Bölüm 2

1476 Kelimeler
Bulut, ancak o anda yüzündeki sırıtmanın donup kalmış olduğunu anladı. Dudakları kendinden bağımsızca düz bir çizgi halini alırken, oturuyor olduğuna şükretti. Eğer ayakta olsaydı muhtemelen ayakları durduğu yerde birbirine takılır, sendelerdi. Nasıl olacağını bilmiyordu, ancak emindi. Zira ruhunun ayakları o anda olduğu yerde birbirine dolanmış, sendelemiş ve yere yapışmıştı. Yüreği, bungee jumping yapıyormuş gibi içeride çılgınca gümlüyordu. Kızın bulunduğu yerden kendisine doğru gelen bir şeyler vardı. Bir kurşun? Mızrak? Ok? O her neyse görünmezdi ve bedenine batıp çıkıyordu. Kıymet, ona da aynı derin öfkeyle bakmaya devam ediyordu. “Sana diyorum? Mal mısın, mal taklidi mi yapıyorsun?” Yanındaki kızlardan biri Kıymet’e doğru başını uzattı. “Kendine yeterince düşman edindin. Bir taneye daha ihtiyacın yok.” Bulut, dudaklarını yalayıp boğazını temizledi. Artık ustalaştığı ve biraz önce aniden tren çarpmasıyla elinden kayıp düşürdüğü kayıtsız tavrına geri döndü. Ardından da şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. “Benimle mi konuşuyorsun?” diye alçak sesle sordu. Kıymet, hırsını alamadığı ve elindeki çocuğu kaçırdığı için öfkesini kusacak yeni kurban arıyormuş gibi görünüyordu. “Evet!” diye söylendi. Gözleri resmen alev atıyordu. Allah’ım! Ömrü hayatı boyunca böylesine bir öfkede boğulan bir kadın daha görmemişti. Ömrü hayatı boyunca gözleri böylesine parlayan bir kadın da görmemişti. Aynı anda, Bulut, “Hayır, sana söylemedim. Karşımda beni biriyle karıştırdığını düşündüğüm bir kız var. Ona söyledim.” Sonra kıza kulağındaki kulaklığı işaret etti. “Neyse, sonra konuşuruz,” dedi hayali görüşmesine ve elindeki telefona bakarak aramayı durduruyor gibi yapıp, bakışlarını kıza çevirdi. “Evet, sorun nedir?” Kıymet, boynundan yukarı doğru kırmızıya çalarken bilinçsizce dudaklarını yaladı. Koyu renk, gür ve dalgalı saçları omzunun iki yanından aşağıya salınmıştı. Gergin bir hareketle saçlarını narin eliyle geriye doğru taradı. Bulut, yüzünde tuttuğu hafif meraklı ve sıkılmış gibi görünen bir ilgiyle baktığı ifadeyi neredeyse kaybederek tekrar sırıtacaktı. “Özür dilerim,” dedi genç kız mırıldanarak. “Bana güldüğünü sanmıştım.” Yanındaki arkadaşı bozuk araba motoru gibi bir ses çıkarınca Kıymet, kıza bir dirsek attı. Bulut, tamamen kasıtlı olarak kızı baştan ayağa yavaşça süzdü. Oldukça yavaş. Tüm bu süzülme sırasında Kıymet’in duruşunda bir çöküntü oldu. Utanmıştı, fakat bunu belli etmeyecek kadar da mağrurdu. Bulut, tekrar yukarı çıkıp yüzüne baktığında o kısacık süzülme sırasında Kıymet, tekrar utanmıştan öfkeliye süratli bir geçiş yapmış, dişlerini sıkıyordu. Allah’ım! Bulut’a küçük dilini yutturacak kadar nefes kesici bir güzelliği vardı. Gözleri resmen mest olmuştu. İçi de öyle. Bulut, “Ben gülünecek bir şey görmedim,” dedi hafifçe gülümseyerek. “Kim güldüyse ayıp etmiş.” Arsızca, onun tepesinin atacağından emin olarak göz kırptı. Kız, ona dikkatle baktı. Burnundan bir boğa gibi sesli bir nefes verdi. Arkasını döndü ve fırtına gibi kafeteryadan çıkmak için ilerledi. Ardından Bulut, dudaklarını serbest bıraktı. Kocaman bir sırıtma yüzüne yayılırken, kız aniden arkasını döndü. Ve tek kaşını kaldırarak ona alayla baktı. Orta parmağını havaya kaldırdı ve Bulut’un sersemleşen suratına doğru fırlattı. Zeki kız! **** Kıymet, gözlerini kapamış, tenini yakan güneşin tadını çıkarıyordu. Denizin kokusu, insanların uğuldayan sesleri, hafifçe esen rüzgâr ve yorgun bedeni onu tatlı tatlı uykuya çağırıyordu. Henüz güneş doğmadan yola çıkmışlar, oyalanarak vakit kaybetmek istememişlerdi. Daha yola çıktıkları ilk yarım saatte, aracın içinde eğlencenin dibine vurmuşlardı. Henüz kargaların bile kahvaltı yapmamış olmaları umurlarında olmamıştı. Geldikleri gibi de bavullarını tuttukları dairede bırakıp bikinilerini giymiş, kendilerini plajda bulmuşlardı. Daha ev nasıl bir şey onu bile bilmiyorlardı. Meltem’in bir arkadaşı daireyi onlar için tutmuş, birini bularak temizletmiş ve kendilerine hazır hale gelmesini sağlamıştı. Dört arkadaşın bir tatile ve özellikle de birlikte olmaya oldukça ihtiyaçları vardı. Görüntülü arama sırasında Elif ‘Niye bir tatile çıkmıyoruz ki?’ diye sormuş, bir saat içinde de planlarını yapmışlardı. Ve işte şimdi burada, saatlerce denizde yüzmüş, şakalaşmış, eğlenmiş bir halde şezlonglarına uzanmış dinleniyorlardı. O kadar gülmüştü ki, Kıymet’in yanak kasları hala acıyordu. Uyku ve uyanıklık arasında Elif’in alçak sesle bir şeyler söylediğini fark etti. Tek gözünü açıp hemen yanındaki şezlongda yarı oturur yarı uzanmış pozisyonda duran arkadaşına baktı. Meltem ve Nur da kendilerinin alt sırasındaki iki şezlongda uzanıyorlardı. Şezlongların ortasına ufak, plastik bir masanın üzerinde içecekleri ve abur cuburları duruyordu. “Denizdeki manyak! Saat iki yönünde, gözlerini pörtletmiş bakıyor yine!” Elif, gözlerini kısıp bakışlarını adamın olduğu yöne dikmişti. Islak, kıvırcık saçlarını mandal bir tokayla başına gevşekçe tutturmuştu. Meltem, başını arkaya doğru çevirip gözlüklerinin üzerinden Elif’e baktı. “Ajan mıyız, biz! Doğru düzgün söylesene,” Nur, yattığı yerden hiç kıpırdamadan ,” Aman, sağ çaprazında işte. Kocaman, kırmızı donu var. “ Tuhaf bir gülüşle sözlerine ara verdi. “Sana abayı yaktı, Elif. Senin de kırmızı bikinin var. Bence bu bir işaret! Hemen git evlenme teklifi et. Hayallerinin erkeği!” “Hımm. Kardeşi var mı diye de sorarım. Onu da sana yaptık mı, çifte düğün. Masrafları da bölüşürüz. Kıymet de gelinliklerimizi diker. Mis gibi. Evlenmek bu devirde çok pahalı,” Elif, hala adamın olduğu yöne suratını buruşturmuş bir şekilde bakıyordu. Kızlar hep bir ağızdan güldüler. Elif, hariç. “Ne?” diye sordu genç kadın. Fakat hepsinin neden güldüğünü gayet iyi biliyordu. “Allah aşkına, Elif!” Kıymet, kıkırdamalarının arasında konuşmakta güçlük çekiyordu. “Şaka yaparken bile hesap yapıyorsun.” Bir organizatör olan ve kendi şirketi olan arkadaşı azıcık bile utanmadan omuz silkti. “Hayat pahalı!” Sonra kaşlarını derince çattı. “Vay şerefsiz!” Kızların hepsi kırmızı şortlu, geldiklerinden itibaren Elif’i göz hapsine almış olan adama baktılar. İki küçük çocuk adama doğru koştururken ‘Baba!’ diye bağırıyorlardı. Arkalarından da uçuk mavi tül bir pareolu, omzuna astığı yeşil çantasıyla salına salına yürüyen bir kadın geliyordu. Kıymet, açık kalan ağzını kapamadan önce, “Kadın dördümüzün toplamından daha güzel.” Diye bariz olanı bildirdi. Bir manken gibi orantılı bir vücudu, ay kadar berrak bir yüzü olan kadın, eli ayağına dolanmış adamın yanına gelerek onu yanağından öptü. Elif, öfkeli bir tonla, “Bu kadın nasıl bir günah işlemiş ki, bu dangalakla evlenmiş!” dedi. “Göt!” diye söylendi Meltem. Kıymet, derinlerinde olan ve nadir zamanlarda ortaya çıkan bir sızının nefesini aksatmasına aldırmadan başını tekrar şezlonga dayadı ve uyumaya karar verdi. Fakat daha iki dakika bile geçmemişti ki, Meltem’in biraz öncekinden daha da öfkeli sesini duydu. “Sik-tir! Bunun ne işi var burada?” Kıymet, resmen sesi titreyen arkadaşının öfkesinin öznesini bulabilmek için hafifçe kaşlarını çatarak onun baktığı yöne baktı. Baktığı anda da görünmez bir el göğüs kafesinin içine daldı. Belki kaburgalarını kırmak için, belki kalbini söküp çıkarmak için… Kulaklarında tarifsiz bir basınç oluşurken, kaşlarının hemen üzerine bir ağrı bindi. Tüm bu his ve bedeninin verdiği tepkilerin ardından gelenleri memnuniyetle kucakladı. Önce şaşkınlık sonra buz gibi bir öfke. Öfke iyiydi. Öfkeyi her zaman sevmişti. Kendisini rezil etmesine engel oluyordu. Ama… Onun burada ne işi vardı? Hadi, bulundukları ile tesadüfen gelmişti. Hadi, bulundukları ilçeye de tesadüfen gelmişti. Ama ya kumsala ve hemen kendilerinin biraz ötesine? Hadi oradan! “Şerefsiz! “Adi!” “Komodo Ejderi!” Elif’in sözlerinin ardından kahkaha attılar. Kıymet, sadece hafifçe gülmüştü. O anda dişlerini sıkıp, art arda yutkunmaktan başka bir şey yapamamıştı. Bulut, iki şezlong ötelerine ilerledi. Boynunun iki tarafından sarkıttığı havlusunu tek eliyle çekip şezlonga fırlattı. Ardından mavi camlı gözlüklerini çıkardı. Şapkasını da çıkarıp zaten karmaşık olan kumral saçlarını bir eliyle biraz daha karıştırdı. Üzerinde kendi el yazısıyla cadaloz yazdığı, beyaz şapkasını havlusunun üzerine fırlattı. Ve başını kaldırdı. Doğrudan, dümdüz bir şekilde Kıymet’in gözlerinin içine baktı. Genç kadının burun delikleri öfkeyle genişlerken, onun tesadüfen değil, bilinçli olarak orada bulunduğunu anladı. Genç kadın, aklına gelen bir düşünceyle Nur’a çevirdi bakışlarını. Arkadaşı da aynı anda aynı şeyi düşünmüş olmalıydı ki dudaklarını suçlulukla ısırıp kendisine baktı. Yine de süratle savunmaya geçti. “Bir tane bile ortak arkadaşımız yok!” Arkasını Bulut’a dönmüş bir şekilde oturuyordu. O anda şezlonga uzanan Bulut’a omzunun üzerinden bir bakış attı. “Ki Karasu’da olduğumuzu bile etiketlemedim. Nasıl anladı emin değilim.” “Adam polis,” Meltem omuz silkti. “Telefon numaramızı bile takip etmiş olabilir. Ondan heeeerrr şey beklenir.” Başını çevirip Kıymet’e baktı. “Bana bak, eğlenmeye geldik. Bir komodo ejderinin canımızı sıkmasına izin verecek değiliz. Değil mi?” Kıymet, hafifçe başını salladı. Artık kendisine bakmayan adama son bir bakış attı. Fakat tamamen keyfi kaçmıştı. Gözleri kayarak kapandı. Son iki sene içinde Bulut, ona iki kere ulaşmaya çalışmış, tamamen sert bir tepkiyle karşılaşınca tekrar denememişti. Kıymet, peşini bıraktığını düşünmüştü. Hala daha nasıl olup da kendisini aramaya yüzü tutuyordu, anlamış değildi. Kalbini deşmişti. Kalbine öylesine köklü bir zarar vermişti ki, kalbinin hiç kimseye, Kıymet’in kendisine bile bir faydası kalmamıştı. Bir ay önce vurulduğu haberini aldığında, genç kadının kalbi ilk defa hareketlenmişti. Uzun zaman sonra ilk defa adamın resimlerine bakmış –ki onları neden silmediğini bile bilmiyordu- ilk defa adını anmış ve son defa onun için gözyaşı dökmüştü. Ölmemesi için dua etmişti. Ve tüm bunları arkadaşlarından saklayarak yapmıştı. “Keşke vurulduğunda geberseydi.” Elif, tamamen düşmanlık dolu bir tınıyla bunları söylerken Kıymet, boğazını temizledi. “Söyleme öyle! Onun da bir ailesi var. Bir-” Bir çocuğu var. Meltem’in tam olarak neden sustuğunu biliyordu. Yine de kendisi de aynı şeyi düşünüyordu. Sonuçta bir annesi, eski de olsa bir karısı ve bir çocuğu vardı. Ne kadar canını yakmış olursa olsun küçük bir çocuğun babasız kalmasını istemezdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE