-8-

2030 Kelimeler
Bölüm şarkısı: Lana Del Rey - Blue Jeans Oturduğum kanepede dirseklerimi dizlerime yaslayarak ellerimi çenemin altında birleştirdim. İçeride dolaşan polisler, annemin ağlaması ve hatırlamadığım bir kaç kişi daha vardı. Sadece bir noktaya bakarken ara sıra kulaklarıma babamın konuşması geliyordu. İstemsizce gülümserken kazık yemiş gibi hissediyordum. Onun başına birşey gelirse eğer kendimi affetmeyecektim. Damla haklıydı, kendi derdime düşüp her kesi unutmuştum. Dünya sadece kendi etrafımda dönüyormuş gibi hissediyordum. Hemen gözyaşlarımı silerek onlar gibi düşüncelerimi de tazeledim. Etrafımdaki insanların yaşamasına sebep olan olayları düzeltmem gerekiyordu. Neden bana söylememişti? Artık eskisi gibi yakın görmüyor muydu kendisine beni? O kadar mı uzaklaşmıştık bir birimizden? Ve ben bunları göremeyecek kadar kör olmuştum. "Melek!" Adımın seslenmesiyle irkilirken soluma baktım. Babam endişeyle bana bakarken "efendim," dedim donuk ifadeyle. "Emel'le ilgili bir şeyler biliyor musun? Yani son kez ne konuştunuz? Bu olayların akışı için gerekli." Birkaç saniye öylece bakarken kafamı olumsuz anlamda salladım. "Son zamanlar doğru düzgün konuşmuyorduk" dedim kısık çıkan sesimle. Babam kafasını yukarı aşağı sallayarak polislere baktı umutsuzca. "Büyük ihtimal düşüncelerimiz doğru olduğunu ıspatlayacak. Eski ailesini özleyebilir fakat başka birşey yatıyor bu hareketinin altında," genç, esmer ve mavi gözlü polise çevirdim gözlerimi. İsmi hatırladığım kadarıyla Cevat'tı, Cevat Ufuk. "Bana neden söylemedi dersiniz?" Bakışları beni bulurken dikkatle inceliyordu. "Demek ki bilmemenizi istiyor. Son zamanlarda bir şeylerden şüphelendiğiniz oldu mu Melek hanım?" Bakışlarım istemsizce Mert'i bulurken yine ifadesiz tavrına bürünmüş olduğunu gördüm. Omuz silktim beni bekleyen soruya. "Hiçbir şey bilmiyorum," dedim kafamı eğerek kollarının arasına alırken. "Onu bulacaklar," diyerek Hülya bana sarılmıştı. "Muhtemelen sizin de bildiğiniz bir olay dönüyor çünkü bunu tek başına yapamaz. Demek istediğim bu kadar iyi bir şekilde saklanamaz." "Kaçırılmış mı dersiniz?" "Sanmıyorum çünkü elimizdeki deliller kendi isteğiyle bunu yaptığını gösteriyor. En azından bir ihtimal gibi düşünün." Artık ağlamam şiddetlenirken kendimden nefret ediyordum. Onu bulmak için ne mücadele vermiştim oysa. Bulduktan sonra da gereksiz bir eşya gibi kenara atmıştım umursamadan. "Melek hanım anlıyorum sizi ama bu şekilde kardeşinizi bulamayız. Toparlanmanız lazım çünkü ona en yakın olan kişi sizsiniz sonuçta." Kafamı sallamakla yetindim sadece. "Lütfen onu bulun," dedim gözlerimi silerken. "Elimden geleni yapacağım bundan emin olabilirsiniz." Hülya tekrar sıkı şekilde sarılırken ona sığındım. Polisler evi terkederken bir anda ölüm sessizliği çökmüştü. "Anne nasıl anlamadınız? Normal davranması imkansızdı," dedim ağlayarak ikisine bakarken. "Yanımıza geldi gittiği günün akşamı, sizi çok seviyorum dedi ve sarıldı-" annemin konuşması yarıda kesilirken ağlamasına kaldığı yerden devam etti. Mert en sonunda dayanamayıp yanıma geldi. Kendine çekerek sıkıca sararken kulağıma eğildi. "Ağlama, onu bulacağım," dedi kararlı ses tonuyla. Kafamı yukarı kaldırarak gözlerine baktığımda sert bir ifade görmüştüm. Ağlamamı istemiyordu ya da güçsüz görünmemi.. Babamın telefonu çalarken sessizlik çökmüştü yine. Kısa konuşmasından sonra umutsuzca telefonu indirdi. "Uçak biletleri eski ailesine gittiğini onaylıyor." Demesiyle annemin ağlaması şiddetlenirken yüzümü Mert'in göğsüne gömdüm. ".. teyze kendini suçlama bu kadar, sen çok iyi bir annesin. Eminim o polisin dediği gibi kendi isteğiyle gitmedi. Kim seni bırakıp o yere geri döner ki?" Hülya'nın konuşması boşaydı. Aniden Mert ayaklandığında ben de kendimi peşinde bulmuştum. "Biraz hava alacağız," diyerek elimden tutup peşinden sürüklüyordu. Dışarıya çıktığında "nereye?" Diye sordum burnumu çekerken. "Hep senden habersiz yaptığım işler için kızıyordun ya hani bana?! Seninle birlikte bulacağız.." yüzüme belirsiz bir tebessüm yayılmıştı fakat o da boştu. Arabaya geçtiğimizde aklımda durmadan canlanan mazi vardı. "Eski günlere geri dönüyoruz Mert. Kazandığım kişileri tekrar kaybediyorum" dedim korkuyla ona bakarken. Onu da kaybetmek istemiyordum. Arabayı çalıştırırken onu izlemeye devam ettim. "Toparlan ve kendine gel," dediğinde önüme dönerek çantamı çıkardım. Yüzümü ıslak mendille silerek hafif makyaj yaptım canlı gözükmek için. Makyaja uykusuzluk karışırken gözlerim siyaha boyanmış gibiydi. Eskisinden daha iyiydi görünüşüm az da olsa. Saçıma şekil vererek geriye ittim. "Emel'in üvey babasıyla görüşeceğiz," ellerim sinirle titrerken bakışlarımı yola odakladım. İfadesizce yola bakarken kafamı toparlamaya çalışıyordum yüzümden sonra. "Seni kısıtlamayacağım, canın ne istiyorsa yapabilirsin" konuşması beni şaşırtıyordu . Kafamı hafif sallayarak plan yapmaya devam ettim. Hareketlerime ve konuşmama dikkat edersem başarırdım. Karışık bir yolculuktan sonra arabayı sessiz bir yere çekerken etrafta bir arabadan başka birşey gözükmüyordu. İkinci kez yaşıyordum bu anı fakat bu sefer Emel bizim yanımızda değil onun tarafındaydı. İlk Mert çıkarken ben biraz bekleyecektim. O da arabadan çıkarken yavaş yavaş bir birilerine yaklaştılar. Öfkeyi içime bastırıp soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. En sonunda kapıyı yavaş biçimde açarak ayağımı dışarı attım. İfadesizliğimi korurken küçük ve telaşlı olmayan adımlarla onlara yaklaştım. Mert'in bir adım gerisinde dururken gözleri üzerimdeydi. Mert'in kendini zor tuttuğunu farkediyorum. "Evlilik yaramış, Melek?!" Dediğinde çok hafif dudağım kıvrıldı. "Ne tuhaf değil mi Melek? Bu görüşmeyi bir kez daha yapmıştık hatırlıyor musun?" "Evet, ben o sırada kafana silah dayamakla meşguldüm," dedi Mert sinirle. Adamın bakışlarında intikam yerini alırken yüzü ciddileşti. "Ama bak, vazgeçmedim. Kazandım.." "Bundan bu kadar çabuk emin olma derim-" "Bundan bu kadar çabuk eminim. Çıkarsana silahı, bana doğrultsana. Yapabilir misin? Kesinlikle hayır. Bu o demek oluyor ki, elinden hiçbir şey gelmiyor ve kaybeden taraf sizsiniz.." "Kime güvenerek söylüyorsun bu lafları?!" Mert bir adım öne giderken o da gerilemişti. "Senin meydan okumaya gücün yetmeyeceği birisine.." Gülerken şaşırmış şekilde bana bakıyordu. Hemen bozuntuya vermeden eski haline geri döndü. "Bu kadar güvenmemeni öneririm. Çünkü en büyük kişilerin çoğunluğu oyunun başında öldürüldü. Seninle de işleri bitince emin ol ki aynısı olacak." "Ne o? Acıdın mı bana yoksa ikizin elimde olduğu için yağcılık mı yapıyorsun?" Kaşlarım hafif havaya kalkarken acıyormuş gibi bakıyordum. Yalancı ifadeyle birkaç adım daha atarak Mert'i geçtim. Tam karşısında dururken bir an hislerimi kaybetmiş gibi olmuştum. "Sana acıyorum çünkü zavallı bir kukladan başka bir şey değilsin." "Masallardan uyanamadın mı? Bakıyorum hâlâ büyümemişsin?! Yakında kardeşinin düğün davetiyesi eline ulaşır, artık kocanla gelirsiniz?" Mert bir adım öne gelmek isterken elimle durdurdum. Gözlerine bakmaya devam ederken ne hissettiğimi bile kestiremiyordum. "Eğer kesilen bir ipe düğüm vurursan, ipin en sağlam yeri o düğümü olurmuş. Bir kez ayrı düştükten sonra düğümlendik biz. Bunu asla başaramazsın. Bu oyun bittiğinde düşeceğin konumda elbette karşılaşacağız ama sakın unutma. O zaman sana acıyacak kimsen kalmayacak.." Arkamı dönüp hızlı adımlarla arabaya ilerlerken gözlerimi kapattığımda bir damla yaş süzüldü yasağımdan. Koltuğa oturup Mert'i beklerken kısa süre sonra o da gelmişti. "Beni şaşırttın," dedi kafasını dağıtmaya çalışırken. "Onu bulmamız gerek, zamanımız kısıtlı" dedim dişlerimi bir birine sıkarken. "Bulacağız.." dedi sakin edayla. Bu da bir şey bildiği anlamına geliyordu. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyordum. Kendime "güçlü olmak zorundasın" diye teselli ettiğim noktadaydım. Mert'e güçsüz olduğumu gösterirsem bu sebepten beni yine uzak tutacaktı. Yine tek başına kalmış gibi hissediyordum. Her zaman bu döngüde mi bulacaktım kendi mi diye düşünmekten bıkmış haldeydim. -"- Telefonumun titremesiyle isteksizce telefona uzandım. Emel'den bir haber gelme umudu olmasaydı kesinlikle bakacak değildim. Ekranda 'Narin' yazısını görünce hemen kulağıma götürdüm. Hatta bir süre sessizlik oluşurken diyecek bir kelime bulamıyordum. "Melek, bize uğraya bilir misin?" Sesi sanki hüsrana uğramış gibi çıkıyordu. "Olur," dedim sessizce. "Görüşürüz," diyerek kapattığınıda telefon hâlâ kulağımdaydı. Nihayet yavaşça indirirken Mert'e bakmadan "Narin'in yanına uğrayacağım" dedim yola bakarak. Yaşanan olayların gürültüsü herkesi sessizliğe bozmuştu. Kulak batıran sessizliğin sonunda nihayet varabilmiştik. "Çıktığında haber et, Sinan seni alır." Kafamı olumlu anlamda sallayarak arabadan indim. Kapıyı kapatarak yabancı olmayan çığır boyunca ilerledim küçük adımlarla. Mert'in arabasının sesini duyduğumda gittiğini anladım. İlerlerken gözlerimden yuvarlanan yaşlar gibi her an yer çekimine boyun eğecek gibiydim. Bir zaman kayıp ikizimi bulmak adına ilerlemiştim bu yolda. Elimin tersiyle yanağımı sildim. Kaybetmiştim onu, bulalı uzun zaman olmadan. O zaman da gittiğimde Onur yaşıyordu fakat kardeşimin yaşadığından şüpheliyim. Şimdi Onur ölmüş kardeşim şüpheye karışmıştı. Terazi dengesini hiç bozmamıştı. Bu sefer sonbahar yapraklarını süpüren kimse yoktu. Ayağımın altında ezilen yaprakları hışırtı sesleri dolduruyordu kulağımı. İki aslan heykelinin arasından geçtim yine. Zile bastığımda dudaklarımı bir birine bastırdım. Bir süre sonra kapı açıldığında Narin'i gördüğümde daha çok ağlama isteği geldi. Hiç beklemeden bana sarıldığında ağlaması daha da şiddetlendi. "Burdayım, sakin ol." Boşa konuştuğumu biliyordum. Kendimle birlikte salona götürdüğümde kriz geçiriyor gibiydi. Bir süre kendine gelmesini bekledim, elimden birşey gelmiyordu. Aklım durmuştu sanki. "Biraz daha iyi misin?" Kafasını olumlu anlamda salladı gözlerini silerek. "A-anlayamadım, bir anda gitti. Sabah d-değişik duruyordu ya da ben öyle zannettim. Veda konuşması yaptı ve gitti. İlk kez benle böyle konuşuyordu. Neden böyle ol- hapisten daha yeni çıkmıştı, yeni hayata başlayacaktı ama birden-" cümleleri bir birine bağlamıyordu. Zaten bitiremeden ağlamaya devam etti. Gözlerim bir noktaya odaklanmış seyrediyordum. "Sana bir mektup bırakmış," bakışlarım ona döndüğünde ayağa kalktı. "Benimle gel." Onu takip ederek merdivenlerden üst kata çıktık. Onur'un odasına ilerlediğimizde göğsümdeki ağırlığı taşıyamaz olmuştum. Kapıdan girdiğimizde düzenli masanın üzerinde duran mektubu alarak bana uzattı. "Okumadım rahat olabilirsin." Mektubu alarak omuz silktim ruhsuz tebessüm eşliğinde. Ona güveniyordum. Yanında durduğum siyah deri koltuğa çöktüğümde titreyen ellerim arasında mektuba bakıyordum. Mektubun üzerinde yazan "Melek Yılmaz" yazısı garip hisler uyandırıyordu bende. Artık taşıyamıyordum sanki bu kimliği. Bir çırpıda mektubu çıkardığımda gözyaşlarımı tutamıyordum. "Şu anda neden ağladığını ben bile çözemiyorum emin olabilirsin. Zamanında yaşattıklarımı çabuk unutmuş gibi gözüküyorsun. Ya da aşırı merhametlisin.. Bunu demek istemesem de zorundayım, haklıydın. Benim ölme ihtimalim senin hayatta kalma şansından bile yüksekti. Tam tersi oldu, hayatta kaldın. Ben de büyük ihtimal ölmüş olacağım. Mektuplarla aranın iyi olduğunu bildiğimden mektup yazdım. Durumlar hiç olmadığı kadar karışık. Düştüğümüz bataklığın çamuru herkesin üzerine sıçradı. Korkarım kardeşinin sizi terketme sebebi beklediğiniz gibi bir tehdit değil. Umarım bu işi çözdüğünüzde hayal kırıklığına uğramazsın. Bu sefer çevrendeki kişilerin dağılmasına sebep ben değilim. Bu yüzden öldüğüm için üzülme çünkü pek yardımım dokunamazdı bu oyunda sana. Birşey daha bilmelisin ki yerime geçen kişi benim kadar hoşgörülü olmayacak bu sebepten senin gözlerin önünde ölmeyi tercih ettim. Tehlike, Mert'in sana yakın olduğu gibi yakın yani bir nefes yakınında. Başarılar.." Mektupla bakışırken şaka olmasını diledim. Onur oyunu severdi sonuçta. Ağzım hafif aralık kafamı Narin'e çevirdim. Şaşkınlığımı farketmiş olacak ki hafif tebessüm etti. "Sanki ölüme değil yolculuğa çıkıyormuş gibi veda etmiş değil mi? Ölümden korkmuyordu Melek, ölümün bütün acılarını dindirecek olmasına inanıyordu. Umarım öyle de oldu..." Yüzünü pencereye doğru çevirip sessizce tekrar ağlamaya devam etti. "Korkarım kardeşinin sizi terketme sebebi beklediğiniz gibi bir tehdit değil. Umarım bu işi çözdüğünüzde hayal kırıklığına uğramazsın." Ne demeye çalışıyordu? Emel beni böyle bırakmazdı. Yaşadığı acıları tekrar etmek için kim dönerdi ki oraya? "Özür dilerim Narin, seni teselli bile edemiyorum," dedim gözlerimi tek noktadan hiç ayırmadan. "Sorun değil, Onur bana tek başına ayakta durmayı öğretti" diyerek gözyaşlarını sildi ve hafif tebessüm eşliğinde bana baktı. Kulağıma telefonumun zil sesi geldiğinde ayağa kalkarak koşmaya başladım. Her an Emel'den haber gelebilirdi. Merdivenlerden koşarak inerken içimde garip bir his vardı. Nihayet çantama ulaştığımda titreyen ellerimle fermuarını açtım ve telefonu çıkardım. Gizli numaradan arıyordu her kimse. Açarak kulağıma götürdüm. "Alo?!" Sesimdeki heyecan kendini apaçık belli ediyordu. "Melek.." Duyduğum sesle dünya dururken titrek yarım bir nefes alabildim. Gücüm sadece ona yetmişti. "Kardeşim?.." neden konuşmuyordum? Neden gittiğini soramıyordum bile. "Özür dilerim, özür dilerim seni üzdüğüm için. Ama ben iyiyim merak etme beni. Şu anda tehlikede falan değilim. Ben seni arayana kadar beni arama Melek.." "Emel neredesin? Neredesin?!" Kulaklarıma inanamazken sesim istem dışı yüksek çıkmıştı. "Ben burada iyiyim ve mutluyum. Beni merak etmeyin. Kendinize iyi bakın.." Birşey söylemek istemiştim fakat lafım yarıda kesilmişti. Telefon kulağımdan inerken bir süre ekrana baktım. Dudaklarım titrerken yanımda duran Narin'e çevirdim bakışlarımı. Ben onu bu kadar severken bizi bir anda bırakmasının sebebi neydi? Bunu çözmemiz gerekiyordu. Annem babam hepsi bitmiş durumdaydılar. Emel'i en iyi anlayan bir tek ben vardım. Şoktan sıyrıldığımda derhal polisin numarasını çevirdim. "Beni aradı, beni aradı." "Tamam, şimdi sakince neler söylediğini anlatın bana." "Tehlikede olmadığını, iyi olduğunu dedi. Bir de mutlu olduğunu söyledi." "Sesi nasıl geliyordu?" "Biraz üzgündü ama titremiyordu. Yani baskı altında çıkmıyordu sesi. En azından ben öyle anladım. Hiçbir şey anlamıyorum, hiçbir şey!" "Lütfen sakin olun, onu bulmamız için en çok sizin yardımınıza ihtiyacımız var Melek hanım. Size ulaşmamız gerek çünkü aradığı yere ulaşabiliriz." "Ben gelebilirim," dedim burnumu çekerken. "Anlaşıldı o zaman bekliyorum. Lütfen dikkatli olun." "Tamam," dedim sakince telefonu kapatırken. Olduğum yere çökerken ellerimi başımın arasına aldım. "Nereye kadar sürecek bu Narin? Nereye kadar?" Destek vermek amacıyla ellerimi tuttu. "Bunun derinine inmezsek her defasında yeni bir liderle karşılaşacağız. Bu oyun bitene kadar buradayım Melek, yanındayım. Onur'u yarım kalan oyununu ben bitireceğim." Kafamdaki düşünceler bir birine girerken gözlerimi sildim fakat bu sefer tekrardan akmalarına izin vermeden. "Atlatacağız Narin, hepsini çözeceğiz," Bunu anlamıştım ki kazanmak için bir tesellimiz olmalıydı. Narin için teselli Onur'du. Benimse bir sürü tesellim vardı, umudum vardı. Bunu çözersem birçok şeyi çözmüş olacaktım. Bu yüzden ayakta durmam gerekiyordu tıpkı Mert Yılmaz gibi. Sonda duygularımı kaybetmekten korkuyordum fakat bana hissizken bile karşısındakinin hislerini anlayan Mert ayakta tutuyordu. Onun gibi olursam onu anlayabilecektim. Etrafımdaki insanları anlamak zorundaydım yoksa attığım her yanlış adım arkamdaki herkesi uçuruma götürecekti. -"-
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE