarak kulağına doğru fısıldadı.
"Eğer seninle o odaya gidersem sadece bununla kalmam bebeğim!" diye onu açık açık uyardı.
Sophia'nın bir an rengi attı. John'a kaydı bakışları. Yüzünde ona inanmayan bir ifade vardı.
"Eğer seninle o odaya gidersem sadece bununla kalmam bebeğim!" diye onu açık açık uyardı.
Sophia'nın bir an rengi attı. John'a kaydı bakışları. Yüzünde ona inanmayan bir ifade vardı. Hala onun bunu yapabileceğine inanmıyordu. Yeter! 22 yaşındaydı ve hala bakireydi. Üniversiteyi tek bakire kız olarak bitirmişti. Hatta alay konusu bile olmuştu. Şimdi bu kadar yakışıklı bir adam bulmuşken bu tek gecelik ilişki dedikleri şeyden yüz çeviremezdi. Yapacaktı! Bu işi bu gün yapacaktı. Üstelik bu kadar yakışıklı bir Türk bulmuşken!
"İstiyorum" dedi sadece adamın duyabileceği bir şekilde. Adamın gözleri ışıldadı. Fısıldayarak "Demek istiyorsun! Akıllı kızsın bebeğim! Bu gece harika olacak" diyerek kolunu iyice beline sardı.
"Sophia bunu gerçekten yapmayacaksın değil mi?" John son bir kez inanmayarak genç kızın belini saran kola baktı. Bakışlarında endişe belirmişti birden.
"O küçük penisine bir tekme yemek istemiyorsan derhal önümden çekil ahbap!"
Sophia'nın cevap vermesine fırsat vermeden Han cevabı yapıştırmıştı. Adamı hoyratça iterek ilerlemeye başladı. Arkadan Enes bir küfür savurdu ama Han "Sonra Enes!" diye geçiştirdi. Sophia'nın bir elinden tutarak önde ilerliyordu. Sonunda boş bir oda bulabilmişti. Az önce birkaç tane odayı basmıştı. Ve hiç hoş olmayan görüntülere tanık olmuştular. Sonunda kimsenin olmadığı bir oda bulmuştu.
9.numara.
Odaya girdiklerinde adam anında kapıyı kilitledi. Kilit sesi Sophia'nın irkilmesine neden olmuştu. Adam arkasına dönerek "Eğlencenin ortasında birinin bizi bölmesini istemem bebeğim" dedi kravatını çözerken. Sophia o an ne yapacağına karar veremeyerek odanın içerisine bakmaya başladı. Loş bir ışıkla aydınlatılmıştı. Duvarlar koyu kırmızıyla boyanmıştı. Kenarda duran masanın yanında küçük bir buzdolabı vardı. Muhtemelen içerisi pahalı italyan ve fransız içkileriyle doluydu. Sonra bakışlarıyla korkuyla açıldı. Çünkü güzel gözleri üzerinde kelepçeler olan koca yatağa kaymıştı. Tanrım! Burası erotik fantezileri olan adamların seçtiği odaydı! Bu adam ona ne yapacaktı kim bilir. Bunu yapmaya karar verdiğine inanamıyordu!
"Korkma. Ben onları kullanmayı sevmiyorum."
"Ne?"
Genç kız anında bakışlarını kelepçelerden çekti. Ona baktığını anlamış olmalıydı adam.
"Bana dokunmak varken niye kollarını bağlayayım ki?"
Adam gömleğinin düğmelerini açarak ona doğru yaklaşıyordu. Sophia gerilmişti. Durduğu yerden birkaç adım geriye gitti. Korkmaması gerekiyordu. Ama nasıl korkmasın! Bu onun ilkiydi! Tabi adam nerden bilsin! Muhtemelen onun ara sıra tek gecelik ilişki yaşamak için bara gelen kadınlardan olduğunu düşünüyor olmalıydı. Sonuçta bu adam bir türktü. Bir müslümandı. Onların kültür anlayışında bir kadın evlenene kadar bakire kalmalıydı. Karısı olacak kızı kadın yapma hakkı sadece kocasına aitti. Müslüman bir babası olduğundan onların dinine olan bağlılıklarını, iffet ve ahlak konusunda ki görüşlerini biliyordu.
"Prezervatifin var mı?"
Adam ona o kadar yaklaşmıştı ki bir anda durarak ondan prezervatif sorması utanmasına neden olmuştu. Yavaşça başını iki yana salladı. Gerginliği yüzünden konuşamıyordu. Adam alçak bir sesle küfür savurdu.
"Doğum kontrol hapı kullanıyorsun değil mi?" diye sordu bu kezde.
Sophia'nın gözleri irileşmişti. Bu adam onun hamile kalmasından korkuyordu! Bu yüzden soruyordu. Şimdi ona hayır derse bu adam onunla birlikte olmayacak mıydı? Ne yani onu burada bırakıp çekip gidecekti mi? Red mi edecekti? Ne yapacaktı? Daha önce ilişkisi olmadığından o haplardan bir defa bile kullanmamıştı.
Tamam, en iyisi bir defalık yalan söylemek. Zaten hamile kalma olasılığı ne kadar olabilirdi ki? Olmadı ertesi hemen gider eczaneye bir tane doğum kontrol hapı alır olur biterdi.
Hamile kalacak değildi ya!
Üstelik adetinin bittiğine daha dört beş gün olmuştu. Bu kısa aralıkta bir spermin onu hamile bırakabilmesi imkansızdı!
Başını sallayarak "Kkullanıyorum" dedi Sophia.
Adam gülümseyerek daha da yaklaştı "İşte bu güzel bebek" diyerek yavaşça ellerini kalçalarına koydu.
Sophia o an nefesini tuttu. Titriyordu. Adamın avuç içleri çok sıcaktı. Adam kulağına doğru "Sana en iyi seksini yaşatacağım merak etme" diyordu. Aniden onu geriye doğru itti. Sophia'nın ağzından küçük bir çığlık kopmuştu. Sırtı yatakla buluşmuştu. Ona tepeden bakmakta olduğu adam önce üzerinde ki gömlekten kurtuldu. İşte o an Sophia refleks olarak dudağını yaladı. Adamım kaslı vücudu kasıklarında bir hareketlenmeye neden olmuştu. İlk defa bu kadar seksi bir vücuda sahip erkek görüyordu. Onun karın kaslarına baktı.
Adam gülümsedi. Kadının onu süzdüğünü anlamıştı.
"Sanırım beni beğendiniz küçük hanımefendi" dedi alaycı bir tonda. Sophia kızarmıştı. Cevap veremedi.
Tanrım!
Adam şimdi de kemerini çözmeye başlamıştı. Onu çıplak görücekti! Adam aniden durdu. Gülümseyerek o da yatağa uzantı.
"Bence sırayla bu işi yapmalıyız ne dersin?"
Hınzırca Sophia'nın boynuna bir öpücük kondurdu. Genç kızın boğazı kurumuştu. Bu hissettiği şey şehvet miydi? Eğer oysa bu gün bu şeyi istiyordu. O da her şeyi unutmak istiyordu. Az önce tanık olduğu o iğrenç sahneyi tamamen unutmak istiyordu. Biri tarafından istenmek ve bulutlara çıkmak istiyordu. Bu yüzden bu adam ondan ne istersen yapacaktı. Yerinden kalkarak yatakta oturdu. Önce üzerinde ki bluzunu çıkarmaya koyuldu. Adam aniden onu durdurunca genç kız şaşkınlıkla ona bakmakta olan kehribarlara dikti kahvelerini.
"Bu şeref bana ait bebeğim!" adam bir anda dudaklarını onun dudaklarıyla buluşturmuştu. Onu kucağına doğru çekerek iki bacağını açmasına neden oldu. Genç kızın iki bacağınıda beline doladı. Bir eli saçlarını çekiştiriyordu bir diğeri de genç kızın üzerinde ki fazlalıklardan kurtulmaya çalışıyordu. O sırada onu öpmesi sertleşmeye başlamıştı. Dili ağzının içini istila ediyor ağzını keşfe dalıyordu. Sophia narin ellerini korkarak adamın ensesine koymuştu. Yumuşak kumral saçlarına daldırmıştı ellerini.
Adam bir an dudaklarını ayırarak "Bu saf ve çekingen hallerin erkekleri çıldırmak için mi yaratıldı?" diye sordu. Onun kalçalarını avuçlayarak sıkıyordu. Genç kızın üzerinde ki bluzu yukarıya doğru çekerek onu söküp almıştı üzerinden.