Asena'dan
Geceden kalma ruh ve beden ile kalkınca sendeledim. Dünya da en çok istemediğin şeyler her zaman en büyük sınavın olurdu ya hani? Korktukça daha fazla o şeye çekildiğin. Vatana ihanet edecek bir kız değildim. Kendime ihanet etmek daha kolaydı. Yada belki de değildi.
Banyoya girip elimi yüzümü yıkayıp odaya dönünce günlük giydiğim pantolon ve gömleğimi giydim. Üzerime suni deri ceketimi, ayakkabı olarak converse ayakkabı giydim. Saçımı tarayıp at kuyruğu yaptıktan sonra cebimde ki telefonu çıkarıp İlker komutanı aradım. Telefon ikinci çalışta açılmıştı.
"Nasılsınız komutanım?"
"İyiyim sen?"
"Müsaitseniz Duru'nun mezarına gelir misiniz?" İlker komutan bir süre sessiz kaldıktan sonra
"Gelirim" dedi.
"1 saate orada olacağım" diyerek telefonu kapattım. Hızlı bir adım atarak müştemilattan ayrıldım. Bahçe de biraz bekledim. İlerde hareketlilik olunca geldiğini anlayıp sert bir soluk bıraktım. Bakışlarım yerdeydi. Ayakkabılarını önüme gelene kadar izledim.
"Bir yere mi gidiyorsun?" diye sorunca
"Bugün size eşlik etmeyeceğim bay Axton" dedim. Derin nefes alışı kulağıma doldu.
"Peki" diyerek arabaya yöneldi. Ben arkada ki arabaya binerek merkeze kadar onlarla gittim. Dolmuşla evin önüne gelince sert bir soluk bırakıp kapıyı açtım. Yine tüm hatıralar beni geçmişe götürürken etrafı kontrol ettim. Neyse ki evde herhangi bir sorun yoktu. Motorumun anahtarını cebimden çıkarıp evden ayrıldım. Motoru mu küçük garajından çıkarıp kaskı temizleyip başıma taktım. Son kez eve baktıktan sonra motoru çalıştırıp bahçeden ayrıldım. Kafam dolu olduğu için stres atmak için hızımı artırdım. Hafif olan rüzgar hızımla birlikte artarken ben kafamdakileri boşaltmaya çalıştım.
Yakın olan mezarlığa giderek motoru park ettikten sonra beni arabanın yanında bekleyen komutan İlkere baktım. Benim için her zaman hazırda bekliyor gibi olan adam yine benden önce gelmişti. Ona doğru yürüyerek
"Geldiğiniz için teşekkür ederim"
"Sorun yok" dedi. Yavaş yavaş Duru'nun mezarına doğru yürümeye başladım. Mezarın yanına gelince kenarına oturup çıkan otları temizlemeye başladım. Epey zamandır gelmediğim için otlar çoğalmıştı. Temizleme işi bitince İlker komutan bana sulama kabı verdi. Ona minnetle bakıp su kabını alıp mezarı suladım. Bildiğim tüm duaları ederken kafamı boşaltmaya çalıştım. Sonunda ziyaret işim bitmişti. Ayakta bekleyen komutana dönerek
"Size bir bardak çay ısmarlayayım komutanım"
"Olur ısmarla bakalım" dedi. Motoruma dönüp en yakın bir kafeye gittik. Bahçesi olan Küçük bir yerdi. İçeriler beni bunalttığı için dışarıda oturdum. Garson hemen gelip siparişlerimizi aldı.
"Düşünceli görünüyorsun Asena?"
"Beni çok iyi tanıyorsunuz değil mi komutanım?"
"İnsanları tanımak benim için zor değil, özellikle de seni tanımak" derin bir nefes aldım.
"O zaman intikam alacağımı da biliyor olmalısınız?" bakışlarım her hareketini izlerken hafif bir kasılır gibi oldu.
"Biliyorum" dedi.
"Bana bir ipucu verebilir misiniz?"
"Elimde henüz bir ipucu yok"
"1 senedir bunu söylüyorsunuz, sizin gibi güçlü bir komutanın bulamaması garip değil mi?" diye sorunca kaşları çatıldı.
"Bana güvenmiyor musun?"
"Bu güven ile alakalı bir konu değil ama artık sabrım kalmadı"
"Başını belaya sokmanı istemiyorum" derken çaylar gelmişti. İkimiz de şeker kullanmıyorduk ama çayımızı karıştırmaya başladık. Sessizce çaylarımızı içtikten sonra ona baktım. O zaten bana bakıyordu.
"Zamanım yok komutanım, bana en ufakta olsa bir ipucu lazım" dedim....
Axton'dan devam
"Çay bahçesindeler bay Axton" diyen koruma ile dişlerimi sıktım. Mezarlıkta buluştukları yetmezmiş gibi birde çay içmeye gitmişlerdi. Beni yok sayıp o komutan dan yardım mı isteyecekti? Ben neden bu kadar sinirlenmiştim? Onunla sadece takılıp ikimiz de işimizi görünce bu işi bitirecektik.
"Takibe devam edin" diyerek telefonu kapattım. Önümde ki kağıtlara odaklanmaya çalışsam da başaramayıp sinirle ayağa kalktım. O komutanın elinde bilgi olduğunu tahmin ediyordum. Sadece Asena'yı korumak için saklıyordu, işi gizli yürütüyordu. Ceza almalarını sağlamak kolay değildi ve Asena aceleci davranıp kendi cezasını kendi kesecekti. İlker bunu bildiği için daha fazla bilgi toplamaya çalışıyordu. Eğer ona bir şeyler bulduğunu söylerse kesinlikle benim hiç bir şansım olmazdı. Biraz pencereden dışarıyı izleyip kapımı çalan sekreterim bana işlerim hakkında kısa bir bilgi verdi. Neyse ki bugün toplantı yoktu. Çünkü şu an hiç toplantı kafası bende yoktu.
Telefon çalınca masamda duran telefonu elime aldım. Çağrıyı cevaplandırdım.
"Asena ve komutan ayrıldı efendim"
"Asena nereye gidiyor?"
"Sadece motor sürüyor" dedi.
"Takibe devam edin" diyerek telefonu kapattım. Oturduğum yerden kalkıp asansöre doğru yürüdüm. Sekreterimin yanına inerek ona her şeyi iptal etmesini söyleyerek gevşemek için küçük bir bara gittim. Gergin olduğum zamanlar da kontrollü şekilde içerdim. Ayyaş bir mafya olmak, ölü olmaktan farksızdı. Bu alemde ayakta kalmak için akıllı olmak zorundasınız, yoksa sizi harcamaları dakika bile sürmezdi. İki bardak içtikten sonra akşamdan sonra malikaneye dönmek için bar dan çıktım. Malikaneye Asena dan önce geldim. Biraz Black ile zaman geçirip odama çıktım. Kısa bir duş aldıktan sonra odama döndüm.
Pencereden dışarıya bakıp gelip gelmediğini kontrol ettim. Gelmemişti. Yatağın üzerine koyduğum eşofman ve tişörtü giydim. Uzun zamandır yemek yemediğimi hatırlayınca odamdan çıkıp koridoru takip ederek yan kata geçtim. Merdivenleri inip mutfağa geçtim. Yemeğimin hazır olmasını istedim. Yemek hazır olana kadar telefon ile uğraştım. Yemeğimin hazır olduğunu öğrenince karnımı doyurdum. Bir ara dışarı çıkıp bahçede oturdum. Canım sıkıldı odama çıktım. Sinirle tişörtü mü çıkardım. Neredeydi bu kadın? Saat gecenin 1i olmuştu. Ya sabır çekerken telefonum çaldı. Telefonu elime aldım.
"Asena hanım sizi görmek istiyor" diyen adamla rahat bir nefes aldım.
"İkinci girişten yukarıya yollayın, odamda olduğu mu söyleyin" diyerek telefonu kapattım. Elimi kolumu koyacak yer neden bulamıyordum? Kalbim neden heyecanlanmıştı? Bana hayır mı diyecekti? Bence evet diyecekti. Demek zorundaydı. Kapım hafif tıklatılınca sert bir soluk bırakıp yatağın kenarına oturdum.
"Gel" diye seslenip oturuşumu düzelttim. Asena odaya girince yere bakarak ortaya doğru yürüdü. Stresli olduğu her halinden belli olan kız bakışlarını yavaş yavaş yukarıya çıkarınca kaşları çatıldı ve bakışlarını yere indirdi. Kendime bakıp çıkardığım tişört aklıma geldi. Oturduğum yerden ayağa kalkıp emin adımlarla tişörtü salladığım koltuğa ilerledim. Tişörtü elime alıp giydim. Koltuğa oturup bacaklarımı aralayıp geriye yaslandım. Boğazımı temizleyip dikkatini üzerime çektim.
"Şartları konuşalım" diyince biraz sessiz kalıp bana bakmasını sağladım.
"Ne şartı?"
"Bana adamın yerini söyleyin"
"Şu an depoda" dememle gözleri parladı.
"Burda mı?"
"Değil, takip edildiği mi biliyorsun"
"O zaman nerede?"
"Teklifi mi kabul ediyor musun?"
"Bana adamın yerini söyle, bu iş tamamen bitince seninim" diyince kaşlarım çatıldı.
"Bu geceden itibaren benimsin" dedim. Yok öyle kaçmak.
"Olmaz" dedi.
"Senin için ne kadar fedakarlık yaptığımı tahmin bile edemezsin Asena. O yüzden bu geceden itibaren benim olduğunu söyle" dedim. İç güdülerim beni tamamen ele geçirmişti. Bu iş şimdi olacak, o bana boyun eğecekti.
"Bu gece kabul edersem ne olacak?" diye sordu tereddütle.
"Bir şey olmayacak. Ben net cevabımı almış olacağım" dedim. Bir anda üstüne atlamayı bende düşünmüyordum.
"Tamam" dedi.
"Tamam ne?"
"Seninim" dedi. Benimdi. Ayağa kalkıp önüne geldim. Bakışları göğsümdeydi.
"Yarın birlikte adamı görmeye gideriz" dedim. Sert elaları gözlerime çıktı
"Bu gece gidelim" dedi.
"Acele etme Asena. Acele edersen her şeyi mahvedersin" dedim. Bedeninin kasıldığını görebiliyordum. Her konuda sabırlı olan kadın, bu konuda fazlasıyla sabırsızdı. Asıl olay şimdi başlıyordu, adamı konuşturmak için zamana ihtiyaç vardı. Şansımız varsa hızla cevap alırdık, yoksa günlerce eziyet etmek gerekirdi.
"Tamam" dedi. Arkasını dönüp giderken
"Sabah erkenden gidelim" diyerek odadan ayrıldı. Derin bir nefes alıp kalktığım koltuğa geri oturdum. Bu iş baştan sona her şeyi ile zor olacaktı ama bir kere o yola girmiştik. Ona intikam alması için yardım etme konusunda kararlıydım...