"Sınırları Belirlemek"

1220 Kelimeler
Ela, akşama kadar yoğun bir şekilde çalışmıştı. Yorgundu, eve gidip duş alıp yatmak istiyordu ama öncesinde şu toplantı olayını halletmeliydi. İçinden gerim gerim geriliyordu. Revirdekilerle vedalaşıp bahçeye çıktı, lojmanlara doğru yürümeye başladı. Yanından geçen araba biraz ilerisinde ani frenle durdu. Yavaş yavaş geriye doğru gelirken yanında durdu. Cam açıldığında Yavuz’u gördü. Tam "Neyse, yürümekten kurtuldum." diye düşünürken Yavuz, "Hadi, biraz daha hızlı ol. Saat 7’ye 20 var doktor, zaman benim için kıymetli. Sakın zamanımı harcama." dedi ve gaza yüklendi. Araba tozu dumana katarak ilerliyordu. Arkasından, olduğu yerde dikilerek bakan Ela kendine gelince sinirle elindeki çantayı daha bir sıktı, eklemleri beyazlamıştı. Sonra bir durdu, düşündü. "Adam arabasına almak zorunda değil ki. Zaten evine bir nevi almak zorunda kaldı. Arabasına da binmeyiver canım." diye düşünerek ilerlemeye devam etti. Şimdi bu adamın genel özellikleri nelerdi, bir düşünelim. Uzun boylu mu? Evet. Yakışıklı mı? Evet. Gözleri ne renkti, ne renkti? Ha siktirrrr, yeşillllll. Bundan emin olmam lazım ya! Hayır be, seni ne ilgilendirir? Yeşil ise yeşil. Bir ay kal, adamdan olabildiğince uzak dur. İyi arkadaş olursak bu bir ay çok hızlı geçer. diye düşünüyordu. Eve vardığında anahtarı olmasına rağmen kapıyı çaldı. Küçüklükten alışkanlıktı, yurtta kalırken bile kapıyı çalmadan odasına girmez ya da kendi aile evinin bile önce kapısını çalardı. Kendi dışında yaşayan her yerde insanlara kendini toparlama süresi tanırdı. Ela için kibar ve saygılı olmak önemliydi. Sesin tınısı konusunda da hassastı; kimsenin sesini yükseltmesinden hoşlanmaz, kendisi de asla yapmazdı. Yaklaşık on saniye sonra kapı açıldı. Yavuz, Ela’nın aksine ifadesiz yüzüyle, "Albay anahtar verdiğini söylemişti, neden kapıyı çalıyorsun?" diye sordu. Ela, "Alışkanlık..." diyerek geçiştirdi. Bu adamdan onun zarif düşüncelerini anlamasını beklemiyordu. Birbirlerine mesafeli ve saygılı olsalar yeterdi. Onun ifadesiz yüzünün aksine Ela tebessüm ediyordu. Ela önde, Yavuz arkada mutfağa geçtiler. Yavuz gözleriyle masayı işaret etti. Ela zarifçe masaya oturdu ve konuşmasını bekledi. Baktı ki o başlamıyor, kendisi bir giriş yaptı. "Öncelikle bu emrivaki için ben de üzgünüm, kusura bakma lütfen. Beni kabul ettiğin için de teşekkür ederim. Bir ay kısa bir süre, birbirimize saygı duyarsak güzel bir arkadaşlık yakalarsak ikimiz için de hızlıca geçeceğine inanıyorum." diye hevesle devam ediyordu ki Yavuz’un konuşması onu böldü. "Arkadaşlık istemiyorum doktor hanım. Burası benim evim, kuralları ben belirlerim ve kurallarım gayet net. Benim odama girme, benden uzak dur ve benimle muhatap olma." Yavuz dikkatli bir şekilde Ela’nın mimiklerini süzüyordu. Gözlerinin içine baktığında anlayışla onu dinlediğini gördü. Tebessümü ciddiyete dönmüştü. "Anlaşıldı mı?" diye sordu. Ela, "Tabii, gayet net. Kurallar anlaşıldı." İçinden, "Peşimde ‘Benimle arkadaş ol Eloş!’ diye ağlarken göreceğim seni, kımtın!" diye düşünüyordu. İç sesine "Yavrum, bir dur. Zaten ortalık karışık." diye ayar geçtikten sonra yeniden odaklandı. Yavuz, "Evde her odada banyo, tuvalet zaten var. Kendininkini kullanırsın. Mutfağı istediğin gibi kullanabilirsin. Ben haftalık yapıyorum alışverişi. Evde zaten yemek pişirmiyorum, mutfağı kendinin gibi düşünebilirsin. Çalışma takvimini öğrendikten sonra benimle de paylaş. Hastaneye gidiş dönüşlerinde sana eşlik edecek birini ayarlayacağız. Telefonunu aldım, çaldırıyorum, kaydet. Bir sorun olursa beni arayabilirsin. Bazen gece operasyonlarımız da oluyor, acil müdahale gereken bir durum olursa seni arayabilirim. Bu aralar ortalık karışık, devlet memurlarına olan tavır belli. Yol çevirmesi olur ve tek olursan doktor olduğunu gizle. Bunlar dışında ne yaptığın beni ilgilendirmiyor, mesafeni koru, devam et." dedi. Ela anlayışla başını salladı. "İzninle ben de birkaç ekleme yapmak istiyorum. Öncelikle alışverişe beraber çıkmak istiyorum. Senin için uygun değilse ben tek çıkacağım. Masrafı sana yükleyemem." Yavuz karşısındaki kızın inadını anlamıştı. O da para vermezse yemeyecekti belli ki, o yüzden kabul etti. "Tamam." dedi. Bu kadar der gibi ayağa kalkıp odasına geçti. Yavuz Gerçekten bu kadar olgun mu, yoksa oynuyor mu, görelim. Benim için fark eden bir durum yok. Beni rahatsız etmesin de ne yaparsa yapsın. Görevim belli: güvenliğinden emin ol. İçeriden yemek kokusu geliyordu. Hayret, İstanbul prensesi yemek de yapabiliyor muydu? Nizamiyeyi aradı, askere kesin emir verdi. Kızın her giriş çıkışında ona bilgi verilecekti. Bilişimi aradı, kızın telefon numarasını verdi. Her an nerede olduğunu bilecekti. Yavuz, her şeyin kontrolü altında olmasına alışmış biriydi. İki kız kardeşi, bir ablası vardı. Onların da her şeyini kontrol ettiriyordu. Öncelikli amacı tabii ki güvenlikti ama kıskanç da bir abiydi, hem de fazlasıyla kıskanç ve sahiplenici. Şimdi kız madem evindeydi, her sorumluluğu ona ait gibi hissediyordu. Normalde alışverişe onun karışmasına izin vermezdi ama madem öyle rahat edecekti, öyle olsundu. Ela Odasına girene kadar duruşunu korusa da kapıyı kapatır kapatmaz omuzları düşecek gibi oldu, hemen tuttu. "Benimle konuşma, benden uzak dur!" Sapık mıyım ya ben sanki, peşinde koşuyorum. Tamam, madem böyle istiyor, öyle yaparız. Of ya, benim canım sıkılır. Ne olurdu eğlenceli bir ev arkadaşım olsaydı ama yok, kazuletine denk geldik! Yakışıklı, yeşil gözlü hem de... Ela’nın karnı gurulduyordu. Hemen banyoya girip işlerini tamamladı ve üstünü değiştirdi. Bu sefer üzerine bir tişört, altına bir eşofman geçirdi. Mutfağa geçti ve dolabı kontrol etti. Ne pişirebilirdi? Hızlıca bir ayranlı çorba yaptı. Yemek konusunda efsaneydi, elinin lezzetine de diyecek yoktu. Bir de kendi özel tarifi olan Türk usulü Ela Risottosunu hazırladı. Oh be, yemek hazırdı. Çayı da demledi; yemek yiyene kadar demini alırdı. İşte şimdi ev gibi hissediyordu. Çok açtı. Tabağı tam eline aldı ama bir an duraksadı. Tamam, "Benden uzak dur!" diye söyleyip duruyordu ama Ela, insanın hâlinden anlardı. Bu adam sağlam biriydi, yaptığı yemeği de ondan esirgeyecek değildi. Yemeğini yesin, yine uzak dururdu. Kapısına mı gitse, mesaj mı atsa diye düşünürken mutfak kapısının açılma sesine doğru döndü. Yavuz tezgâha yaklaştı, hiç yemekleri görmemiş gibi kendine kahve yapıyordu ki Ela konuşmaya başladı. "Yemek yaptım, umarım bir şeye alerjin yoktur. Çay da demledim. Ben biraz çaycıyımdır, yemeğimizi yiyene kadar hazır olur." Yavuz, Ela’ya döndü. "Doktor hanım, daha biraz önce kurallarımı sıraladım. Neyini anlamadınız?" dedi. Ela ayağa kalktı, gözlerinin tam içine samimiyetle bakıp, "Komutan Bey, yemek insani bir ihtiyaçtır. Benim kültürümde aynı dört duvar arasında yaşayan insanlar ekmeğini de paylaşır. Olgun insanlarız, yemeğimizi yeriz, aynı anda mesafeli de olurum, merak etmeyin." dedi. Yavuz bir an duraksasa da hak vermişti. Ela, "Tabaklar nerede?" diye sordu. Yavuz yukarıdaki dolabı açıp iki tane çıkardı ve ona uzattı. Ela önce çorbaları doldurdu. Masaya oturduklarında gülümseyerek "Afiyet olsun." dedi. Karşısındakinin ona ne sözlü ne de mimik olarak bir karşılık vermesi önemli değildi. Önemli olan kendi karakteriydi. Sofraya her zaman saygısı vardı. Ekmek, bölüşmek içindi. Yanındaki yemezse, o da yemezdi. Hızlıca çorbaya kaşığını daldırdı. Bir taraftan da ara ara Yavuz’a bakıyordu. Beğenecek mi? merak ediyordu. Ama Yavuz sessizdi, sadece yiyor, hiçbir mimik göstermiyordu. Anlaşılan beğenmemişti. Neyse, en azından yiyor. diye düşündü. Adam askerdi, sabahtan akşama kadar parkurlardaydı. Bugün pencereden görmüştü, bu adamın sağlam yemesi gerekiyordu. Yapılı, uzun boylu bir adamdı. Hakikaten boyu kaç ya? 1.94 var mı? Bence var. Var, var! Çorbalar bitince ayaklanıp yemekleri de doldurdu. Sessizce yemeklerini yediler. Beraber mutfağı toplarken de sessizlik devam etti ama uyumlulardı. Can sıkan bir sessizlik yoktu, birbirlerini rahatsız etmemeye çalışıyorlardı. Bulaşıkları da makineye dizdikten sonra, Ela Yavuz’a döndü. "Çay hazır sanırım. Kendime dolduracağım, sen de ister misin?" diye sordu. Yavuz çaydanlığa yönelip kapağını kaldırdı, kokusuna baktı. Suyu yeniden kaynattı, çayı yeniden demledi. Adım adım kızın onu dikkatlice izlediğini biliyordu. Ela da onun "Çay öyle değil, böyle yapılır." demek için çayı yeniden demlediğinin farkındaydı. Her zaman yeni şeyler öğrenmeyi de denemeyi de severdi. "Hadi bakalım, bir de böyle deneyelim." diyordu içinden. Çayı demledikten sonra Yavuz mutfağın kapısına gitti. Çıkmadan önce, "On dakika bekle, sonrasında çay alabilirsin." diyerek çıktı. Ela mutluydu. Herkes kendisi gibi gülücükle gezecek değildi ya? Adam somurtuyordu ama karakteri öyleydi demek ki. Sonuç olarak birbirlerine saygılıydılar, huzurlu hissediyordu. Çaylarını da içtiler. Sonra herkes odasına dağıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE