24.

2025 Kelimeler
Yemeklerden sonra çay faslınıda geçmiştik. Söylemem gerekiyordu ama mutlu anlarını bölmek istemiyordum. Ama artık söylemem gerekiyordu. " benim bir şey söylemem gerekiyor. " Hepsi susup bana döndüler. " söyle kızım " Derin bir nefes aldım. " yarın, şafak doğmadan göreve gideceğiz " Hepsinin gözlerine hüzünlü bir ifade yerleşti. Ayşenur hanımın gözleri dolmuştu. Sadece onun değil hepsinin gözleri dolmuştu. " n-ne zaman geleceksin " diye soran yelize döndüm. " belli değil, ama... uzun sürecek, belki... " Rüzgar " belki ne ?" " döneceğim belli değil, yani hiç bir görevde belli olmuyor ama bu görev daha büyük " Ayşenur hanım gelip sarıldığında bende ona sarıldım. Ayşenur, " saat kaçta çıkacaksın " " aslında bu gece askeriyeye gidecektim. 10 dakikaya çıkacağım. " " eşya falan hazırlayalım. Bir şey yapalım en azından " " ben hazırladım, her şey tamam. Merak etmeyin. " Ayşenur hanım bana tekrar sarıldığında bende ona sarılmıştım. Çocuklarda gelip bana sarıldıklarında bende onlara sarıldım. Ömer bey bir süre ortadan kaybolmuştu. O sırada bende hormonları tavan yapan zeliha ve yağmuru sakinleştirmeye çalışıyordum. Ömer bey geldiğinde bana sıkıca sarılıp alnımdan öpmüştü. Dışarıya çıktığımızda ayşe hanım ve annem ağlıyordu. Korumalar anlam veremez haldelerdi. Rüzgar beni bırakacaktı, arabayı almak için garaja gittiğinde ayça yanıma geldi. " dikkatli ol asker, unutma bekleniyorsun " " kendinize çok dikkat edin. " Yağmur da sarıldığında gözleri kızarıktı. " çok dikkat et tamam mı, geri dön " " ben kenime dikkat ederimde sende dikkat et, yeğenime bir şey olmasın tamam mı " " tamam. " Hepsiyle sırayla vedalaştığımda sıra ayşenur hanıma gelmişti. Anneme. Bana sıkıca sarılıp boynumdan öptü. " dikkat et tamam mı yavrum, rabbim ayağınıza taş değdirmesin. " " amin " " dikkatli gidin, sağ sağlim gelin " Elini tutup öptüğümde ağzımdan o cümle çıkmıştı. " hakkını helal et annem " Sıkıca sarıldıktan sonra ömer beye döndüm. Onunda elini öptüm. " dikkat et kızım " " Hakkını helal et babam " Alnımdan öptüğünde bende onun yanağından öptüm. Rüzgar araba ile geldiğinde arabaya gitmek için ilerleyecekken ömer bey elimden tuttu. Cebinden ufak bir kutu çıkarttı, kutuyu açıp bana verdi. bozkurt olan demir bir kolyeydi, tarzına rağmen çok zarifti. ( Normalde incili mincili kolye araştıracaktım, ama askerlerin çoğu bozkurt oluyormuş, o yüzden böyle bir şey koydum ) Kolye çok güzeldi. " beğenmezsen veya takmazsan anlarım, yani... " Saçlarımı kaldırıp arkamı döndüm. Saçlarımdan öpüp kolyeyi boynuma taktı. " sağ sağlim gel kızım, yolunuz açık olsun " " amin babam. Amin " Hepsiyle tekrar vedalaşıp arabaya bindim. Rüzgar arabayı çalıştırıp ilerlerken arkamdan üç kişinin su döktüğünü gördüm. İki tane koruma da demir bardak ile su dökmüştü, korumalardan birisi cevdet'di. Gözlerimi kapattım, ve başımı arkaya yasladım. Daha sonra aklıma gelen şey ile öne doğru hafif meil ettim. Rüzgara doğru uzanıp boğazlı kazağını hafif aşağı çektim. Ve bingo. Morarmaya yakın kırmızılık bana göz kırpmıştı. " lan, ne yapıyon kızım. " " hiç. Hiç bir şey yapmıyorum, sizin aksinize " " bak sus, zaten zor ikna ettim. " Aslında çok kolay olmuştu ama neyse. " baharda az buz değil ha, şşt. İlk hamle kimden geldi bari onu söyle. " dediğimde sol dudağı yukarı kıvrıldı. Yandan bana bakınca koluna vurdum. " ne vuruyon kızım, allah allah. " " nasıl oldu anlat " " neyi anlatayım. Anladın zaten anlayacağını. " " ilk kim hamle yaptı. " " of rabia. Dedim, ya sen dedim ya ben, oda beni bekledi sonra olan oldu. Zorlama işte allah allah. " " bana bak, geri döndüğümde eğer baharın parmağında tek taş görmezsem senin kafana sıkarım " " merak etme, takacağımda... senin görebilmeni isterim " " maalesef zor. " Başını olumlu anlamda sallayınca yolun geri kalanı sessiz geçmişti. Askeriyeye geldiğimizde arabadan indim. Rüzgar ile sarıldığımda sırtını patpatladım. " bahar ve asiye sana emanet " " başım gözüm üstüne " Ben içeriye girerken rüzgarda arabaya binip gitmişti. Hadi bakalım kolay gelsindi. ************************************** " AZRAİL TİMİ, HELİKOPTER BİN " helikoptere bindiğimizde havalanmıştı. Telefonları kapatıp cebimize koyduk. Başımı geriye yaslayıp gözledimi kapattım. ************************************** Ehe eheee 47 gün sonra Ehe eheee ************************************** " komutanım, atış için izin istiyorum. " " izin verildi. " Çaylak iki el ateş edip soldaki iki adamı leşe çevirdi. " komutanım ne yapıyoruz " dedi sinan. " durum ne " " mühimmah azaldı." " şuan içeri giremeyiz, imkansız. Allah kahretsin. Geri dönüyoruz " Yasemin, " komutanım yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, geri çekilemeyiz " " emrime karşı gelme asker, içeriye giren adamın kim olduğunu bilmiyorsun, geri çekiliyoruz. Ama dönmüyoruz, sığındığımız bölgeye geri dönüyoruz " Yaseminin sinirle haykırışını duydum. " yasemin 3 olmasın " Kulaklığı düzeltip sessiz adımlar ile geri yürüdüm. Gri ve veba içerideydi. Burada olduğumu biliyordu, hazırlanmıştı. İçeriye girersek bütün timi kaybederdim, tekrar olmasına izin vermezdim. Kimseyi tekrar kara toprağa veremezdim. Tim ile toplanıp ilerlemeye başladık. Bir süre sonra zafirin sesiyle ona döndüm. " ne oluyor " " komutanım... bilmiyorum... yasemin az önce arkamdaydı ama dayanamıyorum dedi gitti. Anlamadım... " Siktir. Kampa gitmiş olamazdı değil mi Yerimizi belli edecekti. Sinirle nefes verdim. " hepiniz ilerliyorsunuz, ben yasemini alıp geleceğim. Eğer yarım saat içinde gelmezsek helikopter çağırıp geri dönüyorsunuz anlaşıldı mı. " Zafir, " komutanım siz " " anlaşıldı mı " dedim baskın sesimle. Sinan, " anlaşılmadı. Sizi bırakmayız, biraz geç dönerseniz ne olacak " " yarım saat içinde dönmezsek bir daha dönmeyiz, emrime itaatsizlik istemiyorum. Yasemin hak ettiği cezayı alacak zaten, son kez soruyorum. Anlaşıldı mı " Hepsi anlaşıldı derken yollarımız ayrılmıştı. Hızlı adımlar ile geldiğim yönü ilerlerken duyduğum sesler ile adımlarım kesildi. Siktir... Çalıların arasından 30a yakın adam çıkınca derin bir nefes verdim. Çünkü adamın birisi yasemini tutuyordu. - " evet asker, patron dedi ki. O askeri bana getirin dedi. Baktık nasıl olacak o iş... ha bu ceylan işimizi kolaylaştırdı. " - " neydi siz türklerin söylediği o söz. Sürüden ayrılan koyunu, it kapar. " Yasemin bana bakarken ben ona bakmıyordum. Ama gözümdeki ifadeyi bilen bilirdi. " onu bırakın, siz beni istiyorsunuz. Onu bırakın beni alın. " " komutanım olmaz " " sus yasemin. " - " direnmeden gelecek misin " " geleceğim. Ama onu bırakın. " - " sana neden inanalım ki " " inanın, inanmayın. Ya onu bırakır, beni alırsınız, yada bütün sürünüzü toplasanız beni bulamazsınız. " Hepsi birbirine baktı. O sırada adamlardan bir tanesi alnından vurulup yere düşerken bir tanesi beni iki diz kapağımın altından vurarak rehin aldı. " şansın yaver gitmedi asker, anlaşılan planların ters tepti. " Çatışma devam ederken kolumu kaldırıp hamle yapacaktım ama beni rehin alanın yanındaki dirseğimin üzerinden vurduğunda acıyla inledim. Çaylak, zafir, emek, ali, ve sinan... Hepsini tutuyorlardı. Allah kahretsin. Kaybetmiştim. Yine kaybetmiştim. Ağzıma bez parçası kapatırlarken son hatırladığım adamlardan birisinin bizimkileri bayıltmasıydı. Bilincim kapanırken sol gözümden akan yaş ve kolumdan akan kan aynı anda yere düşmüştü. Başım geriye, kolum boşluğa düştü. ************************************** Yüzüme çarpan su ile gözlerimi araladım. İlk gözüme çarpan, benim çaprazımda yüzünün yarısı morarmış, vücudunun belirli yerinden kanlar akan yasemin oldu. Gözlerinden yaşlar akarken ona baktığımı görünce başını eğdi. Başımı çevirdim. Gözlerimi tekrar kapatmak istedim. Çocukluğumun katillerinden ikisi bana bakıyorlardı. Gri, üvey amcam. Veba, üvey dayım. Gri bana yaklaşırken yüzünde iğrenç tebessümü vardı. " beni özledin mi küçük s!çan " Geçmiş, bedenimi esir alıyordu. Önümde bir bilgisayar vardı, adam bilgisayardan bir şeyler yaptıktan sonra geri çekildi. " sinema keyfimiz başlasın " Ekranda 16 yaşımdaki halim belirdi. Bodrumdaydım Ellerim zincirliydi. Yatağın kenarında ölmüş bir fare vardı. Karnım burnumda, derin nefesler alıp veriyor ve yatağı sıkıyordum. Kahretsin. Bana o anları tekrar izletemezdi. Ama canımı yakan şey ise yaseminin de videoyu görüyor olmasıydı. Bilgisayardan acı dolu çığlıklarım, feryatlarım, yalvarmalarım duyuluyordu. Doğum yapıyordum. Kapının kenarında görünen veba, beni izliyor ama hiç bir şey yapmıyordu. Yardım dileniyordum ondan. Bana sadece bakıyordu. Yatağı kaplayan kan ile birlikte çığlıklarım devam ediyordu. Bir süre izledim Zorla izlettiler. Bana da, yasemine de. En sonunda o sahne geldi. Bebek sesi. Hıçkırığımı tutamadım, başımı ard arda iki yana salladım. Tekrar yaşayamazdım o anı. Veba ayağa kalkıp bebeği kucağına aldı. Aynı zamanda üvey babam gelip benim bileğimdeki zincirleri çözdü. Ben hala ağlarken beni sürükleyerek dışarı çıkarttı. Kamera bizi takip ederken bahçede durdu. Hayır. Hayır olamaz. Başımı ard arda sallıyordum. Bebeği bana gösteriyorlardı Daha sonra bebeği ufak bir çalının üzerine koyuyorlardı. Hıçkırarak ağlamaya başladım. " sustur şunu! " " izle güzelim " Bir kaç tane ince ve kalın odun getirip bebeğin üzerine koymuşlardı. " hayır, yalvarıyorum ne olur kapat şunu, ne istersen yaparım yalvarıyorum ne olur kapat şunu " Bebek anneyi istiyordu, ama bilmiyordu... son dakikaları olduğunu. Her bebek gibi o da anne kokusunu istiyordu. Ama aldığı şey odun kokusuydu. Ekrandaki rabiadan bir çığlık yükseldi. Yalvarma, feryat, acı. Tolga, üvey abisi 3 tane çıra yakıp odunların atrafına koydu. Bebeğin ağlamaları bu sefer acı doluydu. Az önce anne isterken şimdi bu ateşten kurtulmak için ağlıyordu. Rabia yalvardı. Onlar izledi. Rabia diz çöktü, onlar yumrukladı. Rabia bağırdı, onlar kahkaha attı. Bebek ağladı rabia feryat etti. Herkes görmüştü, mahalledeki herkes görmüştü ama perdelerini çekip susmuşlardı. Bebeğin acı dolu ağlamaları gittikçe kesildi. Odunlar tamamen alev aldı. Bebek kül oldu. En sonunda veba, rabiayı bırakınca rabia kurtaramadığı bebeğine koştu. Kenardaki suyu alevlere boşalttı. Duman yükselirken odunları kenara çekti. Elleri yandı, umursamadı. Onun yüreği yanıyordu. Bedeni yanmış, bebeği yavaşça kucağına aldı. Burnunu yaklaştırıp kokusunu içine çekmek istedi. Aldığı sadece yanık et kokusuydu. Dudaklarından bir feryat döküldü, gök gürledi. Avazı çıktığı kadar çığlık attı, gökyüzü hızla sularını akıtmaya başladı. Göz yaşı yağmur oldu aktı yeryüzüne, rabia evladına ağladı, gökyüzü rabiaya ağladı. Üvey babası gelip ayağı ile bacağına dokundu. " onu yok et, oyalanma " dedi. Rabia sessiz bir hıçkırık daha boraktı. Kollarındaki bebek ile birlikte ayağa kalktı, her yeri acıyordu. Gözlerini açamıyordu. Yavaşça yürüdü. O gitti video bitti. Ama rabianın aklındakiler gitmedi. Yolda sarsak adımlar ile ilerlerken aniden duran araba ile gözlerini yerden kaldırdı. 30lu yaşlarının sonunda duran bir adam yaklaştı. Üzeri kan revandı, kucağında yanmış bir bebek tutuyordu. " kızım. Bu ne hal, kimsin sen " Rabia düşünmedi. Kollarındaki bebeği o adama uzattı. " amca, benim bebeğim. Koruyamadım. Yaktılar onun bedenini, kül ettiler benim ruhumu. Bebeğimin bir mezarı olsun. İsim olmasın, sadece ufak bir söz olsun. Ama ben bilmeyeyim. Mezarının yerini öğrendiğim gün öldüğüm gün olsun. " Adam titreyen elleri ile çocuğu aldığında dudaklarından bir soru döküldü. " adın ne senin. " " rabia, sadece rabia " " söz veriyorum. Seni alacağım, intikamını almana yardım edeceğim. " " istemem amca, ölmek istiyorum ben sadece, ölücem. Bunu yapanları rabbime şikayet edeceğim " " nerede oturuyorsun " " boşver amca. Ama adını öğrenebilirmiyim " " hasan. Hasan öztürk " " tamam hasan amca. Ben gideyim, kızmasınlar. " Rabia arkasını dönüp gidecekken aniden yere yığıldı. Hasan ise önce bebeği ceketine sarıp arabaya koydu, daha sonra rabiayı alıp hastaneye götürdü. Ve bir daha o eve geri dönmesine izin vermedi. Bebeğin mezarı oldu, üzerinde ufak bir cümle yazıyordu. Ama bunu rabia öğrenmeden kimse öğrenmeyecekti... Hıçkırıklarımın arasından çenemi tutup kaldıran veba, yanağıma sertçe tokat atmıştı. " ne oldu. Ha, timinde ölecek zaten. sende öleceksin. Ha bu ceylanda ölecek. Toprağınızda boğulacaksınız " Cevap vermedim. Sadece sustum. " hadi bakalım asker. Bakalım şimdi ne edeceksin " Telefonundan birini arayıp hoperlöre verdi. " buyur patron " " askerlerin yanındamısın " " yanındayım patron. " " iyi, oradan uzaklaş ve yerleştirdiğin bombayı patlat. " " emredersin patron " " bende sesini duyayım ha " " t-tamam patron " Bir süre sonra telefondan gelen ses ile birlikte fazla uzak sayılmaz bir yerde bomba sesi duyuldu. Kaybetmiştim hepsini. Özür dilerim. Hepinizden özür dilerim. Gri elindeki tabancayı bana doğrulttu. " son duanı et " Lütfen... bir şekilde kurtulmuş olsunlar. Ailem fazla üzülmesin. Sultan hanım -sinanın annesi- bana kızmasın. Silah ateşlendiğinde sol göğsüme yakın yerde acı hissettim. Bilincim gitmeye başladı. Özür dilerim. Tekrar özür dilerim. Kapının gürültü ile açıldığını anlamıştım. Ama gözlerim kapalıydı. Üç kurşun sesinden sonra yaramın üzerine bastırılan şey ile arkamdan ellerimin çözüldüğünü hissettim. Başım sert bir yere düştü. Gözlerimi açamıyordum. Açmak istemiyordum. " görkem, acele et çok kan kaybediyor " " ne yapayım yasin, acele ediyorum zaten " " timdekiler iyimi " diye bir ses duydum. " merak etme bacım hepsini kurtardık, kardeşimi de kurtarırsam daha iyi olacak." " k-kardeşin mi " " adım yasin, yasin demirtaş " " görkem, hadi çıkıyoruz. Kurtardığımız timdekilere söyle bunları alsınlar. " " tamam kardeşim. " Hızlıca hareket ettiğimi hissediyordum. " dayan güzelim, dayan kardeşim. Hadi, az kaldı. Kurtulacaksın " Sesler uzaklaşmaya başladı. Bilincim kapandı. Nefesimi verdim, bir daha alamadım. Kalbim durdu, ruhum öldü. Arkamda kalanlara ne oldu bilmiyordum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE