13

1050 Kelimeler
Barın olduğu sokağa geldiğimde, gecenin bu saatinde olan kalabalığa şaşırsam da kafamı önüme eğerek tanınmamaya çalıştım. Sanki herkes beni tanıyormuş gibi. Arka sokağa geçtiğimde kalbim hala mesajı aldığım zamanki gibi ağzımda atıyordu. Sokağın başında durup telefonumu elime aldım ve Okan'a ait olduğunu öğrendiğim numarayı tuşladım. "Neredesin?" Kısık çıkan sesine karşılık sesimin çıkması için boğazımı temizledim. "Sokaktayım." Bir nefes veriş sesi duydum. "İlerle ve yanıma gel. Acele et." Telefon yüzüme kapandığında derin nefesler alarak telefonumu cebime koydum ve sokakta yürümeye başladım. Sokak lambalarının çoğu çalışmıyordu, sokakta yaşam olduğunu bile sanmıyordum. Yine de etrafa dikkatlice bakıyordum. "Selam, ortak." Duyduğum ses yerimden sıçramama neden olduğunda sesin geldiği yöne baktım. Kaldırımda, duvara yaslanmış bir şekilde bana bakan Okan'ı gördüğümde, etrafa o kadar da dikkatli bakmadığımı anlamıştım. "Se-" kelimemi tamamlayamadan korkudan boğazıma yerleşmiş olan yumruyu yutkundum. "Lam." Kelimemi tamamladığımda Okan gülümseyerek yanıma geldi. Sırtındaki çantayı indirip bana uzattığında nefesimi tutmuş sadece onu izliyordum. "Acele etme Güneş daha izleyebilirsin. Zamanımız çok." Okan'ın iğneleyici sesiyle tuttuğum nefesimi verip bana uzatmış olduğı sırt çantasını elime aldım. En azından içinde silah olamayacak kadar hafifti. Arkamızdan bir motor sesi geldiğinde korkudan sıçrayarak Okan'ın yanına geçtim. Sudan korkanın yılana sarılması böyle bir şey olsa gerekti. Okan aptal bir sırıtış eşliğinde bana döndüğünde kalp atışlarımı normal seviyeye indirmeye çalışıyordum. "Motor kullanmayı beceremeyeceğine emin olduğum için şoförlüğünü yapacak birini buldum, ama işleri berbat edecek bir şey yaparsan seni götürdüğü yerden geri getirmez. Aklından çıkarma." Yutkunup başımla onayladığımda kaskını başından çıkarnadığı için yüzünü göremediğim sözde şoföre baktım. Elimdeki çantayı sırtıma takarken ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. "Seni bıraktığı yerde motordan in ve eski alt geçide girip seni bekleyen kişiye çantayı ver, bu kadar basit." Olduğum yere çivilenmiş bir şekilde Okan'a bakarken o benden bir tepki bekliyormuş gibi bakıyordu. "Ha, birde, göz temasından kaçınmaya çalış." Söyledikleri gözlerimin fak taşı gibi açılmasına neden olurken kendimi zorlayarak başımla onayladım ve kendimden eminmiş gibi görünmek için omuzlarımı dikleştirerek motora doğru ilerleyip adını bilmediğim ve aynı zamanda yüzünü de göremediğim kişinin arkasına oturdum. Motoru sürecek olan kişi arkasına bakmadan kollarımdan tutup kendi beline koyduğunda fazla hız yapacağımızı anlamıştım ki bu hızdan deli gibi korkan biri için kolay olmayacaktı. Yine de, çantadaki şey silah değilse en fazla ne kadar tehlikeli olabilirdi? Çalışan motorun sesini duyduğumda gözlerimi sımsıkı kapatıp şoförün gövdesindeki ellerimi birbirine kenetledim. Yaptığım şeyden ilerde bir gün pişman olmamayı umuyordum *** Motorun durduğunu hissettiğimde, ne zamandır gittiğimiz hakkında bir fikrim yoktu. Gözlerimi yavaşça açıp birbirine bağladığım ellerimi çözdüm. Sırtımdaki çantanın kollarına asılarak motordan indim ve etrafta bir alt geçit aramaya başladım. "Alt geçidin nerde olduğunu biliyor musun?" Kasklı adama sorduğum soruyla kafasını bana çevirip eliyle arkamı işaret etti. Yüzünü göremediğim biriyle iletişim kurmak gerçekten rahatsız ediciydi. Başımla onayladığımda eliyle saatini gösterdi. Acele etmem gerektiğini söylemeye çalıştığını düşünüp gözlerimi devirdim. "Konuşabilirsin." Söylediğim şeye karşılık kollarını göğsünün altında birleştirdiğinde gerçekten acele etmem gerektiğini fark edip arkamı döndüm. 20 metre kadar ilerimdeki kullanım dışı olduğuna emin olduğum alt geçidi gördüğümde derin bir nefes alarak adımlamaya başladım. Seni bekleyen kişiye çantayı ver ve çık. Seni bekleyen kişiye çantayı ver ve çık. Asla göz teması kurma. Bu düşünce gülmek istememe neden olsa da gülmek, korkudan yapabileceğim bir şey değildi. Yani, göz teması kurarsam taşa dönüşecek değildim ya? Alt geçidin başına geldiğimde dikleştirmeye çalışsamda korkudan eziş büzüş duran omuzlarımla merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Tek bir ışık bile yokken bu çok zordu ama telefonumu çıkaracak kadar cesur da değildim. Merdivenlerin bittiğini fark ettiğimde sağ tarafımdaki dıvara elimi koyarak ilerlemeye devam ettim. Tek dileğim bir farenin ya da başka bir canlının üzerine basmamaktı. Hiçbir yerden ses gelmediği için birinin burda olup olmadığını sormanın iyi bir fikir olduğunu düşünerek ağzımı açtım. Ve ağzımı açmamla büyük bir el tarafından ağzım kapatıldı. Geriye doğru sürüklenirken ellerimle ağzımdaki eli tırmalayarak çığlık atmaya çalışıyor, aynı anda da ayaklarımla yere vuruyordum. Alt geçit benim ayaklarımla çıkardığım seslerden sonra aydınlanmaya başladığında beni sürükleyen kişi daha da hızlanıp bizi alt geçitten çıkarmıştı. Elini ağzımdan çekmeyip beni kendine çevirdiğinde dizimi bacak arasına geçirmek için bükmüştüm ama gördüğüm yüz bunu yapmama engel olmuştu. "Sesini çıkarma." Dedi elini ağzımdan çekerken ve sırtımdaki çantayı hızlıca çıkarıp yere bıraktı. Elimi avcunun arasına aldı ve hızlı adımlarla alt geçitten uzaklaşmaya başladık. Peşinden gıkımı bile çıkarmadan giderken avcunun içindeki elimi düşünmemeye çalışıyordum. Oraya odaklanırsam nerede ne yaptığımı unutup ağlamaya başlayacağıma emindim. Ekim'in arabasını gördüğümde hızlıca beni yolcu koltuğuna oturtturup elimi bıraktı ve kendisi de şoför koltuğuna geçti. Araba çalışmıyordu ama yola dönüktü ve çenesini sıkıyordu. Sinirli olduğunu anlayabiliyordum ama benim için sinirlenmiş olması bile beni ağlamaya itiyordu. Küçük kızlar mevzusu bile umrumda değildi. Elimi tutmuştu ve ben ona çok uzun zamandır yakın olmadığımı fark etmiştim. Ekim'in kötü bir şey yapmış olabileceğine inanmıyordum. Ekim adem elmasını belirgin bir şekilde oynatarak yutkunup bana döndüğünde gözlerindeki ateşi görebiliyordum. "Ne yaptığını sanıyorsun?" Onun sinirle sorduğu soruya karşılık gülümsedim ve yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Tek ihtiyacım olan bir anlık deli cesaretiydi. Sağ elimi kaldırıp yanağına koyduğumda çatık olan kaşları gevşeyip kasılan çenesi normal haline geldi. Ona bu kadar yakınken gözlerimin dolmasını engelleyemiyordum. Gözleri bu yakınlıktan daha sıcaktı ve dudakları, dudaklarımın bu kadar yakınındayken yutkunmakta zorluk çekiyordum. "Seni seviyorum." Bunu söyleyip elimi yanağından çektim ve kollarımı boynuna doladım. Bacaklarımı tam olarak sarılabilmek için koltuğun üstüne çıkardığımda başımı da omzuna koydum. Onu tanıdığımdan beri olmak istediğim yerdeydim. Ait olduğum yerdeydim. Elini saçıma götürüp yüzüme düşen birkaç tutamı kulağımın arkasına attı ve yüzümü tutup başımı omzundan kaldırdı. Gözlerimizi buluşturduğunda gülümsedim. "Seni çok," duraksayıp elini tuttum. "Seni her şeyden çok seviyorum." Söylediğime karşılık ağzından nefes verip gülümsedi. "Güneş..." duraksayıp dilini dudağının üstünde gezdirdi. "Henüz-" "On yedi yaşındayım. Biliyorum. Ama Ekim, birini sevebilmem için on sekiz olmam gerekiyor mu?" Sözünü kesip söylediklerim üzerine bir saniyeliğine gözlerina kapattı. Açtığında ise tuttuğum elini elimden çekip arabayı çalıştırdı. "Neden soruma cevap vermiyorsun?" Ağzımdan küçük bir hıçkırık çıktığında ağladığımı fark etmiştim. "Seni sevmek için reşit olmam mı gerek? Ya da on yıl önce doğmuş olsaydım olur muydu? On yıl önce doğmuş olsaydım seni sevebilir miy-" aniden arabayı durdurmasıyla ben de durmuştum. "Otuz yaşındayım. Bundan on yıl sonra sen üniversiteyi yeni bitirdiğinde ben kırk yaşında olacağım. Bunu hiç düşündün mü?" Yanağımdaki yaşları silip kaşlarımı çattım. "Ekim ben seni seviyorum, anlamıyor musun? Seni. Yaşın umrumda bile değil." "Üzgünüm." Kaşlarını çatıp yüzünü olduğundan daha ciddi bir ifadeye soktu. "Pişmanlığın olmak istemiyorum." Zorla yutkunup yanan gözlerimle gözlerinin içine baktım. "Hiçbir şey hissetmiyor musun?" Birkaç saniye bekledikten sonra cevap vermeyip önüne dönerek arabayı çalıştırdı. Bu benim için fazla ağır bir cevaptı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE