Sia - The Greatest
Hızla üstümü değiştirirken Mert de olabildiğince çabuk hareket etmeye çalışıyordu. "Anlamıyorum, niye habersiz geliyorlar ki?" Tişörtü hızla kafasından geçirdi. "Hiç şaşırmadım," diyerek giydiğim pantolonu çekmeye çalışıyordum ki hareket halinde olduğum için bir anda kendimi zeminle bakışırken bulmuştum.
Mert beni yerden kaldırdığında gülme krizlerim başlamıştı. Sinirlerim olduğunca bozuktu. "İyi misin?" Kafamı olumlu anlamda sallayarak saçlarımı toparlamaya çalıştım. Uzun oldukları için biraz zorlanmıştım. "Yüzümde un kaldı mı?" Mert'e doğru döndüğümde yüzünü kontrol ediyordu. Baş parmağımı dilime vurduktan sonra yüzünü temizlemeye başladım.
"Tükürüğünle temizlemek yerine suyu tercih edebilirdin"
Dedi gözlerini kısarak bana baktığında gülerek kapıya ilerledim. Belime sarılarak kulağımdan öptüğünde düz bir ses yayılmaya başladı kulağımda. Suratından ittirerek kapıyı açtım. Merdivenlerden indiğimizde ortalık bir anda sessizleşti. İrem' in yanında otururken Mert de babasının yanına geçmişti.
Mert'in babasıyla olan soğuk ilişkisi bize de yansımıştı. Çok az konuşuyorduk ve bize nadiren uğrardı. Genellikle yurtdışında olduğu içindi. Oğlunun mutlu olmasına sevindiğini biliyordum fakat beni onaylamamıştı, bundan emindim. Çünkü evleneceğimizi duyduğunda buna engel olmaya kalkmıştı.
"Nasıl gidiyor bakalım?"
Halasının sorusu üzerine "iyi gidiyor hala" dedi Mert bana bakarak gülümserken. "Kahvaltı yaptınız mı? Eğer yapmadıysanız şimdi haz-"
"Gerek yok, uçakta yaptık."
Babasının lafımı bölmesi üzerine tekrar konuşmaya cesaret edemezdim. İrem' in kucağındaki Serhat'ın yanağından makas aldım. Çok tatlıydı.
"Torun ne zaman geliyor?" Diye sordu aniden halası.
Mert'in yüzüne sürdüğüm tükürüğüm şimdi boğazıma kaçarken birkaç kez öksürdüm. Babası bakışlarını kaçırırken Mert rahatsız olmuş gibiydi sorudan. "Necla, pat diye sorulacak şey mi?" Diye azarladı kardeşini. "Ne var canım bunda?!"
"Şimdilik düşünmüyoruz" dedim çekingen tavırla.
"Aa neden, bence düşünmeniz gerek"
"İrem.." Mert dişlerinin arasında tıslarken gülmemek için dudaklarını bir birine bastırdım. Manzara çok tanıdıktı.
"Ne var abi? Hala bu hiç akıllanmadı."
"Sen dahisin ya?! Yetiyor bize"
İrem suratını buruşturup cevabını böyle vermişti.
"İşleriniz nasıl efendim?"
Mert'in babasına yönelttiğim soru üzerine ortamdaki gerginliği azaltmaya çalıştım.
"Mert seninle bu konuyu konuşmaya gelmiştim aslında. Mümkünse yalnız konuşalım."
Sorum havada asılı kalırken ellerimle oynamaya başladım çünkü çok sıkılmıştım. "Çalışma odama çıkalım istersen?!"
İkisi de ayaklandıklarında Mert'e bakmamaya çalıştım çünkü ne hissettiğimi anlamasını istemiyordum. "Bugün biraz morali bozuk,"
"Sorun değil" dedim gülümsemeye çalışarak. Onu suçlamıyordum çünkü yaşadıklarının ağır olduğunu biliyordum. Düğün hediyesi olarak canından çok sevdiği karısının gelinliğini göndermişti. Bu benim için en değerli hediyeydi.
"Çalışıyor musun?"
"Mert'i ikna edemedim ne yazık ki"
"Ben ikna ederim"
"Gerçekten mi?"
Bana göz kırptığında gülümseyerek İrem' e baktım. "Serhat, hadi Necla halanın yanına git" diyerek kucağından indirdi. "Necla hala, dayımla dedem ne konuşuyorlar?"
"İşle ilgili konuşuyorlar tatlım"
"Neden bizim yanımızda konuşmuyorlar peki?!"
"Çünkü bu tür meseleler çocukların yanında konuşulmaz"
Sıkıcı bakışlarla bize bakarken eğlenmek için etrafına baktı. Kadınlarla arası pek iyi değildi.
"Babamı da görüyor musun? Onu çok özledim"
Ahmet sık sık yurtdışına çıktığı için çok az geliyordu buraya. Ya da fırsat buldukça İrem ve Serhat gidiyordular yanına.
"Çok yakında gelecek"
Serhat bağırarak koltuğun üzerinde zıplamaya başladığında gülümseyerek ona baktım. Mert de arada sırada gittiğinde çocuk gibi özlüyorum onu. Hatta bazen bilerek telefonda ağlayarak daha erken getirttiğim oluyordu.
"Kalacak mısınız?"
"Çok isterdik ama kalamıyoruz, acilen dönmemiz gerek" kafamı sallayarak derin bir nefes aldım. Anlaşılan yine acil bir durum olmalıydı. Fakat bu durumu kimseden de öğrenemeyecektim.
*Özlem*
Etrafta garip garip dans eden bir grup saçma insanlara baktıkça midem daha da beter bulanıyordu. Damla'ya dönerek elimle dürtüm. O da şok olmuş bakışlarını bana çevirdi. Kesinlikle bunu beklemiyorduk.
"Damla, emin misin kafamızı dağıtmak için buranın iyi bir yer olduğundan?" Diye sorarak gözlerimle barı taradım.
"Kızım ne bileyim ben? Hep kafa dağıtmak için bir tek burayı aklımda tutmuşum, sakın birşey içme"
Güvensiz bakışlarla etrafa baktığında üzerimizde bir sürü göz olduğunu fakrediyordu.
"Bak sakın kimseyle kavga etme, Melek de yok ayıramam"
Gözlerini devirerek arkasına yaslandı. İki erkek masaya yaklaştığında ellerindeki bardakları masaya bıraktılar. "Bir şeyler içmek ister misiniz? Biz ısmarlayalım."
"Hayır, illa bir iyilik yapmak istiyorsanız masamızdan kalkabilirsiniz."
"Neden geldiniz o zaman buraya?"
En sonunda dayanamayıp atladım. "Sana ne be? Hemen kalkıp defolun masamızdan, bardağı kafanda paralarım."
Diye bağırdım yüksek müzik yüzünden. "Size mi soracağız ne yapmamız gerektiğini?!" Tehditkar bakışlarla bize baktığında tam da bir şey diyecekti ki masaya birisi yaklaştığında ona odaklandı.
"Yenge, bir sıkıntı mı var?"
Yok artık, Kaan'ın adamının burada ne işi vardı? Her barda tanıdığı olduğu için bence normal bir durumdu.
"Bizi rahatsız ediyor" demesine kalmamış ikisi de ayaklanmıştı. Daha sonra çocuğa döndü.
"Bana bir daha yenge deme" diye bağırdı çocuğa.
"Peki, yenge" diyerek arkasını döndüğünde Damla'nın gözleri büyümüştü sinirden.
"Dalga mı geçiyor benimle?" Diyerek ayaklandı ki kolundan tutarak geri oturttum.
"Otur oturduğun yerde."
Artık müzikten başım ağrımaya başlamıştı. Damla benden de beter hale gelmişti. Hata yaptığımızın farkındaydık. Bizim için tek terapi vardı o da birlikte gece yarısı korku filmi izlemekti. Bütün sinirimizi, öfkemizi alıp götürüyordu. Gözlerimi kapatarak bir süre öyle kaldım. Madem gelmiştik bir saat otursaydık en azından. Arada sırada güzel şarkılar çalması tek iyi yanıydı her halde buranın.
Masaya yaklaşan silueti farkettiğimde yüzüm kaskatı oldu. Hemen yetiştirmiş olmalılardı haberi. Murat karşımıza geçerek bana dik dik bakmaya başladı.
"Ne işin var burada?"
"Haddini aşma!" Diye uyardım onu. İlişkiyi bitirdiğimiz halde hesap soruyordu benden. "Ne demek haddini aşma?!"
"Çok açıklayıcı bence. Artık aramızda bir bağ yok."
"Sonunda kabulleneceksin"
"Asıl sen kabullensen iyi olur, bitti!"
Damla elimden tutarak sakinleştirmeye çalıştı. Sakin olmaya çalışırken gözlerim bir siyah boşluk bulduğunda dalmaya başlamıştı bile. Yetimanede karşılaştığım on yaşındaki küçük kız çocuğunu her hatırladığımda içimdeki nefret daha da artıyordu.
"Ben bir lavobaya gidiyorum. Döndüğümüzde kalkalım, sıktı artık burası."
Diyerek imayla Murat'a baktım. Gözlerimin dolmasını engelleyemiyordum çünkü o küçük kızın hayatta tek başına kalmasına sebep az önce karşımda oturan adamdı. İçeri girdiğimde birkaç kız dışında kimse yoktu. Onlar da bir süre sonra çıkmışlardı. Aynadaki yansımama baktığımda yorgun gözlerimi makyajla da gizleyemediğimi farkettim. Günden güne çöküyordum.
Damla gibi yapacaktım ben de. Gidecektim en uzak bir yerlere. Yeni aldığım karardan başka bir çıkışım yoktu. Yüzüme su çarpıyordum ki aniden ardına kadar açılan kapının sesiyle ufak çığlık attığımda şaşkın bakışlarla kapıyı kapatarak benle göz göze gelen adama baktım. Nefes nefese kalmıştı.
"Burası erkek-"
"Biliyorum" dedi nefes almaya çalışırken. Biraz yanımda durduğunda şüpheyle bana baktı.
"Nereye kaçtı? Burdan çıkmış olamaz, yakalayın hemen onu"
Kapının dışından gelen sesleri ikimizde duymuştuk fakat o benden çok korkmuştu. Üzerindeki ceketi çıkararak kabinin birinin içine fırlattı. Kolumdan tutarak dışarı çıkardığında daha ne olduğunu anlamamıştım ki bir anda kendimi duvara sıkışmış buldum. Bir anda beni öptüğünü hissettiğimde ittirmeye çalıştım fakat hareketlerimi kısıtlamıştı. Hissettiğim berbat hiss boğazıma oturmuştu.
"Yok, kaçmış! Ceketini kabinden buldum"
Tanıdık ses uzaklaştığında geri çekildi. Ben de tekrar nefes almaya başladım. "Teşekkür" Beynime oksijen gittiğinde yaptığım ilk iş bir tokat çarpmak olmuştu. Yüzünü arsız gibi çevirerek tekrar bana baktı. "Ederim"
"Sen ne biçim insansın? Sen, kimsin beni öpüyorsun? Sen-"
Ellerimden tutarak ittirmeme izin vermedi daha fazla. "Ya ölecektim, ya da seni öpecektim. Öpmek daha cazipti" diyerek arsız sırtımasına devam ederken karın boşluğuna indirdiğim tekmeyle iki büklüm oldu.
"Geberseydin keşke"
Masaya doğru ilerliyordum ki kalabalıkta çarptığım kişiye baktım. Murat...
"Neler oluyor orada?" Sinirden deli olduğunu farketmek için kör olmak gerekirdi. Damla arkada eli ağzında bana bakıyordu.
"Seni öpen kimdi?"
Beni ittirmeye çalıştığında istemsizce engel oldum. Tamam, öldürmekte haklıydı ama bu benim hakkımdı. "Bırak!" Diye beni ittiğinde düşüyordum ki arkadan bir el yakalamıştı.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Diye bağırdı Murat'a beni öpen kişi. Arsızlığın da bu kadarı!
"Bu soru sana sorulmalı! Kimsin öpüyor-"
"Sevgilisiyim!"
Ne?! Daha adını bilmiyorum senin. Pişman şekilde bana baktığında durumu toparlamak isterken daha da batırdığını hissetmişti. Sonrası oscar'ı hakedecek bir aksiyon filmiydi. İkisi arasında çıkan kavga sonucu barı bir birine katmıştık ve sonuç itibariyle atılmıştık. Dışarıda devam eden kavgayı ayırmaya çalıştığımızda ben karnıma bir dirsek yemiştim. Damla da yere çakılmıştı. Sonunda Murat ikna olup ayrılmıştı yanımızdan fakat ikimizi de tehdit etmişti. Yani alakam olmadığı çocukla gözü artık üzerimizdeydi.
-"-
"İyi misin?"
Sinirle suratına baktım. Suratindaki morluklar çok güzel yakışmıştı bence. "Ne?! İyi ki bi kez öptüm seni. Yemediğim dayak kalmadı."
"Bir de suçsuz gibi dayak attın."
"Sevgilin olma ihtimalini düşünmedim o anda"
"Neden bir sevgilim olamaz mı benim?.. Sevgilim değil, .. artık."
Dehşete kapılmış bir ifadeyle bana baktı. "O zaman neden ortada bir şey yokken ağzımı yüzümü dağıttı?!" Bağırdı bana bakarak. Haline gülmeden edememiştim.
"Ayrıldığımızı hazmedemiyor."
"İnan bir başka kızı öpseydim karşılık verirdi ve de bunların hiç birisi yaşanmazdı. Şansıma tüküsem rüzgar geri getirip yüzüme çarpar. Nasıl şanssız insanım ya?!"
Elimdeki çantayla kafasına vurduğumda ayağa kalktım. "Nereye?"
"Artık hayatını kurtardığıma göre gidiyorum."
"Gidemezsin, tehdit altındayız"
"Ne diyorsun be?"
"Böylece biterse eski erkek arkadaşın seni öylesine öptüğümü öğrenir ve beni öldürür. O sırada beni korumaya çalıştığın için sen de ölürsün."
Kaşlarım havaya kalktığında şaşkınlığımı sağlayamamıştım. "Sen ne biçim insansın? Hem beni öpüyorsun başıma iş açıyorsun sonra da .."
"Bana teşekkür etmelisin bence. O suratsız çocuktan kurtardım. Adı neydi? Mutat?!"
"Murat!" Diye sinirle düzelttim. "Konuşmalarına dikkat et!"
"Neden? Onu hâlâ seviyor musun?"
Ağzımı açıp bir şey söylemek istedim fakat sinirden bir şey gelmemişti aklıma.
"Sakın bir daha karşıma çıkma!"
"Tesadüfen gördüğümde ne yapacağım? Yolumu mu değiştireceğim? Sen değiştir" dedi umursamaz bakışlarla oturduğu banka yayılırken. "Ne biçim bir insan- pardon hayvanla tanıştım acaba?!"
"Bir dolandırıcıyla tanıştınız hanımefendi. Memnun olun" dedi göz kırparak.
"Dolandırıcı mı?"
Kafasıyla beni onayladığında şanssızlığıma üzüldüm bir de o an.
"Bak, çok güzel bir fikrim var. Seni arayan adamlara senin yerini verebilirim. Yardım etmeyi seviyorum sonuçta."
Kısık gözleriyle bana baktığında korkmuş gözükmüyordu. "Bana bulaşmanı önermem. Hem çok daha ciddi işlerim var yoksa beni tehdit etmenin güzel sonuçlar doğurmadığını göstere bilirdim sana"
"Bana buluşmayı istemezsin!"
"Neden? Deli misin?"
"Nerden anladın?" Diye sordum kısık sesimle hafif yüzümü ona yaklaştırırken. Yüzü garip ifadeye büründüğünde "belli oluyor" dedi şüpheyle bana bakarken.
"Üç ay tedavi gördüm diyebilirim en sonunda hemşireyi rehin aldığımda benimle başetmenin imkansız olduğunu anladılar."
"Allahım düzgün insan olmadığım için mi beni böğleleriyle karşılaştırıyorsun?"
Yalandan gülerek ayağa kalktım. Birkaç adım atmıştım ki arkadan "telefonuna numaramı kaydettim alabilirsin" dediğinde geriye döndüm. Ceketimin cebine baktığımda boştu.
"Sen, sen onu ne zaman aldın?"
Elinde telefonu sallayarak karşıma geçti. "Benimle dikkatli olman gerektiğin konusunda seni uyarmıştım" diyerek telefonu geri verdi.
"Pislik" diye mırıldandığımda geri dönerek "Emre demeni tercih ederim" diyerek uzaklaştı. Ben de onun tersi istikametinde ilerlerken pişmanlık duygumla kaderim için endişelenmeye başlamıştım.
*Melek*
Kafamı yukarı kaldırdığımda İrem hâlâ pozisyonunu değiştirmemişti. "Demek öldü ha?!"
Bahsettiği kişi Onur'du. Eskiden onu sevmemiş olsaydı şu anda ölmesine sevine bilirdi. "Bana asla bu kadar tehlikeli birisi olduğunu hissettirmedi. Çünkü onun gerçek yüzünü gördüğümde gideceğimi biliyordu."
Az önce ona verdiğim saati sıkarken ağlamamak için direniyordu. O saat İrem'den Onur'a bir hatıra olarak kalmıştı. Şimdiyse gerçek sahibine geri dönmüştü.
"Ama dayı ödevi böyle kabul etmez ki öğretmenim."
İkisinin sesini duyduğumuzda gülümsedik. Serhat onun için her şey demekti ve yaşaması için en büyük nedeniydi. "Ben en iyisi yardım edeyim" diyerek ayağa kalkdı. Kısa süre sonra Mert salona girdiğinde yanıma oturdu.
"Kısa bir süreliğine babamın yanına gidiyorum."
Babası geldiğine göre durumlar biraz karışık olmalıydı.
"Sorun ne?"
"Önemli değil o kadar da. Kısa sürecek zaten"
Kafamı olumlu anlamda sallayarak telefonuma uzandım. Emel'i arayacaktım.
"Ne yani hiçbir şey sormayacak mısın?"
"Mert iyi misin?"
"Ne bileyim merakından beni parçalara ayırmana alışkın olduğum için umursamadığın için şaşırdım."
Galiba çok sıkıyordum çocuğu. Acıyan bakışlarla ona baktıktan sonra Emel'i aradım.
"Melek?"
"Canım nasılsın?"
"İyi sen nasılsın?" " ben de iyiyim. Ne yapıyorsun bakalım?!"
"Anneme yardım ediyorum, pasta yapıyoruz." Durumların iyi olmasına sevinmiştim.
"Pasta mı? Bensiz pasta keyfi?"
"Hemen koş, sakın kaçırma" araya giren Mert'e baygın bakış attım. "Siz de gelin"
"Yok canım başka zaman."
Emel'le konuşmamız bittikten sonra telefonu kapatarak Mert'e döndüm.
"Ne oldu? Evinizi sömürmeye gidecek misin? En son diyyetteydin ama gerçi sorsam öylesin zaten. Diyeti de mi yedin?"
Hayır, sakin kalmak zorundayım. Amacı beni uyuz etmek.
"Kilomdan gayet memnunum"
Dedim omzumu silkerek. Kesinlikle değildim. Eski kıyafetlerimin hiçbiri olmuyordu.
"Tabii, elbiselerinden belli"
Sonunda başarmıştı.. "kilo almadım ben" "hadi ya?! Gece yarısı götürdüğün ekmekler nereye gidiyor. Buhar olup uçmuyorlar ya?!"
Elimden kurtulmaya çalışması bir tarafa hâlâ konuşuyordu. Konuşuyordu ve beni deli ediyordu..
Küçük çaplı kavgamız Mert'in yere, benim de onun üzerine düşmemle sonuçlanmıştı. Kilom yüzünden ezildiğini söylerek şikayetler etmişti. Bu sefer keyifle gülen taraf ben olmuştum. İlk kez kilolarım işe yaramıştı.
Bavulunun fermuarını çektikten sonra bana döndü. "En kısa zamanda döneceğim"
"Ben de seninle birlikte havaalanına gelmek ist-"
"Bunu konuşmuştuk." Lafımı bölerek kendine çekti. Bu sefer ağlamayacaktım. En azından o gittikten sonra ağlardım.
"Hayret ağlamadın bu sefer" dediğinde kıkırdadım. Korno sesi duyulduğunda valizini alarak aşağı indi. Kapıya vardığında son kez bana sarıldı. "Telefonunu açık tut" "tamam" en son beni öperek evden çıktığında tek başıma kalmıştım.
Kanepeye oturup bir film buldum ve izlemeye başladım. Ağlamak için sebep arıyordum. Mert'i düşünüp ağlarsam asla susamazdım. Filmin üzgün bir sahnesi değildi fakat gözlerim dolmaya başlamıştı. Telefonumun çalmasıyla yarıda kaldı.
"Ne var Sarp?"
"Ne mi var? Bu da ne demek oluyor?"
Telefonu kendimden uzaklaştırarak o olduğuna emin olmak istedim. Sesi benzemiyordu ya da hep olduğu gibi sarhoş olmuştu.
"Sarhoş olup milleti aramaktan yorulmadın mı?"
"Millet? Asla, asla kabul etmiyorum. Sen benim her görmek umudumla uyuduğum en güzel rüyamsın. Böyle miydi tam olarak?!"
Nefesimi dışarı verdim bıkkınlıkla.
"Ben Hülya değilim, yanlış kişiyi aramışsın canım."
"Ne? Nasıl oluyor? Ama ben meleğimi aradım."
"Geri zekalı rehbere ben, Melek diye kayıtlıyım. İsmim bu benim." Diye haykırdım.
"Ha?!"
Gözlerimi kapatarak sabır dilendim.
"Yanındaki kişiden Hülya'yı bulmasını rica et"
"Tamam, saol. Kardeş Hülya ismini bulsana.. Ne kardeşi be?!" Tekeofnun öbür ucundan kız sesi duyuldu.
Müzik sesinden her zamanki mekanında olduğunu anlamak zor olmamıştı.
"Defol!"
"Bi dakka, sen kimsin?!"
Ağzımdan kaçacak küfürü son anda engelleyerek yüzüne kapattım. Geri zekalı çocuk sinir etmişti beni. Tekrar filme odaklanarak ağlamaya çalıştım. Gözlerim dolarken tam da başlıyordum ki kapı sesiyle kumandayı fırlattım.
"Yeter artık, rahat bırakın beni. Ağlamak istiyorum."
Diye bağırdım fakat sonra kapıya koştum. Kapını açtığımda beklediğim kişi kesinlikle Damla değildi. "Damla?!" Dedim kısık çıkan sesimle. Titriyordu ve ağlıyordu. "İyi misin? Ne oldu sana?"
"Özür dilerim" bir anda bana sarıldığında ne olduğunu anlayamamıştım. "Ne? Neden özür diliyorsun?"
"Eskisi gibi arkadaşız yine değil mi?"
Kafamı hızla sallayarak tekrar sarıldım. "Arkadaşız, en iyi arkadaşız. Özür dilerim ben de hepinizden."
Dedim gözlerimi kapatırken. Özlemiştim, her canım sıkıldığında onların yanında bıktırana kadar ağlamaktan. Özlemiştim onları fazlasıyla. Eskileri, onlarla ağlayıp gülmeyi, düştüğümüz her durumdan çıkmak için kurduğumuz saçma sapan fikirleri, eski bizleri..
Öyle hissediyordum ki sanki çıkılmaz bir döngünün içindeymişim gibi. Her çabaladığımda daha çok batıyormuşum gibi. Galiba en çok da kendimi özlemişim gibi.
**