"Zoraki Misafirlik"

1342 Kelimeler
Sabah 7 gibi alarm çaldı. Bugün ilk günüydü. Üzerini giyinip hazırlığını yaptıktan sonra stresle mutfağa girdi. O adamla karşılaşmak istemiyordu. "Allahım, lütfen işe gitmiş olsun. Lütfen! Önce Albay’la konuşayım, katil gibi bir şey bu! Sabah sabah görmeyeyim!" diye kendi kendine söyleniyordu. Ortalıkta kimseler yoktu, ev sessizdi. Bir an şaşırdı. "Nerede ki bu adam?" "Neyse, beni ne ilgilendirir." diye söylenerek hızlıca kahvaltısını yaptı. Hava güzeldi, güneş parlıyordu. Camı açıp havayı ciğerlerine çekti. Çayını bitirip çantasını kaptığı gibi dışarı çıktı. Heyecanlıydı, stresliydi ama aynı zamanda hayat doluydu. Burası onun için yeni bir başlangıçtı. Güçlü bir kadındı. Dışarıdan bakıldığında bu stresi anlayamazlardı. "Evet, ben muhteşemim, çok iyiyim, şu an çok iyi hissediyorum! Bilmediğim bir yerdeyim, eeee ne olmuş? Müze gezerken de bilmediğimiz yerlere gitmiyor muyuz? Ben de askeriyedeyim işte, burası da keşfedilmesi gereken bir yer. Sakin ol Ela, işini yap, keyfini çıkar. Erkek nüfusu fazla olabilir ama sen gerilme. Herkes işini yapmak için burada." Kendi kendine böyle diyerek lojmandan çıktı. Lojman ile karargâh arası yürüyerek 10 dakikaydı. Nizamiyeye gelince kimliğini verdi. Asker, Albay’dan emir almıştı zaten. Ela’ya revire kadar eşlik etti. Ela revire girdiğinde içeride bir doktor daha vardı. Burada tek başına görev yapmayacaktı. İki hemşire ve bir doktor zaten görev yapıyordu. Onlar da yeniydi ama en yenisi Ela’ydı. Ela içeri girdiğinde herkes ona şaşkınlıkla döndü. Kısaca süzüyorlardı. Ela sabırsız bir tipti. "Selamlar, ben Ela Gamzeli. Buraya yeni atandım, doktorum." Sarı saçlı ve mavi gözlü olan diğer doktor ayağa kalktı, tebessüm etti ve elini uzattı. "Selamlar, ben Atakan Aksoy, diğer doktorum. Hemşire arkadaşlar Zeynep ve Duru." Sıcak bir karşılamaydı. Ela zeki, hisleri kuvvetli bir kızdı. Yüzlerini taradı, gülümsemeleri sıcaktı. Aniden içindeki bütün gerginlik kalktı ve sohbet başladı. "Ben çaysız kahvesiz duramam. Var mı burada çayımız, çorbamız?" Duru gülerek yanıtladı. "Olmaz olur mu ya? Kahve makinemiz var, çayı da kantinden alıyoruz. Hatta hemen açılışı yapayım! Ne istersiniz, çay mı kahve mi?" Ela gülümseyerek cevap verdi. "Bana yerlerini gösterirsen süper olur. Kimseyi yormayı sevmiyorum. Bu arada sizin için de uygunsa bana direkt ismimle hitap edebilirsiniz. Omuz omuza çalışacağız. Sadece başkalarının yanında resmiyete döneriz." Duru rahatlamış bir şekilde iç çekti. "Tabii, süper olur. Oh be, rahatladım! Valla gelen kişi kasıntı olacak diye canımız sıkılıyordu. Zaten burada pek arkadaşım yok, artık ben seni yalnız bırakmam." Atakan yalandan sinirlenmiş gibi yaparak araya girdi. "Durucum, niye? Biz seni yalnız mı bırakıyorduk?" "Güya biz kan kardeştik, biz en can dosttuk. İki dakikada harcandık be!" diyerek dramatik bir edayla konuştu. Duru bir an duraksadı, Atakan’a baktı. Ciddi olmadığını görünce gülerek cevap verdi. "Olur mu Atakan Beycim? Siz hep can kardeşsiniz, sadece aramıza yeni bir üye daha katıldı." Zeynep sadece gülümsüyordu. Duru 23 yaşında, sarışın, eğlenceli bir kızdı. Cıvıl cıvıldı. Zeynep ise 28 yaşlarında, esmer güzeli ve ağırbaşlılığı hemen kendini belli eden biriydi. Sessizdi ama bir taraftan da cana yakındı. Ela onları dinlerken sessizce gülümsüyordu. Atışmaları keyifle izlerken yavaşça ayağa kalktı ve Ela’ya elini uzattı. "Hoş geldin Ela, yeni işin hayırlı olsun." Ela da onun gibi gülümseyip elini samimiyetle sıktı. "Teşekkürler, çok memnun oldum." Ela ilk bakışta anlamıştı; bu üç insanla yakın dost olacaktı, sağlamlardı. Üçü de bekârdı, sadece Atakan nişanlıydı. Atakan, "Hadi bir çay devirelim de yeni iş arkadaşımızın gelişini kutlayalım!" dedi. Duru hemen fırladı. "Tamam, ben kafeteryaya gider alır gelirim. Ela, istersen sen de gel, biraz çevreyi sana göstereyim." Ela gülümseyerek, "Tabii, hadi gidelim." dedi ve kapıya yöneldiler. Kafeteryaya gidene kadar Duru hiç susmamıştı. Anlatıyordu, gülümsüyordu. Cıvıl cıvıldı ama kapıdan girdikleri anda sustu. Ela anlamayarak Duru’nun baktığı yere kafasını çevirdi. Altı asker oturmuş çay içiyorlardı ve onlara bakıyorlardı. Aralarında dün evde karşılaştığı adam da vardı. Neydi ismi? Neydi? Hımmm… Yok onu bile bilmiyordu. diye düşündü. Jilet gibi giyinmişti. Üniforma üzerindeydi, tıraş olmuştu. Fazlasıyla yakışıklıydı, yapılıydı ama gözlerinin sertliği insanın kanını donduruyordu. Gözleri bir süre Yavuz’la birbirlerine kitlendi, sonrasında önüne dönüp Duru’ya döndü. "Çayları nereden alacağız?" Duru da ortamdaki gerilimi hissetmişti. Uykudan uyanır gibi Ela’ya döndü ve "Hemen şuradan." diyerek yürümeye başladı. Çayları alıp dışarı çıktılar. Sırtlarındaki bakışların farkındaydılar ama umursamıyormuş gibi davranıyorlardı. Tam o sırada, asker masasında sessizlik oldu. Ekibin çapkını Ege, Ela’ya bakarak sırıttı. "Bu yeni kız kim ki acaba? Üzerinde önlük vardı, demek ki yeni gelen doktor o olmalı. Güzelmiş." dedi alaycı bir sesle. Sonra Yavuz’a döndü. "Komutanım, siz kendisini tanıyor musunuz? Birbirinize tanıyormuş gibi baktınız." Yavuz’un bakışları anında sertleşti. Çenesini sıktı, bir an Ege’ye döndü. "Bak işine Ege, sabah sabah canımı sıkma. Siktirtme belanı." Ege hemen sessizleşti. Dursun'a dönüp sesiz bir şekilde "Hayır üzerimde uygulamadığı ceza yöntemi de kalmadı, korkuyorum. Gerçi yeni yöntemler üretmede çok başarılı komutanım, resmen yeni nesil ceza koleksiyon hizmeti sunuyor valla." Masadaki herkes gerilmişti. Tam o sırada telsizden bir anons yükseldi: "Yüzbaşı Ateşer, Albay Görgülü’nün odasından bekleniyorsunuz." Yavuz odaya gitmek için hızlıca ayağa kalktı. Ela ile Duru revire vardığında içeride Albay’ın postası vardı. Ela’ya odaya kadar eşlik etti. Koridorda yürürken Ela’nın topuklu ayakkabısının sesi melodi gibi yankılanıyordu. Üzerindeki gözlerin farkındaydı ama hiç farkında değilmiş gibi dik bir şekilde yürüyordu. "Güçlüyüm, güçlüyüm... Yahu, ben bu ayakkabıların topuğuna susturucu mu taksam acaba? Bu kadar da olmaz ki... Ayakkabı susturucusu var mı ki? Ben bunu akşam bir araştırayım ya..." diye içinden konuşurken odaya varmışlardı. Kapıyı çaldı, içeriden gelen onay neticesinde içeri girdi. Albay koltuğunda oturuyordu, hemen karşısında da o asker... Yine keskin gözlerini üzerine dikmişti. Ela umursamaz bir şekilde Albay’a döndü. Albay gülümseyerek, "Hoş geldiniz doktor hanım, buyurun, oturun lütfen." diyerek Yavuz’un hemen karşısındaki koltuğu gösterdi. Ela zarif bir şekilde oturdu. Albay, "Öncelikle sizleri tanıştırayım: Kıdemli Yüzbaşı Yavuz Yiğit Ateşer. Şu an kaldığınız evde kalıyor." dedi ve Yavuz’a dönerek Ela’yı işaret etti. "Yeni atanan doktorumuz Ela Gamzeli." Ela hafif tebessüm ederek, "Memnun oldum." dedi. Yavuz ise hiç mimik değiştirmeden kafasını sallamakla yetindi. Ela adamı anlayabiliyordu. Evine bir yabancı gelmişti, bu yüzden kibar olmaya karar vermişti ama Yavuz’da insan halinden anlayan bir tip yok gibiydi. "Sadece kafa sallamak nedir Allah aşkına? Bildiğin hödük, zerafetsiz öküz!" diye içinden söylenmekle meşgulken yüzüne gülümsüyordu. Albay devam etti: "Yavuz, dün doktor hanım yeni geldi, kalacak yeri yoktu. Üç gün burada, iki gün devlet hastanesinde görev yapacak. Ee, bu aralar öğretmenlere, doktorlara karşı olan güvenlik sorunları malum. Bu sebeple merkezde tek başına ev tutmasındansa, en azından ortalık durulana kadar askeriyede bir lojmanda kalmasını doğru buldum. Uzmanlık alanı genel cerrahi, herhangi bir acil durumda hızlı müdahale gerekirse saat fark etmeksizin destek olabilecek böylece. Boş lojman yoktu, senin de görev dönüşünü bir ay sonraya planladığımız için senin evde kalmasında bir sakınca görmedim. Şu an askeriyedeki odalar da dolu. Dolu olmasa bile doktor hanım rahat etmeyebilir. İkiniz için de sorun teşkil etmeyecekse bir ay idare edebilirseniz, sonrasında senin yan tarafın boşalacak, oraya yerleştiririz." Ela’nın zihninde arabalar son sürat ters yönlerden birbirlerine kafa atmadan ilerlemeye çalışıyorlardı. Oldum olası zihni problem çözmeye programlanmış gibiydi. Bir sorun bul, bütün olasılıkları değerlendir ve en uygun olanı seç. Olay buydu. "Aynı evde tanımadığım, bilmediğim bir adamla kalmak mı yoksa gurur ve rahatımı düşünüp merkezde ev tutup kaçırılıp, on beş yerimden bıçaklanıp kafama kurşun yeme olasılığım olması mı? Tabii ki bir ay idare ederim, ne olacak ki? Adamın artık güvenilir olduğunu da anlamış olduk. Zaten herkesin odasında kendi banyosu, tuvaleti var. Pek muhatap olmam, olur biter. Ama işte tam bir emrivaki onun için. Genç adamın geleni gideni olacaktır, tabii ki istemez." diye kendi içinde değerlendirmeler yaparken dalgınlıkla masayı inceliyordu. Yavuz’un sesiyle kendine geldi. "Benim için sorun yok. Şu anda burada kalması hem güvenliği açısından hem de askerlerimize gerekecek bir acil müdahale durumunda bize avantaj sağlar. Zaten genellikle görevde oluyorum, biliyorsunuz komutanım. Bir ay için katlanırım." Ela, son cümlesine kadar "Ne kadar da melekimsi bir bey!" diye düşünmüştü ama son cümlesi sonrası: "Katlanırım! Katlanmışko, katlanıcım. Ah götüm, sanki ne yaptım ya da yapacağım da neye katlanacakmış? Kendini beğenmiş egoist..." diye içinden saydırırken dışarıdan yine hafifçe tebessüm ediyordu. İkisi de Ela’ya döndü, onun da cevabını bekliyorlardı. Ela, Albay’a dönerek: "Koşullar belli, haklısınız, bence de en uygun olanı şimdilik bu şekilde olması. Zaten sadece bir ay, ne olacak? Ben de katlanırım." "Katlanırım" kelimesini hafif tebessümle Yavuz’un gözlerinin tam içine bakarak söyledi. Albay, "Tamam, o hâlde bu sorunu da çözdüğümüze göre... Ela Hanım, hangi günler burada, hangi günler hastanede olacağınız hakkında takviminizi bekliyoruz. Hastane dönüşünde geç saatlere kalırsanız, öncesinde haber verirseniz sizi alması için birilerini göndeririz." dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE