-10-

2242 Kelimeler
Sakince arkama yaslanarak yeni şehrin sokaklarını keşfederek düşüncelerimi tartıyordum. Kardeşimin verdiği karar umurumda olmaması gibi bir durum söz konusu değildi. Kendimi o kadar yabancı hissediyorum ki bu da kalbimi acıtmaya yetiyordu. Demek ki güvenmiyordu bana. Onun öyle hissetmesini sağlayan da bendim. O kadar kaptırmıştım ki kendimi saklı gerçeklere tüm olup bitenleri kaçırmıştım. Yeni şehrin ara sokaklarından geçerken tanıdık olmayan yüzler gördükçe içimdeki endişe azalıyordu. Çünkü hiç bilmediğin bir yerde olmak düştüğün durumdan az da olsa çekip alıyordu seni. Araba durduğunda bakışlarımı Mert'e çevirdim. "Arka kapıdan gireceğiz, kimsenin plandan haberi yok. Böylelikle olaylar kendiliğinden oluşacak," diyerek bakışlarını bana çevirdiğinde gayet sakindim. "Her şey yolunda mı?" Kafamı olumlu anlamda sallayarak sırtımı koltuktan ayırdım. "İkisine bilgi yeni yeni ulaşıyordur o yüzden çabuk olmamız gerekiyor" Arabadan inerken eve doğru ilerliyorduk hızlı adımlarla. Yaklaştıkça evden gelen boğuk sesleri daha da iyi duyuyordum. Kaşlarım çatılırken Mert tepki vermemişti. Mert kapını benim için açtığında hemen içeri girdim. Kapı nasıl açıktı? O da peşimden girerken küçük ahşap merdivenlerden çıkmaya başladık. Ara sıra çıkan seslerden ve duvarlardan, evin eski olduğu farkediliyordu. Merdivenleri bitirdiğimizde küçük bir koridora çıkmıştık. Karşılaştığım manzarayla şaşkına dönerken gözlerimi kırpıştırdım. Koridorun sağ tarafında Leyla ve annesi korkudan donmuş şekildelerdi. Arkası bana dönük olan Emel şaşkın bakışlarla olayı çözmeye çalışıyordu. Herkesin izlediği bu manzaranın baş kahramanı Sarp ve silahıyla tehdit ettiği bir adamdı. Adamın boğazını tutmuş ve silahı kafasına dayamıştı. Ortaya manzaranın kattığı anlık bir sessizlik çökmüştü. Sarp bize bakarken yanlış anlaşıldığını farketmişti. "Ne? Bu zekasız sizden önce gelince mecbur bu pozisyona düştük. Gangster gibi gözükmeyi ben de istemezdim" umursamaz tavrıyla silahını sallarken Mert kafasını salladı. Emel bir anda arkasını dönerken yaşadığı şaşırtıcı olaylar fazla gelmişti galiba. Parlayan gözlerle bana bakarken benimkiler de dolmuştu. Zayıf düştüğümden değil de onunla karşılaştığım ilk anımı hatırladığım içindi. Bu sefer geriye dönen oydu. Zaman sanki geriye akarken "Melek?" Dedi kısık çıkan sesiyle. Onu ilk gördüğüm gün bir hayal ya da rüya olduğunu sanmıştım. Sanırım o da şu anda böyle hissediyordu çünkü beni karşısında görmek isteyeceği son şeydi. Hızla gözlerini silerken ben de derin bir nefes aldım. "Melek bak herşeyi yanlış anlıyorsunuz, Sarp'a söyle bıraksın onu, suçsuz.." "Buraya seni zorla geri götürmek için gelmedik Emel." Bir şeyler söylemek için ağzını açtı fakat söylediklerimi yeni anladığı için şaşkınlıkla sustu. "Mutlu olduğun yerde kalma, kendi kararlarını kendin verebilecek yaşasın. Burada olmamın bir sebebi var o da sadece doğruları bilmen. Her şeyi bildikten sonra karar vermek sana kalmış." Aramızda olan mesafeler eskisiden daha fazla gibiydi. Büyük bir boşluk var gibiydi aramızda bu da canımı yakıyordu. "Aile dostunuzun oğlu senden hoşlandığı için seninle evlenmek isteyebilir ama inan ki asıl amaç tamamen farklı. En başında duran para, şöhret üvey babanın istediği tek şey. Karanlık işlere bulaşarak bir üne kavuşmak istiyor ve bu yüzden de seni bir aracı olarak kullanıyor" "Aradaki bağları senin sayende güçlendirerek arkasını güvende tutmaya çalışıyor" diyerek lafını tamamladı Mert. "İnanmaya bilirsin bana ama az sonra göreceklerinin senin hayal kırıklığına uğratacağını biliyorum" Bakışları odadaki herkesi gezerken inanmakta güçlük çekiyordu. Kandırılmıştı çünkü herkese inanacak kadar saftı. Bana güvendiğini biliyordum ama düştüğü bir çelişki vardı. "Kes sesini, duygusallığı bozuyorsun." Sarp tuttuğu adamın boğuk seslerine karşı mırıldanarak bize baktı. "Siz devam edin" "Seni bu çelişkiye sürüklediğim için özür dilerim. Bu kendi hayatın, istersen ben bile olmam.." Birşey söylemek için dudaklarını araladı fakat kapının gürültüyle açılması sonucu korkuyla kapıya baktı. Beklendiği gibi babalık ve sahte nişanlı içeri girdiler. Birkaç dakika sessizce manzarayı izlediler. Ortada bir tablo vardı artık benim alıştığım türden olan tablo. "İyi ki de Emel sizden değil," diyen Sarp ona göz kırptı. "Hepiniz malsınız". Suçu bilerek Emel'in üzerine atmıştık. Sanki o bize vermişti adresi ve bizi yardıma çağırmıştı. Düşündüğüm gibi Emel korkudan tek kelime edemedi çünkü olayı anlamış değildi. "Biliyordum, biliyordum sözünü tutmayacağını" diyerek Emel'in üzerine yürürken haraketlendim fakat Mert benden çabuk davranarak adamı geri itti. "Bunun bedelini çok kötü ödeyeceksin Emel, arkamızdan iş çevirmek ne demekmiş göstereceğiz sana" diye bağırdı sahte damat adayı tehditler savururken. "Sen kimsin lan?" En sonunda dayanamayıp elindeki adamı bayıltan Sarp çocuğun üzerine atladı. "Ben Emel'in nişanlısıyım" sözleri Emel'in yüzüne bakarak bastıra bastıra söylemişti. "Cesaretine hayran kaldığımı bilmelisin" "Ne konuşuyorsun lan sen?" ... "Onunla evleneceksin, başka yolun yok. Hiçbirimizin.." Herkesin ağzından haykıran cümleler tamamen bir kaos yaratırken susmayacaklarını biliyordum. Tam da bir şeyler düşünmeye çalışıyordum ki Mert'in havaya ateş etmesiyle bütün sesleri kesmişti. İşte herkesin dilinden anlıyordu sevdiğim adam, bir tek benim dilimden başka. Geri dönerek Emel'e baktı. "Kararını verdin mi?" Diye sordu. Emel kafasını olumlu anlamda salladı. "Evime dönmek istiyorum.." Çantamdaki beyaz bir dosyayı çıkararak korkudan renkleri atmış Emel'in üvey annesiyle kardeşinin yanına geldim. "Tüm bu şeylere daha ne kadar katlanmak istiyorsunuz? Eğer bu şekilde devam etmek istiyorsanız bu sizin bildiğiniz bir iş.. Boşanma dosyası.. kızınıza iyi bir gelecek vermek sizin elinizde, onu bu cehenneme mahkum etmek de." Dosyayı kenarda duran küçük telefon masasının üzerine bıraktım. "Sarp sen de bırak artık" dediğimde adamın boğazını bırakarak sertçe itti. Hızlı adımlarla geldiğim gibi geri dönerken merdivenin kenarlardan tutunarak aşağı indim. Kapıyı açarak dışarı çıkmak istediğimde arkamdan gelen sesle duraksadım. "Annem, kabul eder mi beni tekrar?" Kafamı geri çevirirken pişman bakışlarla bana bakıyordu. Hayır, pişmanlık duyması gerekmiyordu. "Annemiz bizi bekliyor sabırsızlıkla," dedim gülümseyerek. Çıkarak kapıyı peşimden kapatırken ilk insanı üşütmeyen ılık rüzgarı hissetim. Saçlarımı geri iterken ceketimin önünü açtım. Küçük adımlarla arabaya ilerlerken içerden sesler artmaya başlamıştı. Ne yazık uzun bir süre tutmak imkansızdı onları hapiste. İşleri tamamlama işini Sarp'a bırakmıştık. Yine aylarca konuşacaktı. Mesele tam halloldu mu? Diye soracak olsaydım kendime bunu cevaplamam çok zordu. Kapı tekrar açıldığında Mert dışarı çıktı bu sefer. Hızla indiğinde ilk işi bana sarılmak oldu. Saçlarına öpücük kondururken gözlerimi kapattım. "Kafanı biraz dağıtmak ister misin?" Diye sorduğunda evet der gibi salladım başımı. Kolunu omzuma atarak daha çok çekti kendine. "Biz burda boğuşalım, sizin romantizminiz eksik olmasın." "Geri dönüş işini hallettikten sonra arabayla alırsın bizi, konum atacağım." "Başka bir emriniz var mıydı efendim?" "Hayır" "Maaşa ne zaman bağlıyor sunuz beni?" Mert gülerken yürümeye devam ettik takmadan. "Gördüğüm ve tanıdığım en çirkin çiftsiniz" diye bağırdığını duyduk. "Biz en azından çiftiz ya sen?" Dedim geri dönerken. Konuşmak için yeltendi fakat yüzü şaşkınlık ifadesine büründü bir anda. "Yalnız öleceksin, bu gidişle" diyerek yolumuza kaldığımız yerden devam ettik. Hiç ses seda gelmemişti. "Çok mu üzerine gidiyoruz?" Diye sordum kafamı kaldırarak. "Zibidi gibi dolanıyor ortalıklarda" "Önceden sevdiği birisi var mıydı?" "Bilmiyorum, senin sayende konuşmaya başladık," "Sarp nasıl böyle birisine dönüştü ki?" Sorum cevapsız kalmıştı. O da bilmiyordu. Bir tarihe kadar beni ve Mert'i öldürmek için yemin etmişti. Gözleri kini, nefreti öyle belli ediyordu ki. Ya şimdi?! Bizi korumak için canından geçmek onun için çok kolaydı. İnsanlar değişmez aslında, olması gereken kişilere çevrilirler. Kafamı hafif kaldırarak yanımda yürüyen kişiye baktım. Bir zamanlar canavar olduğunu ve asla da değişmeyeceğini söylemişti. Bazen gözlerine baktığımda o ifadesinin hiç değişmediğini varsayıyorum. Onu öyle sevmiştim çünkü ben. Hep kabaydı, hiç özür dilemiyor, burnunun dikine gidiyordu. Kendi planlarını anlatmaz, bildiğini okurdu. Peki ya şimdi? Tüm bunların çok azı değişmiş, diğerleri yerini koruyordu. Şehrin kalabalık ortamlarından geçerken git gide ona benzediğimi farkediyorum. Eskiden yaşasaydım böyle olayları kesinlikle bir ay odamdan dışarı çıkmaz dış dünyayla alakayı keserdim. Şimdi onun gibi umursamamayı öğreniyordum. Tam yanından geçtiğimiz genç bir çocuk duvarın önünde harika bir şekilde keman çalıyordu. İstemsizce tebessüm ederek ona baktım. Bir anda Mert durduğunda daha ne olduğunu anlayamamıştım ki Mert'in bir şeyler söylemesi üzerine tanıdık bir parça çalmaya başladı. "Soru sormayacağım, benimle dans etmek zorundasın" Belimden tutarak kendine çektiğinde neler döndüğünü anlayamamıştım daha. Çalan parça Ku Gölü - bizim parçamızdı fakat bu sefer piyano da değil kemanda çalınıyordu. Kısa bir süre sonra ritimlere uymayı başarırken kendimi geçmişin sayfalarında bulmuştum. Romantik olma gibi bir çabası yoktu fakat sürprizleri o kadar ani ve doğaldı ki aylarca yapılmış plandan daha mükemmeldiler. "Hiç değişmiyor görüyorsun. Şarkı aynı... biz de öyle. Yine bu şekilde bakıyoruz bir birimize. Yine güzelsin ve ben yine zamanını bilmediğim o günden aşığım sana." "Bizsiz geçen beş senede tüm bunlar değişecek diye çok korktum ama bıraktığım yerde buldum seni. Yine o odanın ortasında durmuş bir elinde kar küresi mumların ortasında bekliyordun. Sanki hiç kıpırdamamış gibiydin. Gözlerindeki duygudan gram eksilme yoktu.." Hafif tebessüm ederek ona baktım. Arada ayağına bastığımda kıkırdıyordum. "Tüm bunlar niye seni şaşırtıyor ki? Bir zamanlar eksilmeyen tek şey nefret olduğu içindi bana sorarsan. Sevgi hiç eksilmiyor. Sana duyduğum aşk hiç eksilmiyor. Bu şarkıyı ilk dans ettiğimiz gün duyduğum o his hiç değişmiyor.." Dedim fısıltıyla. Müzik bittiğinde biz de dururken etraftan kopan alkış sesleriyle irkildim. Bir grup insan toplanarak bizi izliyordular. Gülümseyerek genç çocuğa teşekkür ederek ayrıldık oradan. Benim düşündüğümün tam tersine, hiçbir şeyi unutmuyordu. Aniden yanağını öptüğümde irkilerek bana baktı. "Etrafta insanlar varken -" "bana ne?!" Dedim omuz silkerek. "Etrafta insanlar varken dans ediyoruz ama," "Hemen de laf yetiştir, hiç eksik kalma olur mu? Uykuların kaçar" Gözlerimi kısarak ona baktığımda Sarp'a konum atıyordu. Çok ayrılmadığımız için kıza süre sonra Sarp arabayla önümüzde durdu. Ben arkaya geçtiğimde Mert öne geçti. "Üçünü de uçakla yolladım" "Zeliha abla kabul etti mi?" "O şerefsizden boşanmak için geç bile kaldı." Rahat bir nefes alarak arkama yaslandım. "Yardımın için teşekkürler Sarp." Dikiz aynasından bana bakarken göz kırptı. "Maaş konusunda anlaşmadık ama" "Bence seni evlendirme konusunda anlaşmalıyız" Cümlenin sonunda yüzünde gördüğüm değişikler merakıma sebep olmuştu. Sessizce arabayı sürmeye devam ederken evlenme lafı duyulduğunda sessizleşiyor ve tek kelime dahi etmiyordu. Döndüğümüzde araştırmam gereken bir mesele çıkmıştı. Yolculuk gayet sessiz ve sakindi. Uçaktan indiğimizde ilk iş eve uğramak olmuştu. Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu bile. Evde kimsenin çıtı çıkmıyordu. Annem sonunda huzuruna kavuşmuştu ve o kadar mutluydu ki. Zeliha abla ve Leyla ev bulana kadar burada kalacaklardı. Ayrıca Leyla'nın tedavisi için bir şeyler yapmalıydık. Yürüyemediği için o kadar mutsuz gözüküyordu ki elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırdık. Sonra Mert beni almıştı. Uyku gözlerimden akarken ayık tutmaya çalışıyordum kendimi. Arabada daha çok uyuyasım geliyordu. "Sarp neden sessizleşiyor evlenme konusu açıldığında?" Diye sordum yolu izlerken. "Kimle evlenecek?" "Hülya olabilir çünkü son zamanlarda çok yaklaştıklarını hepimiz görüyoruz." "Levent kızını ona vereceğine uçurumdan atar." "Bu kadar abartmana gerek yok bence." "Abartmak mı? Sence ona güvenir mi? Ben de olsam güvenmem" Gözlerimi devirdim yavaştan. "Sence tek mesele bu mu?" Sorum bir süre havada asılı kalmıştı. "Annesi.." Gözlerimi kapattığımda Sarp'la yaptığım diyaloğu hatırlamıştım. "Beni affetmiyor Melek, affetmeyecek de" "Neden böyle düşünüyorsun?" "Böyle düşünmesine sebep olan benim, yaptıklarım. Sana yaşattıklarımı sen unuta bilirsin ama yaptıklarımı annem unutmadı ve beni evladı olarak görmüyor. Kaç senedir görüşmeye çalışıyorum ama reddediyor. Pişman olduğumu söylememe rağmen babama benzediğimi ve değişmeyeceğimi söylüyor." Bu konuşmamızın üzerinden çok uzun olmasa da öyle bir zaman geçmişti. Kadının atfettiğini düşünüyordum sonuçta anne. Demek ki çok kötü olaylar yaşamış olmalılar. Bir oğlu da hapiste olduğuna göre iyice psikolojisi bozulmuştur. Düşüncelerimi bir müddet sonra kovalamayı başaramadım. Gözlerim gibi onlar da kapanırken siyah boşluğa bıraktım kendimi. Daha sonra kısa bir ürperti geçerken bedenimden her zaman tanıyacağım kokuya sarıldığımı hissettim. Fazla mı umursamaz oluyordum diye korkmaya başlıyordum. İnsanları anlamak için onlar gibi düşünmekten vazgecmiştim fakat ne yapacağımı bilmiyordum. Bence eskisi gibi yapmam gerekiyordu, herşeyi akarına bırakmak.. -"- Gözlerimi açtığımda güneş ışıkları perdeye çoktan ulaşmışlardı. Esneyerek örtüyü üzerimden attım ve yataktan çıktım. Uykulu adımlarla aşağıya indiğimde mutfaktan sesler ulaşıyordu kulağıma. Kapıdan kafamı uzattığımda kahvaltı masasıyla imtihan yaşayan birer Mert görüyordum. Sessizce gülerken parmaklarımın üzerinde yürüyerek arkasından ilerlerdim ve korkutma amacıyla yaklaştım. Arada mesafe azalırken kollarını açarak boynuna dolamaya hazırlanıyordum ki bir anda havadaki ellerimin belimde kenetlendiğini hissettim. Bir de arada yaşadığım zaman kaybı vardı. Şaşkın yüz ifadesiyle ona bakarken yine korkan taraf ben olmuştum. "Bu kadarı da fazla, nasıl -?" "Biraz daha fazla sessiz olman gerekiyor demek ki. Diğer ki sefer nefes alışverişlerine dikkat et" gözlerimi kısarak ona baktım. "O zaman sen de çaydanlığa dikkat et derim" diyerek ocağın altını kapattım. Kafasını kasırken nasıl oluyor da benim nefes alışverişimi duyarken az kalsın patlama noktasına gelen çaydanlığı duymuyordu. "İkimiz de elimize yüzümüze bulaştırıyoruz, boşver" diyerek omzuna vurdum. "Bana krep yapsana" dediğinde şüpheyle ona baktım. "Sen krep sever miydin?" "Arada sırada sevdiğim şeylerden" diye göz kırparak yanağımdan makas aldı. Sertçe eline vururken kaşlarım çatılmıştı. Kapı zili çaldığında şaşkın yüz ifadesiyle bir birimize baktık. "Sabah sabah bu kim?" Mert elindekileri bırakarak kapıya bakmaya gitti. Gerekli malzemeleri çıkardığımda kısa süre sonra "Dayı!" diye bağıran Serhat'ın sesini duydum. Sabah sabah İrem'den başka kim olabilirdi ki? "Melek?!" İrem bağırarak bana sarılırken elimdekileri bırakmaya zaman vermemişti. "İyi gördüm seni" diyerek yanaklarımı sıktı. "Sen nasılsın?" "Her zamanki gibi, neşem yerinde. Serhat gel bakayım buraya, dayına sığınarak ödevinden kurtulamazsın." Ciyak ciyak bağırarak evde dolaşırken artık alışmıştık. Serhat Mert'in kucağında mutfağa girdi. "Tamam, akşam yapar işte" Mert'e karşı gelemeyeceğini gören Serhat zafer gülüşü yolladı annesine. Bu çocuktan ürküyordum biraz. "Hoş geldin" diyerek kocaman öpücük kondurdum yanağına. Her ikisi de oturup bana bakarken ben de çırptığım yumurtaya baktım. Gayet normal bir şey yapıyordum bence. Arkamı dönerek tezgahın üzerinde duran sütü aldım. Az bir un atarak mikseri çalıştırdığımda anında yüzüme un dağılırken apar topar bırakarak geriledim. Sinirle gülen suçlulara bakarken hiç beklemeden un kavanozunu aldığım gibi üzerlerine boşalttım. Şimdi ben ikisine gülerken Mert gözlerini sildi. "Benle oyun oynamanın kötü sonuçlar doğuracağını söylemiştim size" Gülmeye keyifle devam ederken İrem'in sesiyle kapıya baktım. "Bakın sürpriz misafiri-" cümlesi yarıda kesilirken yüzü düşmüştü. Sürpriz misafirleri ben de gördüğümde aynı şekilde yüzüm düşerken güne eksi bir puanla geride başladığımı anlamıştım. "Baba? Hala?" Mert'in sorusu üzerine elimle yüzünü temizlemeye çalışırken bembeyaz suratımla gülümsemeye çalıştım. En son evli olmadan önce halasıyla yanlış şekilde karşılaştığımız zamanı hatırladığımda geçmişi başka bir şekilde tekrar yaşadığımız için şanssız olduğumu tekrar tekrar hatırlatıyordum kendime. Eski kadromuza Serhat ve Mert'in babası eklenmişti. Gelini olarak biraz ciddi olmam gerekirken bembeyaz bir manzarayla karşılamak hiç de hoş olmamıştı. "Hoş geldiniz" dedim kaderime boyun eğerek. İkinci cümle ve açıklamayı Mert'e bırakarak gülümsedim ve ciddi olmaya çalışmadım. Bu durumda ciddiyet en son bürüneceğim ruh haliydi. Hem de bembeyaz bir 'ruh' a dönmüş haldeyken. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE