Gül, Çağdaş' ı arkasında bırakıp ilerlerken, attığı her adımda yüreği biraz daha ağırlaştı. Gözleri önünde bir yerlere bakıyor gibiydi ama hiçbir şeyi gerçekten görmüyordu. İçinde, fırtınaya yakalanmış bir yaprak gibi savruluyordu hisleri. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sadece bir şansı hak ettiklerini hissediyordu. Kendi kendine fısıldadı: "Bir askerle olur mu bilmiyorum... Bilmiyorum ama... Belki de denemeye değer." İstemsizce durdu bir an. Başını hafifçe kaldırdı, derin bir nefes aldı. Askerler... Görevleri vardı, sorumlulukları vardı. Öncelikleri her zaman vatandı, bayraktı. Kalplerini birine vermek, onların doğasında yoktu. Biliyordu bunu. Yine de Çağdaş' ın gözlerinde gördüğü o kısa anlık yumuşama, içinde bir umut kıvılcımı yakmıştı. Sanki buz gibi sert duvarlarını

