SINIRLAR

1337 Kelimeler
Gözlerim güneş ışığının etkisiyle açılmak istiyorlardı ama çok fazla acıdıkları için açamıyordum. Elimi yüzüme siper ettim ve yatakta doğruldum. Gözlerimi açabildiğimde, gözlerim feci acımıştı. Başımın ağrısına eklenen bir başka ağrı da midemden geliyordu. Bedenim bir anda kaskatı kesildi ve kendimden nefret ettim. Nasıl... Nasıl uyuyabilmiştim? Kahretsin! Ayaklarım soğuk zemine değdiğinde bir an irkilsem de kendimi durduramıyordum. Ayaklarım beni kapının dışarısına, Sarp'ın oturma odasına yönlendirince gördüm onu. Ya çok erken kalkmıştı ya da hiç uyumamıştı. Telefonda biriyle konuşuyordu ve beni fark ettiyse de ses çıkarmıyordu. "İdare edebilirim, Komutanım." dediğinde gözlerim şaşkınca tekrar ona döndü. Yiğit? Ah, hayır. O da ölmüştü; tıpkı Defne gibi. Tıpkı bebekleri gibi! Yanaklarımdan süzülmeye başlayan yaşlar içimde kalan son merhamet kırıntısını da boğuyordu ve bundan sonra asla iyi olamayacağımın bilincindeydim. "Siz peki? Dikkatliyim. Ah, kapatmam gerek." Sarp'ın bakışları beni bulunca kapatmıştı telefonunu ve cebine attıktan sonra yanıma hızlı adımlarla yaklaşmıştı. Üzerinde sadece bir şort dışında hiçbir şey yoktu. Sorgulayan bakışlarımı görünce, "Evde bir kız olmasına alışık değilim pek." diye mırıldandı ve en yakın koltuğun üzerinden bir tişört geçirdi üzerine. Etraf darmadağınıktı ki bu evde gerçekten kız olmadığını kanıtlıyordu. Her yer, gerçekten her yerdeydi. "Etrafı benim toplamamı bekliyorsan, daha çok beklersin." diye mırıldandım ve yanaklarımda kalan son yaşları silerken yanından geçip boş bir koltuğa oturdum. Bana doğru döndüyse de yanıma gelmedi, elini yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarının üzerinde gezdirdi ve bana doğru endişeli endişeli bakmaya başladı. "İyiyim ben Sarp." dedim, gözlerim hiç olmadığı kadar boş bakarken. Dikkatli olan Bordo Berelilerin lideri, Sarp Kahan bunu fark etti. "Emin misin? Yapabileceğim bir ş..." Lafını keserken ayağa kalkmıştım ve ona yaklaşırken, onun beni büyük bir huşu içinde izlediğini görmek beni hiç etkilememişti. İçimde öldürdüğüm ve mezarını merhametimin olması gereken yere yaptığım eski Mihri olsaydı bu gerçekten etkilerdi onu ama hayır, ben değişmiştim. "Senin yapabileceğin bir şey yok ama benim var." derken kendime olan güvenim geri gelmişti ama bu acımın azaldığını göstermiyordu. Üzerime Sarp'ın Polo hırkalarından birini geçirdim ve gözlerim boşluğa bakarken, ruhsuzca mırıldandım; "Mihri Tanyeli geri döndü sürtükler." & "Cidden bana kafayı yedirteceksin sen." Sarp'ın devasa Jeepindeydim. Kendime yaşamak için bir sebep bulmuştum sonunda ve bana bu sözleri söylemesinin nedeni de o bulduğum sebepti; Defnemin ve Yiğit'in, birde daha doğmamış çocuklarının katilini bulacaktım. O orospu çocuklarını öldürene kadar da durmayacaktım. Planımın sadece 'bulma' kısmını anlatsam da Sarp'a, beni az çok tanıyordu ve neden onları bulmak istediğimi kendi adı gibi biliyordu. Yine de beni tek bırakmaktansa yanımda gelmeyi tercih ediyordu. Ya da benim... kafayı daha fazla sıyırmama engel olmak için geliyordu; bilemiyordum çünkü ablamın evine gidiyordum. Araştıracak, sorgulayacak gerektiğinde işkence edecektim. Ve sabırlı olacaktım, sabır pek benim ilgi alanıma girmese de değişmiştim. Değişmeye mecburdum. Acı tekrar boğazıma düğümlense de amacım beni yaşatacaktı. Onlar öldüğünde rahatlamayacaktım, ya da dinmeyecekti acım. Onları bulacaktım, çünkü kendimi öldürmeden önce onların ölmesi gerekiyordu. "Sanki çoktan yememişsin gibi konuşma, Psikopat." Ona tekrar 'Psikopat' dediğim için, sanki bir anda eski Mihri geri dönmüş gibi bana kaydı bakışları. Gözlerimin içinde artık sönmüş olan fer, yaşam ışığı, ona geri dönmediğini kanıtlayınca iç çekerek gaza biraz daha yüklendi. Hayır, demek istiyordum ona, lütfen yavaşla... Daha yavaş gidince, daha az canım yanacakmış gibi... Yine de ağzımdan tek bir sözcük bile çıkmadı. "Kızılların kafalarında birkaç tahta eksik diye duymuştum ama pek bir tarafıma sallamamıştım be Minyatür kızıl. Seni görünceyse, birkaç değil, binkaç, tahta eksik diye düşünüyorum." Suratıma tırmanmak isteyen tebessüme izin vermeden, tek kaşımı kaldırdım. "Binkaç, diye bir kelime yok Türkçede. Biliyorsun değil mi?" Omuz silkerken, gözleri çıplak bacaklarıma kaydı, sonrada utangaç bir tavırla kafasını çevirdi. Ağzının içinde kendine küfrederken gülümsedim. "O şortun boyutu bazı ülkelerde yasaklı, sende bunu biliyorsun değil mi?" Bacaklarımı ön konsola uzattım ve kaşlarımı kaldırdım. "Olay bazı ülkeler zaten. Bizim ülkede öyle bir zorunluluk yok." Sarp'ın arabasının koltuğunda iyice yayılırken, annemlerin ne halde olduğunu düşünmemeye çalışıyordum. Şuan yokluğumu fark etmezlerdi, yastaydılar. Zaten onlar beni fark edene kadar ben çoktan öğrenmek istediklerimi öğrenecektim. Sarp'ın cevabını duyduğumda ne konuştuğumuzu hatırlamaya çalıştım. "Anayasayı değiştiresim geldi anasını satayım." Ah, şortlar... Hiçbir şey söylememem karşısında gözleri beni bulsa da ona bakmadım. Aklım eve kalan azıcık yoldaydı... "Bunu bana bırak Mihri." Benim için bir şeyler yapması değil de, bana ismimle seslenmiş olması beni şaşırtmıştı.  Şaşkın yüz ifademi görünce göz kırptı, "Ne oldu lan?" der gibi. "Bunu sana bırakırsam, kafama bir silah dayarım." Yutkundum ve ona bakmadan devam ettim. "Yaşamak için bir nedenim var... En azından şuanlık. Anla beni Sarp, yola devam etmem için önümde bir yol olması gerekir."  Kafasını olumlu anlamda sallarken kaşları çatılmıştı. Sarp Kahan devasaydı ama sadece boyuyla değil... İçindeki merhametle de devasaydı. Donan, buz tutan hislerimin onun merhametiyle eriyebileceğini düşünmek bile benim için yeterliydi. Defne ve Yiğit'in evlerinin önünde durduğumuzda o tarafa bakamadım. Polis şeridiyle kapatılmış olan giriş, Sarp'ın sayesinde bana açılacakta olsa korkuyordum. Açık olan saçlarımdan bir tutamı parmaklarımın arasına aldım. Saçlarımın uçlarındaki mavilik akmaya başlamıştı... "Bunu yapmak zorunda değilsin Mihri." Yine mi Mihri? "Saçlarımın uçlarındaki mavilik akmaya başlamış..." "Mihri..." "Sanırım boyatmam gerekecek." "Sikeyim..." "Boyatmayayım o zaman..." Derin bir solukla, Sarp'ın tekrar gaza yüklenmesini engellemek adına arabanın kapısını açtım. Anılar gözlerimi yaşartırken Sarp'ın omzuna yaslandım. "Hadi ama Defne! En azından Tom Crouise'ın kameralarını hackle? Ha?"  Güldü. "Sarp duymasın..." Sinirle kaşlarımı çatmış olsam da yüzümde salak bir gülümseme olduğunu biliyordum. "Aman o Dağ gidip beni ispiyonlayacak değilsin ya?" Sırıtınca bir bokluk olduğunu sezmiştim zaten. Elini kaldırıp telefonun kamerasından görünen, öfkeli Sarp'ı görünce bir yutkunmuştum. Benim Dağ, kırmızı görmüş boğa gibiydi. Birazdan ayaklarını toprağa sürüp, bana kafa atacakmış gibi gelmişti. "Aman sanki Cristian Grey'in kameralarını hackle dedik mına koyim. Tom dedim alt tarafı." Defne kahkaha atsa da Sarp Christian Grey'in oyun odasında bana çeşitli fantaziler uygulayacak gibi gelmişti. "Defne?" diye seslenmişti o sıra Sarp. Defne kamerayı kendisine tuttmuş ve gülümseyen yüzüyle Sarp'a bakmıştı. "Efendim Sarp?" "Bebeğin erkek olursa adını Sarp koyun. Ben kendimi Uzi ile taramaya gidiyorum." Gözyaşlarımın arasından yüzüme bir gülümseme yayıldı, o an Sarp'ın da benimle aynı hatıraları paylaştığının bilincindeydim. Arabadan indim ve Sarp'ın yanıma varmasını beklemeden şeridin altından geçtim. Boğazımı düğümleyen acı, nefesimi kesiyordu. Unutur musun için yana yana? Sadece alışırsın. Alışamazdım bu acıya. Evin kapısına yığılabilirdim ama kendimi güçlü tuttum. Zihnimi acıya kapadım, hislerin tümüne kapadım. Kapıyı açtım ve öylece kalakaldım kapının önünde. Gözlerim kararınca hislerime gem vuramayacağım kadar çok olan kan beni yerden yere sürükledi. Her taraf kandı... Defne tam kapının karşısındaki koltuğun yanında ölmüştü... Bebeğiyle birlikte... Eli bebeğini korumak için karnının üzerindeydi... Bedenleri burada olmasa bile, bana anlatılanlar bunlardı. Bedenlerinin tebeşirle çizildiği parkelerinde, onlar acıya tutunmuşlardı. İlk önce Yiğit'i vurmuşlardı piç kuruları... Sonrada ablamı... Defnemi... Gözlerimden akan yaşları durduramıyordum ama Sarp'ın elinin belime yerleşerek bana destek olmasına izin verdim. Düşerdim ki ben. O tutmasa, düşerdim. Ve hiç kalkamazdım. Son çaylarını içtikleri bardakları masalarının üzerindeydi. Defne'nin bilgisayarı koltuğun altında, Yiğit'in kısa namlulu tabancası televizyon ünitesinin çekmecesindeydi. Sanki acil bir yere gitmişler de, etrafı toplamaya vakitleri olmamış gibiydi. Sanki yarın uyanacaklar da, hangisi toplayacak diye kavga edeceklerdi. Sanki... Ölmeyeceklermiş gibi... Elif için aldığım küçük deri mont, koltuğun kol kısmında duruyordu. Gülümsedim. Defne, Yiğit'e göstermiş olmalıydı. Sarp'ın eli sıkılaşınca ona baktım, tahmin ettiğim gibi bana değil, tam yemek masasının üzerinde duran fotoğrafa bakıyordu. Defne, Yiğit, Sarp, Pusat ve ben vardık kadrajda. Hepimiz gülümsüyorduk. Pusat hariç. Gözlerimi fotoğraftan çektim ve Sarp'ın elinden sıyrıldım. Profesyonel bir edayla eğildim ve incelemeye başladım. Kafamın yerinde olmadığını bilsem de, incelemeye devam ettim. Gözden kaçırılan bir şey mutlaka olmalıydı. Ayağa kalkıp açıyı inceledim. Cesetlerine... bakamamış dahi olsam en azından tebeşirle çizilen yerlerden ayırdına varabiliyordum. Ayağa kalkıp belimdeki silahı çıkardım. Nişan merceğine Sarp girince, hafifçe yana kaydı. Ne yaptığımı anlamış ve beni takdir etmişti. Gururu bakışlarından seçsem de başka bir şey daha geçmişti o gözlerden. Kuşku? Hayır. Korku? Belki. Ama neden? Nişanladığım silahın tiz sesi kulağımda yankı bulunca, kurşunun isabet ettiği duvara vardım. Kanın dağılımını inceledim ve yutkunarak kafamı çevirdim. Yiğit çok yakından vuruldu demişlerdi, o zaman kan bu kadar çok yere dağılamazdı. Bir terslik vardı. Hissedebiliyordum.  Kafamı çevirmemle gözüme çarpan ışık beni olduğum yerde dondurdu. Defne'nin çiçek saksılarının içerisinde parlayan metal bir şey... Oraya doğru ilerlediğimde Sarp peşimden geldi. Bu bir künyeydi. Asker künyesi. İsmi beni olduğum yere çiviledi ve nefesim öfkeye bulanırken, Sarp'ın şaşkınca bana ve künyeye baktığını görebiliyordum. Yazan isim hiç olmadığı kadar tanıdıktı. Pusat Yekta. Yiğit'in kardeşi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE