-9-

2543 Kelimeler
Bakışlarım sürekli aşağıya inerken omuzlarım çökmüştü. Masal ve Öykü durmadan sağıma ve soluma geçip dururken Hülya hareketsiz karşımda oturuyordu. "Çocuklar kızı rahat bırakın, bakın bakalım babanız ne yapıyor aşağıda?" Annelerinin tepkisi üzerine isteksiz de olsalar yavaş yavaş aşağıya indiler. "Melek, kızım iyi misin?" Kafamı hafif yukarı kaldırarak olumlu anlamda salladım. "Nur ben çıkıyorum, akşama geç gelebilirim," Levent babamın sesi ulaşırken yanımıza Nur teyzenin yüzünde garip ifade vardı. Sık sık yapmazdı çünkü böyle şeyler. "Melek üzülme bulacaklar onu," o kadar garip sesleniyordu ki bu cümle bana anlatmak istemiyordum. Sessizliğimin sebebi de buydu. "Anne geldiğinden hiç konuşmadı doğru düzgün," "Ben özür diliyorum, buraya gelip de endişelendiriyorum sizi. Gidecek yerim yoktu... " "Öyle şey yok kızım, iyi ki de geldin." "Bu halde annem benim görürse çok daha kötü olur," dedim ellerimle oynarken. Nur teyze çoğu şeyden habersiz olduğu için Hülya'ya baktı fakat o da omuzunu silkti cevabında. Kimsenin haberi yoktu, benim bile. Kafamı dağıtıp düşüncelerimi sıfırdan yüklemek istiyordum. Hafızam o kadar doluydu ki temizlemeye çalışıyordum. Kapı zili duyulduğunda Nur teyze rahatsız olduğunu bildirir şekilde yanımdan kalktı. "Yine ne unuttu acaba? Yaşlandığını bir türlü kabullenemiyor." Hafif tebessüm eşliğinde ona bakarken aşağı indi. Hülya tedirgindi fakat başka mesele vardı anlaşılan. "Melek ben senin kızacağın birşey yaptım ama hemen sinirlenme" bakışlarımı yukarı kaldırırken şüpheyle ona baktım. Tam da 'ne yaptın?' diye soracaktım ki aşağıdan kopan çocukların sevinç çığlıklarıyla ne olduğunu anladım. "Sarp'ı buraya çağırarak büyük hata yaptığının farkındasın umarım," diyerek dikkatle ona baktım. Öykü ve Masal, Sarp'ı aşırı derecede çok seviyorlardı. Hatta aşık olmuşlardı diyebilirim. Levent babam için aynı şeyi diyemezdim çünkü görmeye gözü yoktu. "Kızlar şimdi sizinle ilgilenmeye zamanım yok fakat bunu telafi edeceğim, " kızların hayal kırıklığıyla çıkardığı sesleri duydum. Çocukları etkilemeyi çok iyi başarıyordu. Hülya'ya dönerek "Siz bir birinizden ölümüne nefret ediyordunuz, bir anda ne oldu size?" Diye sordum. Dudaklarını bir birine bastırarak hafif gülümsedi. "Uzun mesele, tüm olaylar bittiğinde bunu sana anlatacağım, söz." Cümlesini bitirmeden Sarp içeriye dalmıştı yine öküz gibi kapıya vurmadan. "Ne zaman kibar davranmayı öğreneceksin acaba?!" Diye Hülya yakarış etti. Ben artık alışmıştım. "Ten rengime uymuyor" diyerek makas aldı yanağından. "Şimdi bizi yanlız bırakma ricasında bulunabilir miyim?" Diye sordu gülümserken. İnsanlar hem nefret ediyor hem de çok seviyorlardı onu. Bunu nasıl başarmıştı? "Babamı gönderdim ama ne zaman döner bilmiyorum," uyarıda bulunarak odadan çıktı. Sarp bir sandalye çekerek tersine çevirdi ve tam karşımda oturdu. Aynı yorgun bakışlarla ona bakıyordum, konuşmak gelmiyordu içimden. "Yine eskisi gibi dilini yutmadın değil mi?" Dudaklarımı hafif bükerek kafamı olumsuz anlamda sakladım. "Güzel, peki bu çekilmez tavrın da ne?" Baygın bakışlarla ona bakarken benimle dalga mı geçiyor diye baktım. "Sence?" Diye sorduğumda yanağını şişirip havayı dışarı üfledi. "Hayır, yani bir kere bulup verdik ikizini sana şimdi ne diye tekrardan yok oluyorsa? Başa sardı işler. Şansınızı tekrardan deneyin oyunu oynuyoruz sanki," Omuz silktim umutsuzca. "Bu sefer kendi isteğiyle orada Sarp. Geri getirdiğimizde aynı şeyi yapmasından korkuyorum." Çenemden tutup kendisine bakmamı sağladı. "Merak etme, babasının yani babalığının gerçek yüzünü göstereceğiz ona." Şüpheli bakışlarla ona baktım. "Ne biliyorsun?" "Adresi bulduk, geriye sadece uygulayacağımız plan kaldı. Kardeşini tekrar geri kazanacaksın." Gözlerimde aniden beliren umut ışığını o da görmüş olacak ki gülümsedi. "Hayatımın her anı entrika oldu sayenizde. " gülerek az da olsa umut verdiği için minnettar bakışlarla ona baktım. "Bu işi araştıran polis buldu adresi, zeki birisi. Gitmeden önce son kez onunla buluşmamız gerekecek. Sen de hazırlanarak zaman kazana bilirsin." "Ayrıca her defasında senin için ölümle burun buruna gelmekten çok sıkıldım. Afrika'ya taşınacağım bu gidişle," "Bence iyi fikir, Mert'le aranızda kalmaktan çok sıkılmıştım." Derin bir nefes alarak yapacaklarımı anlatmaya başladı. Bu sefer planı kuran ben değildim. Sonuçlarını merak ediyordum. -"- Sarp'la birlikte kapıya yöneldim. Dışarı çıkarken pusu kurmuş bekleyen kızlar bağırarak koşmaya başladılar. Sarp dizini yere koyarak ikisini de kucakladı. "Öykü senin boyun uzamış, Masal senin de eksik dişinin yerinden yenisi geliyor," dediğinde kızlar kıkırdadı. "Bir dakika, Masal sen zaten o dişini değişimtin hatta yerine yenisi de çıkmıştı." Artık kahkahayla gülüyorlardı. "O Masal değil, benim Masal," " E ama senin saçların daha uzundu sanki," kafası karışmış Sarp'a hepimiz gülüyorduk artık. Kimse artık ayırmaya çalışmıyordu çünkü başarısız oluyorduk. Bir tek anneleri başarılıydı bu konuda. Kapıdan çıkarken yavaşça Hülya 'yı kendime doğru çektim. "Sarp'ı sen mi çağırdın yoksa kendi kendisini mi davet etti?" Zoraki gülümsemeyle bana bakarken cevabımı almıştım. Arabaya geçerken şüpheyle Sarp'a baktım. "Mert'in benimle konuştuğundan haberi var ve bu bilgileri onun izniyle bana söyledin." "Bunu tahmin etmek zor değil çünkü canıma susamadım." Kafamı olumsuzca sallayarak önüme döndüm. Telefonumun titrediğini hissettiğimde çantamı kurcalamaya başladım. "Damla?!" Ekrandaki yazıyı seslice okurken şaşkındım. Yutkunarak açarken kulağıma götürdüm, son kavgamızdan sonra hiç konuşmamıştık. "Alo?" Sesini duyduğumda bir süre cevap verememiştim. Boğazıma bir yumru otururken ne ara böyle olduğumuzu sorguluyordum. "Damla?" Ne konuşacağımı şaşırmıştım bir ara. "Emel'in yerini bulduğunuzu duydum, aramak istedim," dudaklarımı bir birine bastırırken gerçekleri artık herkesle aynı anda duymaya alışmıştım. "Evet, bulduk. Şimdi almaya gidiyoruz. Umarım planımız işe yarar." Hatta sessizlik çökerken bir ara hiç durmadan konuşan bizin, bir anda konuşacak hiçbir şeyi olmayan iki kişi haline gelmesini çok saçma buluyordum. Biz böyle olmamalıydık. "Aradığın için teşekkür ediyorum. Döndüğümüzde ararım," "Tamam," "Damla, gitmeden son kez sizi görebilir miyim?" Sesim adeta hayal kırıklığına uğramış gibi çıkıyordu. "Sanırsın savaşa gidiyorsun," gülecek gibi olmuştum ama durumun ciddiyetine... "Haklısın, kardeşimi döndürme savaşındayım." Derin bir nefes aldığını duydum. "Özlem' i arıyorum. Her zaman buluştuğumuz banka gel." "Peki, görüşürüz o zaman" Diyerek telefonu kapattım ve Sarp'a gideceğim yerin adresini söyledim. "Aranızın bozuk olmasına üzüldüm," "Bence hiç ağzını açma Sarp, herşeyi bildiğiniz halde anlatma gereği duymuyorsunuz bana," yüzüme bakmıyordu. "Herşeyin bir zamanı var değil mi? Sevginin de, nefretin de, intikamın da," bilmiş bilmiş sırıtarak bana bakıyordu fakat ciddiydi. Ne demeye çalıştığını anlamamıştım yani konuyla ilişkisini bulamamıştım desem doğru olurdu. "Haklısın, herşeyin zamanı var. Mesela, senden bütün yaptıklarıın intikamını almak gibi" gözlerini kısarak bana baktığında intikamımın tadına baktığı için korkmuştu. "Git Escobar kılıklı kocandan al intikamını. Yine Hülya' yla aramızı vuracaksın değil mi?" Kendi kendine mırıldanarak yola baktı. "Hayır arkadaş anlamadığım bütün olayların sonunda yardım etmeme rağmen zararlı çıkan ben oluyorum" Kafamı dağıtmaya çalışsa da bu pek mümkün olmuyordu. Yine gözlerim bir boşluğu yakaladığı zaman dalıp gidiyordu. Yalnız başına kaldığım için tedirgin değildim artık. Eskiyi hatırladıkça daha iyi hissediyordum diyebilirim. Çözecektim, etrafımdaki insanları. Çünkü herkes bir anda bambaşka kişiler olmuş gibiydiler. Araba dururken geldiğimizi anladım. İkisinin de orada oturduğunu gördüğümde derin bir nefes aldım. "Teşekkür ederim, görüşürüz" dalgın şekilde arabadan inerek onlara doğru ilerledim. Yanlarına vardığımda gelmiş olduğumu gördüler ve kayarak bana yer açtılar. "Merhaba," kafamı yavaşça sallayarak gözlerine baktım. "Emel'in bulunmasına sevindim," Özlem'e sessizce bakarken konuşacak kelime arıyordum doğru düzgün. "Kendi isteğiyle gitti, geri getirmemiz zor olacak gibi. Neden bir anda böyle yaptığını çözemiyorum." Diyerek denize odaklandım. "Sorunun da burada, yakınındaki olup bitenleri görmüyorsun." Damla'nın sesine çevrildiğimde o da bana bakıyordu. Ortada oturan Özlem gergin görünüyordu. "Artık etrafımı sürekli çözmeye çalışmaktan bıktım, bunu onlardan bekliyorum. Sizden bekliyorum." Dedim ikisine de bakarak. "Çözülecek bir olay yok ortada. Sen sadece kendi söylediklerini uygulamakta ısrarlısın o kadar" kaşlarım hayretle havaya kalktı. Onlar gibi düşünmem gerekiyordu yoksa anlayamazdım onları. Haklıydılar, bencildim ben. Hep kendi kararlarımı haklı buluyordum. "Verdiğiniz kararları eleştirmiyorum. Ben- ben sadece sizin için daha iyi ola-" "İşte Melek, senin sorunun tam olarak bu. Başkaları adına neyin iyi neyin yanlış olduğuna karar vermek." Damla sinirle ayaklandığında ben de sessizce ayağa kalktım. "Okulumu donduruyorum, evet son sene olduğundan haberim var. Bu benim için doğru karar. Ama yok, senin bakış açın böyle değil. Bütün sorunların seni bunaltsa da, ailevi sorunlar bu da yetmezmiş gibi dersler sıkıntılar olsa da dişini sıkıp son seneni atlatmalısın. Bu senin doğruların ama umurumda değil" Sinirli tavrına karşılık sergilediğim sakin tavrım beni bile şaşırtmıştı. "Haklısın," diyebildim sadece gözlerine bakarken. O kadar kızgın olmasına rağmen bu halim karşısında geçmişti öfkesi. "Haklısın, haklısınız!" Sesim biraz daha yüksek çıkmıştı. "Artık böyle olmayacağımı temin edebilirim sizi. Sonunda anladım ne demeye çalıştığınızı. Sizi sıktıysam kusuruma bakmayın. Özür dilerim. Gideceğiniz zaman sadece haber etmeniz yeterli. En azından yolcu ederim. Görüşürüz." Çantamı alarak uzaklaştığımda içimdeki sesler git gide artmaya başlamıştı. Dizlerim titrerken adımlarımı hızlandırmaya devam ediyordum. Bu gidişle yere kapaklanacağım kesindi. Onların bakış açısından baktığım için anlaya bilmiştim düşüncelerini fakat eksik kalan yerler vardı. Eksik o kadar parça vardı ki. Yetmiyordu, yeterli değildi tüm bunlar. Birisi çok sessiz diğeri çok gürültülüydü. Kafamda git gide büyüyen sesler yüzünden delirecek gibiydim. Keskin bir ses kulağımı delerken kafamı sola çevirdim. Hızla bana doğru yaklaşan arabayı farkettiğimde içime yarım bir nefes çektim. Bununla birlikte bütün sesler kesildiğinde savrulduğumu hissettiğimde çarptığım sert bir göğüstü. Kafamı kaldırdığımda istemsizce "Mert?!" Demiştim sanki uykudan yeni uyanmış gibi. Az kalsın bana çarpacak olan kişi sinirle birşeyler söylerken Mert de bir şeyler söyledi ama algılamamıştım. Elimden tutarak peşinden götürürken insanların daha az olduğu bir yerde durmuştuk. Tam önümde durduğunda elimi bıraktı. "Ben yürürken kafam doluydu, farketmemiştim arabayı," sözcükleri bir birine bağlamakta güçlük çekiyordum. "İyi misin?" "Evet" "Kızlarla ne konuştunuz?" Sorusuna kafamı olumsuz anlamda salladım. "Yeni birşey konuşmadık" "Sana ne söylediler? Az kalsın ölüyordun" Sinirli gözlerine öylece bakarken az kalsın yere yıkılacaktım. O da bunu anlamış olacak ki sendelediğimde belimi kavradı. Bir elim ceketini bir elim de kolunu kavrarken birkaç dakika Mert'e yaslandım. "Şimdi nasılsın?" "Daha iyi" diyerek koluna girdim ve arabaya doğru gittik. Kısa yürüşün ardından arabamın kapısını açtı. Sessizce otururken az sonra yanımdaki yerini almıştı. "Umarım doğruyu söylüyorsundur," diyerek arabayı çalıştırdı. "Merak etme, sizin bildiğiniz 'yeni' hiçbir şey öğrenmedim." İğneleyici cümlem üzerine ters ters bana bakmıştı. "Ne, yalan mı?" Diye sorduğumda tekrar yola baktı. "Ne işim, ne de uğraştığım insanlar.. senin kadar yormuyorlar beni." "Beni çok iyi tanıyorsun Mert, isteğimin de ne olduğunu biliyorsun. Ama söylemeye gelince duvar gibi oluyorsun. Yoldan geçen birisi bile benden daha çok biliyor." "Bilmen gereken herşeyi biliyorsun, diğerleri senin ilgi alanın değil." "Tam tersi, bildiğim hiçbir şeyin benle alakası yok. Bilmem gereken şeyler saklanıyor benden." Yanağını şişirip of'larken gözlerimi kısmış, ona bakmaya devam ediyordum. "Akşama hazır ol yolculuk var. Ama ondan önce gitmemiz gereken bir yer var." "Nereye?" Şaşkın bakışlarla ona baktığımda cevap gelmedi. "Gidince görürsün." Sessizce eve giderken Sarp'ın anlattığı planlar beynimde durmadan dönüyordu. "İşe yarayacak mı?" Sesim buz gibi soğuk çıkmıştı. "Yarayacak, doğruları görecek" istemsizce güldüm fakat dudağım titremişti. Ağlamayı bir kenara bırakarak kendimi dizginledim. Evin önünde durduğunda kafasını bana çevirdi. Yüzüme dikkatle bakarken nasıl olduğumu merak ediyordu. "Fazla eşya almana gerek yok" kafamı sallayarak hızla eve gittim. Küçük yolculuk çantasına eşyaları yerleştirerek elime aldım ve merdivenlerden inmeye başladım. Ev telefonu çalarken adımlarım yavaşlamıştı. Numara gözükmüyordu, telefonu kulağıma götürdüm. "Alo?" Sesim kendime geri dönerken hatta nefes alışverişlerinden başka birşey duyulmuyordu. "Savaşçı ruhunu hiçbir zaman kaybetmedin Melek, evlensen bile" tanımadığım bir erkek sesiydi konuştuğum kişi. "Kimsin?" "Ne önemi var? Artık Onur yönetmiyor bu oyunu yani kuralları değiştirdi. Bu yüzden dikkatli olmanı öneririm. Merak etme bu oyunu seveceksin Melek, çocuklar oyunu sever değil mi?" "Beni uyaracak kadar iyi kalpli misiniz yoksa .." "Uyarıyoruz fakat bu iyi kalpli olduğumuzdan değil, emin olabilirsin. Kardeşini bir uyarı olarak görebilirsin. Etrafındaki insanların iyiliği için işlerimizi karışmanı önermiyoruz" "Onlardan uzak durun" Güldüğünü duymuştum. "Patron kendinden çok onlara önem verdiğini biliyor, bu yüzden tehlike herkes için var. Başarılar dilerim, hoşça kal" Telefonu kapattığında bir süre elimde kalmıştı. Emel'in başına gelenler beni uyarmak içindi. Telefonu yerine koyarak dışarı çıktım. Kapıyı kilitleyerek arabaya doğru giderken adımlarım telaşlıydı. Çantayı arkaya atarak öne geçtim ve kemerini taktım. "Şimdi nereye?" Şu an durumum iyi olmadığı için telefon konuşmasını bir sonraya erteledim. "Sabr et! Ama orayı sevip sevmemen konusunda şüpheliyim" "Çok sık süpriz yapmadığın için her türlü şeye açığım. Yani merak etme seveceğim" Gülerken "sanmıyorum" diye mırıldandı. O zaman neden götürüyordu ki? Araba tanıdık yerlerden geçerken özel bir yanları yoktu. En sonunda park ederek bana baktı. "Geldik" dediğinde şaşkındım. Herhangi bir sokağın kaldırımında yürürken yanımda eşlik ediyordu. Sağa sapana yakın duraksayarak ellerini ceplerinden çıkardı. Nihayet sağa döndüğümüzde istemsizce duraklarım aralanmıştı.. "Burası," dedim şaşkınlığımı gizleyemezken. "Evet, burası herşeyin başladığı yer" yavaş yavaş ilerlerken bir başkası için sıradan olabilirdi fakat birçok kaderin değiştiği yerdi. "Seni o gün ikinci görüşümdü o kafede. Kalbim teklemişti hatta. Sarp'ın kuzeni olduğuna da şaşkındım." Dedim ona bakarken. "Onu uyarmaya gelmiştim sana zarar vermemesi için." "Hiç unutmam, babana söyle adamlarını çeksin demiştin Sarp'a" Dedim gülerek. "Unutmamışsın" tebessüm karışık şaşkınlıkla bana bakıyordu. Olayın olduğu yerde durakladı. "Aslında seni uyaracaktım ama aniden kalkınca peşinden gelmek zorunda kalmıştım. Başına gelecekleri biliyordum." Tam karşısında dikkatle gözlerine bakarken anlamaya çalıştım. Üzerinden zamanın geçmesine rağmen eski hislerimizi dünkü gibi hatırlaya biliyorduk. "Neden beni kurtardın? Sıradan birisiydim, Sarp gerekli bilgileri eline geçirdikten sonra bitirecekti aramızdaki ilişkiyi." "Kalbin kırılacaktı. Çünkü babanın bulaştığı işlerin cezasını sen çekecektin ve bu da seni yaralayacaktı. İlk kez senin okuluna geldiğim gün.." "Müdür beyin yanında azar yemiştim ve sen de yanımdaydın." Gülmesini saklayamamıştı. "O gün haylaz bir öğrenci olduğunu sanmıştım" dediğinde ben de gülümsedim. Gözlerime dalıp giderken bir anda duraklsadı. Yüzü ciddi bir ifade aldı. "Anneni daha dün kaybetmiş gibi bakıyordun. Acını hissetmiştim. O gece seni burada kurtardığımda yemin etmiştim sanki kendime hep kurtarmam adına. Sözümü tutamadım. Sonra hayatından çıkmayı denedim ama bir türlü olmadı. Ya sen ya da ben dönüp dolaşıp yine bir birimizi bulduk. Seni buraya getirmem de amacım.. seni hep koruyacağım. Sen bana kızsan da bazı şeyleri sakladığım için senden. Bunu yapmaya mecburum çünkü o meraklı burnunu karıştıracaksın," diyerek burnumu sıktığınıda kurtulmaya çalıştım gülerek. "Seni bir anda değil zamanla sevdim Melek bence bu daha güzeldi. Mesela, bir gün saçlarına, bir sabah uykulu yüz hatlarına, bir gece ay ışığında parlayan gözlerine.." "Bu kadar detaycı olduğunu bilmiyordum yani en azından bana karşı" dedim şaşkın bakışlarla ona bakarken. "Hiç farkettirmedim demek ki. Sonra bir anda kendimi öylesine bir bakışına bile aşık olurken buldum." "Bu an tam olarak ne zamandı?" "İnan hiç farkında olamadım. Eğer olsaydım zaten kendimi durdurmaya çalışırdım." "Çalıştın"  dedim gözlerine bakarken. "O zaten şimdiye kadar yapmadığım en büyük hatamdı. Bedelini senin güvenini kaybederek ödedim. Bundan büyük bedel olamazdı." Sesi kısılırken etrafa bakarak cümlelerini toparladı. "Tekrardan başlarsak olmaz mı? Her düştüğümüzde, her başarısız olduğumuzda buraya gelelim ve başa alalım. Unut herşeyi, kapa gözlerini" Gözlerimi kapatırken hafif geriye itti. Sırtım duvara hafifce çarparken ellerini omuzlarımdan çekti. "Kardeşini ilk kez kurtarmaya gidiyoruz, etrafındaki insanları ilk kez görüyorsun. Beni de artık üçüncü görüşün olacak" O kadar şaşkındım ki Mert'ten beklenmeyen şeylerdi bunlar. Bu güne kadar yaşadığım acıyı o gün duvara çarparken sırtımdaki acıyla değişirken gözlerimi araladım. Buradaydı... Eli çeneni kavrarken aşık olduğumu tekrar hissetmiştim. Hiç durmadan ona sarılırken "teşekkür ederim" dedim fısıltıyla. "Bilmek istediğim bir şey daha var. Tüm bu yaşananlara rağmen seni kurtarmamı ister miydin yeniden?" Ellerim ensesinden kayarak yanaklarında dururken gülümsedim. "İsterdim, bu ana yüz kere bin kere de dönsek gözlerimi her açtığımda çenemi kavrayan o kişinin sen olmanı isterdim" Yanağını yanağıma yaslarken anın güzelliğinin keyfini çıkardım. "İyi ki varsın Yılmaz," "İyi ki varsın Melek Yılmaz" İsterik bir kahkaha atarken kokusunu içime çekerek gözlerimi kapattım. O gün beni kurtarmaya geldiğinde ya da onun için savaş verdiğimde bir gün bu soyisme sahip olacağımı hayal edemiyordum bile. O kadar uzaktı bana Mert. Şimdi anılarımı tekrar tekrar yaşatacak kadar yakındı. Yarın beni bekleyen zorlu bir günü unutmuştum. Çevremdeki insanları unutmuştum, bugün geçirdiğim kazayı unutmuştum.. Eski Melek olmuştum, ne kardeşim vardı ne de annem. Yalanların güldürdüğü korkak ve yalnızlığı daha yeni terketmiş kırık bir kalbim vardı. Daha yeni tamir ediliyordu oysa tekrardan kırılacağına aldırmadan. Hiç tanımadığım bir adamı sevmiştim başkasında kaldığını bilmeden. Yine gelse, yine kurtarsa yine severdim hiç düşünmeden... Çünkü en güzel kalbimi o kırardı, sarılırdı, onarırdı. Bu sokak zamansızdı bu yüzden. Ne zaman geçsem o beyaz elbiseli kıza geri dönerdim ben. Peşimde korkularım ve beni kurtarmaya gelen Mert.. Kırması önemli değildi, önemli olan her zaman bana bu zaman boşluğunda sarılmasıydı. Ben yine o hayran kız çocuğuna geri dönecektim çünkü. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE