1

688 Kelimeler
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak… Bazen sanki o ışıklar bana değil, evin karanlığına hizmet ediyor. Gözlerimi açar açmaz bir yük omuzlarıma çöker, kalbime sıkışır. “Yine… gitmek zorundasın.” Bunu bana kimse söylemez, ama öyle hissederim. Hattamın bedelini böyle öderim. Sanki her adımım, her nefesim, geçmişte yaptığım o büyük hatanın bedelini ödemek için bir tür ceza. Ailem susar, konuşmaz ama gözlerinde o soğuk sessizlikte saklıdır: “Sen olmamalıydın. Sen yüzünden her şey bu hâle geldi.” Ben onların sevgiyle bakmasını beklemem. Beklemem çünkü bu evde benim yerim zaten hiç olmadı. Bugün de oraya gideceğim. O nişana. İstemiyorum, ama kaçış yok. Yine ve yeniden aynı roller, aynı maskeler… Ve ben yine yalnız, çaresiz, kırık bir viraneyim. Bugün, bir yabancının nişanı var. Ama bana ait olmayan o gecede, en çok ben izleneceğim. Çünkü benim ne giydiğim, nasıl baktığım, kimin yanında durduğum önemli. Çünkü ben, hep bir şeyleri yapmak zorundayım. Kapının tok sesi tüm düşüncelerimi kesti. Gelen belliydi. Babam. “Erva,” dedi, sesinde yıllardır süren o tok ve duygusuz tonla. “Üzerinden saatler geçti. Daha hâlâ hazırlanmadın mı?” Gözlerimi tavana diktim. Cevap vermek istemedim. Ama sessizlik, bu evde bazen fazla şey anlatır. Kapı biraz daha açıldı. Adımlarını duydum. Yanıma kadar gelmeden durdu. “Bu gece orada olacaksın. İsteyip istememen kimsenin umurunda değil,” dedi. Sonra birkaç saniye sustu.O cümle geldi. “Bazı hataların bedeli kolay ödenmez. Bunu sen çok iyi bilirsin.” O kadar sakin söyledi ki…Sanki beni değil, bir şirket borcunu hatırlatıyor gibiydi. Sanki ben onun evladı değilmişim sadece son kozuymuşum gibi. İçimde bir şey kırılmadı bile. Kırılacak hiçbir şeyim kalmadı çünkü. O çıktıktan sonra aynaya baktım. Odamda beni anlatan hiçbir şey yoktu. Duvarlar soluktu, ben onlardan da solgundum. Elime mavi elbiseyi aldım. Onların seçtiği. Fikrimin dahi sorulmadığı elbise. Her yerime oturan ama içime hiç uymayan. Tam o an, telefonum titredi. Yekta: “Akşam seni orada görmek istiyorum. Mavi sana yakışıyor. Gecikme. Hepimizin iyiliği için.” Cümlede sevgi yoktu. Merak yoktu.Sadece bir emir. Hepimizin iyiliği için. O “hepimiz”de ben hiç olmadım. Ama yine de hazırlanacağım. Çünkü bazen gitmek istememek yetmez. Bazı yerler, seni zorla içine çeker. Hiçbir şey yazmadım. Yazmak istemedim. Kendi bedenimden kaçabilseydim, kaçardım. Ama o elbiseyi giydim. Çünkü kaçamazdım. Kaçarsam, kardeşim de düşerdi. Benim yüzümden. Yine. Hep. Odanın kapısını açtım. Geriye bir adım daha atmam gerekiyordu. Her zamanki gibi koridorun ucundan gelen o tanıdık ses, ayaklarımı durdurdu. Küçük bir odanın açık kapısından, terapistin yumuşak sesi süzülüyordu. Kardeşim… Yerde renkli kartlar, terapistin karşısında kambur bir oturuş. Göz göze gelmedik ama ben onun kalbini ezberden biliyordum zaten. Her defasında bir şeyleri “başarmaya çalışan” o küçük, kırılgan ruh Ve ben… Ne yapıyorsam onun için yapıyordum. Beni burada tutan tek şeydi. Onu buradan çıkarana kadar, bu evden gidemem. Bu karanlıktan kaçamam. Başımı çevirdim. Çünkü eğer bakmaya devam edersem, bu geceye hiç gidemezdim. * Arabada pencereye yaslanmış, dışarıdaki dünyaya yabancı gözlerle bakıyordum. Kafamın içi sessizdi ama bedenim tedirgin. Sanki birazdan hayatım bir kez daha değişecekti ama nasıl, bilmiyordum. Kendimi izliyordum bir nevi. Şu anda içimde yürüyen kızla dışarıda oturan ben arasında hiç bağ kalmamış gibiydi. Mavi elbisem üzerime tam oturuyordu. Belki biraz fazlaca… Beni boğacak kadar. Arabadan indiğimde rüzgâr tenime değdi. Ama o da tanıdık bir soğukluktu artık. Her şey fazla düzenliydi. Fazla planlı. Ve fazla yabancı. Telefonum bir kez daha çaldığında, zaten boğazıma kadar doluydum. Ellerim terli, kalbim sıkışık. Bu elbiseyle yürümek bile zor gelirken, Yekta’nın ismini ekranda görmek içimi daha da sıktı. Arayan oydu. Tabii ki. Bir saniye duraksadım, cevaplamasaydım ne olurdu? Hiçbir şey. Ama işte o “hiçbir şey” bu hayatta bana hiçbir zaman nasip olmadı. — “Açtın sonunda.” Sesindeki soğukluk, kibarlıkla örtülmüş bir bıçak gibiydi. — “Hâlâ gelmedin. Herkes seni soruyor. Üstelik, biliyorsun bu gece bizim için önemli.” Bizim için. Ben o “biz”in içinde miydim gerçekten? — “Yoldayım,” dedim, kısa. — “Yolda olman yetmez Erva. Görünmen gerek. Ve güzel görün. Gülümse. Lütfen değil, bu bir zorunluluk.” Telefonu kapattım. Parmaklarım titriyordu. Nefes almakta zorlandığımı fark ettim. Bana, her şey fazlaydı. Elbise, makyaj, insanların bakışları. Ama en çok da onların kontrolü. Başımı eğip adımlarımı hızlandırdım. Bir an önce mekâna girip bir köşeye çekilmeliydim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE