-6-

2725 Kelimeler
Bölüm şarkısı: Shawn Mendes - Treat You Better "Onur öldü..." Telefon kulağımdan inerken kaybettiğimiz bir taşın satranç tahtasına yuvarlandığına şahit olmuştum. Telefonu kulağımdan indirerek cebime soktum sakince. "Onur ölmüş.." sesimde gram titreme yoktu. Nedense inandırımıyordum kendimi bu gerçeğe. Ya da ben umursamaz bir insana çeviriliyordum yavaş yavaş. Kafamı kaldırarak Mert'e baktım. Önünü seyrederek dalıp gitmişti uzaklara. "İnanıyor musun onun öldüğüne?" Soruma karşılık bana bakmasa bile beni dinlediğini biliyordum. "Hiç bir şeye, hiç kimseye inanmıyorum. Oyunun kuralı bu" dediğinde sesindeki kararlılık o kadar fazlaydı ki. Aklıma gelen şeyle ondan çekerek bakışlarımı önümüzde serilen şehrin görüntüsüne çevirdim. "Ceren öldüğünde ne hissetmiştin?" Bu sorunun ardından gözlerine bakacak cesareti bulamamıştım. Nefesini dışarıya verdiğini duydum. "Hissetmemeyi.." dudağımın kenarı kıvrılmıştı fakat o kıvrıma dolan acıydı. "Onunla evlenmeyi düşündün mü hiç?" İstemsizce sorduğum soruların cevabını merak ediyordum. Ceren konusunu açmayı hiç sevmezdi. "O zamanlar sana takıldığım için, hayır. Önceden düşünüyordum." Ne tepki vereceğimi şaşırmıştım. "Onu çok güzel aynı zamanda çok farklı seviyordun" şimdi de seviyor olmalıydı. "Onu neden istememiştin?" Bu soruyu çok merak ediyordum. Yıllarca karşılık beklemeden sevmişti onu. "Haklıydın, sevgi değildi benimkisi. Bağlantıydı sadece" inansa mıydım ona? Bence yalan söylüyordu, duyguları körelmiş olmalıydı fakat o zamanlarda gözlerindeki gururu görüyordum. Ceren'i sevdiği zamanlarda ona yaklaştığımda bana olan öfkesini görebiliyorum. "Nedensizce inanamıyorum bu söylediklerine" cümlem üzerine hareketlenerek gözlerime baktı. Ben de gözlerimi ona kaldırarak bakıştım onunla. "Niye?" Sesi buz gibi soğuktu. "Mezarlıkta söylediklerin yüzünden" evet, o kabus anım dünkü gibi hafızamda dolanıyordu. Bakışlarını kaçırdı, "mezarlıkta söylediklerini ciddiye almadığını düşünüyordum" sesindeki pişmanlık hissedilecek düzeydeydi. "Kırgın bir ruh duyduğu her söylenene inanır. Hele ki karşısındaki yorgun bir ruhsa. İnsanın ruhu yorgun olduğunda, artık dayanacağı gücü kalmadığında doğruları söyler derler. O gün yorgundun Yılmaz," derin bir nefes alırken gözlerime baktığında hayret görmüştüm. Sanki iftira atmışım gibi bakıyordu bana. "Hâlâ mezarlık gömülü hafızamda, hiç silemedim. Hiç acımamıştın bana o gün." dedim omuz silkerek. Evlensek bile tam kapatmış değildi açtığı yaraları. "Kırık bir cam gibi düşün beni, her dokunduğunda kesen, kanatan" dedi bakışları ellerimize kayarken. "Kanatmadan kestin beni, kanımda boğuldu ruhum" Söylediklerinin tokattan kalır yanı yoktu. "O yüzden gittim fakat şimdi o gücü bulamayacağım bir daha." Gözleri kısılırken bakmamakta mücadele veriyor gibiydi. Elimin tersiyle yanağını okşadım yeni çıkan sakallarında gezinerek. "İşte her akşam rahat uyumama sebep olan da bu, hiç gitmemen" gözleri anında beni bulurken gülümsedim. Usulca ona sokulurken belimden sıkı sıkı sararak kendine çekti. "Hava soğuyor, gitmemiz gerek." Kafamı olumlu anlamda salladım hâlâ gözlerim kapalıyken. Kızlarla bu gün konuşmam gerekiyordu. Ayağa kalkarak elini uzattı. Tutarak ayağa kalktığımda battaniye ve çantamı alarak arabaya ilerledim. Hava akşama doğru ilerlerken şehrin ışıkları daha çok belirgin olmaya başlamışlardı. Arabaya geçerken arkama yaslandım dümdüz yola bakarken. Ölmesini istemiyorduk, her ne kadar zamanında bizle oyun oynasa bile. En azından savaşmayı hakediyordu Onur. Mert arabayı çalıştırarak bana kısa bakış attı. Tekrar yola odaklandı ve gelene kadar tek kelime etmedi. -"-"- Eve geçerken ışıkları açtığımda daha bir gün olmasına rağmen evimi özlediğimi farkediyordum. Yanağımdan öperek odaya doğru ilerledi. "Umursamazlık yok" diye bağırdım arkasından alayla. Geriye dönerek kaşlarını çattı. "Yok!" Diye beni tekrar ettikten sonra üzerindekini çıkardığında kum torbasına saldıracağını anladım. Gözlerimi devirerek peşinden ilerledim. "Bir gün de yapma şunu" diyerek karşısına geçtim. "Kimden çıkarayım sinirimi? Sarp mı Sinan mı? - biraz düşünerek - Sarp daha cazip geliyor" dediğinde gülmeden edememiştim. Olaylara çok sakin tavır sergiliyordu fakat bütün sinirini içine atıyordu. Sonra da o kum torbasından çıkarıyordu. Birisine patlamasını istemiyordum açıkçası çünkü ölümle sonuçlana bildirdi. Tekrar beni öperek arka odaya ilerledi. Kendimi koltuğa atarak telefonu çıkardım ve kızlara mesaj attım. Özlem: Ben evden çıktım, geliyorum. Damla: tamam, birlikte geliyoruz o zaman. "Çabuk olun, sizi bekliyorum" Diyerek telefonu kenara attım. Kafamı geriye attım. Kızlar gelinceye kadar birşeyler hazırlaya bilirdim. Ayağa kalkarak mutfağa ilerledim. Nereden başlayacağımla ilgili bir fikrim yoktu, her konuda. -"-"- Kapı zili çaldığında ellerimdekini bırakarak koşarak salona girdim ve kapıya vardığımda derin bir nefes alarak açtım. Gördüğüm manzara hüsrana uğratmıştı beni. Suratlarındaki ifade birşeyler yaşadıklarını belirtiyordu ama benden habersiz. Bunca zaman neden farketmemiştim ki? Kenara çekilerek geçmelerini sağladım. Üçlü koltukta yan yana oturduklarında karşılarındaki kanepeye oturdum. Odadaki sessizliği ara sıra Mert'in yumrukladığı kum torbasından çıkan sesler bozuyordu. "Sizi dinliyorum" dedim dikkatle ikisine de bakarken. Damla hiç bakmazken, Özlem bakışlarını kaçırıyordu sık sık. "Ben başlıyorum" dedi Özlem kısık sesle ve Damla'ya kısa bakış atarak. Parmağında yüzük yoktu, olayları az çok tahmin etmiştim. "Murat'tan ayrıldım... bir süreliğine gidiyorum burdan" sesindeki kararlılık sinirimi bozarken bundan daha önce neden haberim olmadığını sormak istiyordum fakat bunu biraz erteleyecektim. "Neden ayrıldınız?" Gözlerime bakarken gördüğüm acı içimi parçalamıştı. "Bilmiyorum, olduramadık bir türlü hiçbir şeyi. "Damla?" Diye seslenerek bana bakmasını sağladım. Patlamamak için zor tutuyordum kendimi. "Üniversiteyi donduruyorum, ben de Özlem'le gidiyorum. Bir süre yokuz." Gözlerim yerinden çıkacakmış gibi büyürken kendimi tutamadım en sonunda. "Bu senin son senen, nasıl dondurursun?" "Umurumda değil son senesi falan. Kaan'dan ayrıldım ve sıfırlamak istiyorum hayatımı." Kesinlikle anlam veremiyordum. Olayları takip etmekte aciz kalmıştım. "Siz kafayı mı yediniz? Bütün bu şeylerden haberim yeni mi oluyor?" Damla ayaklanırken geldiğinden beri sinirli olduğunu farketmiştim. "Kafayı mı yedik?! Kendi hayatına odaklandığın için olabilir mi? Hayatımızla ilgili kararlar verirken kafayı mı yemiş oluyoruz Melek hanım?" Diye bağırırken öylece kalmıştım. Kaşlarım çatılırken düşüncelerim durmuştu sanki. Özlem ayağa kalkarak Damla'nın önüne geçti. "Damla tamam, sakin ol" "Ne sakini? Bugüne kadar her istediğini yaptı, herkesin karşı çıkmasına rağmen evlendi. Kendi hayatını istediği şekilde yaşarken bizim hayatımıza yön veremezsin." Yapacaklarımı ve söyleyeceklerimi şaşırmış şekilde ikisi arasında gidip geliyordu bakışlarım. Böyle söylemek istememiştim. "Bunu mu kastediyorum ben Damla?" Sesim titrerken "peki ya neyi kastediyorsun?" Diye sordu bağırarak. "Neyi kastedeceğim ben? Kaç senedir bir birimiz sayesinde ayakta kalabildik biz. Ben bugün Mert'le evliysem o da siz yanımda olduğunuz içindi. Size bir şey olduğunda benim canım fazlasıyla yanıyor. Hayatınıza karışmıyorum, karar sizin elinizde. Sadece neden bunları yapıyorsunuz bilmek istiyorum" Bağırışlarım bir süre sonra inmişti. Damla'nın bakışları durgunlaşırken sessizce bakıyordu sadece. "Artık kendi hayatın var ve bize ihtiyacın yok. Bizim de öyle" diyerek gittiğinde yere yığılmamak için zor tuttum kendimi. "Bir şeyler sakladığınızı biliyorum. O gün kafeni de o hale senin soktuğundan haberim var..." yavaşlarken arkasini dönmeden duraksadı. "Benden gizlediğiniz her neyse bilmiyorum ama öğrenmeye de çalışmayacağım, siz söyleyinceye kadar. Ama her neyse beni korumak için yapıyorsanız eğer bunu, bir zamanlar Mert'in de aynı şeyi yapip da nelerle sonuçlandığını en iyi siz biliyorsunuz. Yeni hayatınızda başarılar." Uzun konuşmamdan sonra derin bir nefes alarak gidişini izledim. Özlem ikilemde kalmış gibi ortada dururken nihayetinde o da gitmişti. Dolan gözlerimi kapattığımda birkaç damla yaş süzülmüştü yanağımdan. Elimin tersiyle silerek yukarı aşağı ilerlemeye başladım. Tek öğrene bileceğim kişi Onur'du o da oyunu terketmişti. Yine yalnız kalırken en başta olduğum berbat hissle nefes alamıyordum. Arkamı döndüğümde çarptığım bedenle geriledim. "İyi misin?" Diye sorunca "hayır!" Bağırmıştım. "Neden anlatmıyorsun olanları bana? Herkesi kaybediyorum teker teker. Herkesi! Yine eskiye dönüyorum!" Bileklerimden tutarak kendine çekti. "Sakin ol, kimsenin seni terkettiği yok" dedi dişlerinin arasında. "Çocuk değilim, bir zamanlar sakladıkların yüzünden neler oldu çok iyi biliyorsun" gözlerim dolarken anlamayacaktı beni her zamanki gibi. "Kafaları karışık, düzelecek herşey" dediğinde elimi sertçe geriye çektim, kendimi de aynı şekilde. Dudaklarım çizgi halini alırken öfke dolu bakışlarını saklayamamıştım. "Artık eskisi kadar güzel yalan söylemiyorsun. Bir kenara çekilmeyeceğim bunu anlasan iyi edersin" diyerek yanından hışımla geçtim. Merdivenlerden apar topar çıkarken odaya girdiğimde hâlâ korku vardı göğsümün üzerinde. Niye böyle olmuştu ki birden? Böyle olması mı gerekiyordu?! İşte benim de korktuğum nokta da buydu. Böyle olmasını istemiyordum çünkü. Hepsi benim hatamdı. Bir süre sonra dış kapının sesini duyduğumda ilk işim telefonuma koşmak olmuştu. Sarp'ı bulduğumda titreyen ellerimle onu aradım. Bardağı taşıran son noktaydı çünkü onları kaybetmek istemiyordum. "Günaydın, Melek?!" Dedi uykulu sesiyle. Yine bir yerlerde sızıp kalmış anlaşılan. "Ne gunaydın'ı aptal?! Akşam oldu" sesim titrerken şüphe uyandırmak istemiyordum. Doğrulduğunu hissettim telefondan gelen seslerden. "Sesin garip geliyor, ne oldu?" "Bir şey olmadı, birkaç soru soracağım. Murat ve Kaan hakkında yeni ne biliyorsun?" Uzun zaman olmuştu onlardan haber almayalı. "Olayı anlat," dediğinde ne istediğimi anlamıştı. Bir şeyi de anlamasınlar. "Olay falan yo-" lafım yarıda kesilmişti. "Telefonu kapamamı istemiyorsan, anlat.". Elimi saçlarımdan geçirirken yatağa oturdum. "Sarp hiçbir şeyi anlayamıyorum. Damla ve Özlem'in aldığı kararları daha şimdi öğrendim. Gidiyorlar..." Sonlara doğru sesim kısılmıştı. "Olur ya böyle ayrılıklar," "ciddiyim, Sarp.". Bir süre sessizlik oluştu hat boyunca. "Kızım nereden bileyim ben?! 'Günaydın' mesajı atmayı unutmuş diye küsmüş olabilirler." Damla ve Özlem böyle birisi değildiler. Yine hiçbir şey öğrenemedim. "Sarp tamam, anladım. Eski Melek değilim bunu sizin de anlamanız gerekiyor. Artık olaylara seyirci kalmayacağım. Çünkü 'sürprizlere' açık değilim artık.". Telefonu suratına kapatırken bir süre karşımdaki dolabın aynasıyla bakıştım. Kendimi böyle çaresiz görmeye alışkın değildim uzun süredir. Eskiden olsa her zamanki halim der geçerdim fakat yaşadığım olaylar güç katmıştı bana. Ani kararlar vermeyi aynı kocam olacak umursamaz insandan öğrenmiştim. Dolaba yönelirken giyecek kıyafetlerimi çıkardım. Bir yerden başlamam iyi olacaktı. -"- Saçlarım bukleler halinde omuzumdan dökülürken hafif topuklu olan ayakkabım salonda ses yapıyordu. Arabanın anahtarını alarak evden çıktım ve garaja yöneldim. Artık geceye siyah örtü çekilirken kendimi garip hissetmiştim arabanın ön camından bakarken. Direksiyonu tutan ellerim titrerken kararsızlık yaşamamak için direniyordum. Asırlar geçmişti sanki varacağım yere yaklaştığımda. Derin bir nefes alarak sağa kırdım ve park yapmak için uygun bir yer aradım. Bacaklarım sanki bir birine dolaşıyordu ve düşecekmiş gibi hissediyordum. Ara sokaklardan geçince bir zamanlar da aynı şekilde buralardan geçtiğimi hatırlıyordum. O zamanlar parasız, güçsüz, yalnız ve terkedilmiş zayıf bir kızdım. İkizimi arıyordum hiçbir şey bilmeden. Baktığım her insanın bakışında bir bilgi arıyordum sadece. Kendime bile acırken insanların bana acımamasına şaşıyordum. O kafenin önünde dururken sol kolumu duvara yaslayarak uzun zamandır ziyaret etmediğim 'örümcek yuvasına' baktım. Çalıştığım zamanlar ne çok şey öğrenmiştim burada. Nilüfer abla, Cemil, Onur... hatıralarım gözümün önünden kayarken tekrar aynı şekilde burada olduğum için üzgündüm. Oysa ki herşey bitti sanarak terketmiştim sevinçle burayı. Kafe boş gözüküyordu. Bir süre sonra bakışları yerde olan bir erkek silueti gördüm. Kafede olan tek kişiydi sanırsam. Dışarı çıktığında bunun Cemil olduğunu farkettim. Kapatıyordu. Adımların benden izinsiz ona doğru ilerlerken ayakkabılarımın sesinden hiç rahatsız olmadan sessizce kapıyı kitledi. Geri dönerken beni gördüğüne hiç şaşırmamıştı. İkimizin de yüzünde o kırık tebessüm vardı. "Kapıyı kitledim," "önemli değil, kaldırımda da otura biliriz." Eliyle nazikçe buyur ederken hiç tereddüt etmeden kaldırıma oturdum ve çantamı yanıma bıraktım. Bir az yanımda otururken anahtarla oynuyordu. "Başın sağolsun" dedim kısık sesle. Sadece kafasını sallamakla yetindi. Hava karardığı için kimse yoktu sokakta bir kaç sokak serserisinden başka. Köpek ve caddenin diğer tarafından gelen araba sesleri karışıyordu aramızdaki boşluklara. "Abim savaşarak ölmeyi hakediyordu, böyle ölümü değil" dediğinde sesi buz gibi soğuktu. Ağzından çıkan buhar bir süre sonra havaya karışarak yok oluyordu. "Onur ölmeyi haketmiyordu" dedim kinayeyle gülerken. Bunun sadece Narin'le ilgisi vardı. Yaptığı işler içinse ölümün ne kadar adaletli olacağı konusunda bilgisizdim. Güldüğünü hissettim. "Uzun süre sonra seni burada görmek üzücü, Melek Yılmaz" bakışlarım ona kayarken duygusuzdu gözleri. "Buraya ikinci oluyor yolumun düşüşü. En az birinci kadar acıyor canım.". Kollarımı bir birine kenetlerken daha güçlü olmam gerektiğini hatırlattım kendime. "Hata yaptığını farketmek kötü bir şey. Etrafındaki ınsanları Mert'in çevresiyle birleştirerek bir bağ kurmaya çalışman en büyük hataydı. Sadece Mert'le senin kaderin birleşmişti, bunun senin elinde olmadığını farkettiğinde çok geçti." "Kaybediyorum bu yüzden onları" "Kaybetme konusunda beni senden iyi anlayan olmaz. Dertleşe biliriz sanırsam." Dikkatle ona bakarken hafif tebessüm ettim. Son telefon görüşmemizi hatırlıyor musun? Biz kimseye güvenmeyiz demiştin" dediğimde o da güldü. "Hayattaki güvenceyin tek kişiyi de kaybedince birisine sığınmak istiyorsun Melek" sesi sonlara doğru kaybolmuştu. "Birisine güvenmeden de başarıya ulaşabilmek mümkün." Sokak lambalarının yeterince aydınlatmadığı etrafa baktım. "Keşke ben ölseydim" "İşte buna sen karar veremiyorsun, Cemil" dedim ne diyeceğini şaşırmış ona bakarken. "Onun yerine geçmemi istedi, ne biliyorum ki ben? Onun dediklerini yapmaktan başka yaptığım bir şey yoktu. Her kararı o veriyordu, onun kadar zeki değilim" kafasını olumsuz anlamda salladı. "Onur'un güvendiği bir kişi olduysan eğer herşeyi en güzel şekilde yürütebilecek zekaya sahipsin demektir." Umut ışığıyla bana bakarken teşekkür ediyordu sanki. "Mert bilirse burada olduğunu isteğim yerine geçecek." Kendisini öldüreceğini kastediyordu. "Benim kocam kesinlikle bir psikopat değil." "Keşke uygun bir yalan bulsaydın." Mevzu dağılınca kendimi toparladım. "Durum karışık, yine herkes birşeyler saklamaya başladı benden. Kaybediyorum etrafımdaki herkesi yavaş yavaş" "Aslında durum çok açıkta farkında değilsin," bakışlarım istemsizce ona döndü. "Oyuna dahil olmanı istemiyorlar. Eğer bir şey öğrenirsen oyuna dahil olacaksın." "Ya Koleksiyoncu? Onun gibilerinin işine gelir çünkü karşılıkları olacak." Yüzündeki tarifini çözemediğim gülüşü belirmişti. "Senin oyuna dahil olmanı sağlayan kişiye Mert'in yapacaklarını bir hayal etsene. Bütün yardım imkanlarını etkisiz bırakmış. Elinden geldiğince uzak tutuyor senin." Soluduğum havayı dudaklarımdan serbest bıraktım. "Damla ve Özlem benim için çok önemliler" dedim umutsuz gözlerle ona bakarken. "Korkarım oyuna onlar da dahil olmuş çoktan." Kollarımı bir birine sararken güçsüz olduğum son gün olacağına söz vererek kendime gözlerimi kapattım. Mert gibi düşünerek üçe kadar saydım içimden. Bütün kararlarım o üç saniyenin iplerine dolandı. Herşeyin farkında olmak iyi değildir her zaman. Satranç tahtasına dizilmiş bütün sevdiklerim fakat tuttuğu konumlardan habersizdim. Kaybedecektim eninde sonunda mutlaka çoğunu. Her zaman ölmek kaybetmek sayılmazdı. Bir zamanlarda sevdiğine artık gülümsememek de kaybetmeye dahildi. Bütün bunları bilerek karar vermek insanın kendi hayatına son vermek gibiydi. "Oyuna ben de dahil olmak istiyorum." Şüpheli bakışlarla bana bakarken düşüncelerimin tersi olarak ses tonum kararlıydı. Dikkatle gözlerimin içine bakarken hafif göz ucuyla kafeye çevirdi bakışlarını. "İlk sefer buraya geldiğinde o tereddütlü bakışlarını asla unutmayacağım, bir de şimdiki güçlü gözüken fakat içindeki iyileştiremediğin o kırgın kızı." Diyerek ellerini dizlerine yaslayarak ayağa kalktı. Elleri ceplerinde bir müddet ayakta dikilirken yavaştan gitmeye koyuldu. "Buraya gelerek oyuna dahil oldun zaten. Burası senin hep başlangıç noktan. Attığın adımlara dikkat et çünkü kendin için değil herkes için savaşıyorsun artık." Sessiz adımlarla ilerlerken ben de ayağa kalktım peşinden bakarak. Adımları dururken sırtını dönmeden konuşmaya başladı tekrar. Sözcükleri duman şekline çevrilerek havaya karışıyordu. "Hep aklında olsun, güvenmek seni her geçen gün daha çok sarsacak. Korumak istediklerine güvenmemek bu oyunun kuralı. Uymazsan ilk seni kurban verecektir uğruna savaştığın kişiler." Kafasını hafif sola yatırırken tekrar çevirdi. Hızlı fakat telaşlı olmayan adımlarla gözden kaybolurken ben de telaşla ilerledim. Geçtiğim her ara sokağın sayı sanki daha da artıyordu. Labirente sıkışmış gibi hissederken az kalsın delirmek üzereydim. Tek başınayım ve etrafımdaki insanların değil kendi çizdiğim yolda ilerlemek zorundaydım. En sonunda arabama vardığımda hemen atlayarak arkama yaslanıp gözlerimi kapattım. Bir az daha iyi hissettiğime emin olduğumda gözlerimi açtım fakat pencereden beni izleyen bir çift göz gördüğümde çığlık attım. O da korkmuş olacak ki geri çekildi. Küçük bir erkek çocuğuydu sadece. Kapıyı açtığımda utangaç tavırla kollarının arasına sıkıştırdığı mendilden bir tanesini bana uzattı. "Korkutmak istememiştim, bir tane mendil alır mıydınız?" Kirli yüzüne karşı gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Uzattığı mendili alırken soğuktan titrediğini farkettim. "Bu saatte niye dışarıda dolaşıyorsun?" "Belki de sizinle aynı sebepten ötürü dolaşıyorum." Kaşlarım havaya kalktığında şaşırmıştım. "Ben birkaç şey öğrenmek için çıktım ya sen?" "Ben de para kazanmak için. Hangimizin amacı daha önemli?" "Öğrendiğim şeylerin paradan daha kıymetli olduğunu söyleye bilirim." "Bu senin hayatının şartları için geçerli. Benim hayatımın şartları için para daha önemli." En sonunda pes ederek karşımdaki çokbilmişle çıktığım laf dalaşına son verdim. Yan koltuktaki çantamın içinden cüzdanımı çıkararak para aldım. Fazladan parayı eline sıkıştırdım. Tereddütle paraya ve bana bakıyordu. "Artık eve gitmen gerek ufaklık." Diyerek göz kırptım ve kapıyı kapattım. Mert'in eve benden erken gelmemesini umarak arabayı çalıştırdım. -"-"- Uzandığım koltuktan boş boş televizyona bakarken ilgilenmiyordum ekranda olup bitenden. Gözlerim kapanırken güya Mert'i bekleyecektim. Uykunun getirdiği hafiflemeyle düşüncelerimle boğuşurken, bir süre sonra soğuk bir bıçak kesmişti sanki onları. Keskin soğuğu boynumda hissederken yutkunmaya çalıştım. Artık uyanmaya başladığımda kokuyu hissediyordum yavaş yavaş. Her zamanki gibi soğuğun kokusu sinmişti elbiselerine. Gözlerimi hafif aralarken bulanık görüntüyle ona baktım. Parmaklarını yanağımda hissettiğimde daha çok yaklaştırdı yüzünü bana. "Niye tehlikeli işler için can atıyorsun?" Diye sorduğunda ayılmıştım az da olsa. "Hiçbir şeyden haberim olmadığında daha çok tehlikede oluyorum, haberin bile yok." "Böyle daha iyi inan ki?" "Neden Mert?!" Gözlerinde akıp giden sayısız duygulara şaşırmıştım. Gözlerini hafif kısarken avucunun içini yanağıma yasladı. "Çünkü bu oyunu, sen dahil olmadan bitirmem gerek. Bir birimizi kurban edecek kadar cesaretli olmadığımızı biliyorum, güzelim." Uykumun tamamen dağılmasını beklerken telefon titremesiyle istifini bozmadan telefona baktı. Tek elimle gözlerimi kapatırken uykumu dağıtma çabasındaydım. "Abi, Cemil yanımda." Anlık şokla donarken bu sefer buz kesen bendim. Hareketlenmek isterken benden önce davranarak boşta kalan eliyle beni engelledi. "Tamam, geliyorum," dediğinde korkutucu bakışlarla bana bakıyordu. "Bana bir şey yapmadı, yap-" "Şş, sakin ol güzelim," korkak gözlerle ona bakarken "uykuna kaldığın yerden devam etmen gerek" dedi. Bir an tanıyamadım karşımda duran Mert'i. "Bitirmek gereken küçük bir mesele var da." "Hayır-" demeye kalmamış hissettiğim küçük bir acıyla bütün vücudum kaskatı kesildi. Peşinden gelen rahatlamayla istemsizce gözlerim kapandı ağır ağır. Duyduğum son ses kulağıma fısıltıyla söylediği "iyi geceler" kelimesiydi. Sonra o keskin soğuk dudaklarımı keserken nefes alamamıştım bir süre. Cemil'in de dediği gibi güvenmemek oyunun en önemli kuralıydı ve bu gece de Mert bu kurala uyarak bana güvenmediğini keskin şekilde kanıtlamıştı. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE