Büyük ormanlık alana kadar iki elf çocuğuyla ilerledi. Cinsiyetleri anlaşılmadığı için iki sevimli çocuğa aldığı altın para miktarına göre ayırmaya karar verdi.
'Kırk altın ailenin evine yaklaştığımızda söyle'
Kırk altın olarak seslendiği elf irkilerek kızardı. Solgun yüzüne biraz renk gelmişti. Küt saçlarına ve diğerine göre kalıplı olmasına göre onun erkek olabileceğini varsayıyordu. Kız gibi güzel yüzü olmasaydı bu daha kolay olurdu.
Diğer cılız çocuğa baktı. Uzun saçları neyse ki yıkanmış arkasından gevşek örgü sayesinde yüzü daha çok ön plana çıkmıştı. Cılız figürünü gözlemlerken onun kıza yakın olduğunu düşündü. Gözleri daha soğuk bir keskinlikle bakmasa emin olabilirdi.
Çocuk onu izlediğini fark etmiş gibi gerginlikle attığı adımları karıştırarak sendeledi.
Calista iç çekerek ters ters iki korkudan titreyen çocuğa baktı. kendi bedeniyle bir saatte yürüyecekleri yolu üç saatte yürümüş olmalarına rağmen kalan sabrını korumaya çalışıyordu.
'Kahretsin!'
Neden bir şey yapmadan ondan bu kadar korkup duruyorlardı. Yol boyunca sorduğu sorulara tek heceli cevaplar aldığı yetmiyormuş gibi üstüne çocuk tacizcisi gibi hissettirmişlerdi.
'Gel buraya'
Otuz altın olarak isimlendirdiği cılız çocuğu kucağına prenses taşıyormuş gibi aldı.
'Şimdi daha hızlı gidebiliriz. Fenrir burada olsaydı bu kadar uğraşmak zorunda kalmazdım. Ailenize gittikten sonra başıma başka görevler çıkarmayın. En nefret ettiğim şey aynı ödülü utanmadan veren farklı görevler'
Calista söylediği şeylerin anlaşılmadığının farkındadı. Ancak durumu umursamadı. Onlar ne de olsa yardımcısı değildi. Yanında kalacakları süre çok kısıtlıydı yada o gün öyle düşünerek en büyük yanılgının içine düşmüştü.
'Kırk altın ne kadar kaldı?'
Titreyen çocuk parmağı ile üç saat sonunda ormanda ki ağaçlığı gösterdi.
'Burası sınır'
Calista başını sallayıp rahat bir nefes adı. Otuz altını hızla yere bıraktı.
'Hadi gidin'
kırk altın sonunda dayanamamış gibi bağırdı.
'Bizi serbest bırakacağını söyleyerek dalga mı geçiyorsun? yaşadığımız yeri öğrenmek için çocuk mu kandırıyorsun sözleşme hala varken nereye gidebiliriz?'
Calista kırk altının azarlamasına şaşırdı. Bu çocuk oldukça iyiydi. Bagırdıktan sonra titreyip geriye cekilmeseydi oldukça cesur bulabilirdi.
Yüzünde ki sırıtışla konuştu.
'Sözleşmeyi unutmuşum'
İki çocukta ona inanmıyormuş gibi bakıyordu. Calista zorla hatırlatılan sözleşmeleri yüzüğünden çıkardı.
Bu ikisine ait kağıdı tuttuğunda tanıdık bildirim tekrar göründü
[Sözleşmeyi İptal et! onayla / reddet]
'Onayla'
Kısa cevap iki sözleşmenin tutuşmasına ortaya çıkan ince siyah sisin çocukların üzerinden uçmasına neden odu.
İki çocuk zayıflayan bedenlerine hıza ormanın manasını çekmeye başladılar. Nitekim çocukların ikisi de mana ya değil Caista'ya afallamış bir ifadeyle baktılar.
'Sen deli misin? Bizi serbest bıraktın ya kaçarsak?'
Caista omuzlarını silkip gülümsedi. 'İyi ya kaçın ve beni sizden kurtarın."
Çocukların bakışlarına dayanamayarak onlarla uğraşma güdüsüne yenik düştü. Yetmiş altın ....Fazla üzüleceğimi sanmıyorum gidin'
Tek kelime etmelerini beklemeden ışınlanarak kaleye döndü.
İki elf orada kaybolan kızın olduğu yere bakıyordu. Yüzlerce yıllık hayatlarında bu şekilde kurtulacaklarına asla tahmin edemezlerdi.
Kaybolan kızın ardından Kırk altın tek dizi üstünde çökerek boynunu eğdi.
'Prensim manasını hissedemiyorum. Burada değil'
Uzun örgülü saçlarına dokunan çocuk bir süre kızın kaybolduğu yere baktı.
'Ne tuhaf biri'
***
Calista kaleye döndüğünde onu bekleyen şey ihtiyar Lunox'du gri sakalı ve saçı kaybolmuş mavi uzun saçları olan genç birine dönüşmüştü.
"Geldiniz efendim!"
Ona verdiği çantayı sıkı sıkıya tutuyordu. Fenrir Lunox'un yanından hızla ayrılıp kendini Calista'nın ayaklarının önüne atıp yere yatarak göbeğini gösterdi.
Sevimi köğegi severken Calista Lunox'a bakmadan cevap verdi.
'Hıhım'
Lunox beklediği tepkiyi görememenin verdiği hayal kırıklığıyla Calita'nın önünde kendi etrafında döndü.
'Bir şeyi fark ettiniz mi efendim?'
Calista yarı umursamaz tavırla yardımcısına baktı.
'Çantayı doldurmuşsun'
Lunox vaz geçmeyerek devam etti.
'Başka?'
'Imm... Fenrir'le sağlam dönmüşsün'
'Başka?' diye yineledi Lunox. Artık dayanamayan Calista gür bir kahkaha attı.
'Gençleşmişsin Lunox bu görünümünü hangi bitkiye borçluyuz?'
Lunox öksürerek hazırladığı cümleleri tekrar etti.
'Sizin güzelliğiniz yanında görünümüm eki efendim. Şanslı bir tesadüf oldu Bulut çiçeğini bulabileceğimi düşünmek beklenmedikti.'
Tahtına oturup fenririn bacaklarına başını koymasına izin verdi. Calista'nın mor gözleri gençleşen simyacısına döndü.
'O halde taze kanın sayesinde bana istediklerimi bir an önce hazırla'
Lunox hafifçe eğildi.
'Emrinizi aldım efendim'
Önceki şımarık hainden eser yoktu. Calista yardımcıların gideli ne kadar olduğunu düşündü. Ullyess'e devrettiği görevine tekrar baktığında görev yarı yarıya tamamlanmıştı.
'Onları buraya getirsem mi?'
Düşünceli bir şekilde sesizce kenarda bekleyen Baş hizmetçi Arien ve karşısında ki Lunox'a baktı.
Büyük şato bir an önce hizmetkarlarına kavuşmalıydı.
'İlaçları yapmak ne kadar süre alır?'
Lunox kendinden emin bir şekide cevapladı. 'Bir iki gün en fazla efendim kaç tane yapmam gerek?'
Calista geldiğinden beri yoğun bir şekilde boğuştuğu sorunlar içerisinde bunalmış bir şekilde yanıtladı.
'Mümkün olduğunca fazla'
Yorgun bakışları Arien'i buldu.
'O melez onu Lunox'a göster ilk tedaviyi ona uygulayın'
Lunox yeni birini duymanın merakıyla Baş hizmetçi Arien'e baktı onu sorguamak için yanıp tutuşuyor gibiydi.
'Emredersiniz efendim!'
Calista elini salayarak emretti.
'Çekilebilirsiniz'
Biraz yalnız kalmak istiyordu. Geldiğinden beri yaşananları düşünürsek oldukça yorucuydu. Bir kez daha ondan iyi bir yönetici olmayacağını far etti.
Yönetme ona göre değildi. O sadece rahat ve uzun bir yaşam diledi.
****
Ullyess kızıl parıltılar yayan gözlerini gelmekte zorluk çıkaran üç kişiye dikti.
"Hah! İblis Lordu ise ne olmuş? Bizi yoksulluk içinde o şatoda böcek gibi gören efendi canı sıkıldığında kapı dışarı edip yaşadığımız yeri de elimizden aldı.
Oraya gitmektense açlıktan burda ölmek daha iyidir!"
C seviye Ork Aşçı eskiden şişman olan göbeğini özlemle ovusturup domuza benzer burnunu çekti.
Yanında ondan daha cılız küçük çocuğun elini tutuyordu. Eş olarak seçtiği kadın ork ardına gizlenmiş davetsiz misafire ürkerek bakıyordu.
Ullyes iradesinin sınırına ulaşmak üzereydi. Ardında ki otuz adam ve kadından oluşan kalabalığa baktı.
Eğer efendisi elli sayısını vermemiş olsaydı çoktan bu berbat yerden uzaklaşıp şatoya onun yanına dönmüştü.
"Cain gibi beni de test ediyor olmalı" diye düşündü.
En son habere göre efendisi Cain'i ziyaret edip yanlış yolda olduğunu uyarmış hatasını düzeltmişti.
Şuan yanına gelmemesi doğru yolda olduğu anlamına gelip onu onurlandırsa da çoğu zaman efendisini görebilmek için hata yapmak gibi bir düşünce içine girmişti.
Değersiz hizmetkar'a baktı.
Onu zorla alıkoyma isteğini durdurmaya çalıştı.
"Köy de kaç kişi var?"
Sorusu arkasında ilk bulduğu hizmetkâr tarafından yanıtlandı.
"Yirmi sekiz efendim"
Ullyes parlayan gözlerini köye dikti.
"Efendim seni öldürmemem ve kendi rızanla gelmeni emretmiş olabilir ancak bana yaşadığın yeri yok etmeme emri vermedi"
Yüzünde ki gülümseme canileşirken Ork aşçı ve ailesinin teni attı. Soluk yüzlerinde dehşete kapılmış gözleri bu güzel görünen içi çürümüş adama bakıyorlardı.
"Ha...hayır bunu yapamazsın!"
Ullyes büyüleyici bir gülümseme gösterdi.
"Görmek ister misin?"