Tehdit

2494 Kelimeler
~Işıl~ O da bir adım yaklaştı ve "kimdi lan benden sonraki!" diye bağırdı. O kadar yakındı ki burunlarımız deyecekti nerdeyse. "Sanane! Sorunu sordun şimdi de siktir git!" dedim bende bağırarak. Birden çenemin altını tutup beni kendisine çekti ve dudaklarıma yapıştı. O benim dudaklarımı öpüyordu... Hemen kendime gelip onu kendimden ittim ve yüzüne sert bir tokat yapıştırdım. Yüzü sağa tarafa dönmüştü, ve dişlerini sıktığı belli oluyordu. "Birdaha bana dokunursan yemin ederim öldürürüm seni!" diyip dudaklarımı hızlıca silmeye başladım. Bana sinirle baktı, tam birşey diyordu ki başka bir ses duyuldu. "Anneğ" Yiğit ağlayarak bana koşuyordu. Bacaklarıma sarılıp ağlamaya devam etti. Hemen onu kucağıma aldım, o da ağlayarak yüzünü boğazıma gömdü. Gözü tam olarak açık değildi, uyku sarhoşuydu yani onu gördüğünden bile şüpheliydim. "Beni neyden kayanıkta bıyakıyoysun? Koykuyoyum" diyip ağlamaya devam etti. Önümdekine baktığımda öylece Yiğite baktığını gördüm. "Şş tamam annecim gel birlikte yatalım" diyip ona baktım ve kısık sesle "şimdi yukarı çıkıcağım sende evimden defolup gideceksin!" dedim dişlerimin arasında. Bana bakmıyordu bile sadece Yiğite bakıyordu. İç çekip Yiğiti biraz salladım ardından yukarı doğru gittmeye başladım. Arkamızdan baktığını hissediyordum. Odama girip uyuyan Yiğiti yatağıma yatırıp üstünü örttüm ve yatakta oturur pozisyonda kalıp öylece Yiğite baktım. Herkes anne olmanın bambaşka bir guydu olduğunu söylerdi tabi ben öncede çocuk istemediğim için umursamazdım. Ama gerçekten insan anne olduğu zaman anlıyormuş çocuğuna karşı o duyguları. Resmen kendinden bir parçası dünyaya getiriyorsun. Onun bir saç teline bile zarar gelmesinenden korkuyorsun. Onun canı yansa kendi canınmış gibi acı çekiyorsun... Onu kaybedeceğim diye çok korkuyorum, onsuz bir hayat düşünemiyordum bile. Ölürdüm daha iyiydi. Az önce beni öpmüştü, bunu neden yapmıştı? Benden nefret eden ve bana acıyan bir insan bunu neden yapsın ki? Bu cüreti nerden buluyordu? Evime kadar gelip bana hesap soruyordu resmen. Hayır ben onunla çalışamazdım, onu hayatımdan uzaklaştırmam gerekiyordu. Birden kapı sesini duydum. Ömer mi gelmişti? Hemen cama gidip dışarı baktım, o arabasına binmiş gidiyordu. Şimdi mi çıkmıştı? Ben gitti sanıyordum! Ne yapıyordu evimin içinde? Oflayıp yatağıma girdim ve duvarı izledim. Öptüğü an aklıma geliyordu bu da beni sinirlendiriyordu. Dudağımı son kes sertçe sildim ve Yiğite yaklaşıp yanağını öptüm. Onu incelediğimde yine ve yine ona benzediği gerçeği yüzüme vurdu. Bukadar benzemesi herşeyi sadece daha kötü yapıyordu. Ona sarıldım ve kokusunu içime çektim. Bu hikayedeki en masumu oydu, onun kılına zarar gelirse dünyayı yakardım. Onu son kes öpüp sıkıca sarıldım ve kendimi uykunun kollarına teslim ettim. ????????? "Anneğ noluyy" dedi Yiğit bana kedi bakışları atarak. Kahvaltı ediyorduk ve Yiğit şimdiden yalvarmaya başlamıştı. "Hayır Yiğit, dün seninle çıktık zaten" diyip süzme sürdüğüm ekmeyi eline verdim. "Ama hemen eve geydik biyzz" dedi hâlâ bana öyle bakarak. Ömer gülüp bana baktı ve "çok ısrar ediyor, kırma bence" dedi yemeğini yiyerek. Ona inanmazca bakıp "dün de gittmedim şirkete bugün gittmem lazım yoksa işler birikir" dedim kahvemden içerek. "Gittmiyoysak bende yemem" diyip ekmeğini tabağına koydu ve iki kolunu birleştirip yine suratsızca duvara bakmaya başladı. "Yiğit, herşeye surat yapıcaksan eğer işimiz vardır seninle" dedim kahvemden bir yudum daha alarak. Omuz silkip "bananee" dedi. Ömer bana yaklaşıp "git sen hem bu senin içinde daha iyi olur" dedi ciddice. Kaşlarımı çatıp "ne demek istiyorsun?" dedim. "Bugün onlar yine gelicekler , sanırım iş birliği yapmak istiyorlar onun için sözleşme imzalayacaklardır" dedi bıkkınca. "Ünlü bir aile oldukları için aslında iş birliği bize göre bir avantaj ama işte şu adı lazım olmayan şahız var işin içinde" diyede ekledi. Haklıydı, onlarla iş birliği yapmak bize büyük bir avantajdı ama eğer onlarla iş birliği yaparsak o da orda olucaktı , bu da onu her gün görüceğim anlamına gelecekti. "Işıl, aslında bir fikrim var ama senin de onayın lazım" dedi Ömer. "Ne fikri?" diye sordum. "Onlarla iş birliği yapalım ama sen bu işte olma yani bana bilgileri ver ve sunucağım şeylerin hepsini göster bende onlarla çalışayım. Bu durumda sen onu görmemiş olursun bende şirketimize avantaj olsun diye onlarla çalışırım" dedi. Aslında mantıklıydı sadece onun yüzünden elimize geçmiş fırsatı elimizin tersiyle itemezdik. Hem ben Ömere herşeyi öğretirdim o da onlarla konuşup işi ayarlardı. Ona bakıp "iyi tamam öyle yapalım" diyip suratsız Yiğite baktım ve "hadi ye yemeğini şımarık birazdan çıkarız" dedim gülümseyerek. Hemen gülümseyip bana baktı ve yerinden zıplayıp "oleyy" diyip yemeğini yemeğe başladı. Ben ve Ömer gülerek ona bakıyorduk. Kahvaltıdan sonra Ömer şirkete gitti ve bende Yiğitin odasına çıkıp Yiğit giydirmiştim. Ardından kendi odama girip kendimi hazırlamaya başlamıştım. (Işıl'ın kıyafeti) Hava soğuk olduğu için kahverengi kalın bir takım tercih ettmiştim. Belime gelen siyah saçlarımı tarayıp öylece salık bırakmıştım. Yine hafif makyajımı yapıp bu sefer glos bir ruj sürmüştüm dudaklarıma. Evet hazırdım. Çantamı koluma takıp odamdan çıktım ve Yiğite kalın bir ceket , şapka ve eldiven giydirip evden çıktık. Arabama bindiğimde aynadan Yiğite bakıp "nereye gittmek istiyorsun annecim?" diye sordum. Düşünüyormuş gibi yapıp "parkaaa" dedi birden. Kaşlarımı yukarı çekip "bu havada?" dedim. "Evettt" dedi. Arabayı çalıştırıp "ben seni nereye götüreceğimi biliyorum" diyip sürmeye başladım. 15 dakikanın ardından istediğim yere varmıştık. Burası küçük ama ünlü bir cafeydi. "Anneğ biz buyda ne yapıcazzz" dedi Yiğit merakla. Elimi tutmuş öylece cafeye bakıyordu. "Şimdi biz içeri geçip sıcak birşeyler alıcağız ardından dışarda oturup ördekleri izleyeceğiz" dedim. Yiğit düşünür gibi yapıp "pekii" dedi. Onunla birlikte cafeye girdik ve siparişlerimizi verdik. Ona sıcak çikolata ve vanilyalı bir kek sipariş verdim ve kendimede normal bir kahve. Siparişlerimizi aldıktan sonra dışardaki masalardan birine oturup ördekleri izlemeye başladık. Ördekler biraz uzaktaydı ama onları yinede görebiliyorduk. Ben kahvemden içmeye başladım, Yiğit ise kekini yemeye başladı. "Anneğ baksana!" dedi yukardaki kuşu göstererek. "Kuşş şaykı söylüyoy" dedi vanilyayı ağzına sürerek. Elime peçeteyi alıp ağzını sildim ve "evet annecim şarkı söylüyor" dedim. "Keyşe Ömey abi de gelseydii" dedi üzülerek. "Başka bir gün gelir o da bizimle" dedim gülümseyerek. Yiğit kekini devam devam yiyordu ki birden biryere bakıp gözünü orda tuttu ve "aa anneğ bakk" dedi ileriyi göstererek. "Yine neyi gördün acaba?" dedim gülümseyip ve şapkasını düzelterek. "Dünki amcalar oyda!" dedi göstererek. Anlamayan ifadeyle Yiğite baktım ama birden kalın bir ses doldurdu kulağımı. "İyi günler küçük hanım" oraya döndüğümde bunun diyenem Cüneyt bey olduğunu gördüm. Onun yanında da Ege ve hayatımda en az görmek istediğim kişi duruyordu. Bu nasıl boktan bir tesadüftü! Bu bir şakaysa bile hiç komik değildi! Kendimi gülümsemeye zorlayıp "iyi günler" dedim. Ona baktığımda Yiğite bakıyor olduğunu gördüm. Neden ona öyle bakıyordu ki? "Bir sorun yoksa yanınıza oturmayı isterim" dedi Cüneyt bey. Al işte! Daha bir cevap veremeden Cüneyt bey Ege'ye dönüp "bize birer kahve al" dedi. Ege bana bir baş selamı verip cafeye girdi ve Cüneyt beyde yanımdaki sandalyeye oturdu. Cüneyt bey ona bakıp "ne dikiliyorsun otur oğul" dedi. Sertçe iç çekti ve zorla Yiğitin yanındaki sandalyeye oturdu. Yiğit ona yine hayran hayran bakıyordu. Bu hiç iyi değildi! Birden önümdeki bakışlarını bana döndürdü ve yine ifadesizce bana bakmaya başladı. 'Ne bakıyorsun' bağırmamak için kendimi zor tutuyordum. "Küçük bey nasılsınız bakalım" dedi Cüneyt bey Yiğite. Yiğit ona bakıp gülümsedi ve utanarak "iyiyimm" dedi. Onun bakışları sadece benim üstemdeydi, resmen yeşilleri parlıyordu. Yiğit birden ona döndü ve "şey.." diyip konuşmayı denedi. Gözlerini üstümden aldı ve Yiğite baktı. Çok dikkatli bakıyordu acaba hâlâ şüpheleniyor muydu? "Şen nekaday büyükşün?" diye sordu utanarak. "1,90" dedi ona bakarak. Yiğit anlamayarak bana baktı. Bir çocukla nasıl konuşacağını bilmiyordu, soğuk kalpsiz herif. Boğazımı temizleyip "şimdi 25 ördeği üst üste düşün, yani boyu 25 ördek gibi" dedim tahmin ederek. Yiğit ağzını o şekline getirdi ve "çok büyükkk" dedi. Ona baktığımda gözlerinin üstümde olduğunu gördüm. Birden telefonu çaldı , telefonuna bakıp açtı ve "söyle" dedi. Yiğit kekini yemeğe devam etti bense kahvemi içmeye. "Bu benzerlik nekadar tuhaf değil mi?" dedi bir Cüneyt bey sadece benim duyabileceğim bir tonda. Az daha kahvem boğazımda kalıyordu. Kendime gelip anlamazca ona baktım ve "efendim?" dedim. Cüneyt bey telefonla konuşan onu ve kekini yiyen Yiğiti göstererek "şu benzerliği fark ettmediğini söyleyemezsin" dedi bana bakarak. Yutkundum. Biliyordu, allah kahretsin ki biliyordu! Tamam Işıl sakin ol... "Ne ima etmeye çalışıyorsunuz?" dedim ona ciddiyetle bakarak. Gözlerini kısıp "anlamayacağımı mı sandın? Oğlumla bakışmalarınız görülmeyecek gibi değil, oğlumu gördüğünde herzaman bir panik haline geliyorsun, bunu saklamayı iyi başarıyorsun ama benden birşey saklayamazsın" dedi. Sinirle yumruklarımı sıktım ve "bakın-" diyemeden o konuştu "istediğin kadar yalan söyle, bu çocuğun benim torunum olduğunu biliyorum. O bir Arslanoğlu, Cüneyt Arslanoğlu'nun torunu ve Ateş Arslanoğlu'nun oğlu" dedi acımasız bir ifadeyle. Dişlerimi okadar sıkıyordum ki birazdan kırılacaklardı. İç çekip Yiğite baktı ve "bu çocuğun hatrı için kararı sana bırakıcağım. Oğlumu şimdilik birşey söylemeyeceğim, ve bu işi size bırakıcağım. Ya oğluma herşeyi anlatıp bu konuyu aranızda halledersiniz , yada ben olaya el koyup oğluma herşeyi anlatır ve torunumu alırım" dedi sonlara doğru bana bakarak. Hemen müdahale edip "hiç bir kuvvet oğlumu benden alamaz! Siz kimsiniz ki? Daha dünden beri Yiğiti biliyorsunuz, bense ona 3 yıldan beri annelik yapıyorum. Onun annesiyim ben! Dünyadaki en değerli varlığım, onu kimseye vermem ve birinin almasınada müsade ettmem!" dedim sinirle. "O zaman sanada bu konuyu halletmek düşer küçük hanım" diyip sandalyesine geri yaslandı ve memnunca Yiğite baktı. Ege kahvelerle gelip "bu ne sıra böyle?" diyip kahveleri dağıttı ve onun yanına oturdu. O da telefonu elinden bırakıp cebine geri koydu. Ege önlerine bir kahve ve küçük bir su koydu. Ardından bana bakıp "sizde kahve vardı diye almadım ama isterseniz başka birşey alabilirim?" dedi nazikçe. Zorla gülümseyip "yok sağolun" dedim. Birden Yiğit'in ağlayan sesini duymamla kafamı ona çevirdim ve ona baktım. "Anneğ dilimm yanıyoyy" diyip elliyle dilini soğutmaya çalıştı. Hemen yanına yere çöküp "tamam sakin ol annecim" diyip dilini üflemeye başladım. Birden o elinde su şişesiyle yanıma çöktü ve şişeyi açıp "iç" dedi ve şişeyi Yiğitin ağzına götürüp içirdi. Bense şaşırmış bir vaziyette ona bakıyordum. Resmen konsantre bir şekilde Yiğite suyu içiriyordu. Birden masaya uzanıp kahvelerin yanındaki küçük süt kutusunu alıp açtı ve onu da Yiğitin ağzına görüp içirdi. Gözlerim istemsizce Cüneyt beye kaydı. Kendisi gururla ona bakıyordu, ardından bana bakıp 'görüyor musun' bakışı attı. Derince nefes alıp Yiğite baktım ve daha iyi olduğunu gördüm. Göz yaşlarını sildim ve "daha iyi misin annecim?" diye sordum. Burnunu çekip kollarını boğazıma doladı ve "evet" dedi. Bence artık kalkma vakti gelmişti. Onu kucağıma alıp ayağa kalktım ve çantamı alıp "biz artık kalkalım, size iyi eğlenceler" dedim. Ege "sağolun bu arada geçmiş olsun küçük" dedi Yiğite bakarak. Yiğit gülümsemekle yetindi. Cüneyt bey yine imalı bakışlarından birini atıp "görüşmek üzere küçük hanım" dedi. Ardından ona bakıp "arabalarına kadar eşlik et, çocuk az önce yandı" dedi. Hemen araya girip "gerek yok arabam şurda zaten" dedim soğuk sesimle. Cüneyt bey "olur mu öyle şey küçük hanım. Çocuğa ne olucağı belli olmaz değil mi? Bence sizde daha çok ısrar ettmeyin" dedi. Beni tehdit ediyordu! Şimdilik susmayı tercih edip "iyi günler" dedim ve arkamı dönüp arabama gittmeye başladım, arkamdan geldiğini duyuyordum. Arabama vardığımda Yiğiti yere bıraktım ve kapıyı açıp "hadi" dedim. Yiğit yanımdakine bakıp gülümsedi ve "teşekküy edeyim Ateşş" dedi. Ateş kafasını hafifçe sallayıp "gelecek sefere daha dikkatli ol ufaklık" dedi. "Tamamm" diyip arabaya bindi, bende arkasından kapıyı kapatıp ona bakmadan "gidebilirsin artık" dedim. Kapımı açmak için kolumu uzatıyordum ki birden kolumu tutup beni kendisine çekti. Kolumu ondan çekmeye çalıştım ama olmadı. "Bırak!" dedim sinirle. "Ne o? Yoksa dünkü olandan sonra yüzüme bakamıyor musun?" dedi soğuk sesiyle. Hemen bakışlarımı yüzüne çevirip "yok, yüzünü görmeye katlanamadığım için bakmıyorum. Şerefsiz bir insan olduğundan yüzüne bakasım bile yok" dedim tükürürcesine. Kolumu daha fazla sıktı ve "sana son kes sorucağım! Son kes Işıl! Bu çocuk benim mi?" dedi dişlerini arasında. Yetti artık be! Bu ailenin Yiğite takmasından çok sıkılmıştım! Oğlumdan uzak dursunlardı! "Ne sorup duruyorsun be? Ne bekliyorsun Ateş? Senin çocuğun olmasını mı? Çok beklersin! Kendini umutlandırıp durma çünkü o çocuk senden değil anla artık bunu! Senin benim hayatında bir yerin yok! Sen o şansını son yaptıklarından sonra kaybettin. Şimdi yıllar sonra bir bok olmamış gibi hayatıma girip istediğin gibi davranamazsın!" dedim sinirle. "Hiçbirşey değişmedi, sen hâlâ gözümde şerefsizin tekisin, en büyük hatamsın. O yüzden hayatımdan ve oğlumdan uzak dur!" diyip kolumu sertçe çektim ve arabamın kapısını açtım. Beni rahat bırakmayıp ceketimden kendisine çekti ve "istediğin gibi düşünebilirsin sikimde değil! Ama ortada bir çocuk var ve eğer o benim çocuğum olursa işte o zaman benden kork Işıl! Ne yapmış olursam olayım çocuğumu benden saklayamazsın, yaptıklarımı bahane edemezsin. Sana iki kes sordum ikisinde de 'değil' dedin. Dua et ki öyle olsun, yoksa sana acımam" diyip ceketimi bıraktı ve gittmeye başladı. Umarım gerçekleri asla öğrenmezdi yoksa gerçek anlamda bitterdim...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE