Bahadır bey, sizce benden ne istedi?
"Dıııt, Dıııt Dııt"
Evet, evet telefon kapandı. Üstelik ben adamı sinirlendirecek hiç bir şey söylemedim, kışkırtmadım. Melek'le kapanan telefona bakarken, ekranda gelen çağrı gözüktü. Sanırım Bahadır bey arıyordu.
"Efendim?"
"Kusura bakmayın, hat kesildi sanırım."
"Buyurun, sizi dinliyorum"
"Sizden isteğim, bir ay boyunca ben ne dersem onu yapacaksınız"
Vay anasını sayın seyirciler! Sen adama bak be!
Kendisine uşak arıyor herhalde? Ama ne yazık ki o ben değilim.
Telefonun diğer kısmına kulağını yaslamış dinleyen Melek, merakla benim vereceğim cevabı beklerken, bu Zafer abimin saadeti için son şans olduğunu hatırlattım kendime.
"Bu biraz fazla kişisel arzuya girmiyor mu?"
"Bu isteğimi Abin için gerçekleştireceğinizi düşünürseniz, kişisel arzu olarak görmezseniz."
İçime hapsettiğim nefesimi sessizce dışarıya verirken, başıma gelecekleri düşünmeden sordum.
"Peki bunu biraz açar mısınız? İstediğiniz şeyler derken?"
"Ev işlerinden, benimle gittiğim her yere gelmeye kadar geniş bir çerçeve."
E sen benim çaresizliğimden faydalanıp, kendine uşak etmeye çalışırsan, bende seni pişman etmez miyim Bahadır bey!
Oturuşumu dikleştirip son olarak itirazımı yaptım, bir ay boyunca katlanamazdım bu uşaklığa.
"Bir ay çok fazla bir müddet, iki hafta yeterli."
Belki kabul eder diye beklerken, tavizsiz bir tonda aldım cevabımı.
"Üç haftadan bir gün aşağıya indirmem. Abin için bu kadarını yaparsın herhalde."
Yapmaz mıyım? İlk işim tüm işlerini ben yapmadım süsü vererek karıştırmak olacak. Beni çağırdığın için kendine beddua edeceksin Kalasoğlu!
"Tamam, kabul ediyorum. Ama tabularıma aykırı bir şey isteyecek olursanız hayatta yapmam."
Melek, ağzını O şekline büründürmüş kabul ettiğim için hayretlerle bakarken ben kaşlarımı havalandırıp omuzlarımı kaldırıp indirdim.
Yapacak bir şey yok dercesine.
"Yarın size gönderdiğim adreste olursunuz Asude Hanım" diyerek kapattı Fırsatçıoğlu!
Melek'e bunların ikimizden başkası haricinde bilmemesi gerektiğini defalarca söyledim, işimi sakata bırakamazdım.
...
Sabaha karşı uyandığımda henüz kalkmam gereken saate iki sat olduğu için kendimi uyumaya zorladım. Yatağımda sırt üstü uzanıp, pikeyi üzerime çektim.
Melek akşama doğru evine gittikten sonra ablamları arayarak, biraz muhabbet ettik konferansla. Zafer abimin geleceğe saate yakın, Babaannem Goncafer ablamın nüfus cüzdanına bakarken odama çıkıp kapımı kilitledim.
Ardından odamda her daim olan su ısıtıcısında suyu kaynatıp, bana özel siyah kuplu bardağıma boşalttım. Çekmecemden kahve çikolata çıkarttım.
Geçenlerde aldığım kitabı koyduğum raftan alarak tam altı saat boyunca kitap okudum.
Bende ciğer falan kalmadı, sonraki iki saati ağlamakla geçirdim. Daha da ağlardım ama uyuya kalmışım yatağımın üzerinde.
Kitap muazzam bir Aşk hikâyesini anlatıyor, o nasıl bir kalem o nasıl bir anlatımdır öyle?
Kitabın yazarını tanımam etmem ama buradan ona iki satır seslenmek istiyorum müsaadenizle.
Benim gözümden akan her bir damla yaş, senin kalemine mürekkep olsun.
İlham perileri tepende dolaşıp aklını karıştırarak, içeriği dram olan hikâyelerini sana unuttursun inşallah!
Anladık güzel yazıyorsun da, Demir'in canını bu kadar yakmakta nedir? Birbirini seven iki insana yıllarca acı çektirmek nedir?
Neyse ki sanata saygım var, ömrün uzun ilhamın bol olsun.*
Ulusa seslenişin sonuna gelmiş bulunuyoruz, dağılabilirsiniz arkadaşlar.
Daha fazla uyuyamayacağımı anladığımda, yatağımdan kalkarak sıcacık bir duş aldım. Gardırobumun başına geçtiğimde, kendimi bugün kaç şekle sokmam gerekeceğini düşündüm kısa bir an.
Sonra akışına bırakacağım diye söz verdim kendi kendime.
Beyaz şifon tarzı yarım kollu bir bluz, açık renk bir kot pantolon giydim. Çantama güzel bir yazma yerleştirmeyi ihmal etmedim.
Kendimi hazırladıktan sonra mutfağa inip kahvaltı hazırladım, kendim bir şeyler atıştıktan sonra ev ahalisini kahvaltıya kaldırıp evden çıktım.
Bugün işlerim olduğunu söylediğim için, benim düşünceli Ayfer ablam arabasını bana yollamıştı.
Bahadır beyin söylediği saatte verdiği adresteydim.
Geldiğim yer iki katlı mütevazi bir evdi, vakit kaybetmeden bahçe kapısını açıp içeriye girdim. Kapıyı çaldıktan sonra yüzüme gıcık bir tebessüm yerleştirdim.
Tebessüm önemli!
Şimdi, Asude Yüksel vakti.
Kapıyı takım elbiselerin içinde, bileğine saat takmakla meşgul olan çatık kaşlı bir Bahadır Arslanoğlu açtı.
Günaydın falan demesini beklerken sabah sabah ağzından iki laf çıktı sadece.
"Kapının yanında çanta var, onu al arabaya gel."
İlk anda sinirlendim mi? Hayır!
Abim için üç haftalık dilimi yutacağım ben.
Çantasını alıp arabasına doğru koştururken, burnuma kadar inen gözlüğümü geri yerine ittim. Uzağı görmek gibi muhteşem sorunlarım var benim, onun için araba kullanırken genelleme yanıma almayı tercih ediyorum.
Bahadır beyin arabasına koşturarak gittiğimde, kapısını açıp çantasını yanına koydum.
"Nereye?"
Koyulaşmış yeşil gözleri sanki dünyanın en saçma sorusunu sormuşum gibi bakmaya başlayınca, elimi gelişi güzel sallayıp "Hayırdır?" dedim bu defa.
Anahtarı yerine yerleştirdikten sonra, bana bakmadan cevapladı.
"Sen eve, akşam misafirim var. Bütün evi pırıl pırıl istiyorum. Üst kattaki en sonda olan kapısı kapalı odaya girme, yemek listesi girişte masanın üzerinde.
Akşam önemli misafirlerim var, el yapımından başka bir şeyden hazzetmiyorlar. Kimi bulursan bul, muhteşem bir sofra akşam yedide hazır olsun. Ve sen evden altı buçukta toz ol."
Kapıyı kapatmama bile doğru düzgün müsaade etmeden, son gaz uzaklaştı resmen.
En azından gün boyu onu görmeyeceğimin garantisiyle, şikâyet etme Yeter diyerek geri vites yaparak eve girdim.
Sonuç olarak daha saat dokuz bile değilken, akşama kadar ev temizleyip yemek yapmak ne kadar vaktimi alabilir ki?
Kapıdan içeriye girip kapattıktan sonra, bir müddet etrafta gezdirdim gözleri.
Konfeti parçaları evin çıkışına kadar dağılmış durumdaydı resmen, içeriye doğru ilerlediğimde karşıma çıkan kocaman salonun her yeri leş gibiydi.
Anlaşılan o ki, burada dün bir parti yapılmıştı.
Salonun sağ tarafına bırakılmış olan müzik aletlerini görünce, sakin kalmaya odaklanarak önce girişe bırakılan yemek listesine baktım.
Beşemel soslu tavuk volovan
Beyaz peynirli hardal soslu kereviz
Biberiyeli kuzu budu sarması
Fasulye filizli çorba
Havuçlu elma turtası
Ben sana göstereceğim beşemel soslu tavuk volovanı!
Çantamın içinden çıkarttığım yazmayla saçlarımı toplayıp, gözlüğümü yüksek bir yere koyduktan sonra telefonumu kabloyla müzik aletine taktım. Turan Şahin'den Ya ben anlatamadum açıp, bluzumu çıkartıp askılı atletimle işe koyuldum.
Tüm bulaşıkları toplayıp mutfağa götürmekle başlayıp, çekmecelerden bulduğum çöp poşetiyle döndüm salona. Şarkıya göre ritmik hareketlerle kıvırıp, çöpleri topladıktan sonra, rahat olabilmek adına ayakkabılarımı da çıkardım. Ardından hemen içimden dua ettim.
Kıymetlimi kayıp yerlere öpüştürmemek için, boru değil ya!
Evin tüm odalarını gezdikten sonra bulduğum Elektrik süpürgesini açıp, köşe bucak her yeri süpürdüm.
Tabi bu kadar işin arasında ara sıra düzenlediğim beddua seanslarını saymıyorum.
Salonda gözüme çarpan lekeleri aklımın bir kenarına not ettikten sonra, yerlerinde güzel durmayan iki tabloyu çıkartıp başkalarıyla değiştirdim.
Yerleri viledayla güzelce bal dök yala kıvamına getirdikten sonra, evin diğer odalarını da temizleyip, lavabolara geçiş yaptım.
Vakit öğlene doğru gelirken, tam dört saatin sonunda ahır olan bu mekanı mis gibi yaptım.
Tabi bir kaç defa sildiğim ıslak zeminde çıplak ayaklarımla gezerken, kayıp düştüm. Çanağım sağ olsun, Abim için!
Çok yorulmuş olmama rağmen, sık dişini Yeter diyerek Kalasoğlu'nun bıraktığı kredi kartıyla şifrenin yazılı olduğu kağıdı alıp, üzerimi giyinerek arabamla markete gittim.
Başımdaki yazmayı arabada bırakıp, saçlarımı özgürlüğüne kavuşturdum.
Marketin elemanını yanıma çağırıp eline verdiğim kağıt kalemle alması gerekenleri yazdırdım.
Ben sana çok daha beyaz peynirli hardal soslu kereviz yaparım, Kalasoğlu!
Çok beklersin, çook.
Marketin kasa kısmında gelecekleri beklerken, önce Melek'i arayıp işi olmadığını öğrendiğimde, ona bizim evden getirmesi gereken malzemeleri sipariş ettim. Ardından Kalasoğlu'nu aradığımda, sekreteri açarak özel bir görüşmede olduğu için bakamadığını söyledi.
Numarasını Kalasoğlu olarak kaydedip, malzemeleri alarak eve geri döndüm.
Melek geldiğinde, güle oynaya aklımdaki hain planı uygulamaya koydum.
İlk olarak bana bıraktığı menüyü Melek'in çantasına atarak yok ettim, sonra güzel yazımla yeni bir menü yazdım.
Hamsi çorbası
Etli karalahana sarması
Mısır ekmeği
Fasulye kavurması
Laz böreği
Hamsili pilav
Ve olmazsa olmaz kuymak.
Saat altı buçuk olduğunda, Melek giderken ben eksik olan her şeyi tamamladım.
Kuymak için evden özel getirttiğim tava, resmen ben Yeter Yetmez'in tavasıyım diye haykırıyordu.
Allah'ım bu ne yakışıklılık böyle?
Saat yediye on kala duyduğum araba sesiyle, çantamı aldığım gibi kapıya koştum. Sonrasında da dakikalardır iş yapmışta nefes nefese kalmış gibi, bahçe kapısının demirliklerine yaslanarak derin bir soluk aldığımda arabasının kapısını kapatmıştı.
Ayak seslerini duyduğumda, bu defa onun yanına hızlı adımlarla gidip ben konuşmasına fırsat tanımadım.
"Ev, tertemiz. Git bal dök yala, o biçim. Yemekler sıcacık, sakın kalan yemekleri dökeyim deme. Ayet var Yiyiniz içiniz, ama israf etmeyiniz diyor yüce Mevlam. Misafirlerine söyle geç kalmasınlar, yemeklerin tadı sıcakken güzel olur, ikinci ısıtmaya aynı tadı alamazsın."
Bahadır bey, neye uğradığını şaşıran tavrıyla beni kahkaha atmaya sürüklerken, gelen arabayı gördüğümde topuklayarak arabama attım kendimi.
Kimseye rezil olmamak adına, arabanın içinde saklanıp, beni görmelerine engel oldum.
Sonuçta kimse Bahadır Arslanoğlu'nun Ahçısını tanımak istemez değil mi?
Az sonra benim mis gibi yaptığım yemeklerden yiyecek, yeni sildiğim eve medeni olduklarından dolayı ayakkabılarıyla gireceklerdi.
Yemişim medeniyetlerini, pislikle medeniyet mi olur?
En iyisi ben bu Kalsoğlu'nun evine babamın giydiği içleri yün dışları parlak kahverengi, altları kayma özelliğine sahip olan terliklerden birkaç çift alayım hayrıma.
Başımın gözümün sadakası olsun değil mi?