bc

Sevda Çıkmazı

book_age18+
13
TAKİP ET
1K
OKU
dark
forbidden
family
HE
love after marriage
fated
forced
opposites attract
second chance
neighbor
heir/heiress
bxg
serious
kicking
mystery
city
office/work place
cheating
lies
sassy
wild
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Aşk bir oyuncaktır, sevda bir çıkmaz. Bir yanlış anlaşılma iki kalbi ayırdı; töre, kader ve sırlar ise onları aynı çıkmazın içine sürükledi. Bazı sevdalar kavuşmak için değil, insanı değiştirmek için yazılır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Fırtına Öncesi:Son Buluşma
Mardin'in üzerine gün henüz doğuyordu. Güneş, taş konakların duvarlarına usulca vururken ovanın sessizliği, uzaktan yükselen ezan sesiyle bozuldu. İki köy… Aralarında kilometreler değil, yıllardır çözülemeyen meseleler vardı. Ne düşmandılar ne de dost. Bir tarafta Karaca Aşireti. Diğer tarafta Aslankaya Aşireti. İki ailenin büyükleri aynı sofraya oturur, gerektiğinde aynı masada karar alırdı. Ama kimse çocuklarının birbirine gönül vermesine razı olmazdı. Çünkü bazen barışı bozan şey silah değil, aşktı. --- Konaktaki avluda çalışanlar sabah hazırlıklarını yaparken, üst kattaki odanın penceresi sessizce aralandı. Ceylan, uzun siyah saçlarını omzunun arkasına atıp avluya baktı. Babası Halil çoktan uyanmış, adamlarıyla birlikte kahvaltı masasındaydı. Bugün de evden çıkması kolay olmayacaktı. Arkasından annesi Dilek'in sesi geldi. "Ne düşünüyorsun yine?" Ceylan hafifçe gülümsedi. "Hiç..." Annesi kızının yalan söylediğini anlamıştı. Çünkü Ceylan ne zaman pencereye böyle dalıp gitse, aklı başka yerde olurdu. Ve Dilek, kızının aklının kimde olduğunu tahmin ediyordu. Ama hiçbir şey sormadı. --- Aynı saatlerde köyün diğer ucundaki taş konakta... Muhammet Ağa'nın tok sesi bütün avluda yankılandı. "Cihat!" Üst kattaki odadan çıkan genç adam merdivenleri ağır adımlarla indi. Uzun boyu, sert bakışları ve sakin duruşuyla daha konuşmadan bulunduğu ortamın havasını değiştiriyordu. Muhammet oğluna baktı. "Bugün ilçeye ineceksin." Cihat başını salladı. "Olur." Karşı masada oturan annesi Melike, oğlunun tabağına sessizce ekmek koydu. Çiçek ise kardeşine takılmadan duramadı. "İlçeye iş için mi gidiyorsun..." Cihat kaşını kaldırdı. "...Yoksa biri seni bekliyor mu?" Masadakiler hafifçe gülerken Cihat yalnızca gülümsemekle yetindi. Çünkü gerçekten biri onu bekliyordu. Ve o kişi, bu masadaki hiç kimsenin öğrenmesini istemediği kadındı. Ceylan. --- Köyün dışında, yıllardır kimsenin uğramadığı eski taş değirmenin önünde iki kişi karşı karşıya duruyordu. Ceylan, Cihat'ı görür görmez koşup boynuna sarıldı. Cihat onu sıkıca kollarının arasına aldı. "Seni özledim." "Ben daha çok." Cihat, Ceylan'ın alnına usulca dokundu. "Bir gün seni kimseye saklamak zorunda kalmayacağım." Ceylan gözlerini kapattı. "O günü beklemekten yorulursam?" Cihat, iki eliyle yüzünü tuttu. "Ben yorulmana izin vermem." İkisi de bilmiyordu. Onlardan birkaç metre ötede, ağaçların arasında iki çift göz onları izliyordu. Biri öfkeyle yumruklarını sıkıyordu. Yiğit. Diğeri ise dudaklarında ince bir tebessüm taşıyordu. Ecrin. Ve o an, yalnızca birbirlerine baktılar. Hiç konuşmadan. Çünkü ikisinin de aklından aynı düşünce geçmişti. "Bu aşk uzun sürmeyecek." Ecrin, Cihat ile Ceylan'ın birbirlerine sarılışını izlerken tırnaklarını avucuna geçirdi. Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş silindi. "Demek doğruymuş..." diye mırıldandı. Yiğit, bakışlarını Ceylan'dan ayırmıyordu. "Sana demiştim." Ecrin başını çevirdi. "Ne demiştin?" "O kız benim olacak." Ecrin alaycı bir kahkaha attı. "Senin mi?" "Benim." "Peki ya Cihat?" Yiğit'in gözleri karardı. "Onu ilgilendiren kısmı seni ilgilendirir." Ecrin birkaç saniye sustu. İkisi de saplantılarının aynı kişilere yöneldiğini biliyordu. Birinin hedefi Ceylan'dı. Diğerinin hedefi Cihat. Ve ikisi de önlerindeki tek engelin, değirmenin önünde birbirine sarılan iki insan olduğunu çok iyi biliyordu. Ecrin yavaşça döndü. "Konuşmamız lazım." --- Akşam... Aslankaya Konağı'nın büyük salonunda sofralar kurulmuştu. Muhammet Ağa, masanın başında otururken herkes sessizdi. Tam o sırada Hikmet içeri girdi. "Selamünaleyküm." "Aleykümselam." Hikmet, kardeşinin yanına oturdu. Karşısında oturan Ecrin ise tek kelime etmeden Cihat'ı izliyordu. Cihat bunu fark ediyor ama görmezden geliyordu. Yemek boyunca Ecrin'in bakışları bir an olsun üzerinden ayrılmadı. En sonunda Melike dayanamadı. "Ecrin kızım." "Efendim yenge?" "Cihat'ın yüzünde bir şey mi var?" Masadakiler hafifçe gülümserken Ecrin hiç bozulmadı. "Yok." "O zaman neden sürekli ona bakıyorsun?" Ecrin gözlerini Cihat'tan ayırmadan cevap verdi. "Yakışıklı da ondan." Masadaki hava bir anda değişti. Çiçek gözlerini devirdi. Muhammet Ağa sertçe boğazını temizledi. Cihat ise sandalyesini geriye itti. "Ben kalkıyorum." Arkasına bile bakmadan salondan çıktı. Ecrin ise onun ardından bakarken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Kaçabildiğin kadar kaç..." --- Aynı saatlerde... Karaca Konağı... Halil Ağa ile Devran avluda konuşuyordu. "Yarın sınırdaki tarlalara sen gideceksin." "Tamam baba." "Kimseyle tartışma istemiyorum." Devran başını salladı. İçeri girmek üzereyken gözü bahçedeki Ceylan'a takıldı. Telefonunu aceleyle cebine koymuştu. Devran bunu fark etti. "Kiminle konuşuyordun?" Ceylan'ın kalbi hızlandı. "Arkadaşımla." "Hangisi?" "Köyden..." Devran birkaç saniye kardeşine baktı. Bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti. Ama üzerine gitmedi. "Geç oldu." "İçeri gir." Ceylan sessizce başını eğdi. "Tamam abi." --- O gece... Ecrin odasında otururken kapı çaldı. "Gel." İçeri annesi Saliha girdi. Kızının yüzündeki ifadeyi görünce yatağın kenarına oturdu. "Ne oldu?" Ecrin gözlerini annesine çevirdi. "Anne..." "Ben Cihat'la evleneceğim." Saliha kaşlarını çattı. "Öyle bir şey olmayacak." "Olacak." "Ecrin." "Olacak!" Sesi odada yankılandı. "İster severek olsun..." Bir an durdu. Sonra buz gibi bir sesle devam etti. "...ister başka şekilde." Saliha ilk kez kızının gözlerinde korkutucu bir kararlılık gördü. Ve o gece, Ecrin'in aklına ilk plan düşmeye başladı. Mardin geceleri sessizdi. Ama iki konağın arasında dolaşan sırlar, geceden daha karanlıktı. --- Ecrin, odasının kapısını kapatır kapatmaz pencerenin önüne geçti. Aşağıda avluda Cihat, sağ kolu Baran ile konuşuyordu. Baran çocukluğundan beri Cihat'ın yanındaydı. Dostundan öte, kardeşi gibiydi. "...Yarın ilçeye yine gidecek misin?" diye sordu Baran. Cihat kısa bir baş hareketiyle onayladı. "Evet." "Tek başına gitme." "Neden?" Baran omuz silkti. "İçime doğuyor." Cihat hafifçe gülümsedi. "Senin içine doğanlar hiç bitmiyor." İkisi yürüyerek avludan çıkarken Ecrin perdeyi araladı. Bakışları Cihat'ın üzerindeydi. Tam o sırada kapı açıldı. Annesi Saliha içeri girdi. "Hâlâ onu mu izliyorsun?" Ecrin arkasını dönmedi. "Anne..." "Boşuna umutlanma." Ecrin yavaşça annesine baktı. "Ben umutlanmıyorum." "Ne yapıyorsun o zaman?" "Düşünüyorum." "Neyi?" "Cihat'ı bana nasıl getireceğimi." Saliha'nın yüzü ciddileşti. "Ecrin..." "Ben onsuz yaşamam." --- Ertesi sabah... Karaca Konağı... Ceylan mutfaktan aldığı çayı alıp bahçeye çıktı. Devran avluda adamlarla konuşuyordu. Kız kardeşini görünce yanına geldi. "Bugün nereye?" Ceylan sakin kalmaya çalıştı. "Kütüphaneye." Devran gözlerini kıstı. "Tek başına mı?" "Evet." "Akşama kadar dön." "Tamam." Devran kardeşinin başını okşadı. "Başına bir iş gelmesin." Ceylan gülümsedi. "Gelmez." Ama içinden geçen bambaşkaydı. Bugün Cihat'ı göreceğim. --- İlçenin çıkışındaki eski badem bahçesi... Burası ikisinin çocukluğundan beri buluştuğu yerdi. Cihat ağacın gölgesinde bekliyordu. Ceylan'ı görür görmez yüzündeki sert ifade kayboldu. "Geç kaldın." "Babam bırakmadı." Cihat elini uzattı. Ceylan hiç düşünmeden tuttu. Dakikalarca hiçbir şey söylemeden yürüdüler. Sessizlik bile onlara yetiyordu. Bir süre sonra Ceylan durdu. "Cihat..." "Hı?" "Biz böyle ne zamana kadar saklanacağız?" Cihat derin bir nefes aldı. "Ben okulu bitireceğim." "Sonra?" "Şirketin başına geçeceğim." "Sonra?" "Seni isteyeceğim." Ceylan gözlerinin içine baktı. "Ya vermezlerse?" Cihat hiç tereddüt etmedi. "O zaman bütün Mardin karşıma çıksa yine vazgeçmem." Ceylan'ın gözleri doldu. "Bu kadar emin konuşma." "Neden?" "Hayat..." Sözünü tamamlayamadı. "...bazen insanın sözünü elinden alıyor." Cihat, iki eliyle Ceylan'ın yüzünü tuttu. "Ben sana söz veriyorum." "Ne olursa olsun..." "...seni bırakmayacağım." Uzakta, kuru otların arasından bir telefon kamerasının sesi duyuldu. Çıt. Sonra bir tane daha. Çıt. Ağaçların arkasında saklanan Ecrin, çektiği fotoğraflara baktı. Dudaklarının kenarında yavaşça bir tebessüm belirdi. "Şimdilik mutlu olun." Telefonunu kapatırken kendi kendine fısıldadı. "Çünkü çok yakında birbirinizin en büyük acısı olacaksınız." --- Birkaç hafta geçti. Cihat ile Ceylan, fırsat buldukça aynı badem bahçesinde buluşmaya devam ediyordu. Her buluşmalarında gelecekten konuşuyor, okuyacakları üniversiteleri, kuracakları hayatı hayal ediyorlardı. --- Bir akşam... Karaca Konağı'nın avlusunda Halil Ağa, Devran ve köyün ileri gelenleri oturuyordu. Ceylan, mutfaktan çay tepsisini alıp sessizce masaya bıraktı. Tam içeri dönecekken Halil'in sesi duyuldu. "Ceylan." Genç kız durdu. "Efendim baba?" "Üniversite sınavına az kaldı." "Evet." "Şehir dışına gideceksin." Ceylan şaşırdı. "İzin verecek misiniz?" Halil ilk kez bu kadar net konuştu. "Okumanı istiyorum." Devran da başını salladı. "Okuyacaksın." Ceylan, sevincini belli etmemeye çalıştı. Çünkü aklındaki tek düşünce şuydu: "Cihat da şehir dışına gidecek..." --- Aynı saatlerde... Karşı köyde... Muhammet Ağa, Cihat ve Cihan çalışma odasındaydı. Masanın üzerinde şirket dosyaları vardı. Muhammet dosyayı Cihat'ın önüne itti. "İşletme okuyacaksın." Cihat zaten bunu bekliyordu. "Tamam." "Mezun olduğunda bütün şirketleri siz yöneteceksiniz." Cihan kardeşine dönüp gülümsedi. "Beraber." Cihat başını salladı. "Beraber." Kapının önünde bekleyen Melike ise oğullarını gururla izliyordu. --- O gece... Ecrin odasında çekmecesini açtı. İçinden küçük bir zarf çıkardı. Zarfın içinde... Cihat ile Ceylan'ın birlikte çekilmiş fotoğrafları vardı. Parmaklarını fotoğrafların üzerinde gezdirdi. Sonra yavaşça bir tanesini ortadan ikiye yırttı. "Mutlu olamazsınız." Kapı çalındı. "Gel." İçeri Hikmet girdi. "Kızım." "Evet baba?" "Neden birkaç gündür dalgınsın?" Ecrin başını eğdi. "Bir şey yok." Hikmet kızının omzuna dokundu. "Bir derdin varsa söyle." Ecrin gülümsedi. "Çözeceğim." Hikmet odadan çıktıktan sonra Ecrin'in yüzündeki gülümseme tamamen değişti. Telefonunu eline aldı. Rehberden tek bir ismi seçti. Yiğit. Telefon daha ilk çalışta açıldı. "Dinliyorum." Ecrin pencereye yürüdü. "Artık beklemeyeceğiz." Yiğit'in sesi soğuktu. "Ne yapacağız?" Ecrin gözlerini karanlığa dikti. "Onları ayıracağız." "Nasıl?" Ecrin hiç düşünmeden cevap verdi. "Önce güvenlerini alacağız." "Sonra..." "...ikisini de birbirinin gözünde bitireceğiz." Telefon kapandı. Ecrin, aynadaki yansımasına baktı. Bu kez planı hazırdı. Ve ilk hamlesini yapmak için sadece doğru zamanı bekliyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
798.2K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.0M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
374.3K
bc

Not just, the Beta

read
357.7K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook